Hadisleri Hz. Peygamberin Gönderiliş Gayesi Çerçevesinde Değerlendirmek

Bütün hadisleri, özellikle de yaratılışın başlangıcı, dünyanın sonu, gelecekte ortaya çıkacak fitne ve kargaşalar, olağanüstü durumlar ve mucizelerle ilgili olan hadisler ile pozitif bilimlerle ilgili rivayetleri anlamaya çalışırken ve yorumlarken, öncelikle Hz. Peygamberin gönderiliş gayesini, tebliğ etmekle mükellef olduğu bilgilerin alanını ve üstlendiği temel vazifeyi dikkate almak gerekir. Onun vazifesi, yaratılışın nasıl başladığı (bedul-halk ) ve nasıl biteceği (kıyamet) üzerinden yaratılmışların hidayet ve saadeti ile ilgili esaslan tebliğ etmektir. Onun ilgi alanı, bir tabip hassasiyeti ile ceninin anne rahminde kaç günde teşekkül ettiğini, embriyo safhalarının nelerden ibaret olduğunu bildirmek değil, bu konular üzerinden Allah’ın kullarına yaratıcılarının kudret ve azametini anlatmaktır. ‘ ‘ Hz. Peygamberi iyi tanıyanlar onun büyüklüğünü sineğin kanadında tespit ettiği panzehirde değil kızgın çölün bereketsiz toprağında meydana getirdiği toplumun nezahetinde ve o toplumu her türlü mânevi kirlerden nasıl arındırdığında (tezkiye ) ararlar. Onu bilenler,

büyüklüğünü acve hurmasının hangi hastalıklara şifa olduğunu tespit edişinde değil hastalıklı kalpleri nasıl tedavi ettiğinde görecek, onun bedenleri tedavi eden biri (tabîbü’l-ebdân ) olmayıp, kalpleri tedavi eden bir doktor (talîbû’l-kulûb ) olduğunu anlayacaktır. Hatta onun büyüklüğünü sadece Burak ile semaya nasıl yükselip (urûc ) yedi kat gökte nasıl dolaştığında değil, aşağıların aşağısına (esfel-i safilin ) yuvarlanmış insanlığı yüksek değerlere nasıl kavuşturduğunda veya getirdiği değerlerin, insanlığın süfli bir hayattan ulvî bir hayata yükselişi için nasıl bir miraç vazifesi gördüğünde arayacaktır.

Meşhur Tatar âlimi Şihâbüddin Mercânîye (1889) göre İslam Peygamberinin en büyük mucizesi, onun getirdiği davete uygun olarak ortaya koyduğu hayat tarzıdır. O, bu mucizeyle yeryüzünün en bereketsiz topraklarında, bedevi bir toplumdan medeni bir toplum meydana getirmiştir. Binaenaleyh Resûl-i Ekrem’in getirdiği davete uygun olarak yaşamış olması, örnek bir hayat sergilemesi, rivayetlerde yer alan ve ona atfedilen bütün olağanüstülüklerden daha üstün ve daha muteberdir.

Hadisleri Akli Çıkarım İlkeleriyle Anlamak

 

Hadis metinlerini değerlendirmede başvurulan yollardan biri de rivayetleri akim açık, genel ve herkes tarafından kabul edilen ilkelerine arz etmektir. Öncelikle, Hz. Peygamber’e aidiyeti sahih olan bir rivayetin, aklın sarih ilkeleriyle çelişmeyeceği düşüncesinin genel anlamda kabul gördüğü vurgulanmalıdır. Bu durumda akla aykırı hadisler merdiid veya mevzu olarak değerlendirilmektedir.

Mesela, Hüreyre’nin, “Kim bir cenaze yıkarsa gusletsin, kim de cenazeyi taşırsa abdest alsın.” şeklindeki rivayetini duyan Hz. Aişe, “Müslümanların ölüleri necis mi ki? Bir tahta parçasını (tabutu) taşımakla birisine ne (diye abdest) almak gereksin?” demekten kendini alamamıştır. Ancak hadislerin akıl ölçütlerine arz edilmesinde bazı hususlara dikkat edilmelidir. Her şeyden önce burada söz konusu olan akıl, aklıselimdir; yani yönlendirilmemiş, tarafgirlikten uzak, saf ve dış etkilerden korunabilmiş akıldır. Hadislerin muhatabı olan kişilerin beşer olmalarından kaynaklanan öznellikleri nedeniyle bazen akıl ölçütlerinin kişiden kişiye değişen bir durum arz ettiği açıktır.

Bu nedenle akla arz ederek bir hadisi reddetmeden önce mümkün olan tüm yorum imkanlarını değerlendirmek ihtiyatlı bir yaklaşım olur. Diğer yandan hadislerde aklın kavrama sınırını aşan konular da vardır. Gayba ilişkin rivayetler ve müteşâbih hadisler bu cümledendir. Bu hadisleri sırf akla arz ederek değerlendirmek uygun bir yaklaşım değildir.

Hadisleri İslam Esaslarıyla Anlamak

İslam dininin akli çıkarımlar ve nakli deliller vasıtasıyla oluşan temel ilke ve esasları, evrensel külli kaideleri vardır. Hadisler, İslam dininin inanç, ibadet, ahlak ve hukuk esaslarını belirleyen tevhid, hak, adalet, eşitlik, maslahat, kolaylık, uygulanabilirlik, insan onuruna saygı gibi pek çok nakli ve akli delile dayanan külli temel esasları ışığında anlaşılmalı; hayatın varlık sebebi, insanın yaratılış gayesi ve dinin gönderiliş hikmeti gibi makasıdu’ş-şeria bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Hadislerin şari’in genel maksatları ile ümmetin umumi maslahatlarını belirleyen temel esaslarla uyum içerisinde olmasına dikkat edilmelidir. Hz. Peygamber den nakledilen sahih bir hadisin bu külli esaslara aykırı düşmesi söz konusu olamaz. Şayet bir hadis ile söz konusu ilkeler arasında bir ihtilaf ve çelişki olduğu tespit edilirse, bu durumda cem ve telif (uzlaştırma), tercih, nesh, tevakkuf ve terk gibi hadis bilginlerinin hadisler arasındaki ihtilafın giderilmesine yönelik olarak uyguladıktan İlmi bakımdan uzlaştırma yöntemi devreye girer. Zira söz konusu bu ilkeler kat’i bilgi, haber-i vahidler ise zarını bilgi ifade eder. Kat’i/kesin olan ile zanni/ihtimalli olan çatışırsa, elbette kati olan tercih edilir.

Hadisleri Hz. Peygamberin Sünneti ve Sıreti ile Birlikte Anlamak

Hadislerin, ancak Hz. Peygamberim sünneti ve sîreti (hayat tarzı) ışığında ele alındığı zaman en doğru biçimde anlaşılabileceği unutulmamalıdır. Hz. Peygamberim sünnetlerinin tanıklan olan sahabiler, hadisleri değerlendirirken sık sık bu yönteme başvurmuştur. Rivayet edildiğine göre Hz. Âişe, hbü Hüreyre’den nakledilen, “Kadın, eşek ve köpek namazı bozar.” rivayetini duyunca buna itiraz etmiş ve “Allah’a yemin ederim ki ben Allah Resülü’nün önünde, sedirin üzerinde yatarken onun namaz kıldığını gördüm. Bazen ihtiyacım oluyor, Resülullah’ı rahatsız etmemek için ayaklarının yanından çıkıyordum.” diyerek söz konusu rivayetin takriri sünnete aykırı olduğunu ifade etmiştir.

Bir hadisin anlaşılmasını kolaylaştıracak unsurlardan biri de onun tarih boyunca nasıl anlaşıldığıdır. Başka bir ifadeyle, bir hadisin İslam’ın bütünlüğü içindeki anlamı, Müslümanların tarih içinde bu hadis metinden ne anladıkları ile tam olarak kavranabilir. Bu nedenle hadisleri değerlendirirken onların gerek Medine devrinde, gerekse sonraki devirlerde nasıl anlaşıldığını, gündelik hayatı nasıl etkilediğini, davranışa nasıl dönüştüğünü, bireylerin ve toplumun hayatında nasıl bir etki meydana getirdiğini tespit etmek oldukça önemlidir. “Medineli ilk Müslümanların uygulaması ve tatbikatı” manasına gelen “amel-i ehl-i Medine”nin fıkhı konularda hüküm kaynağı olarak Mâliki Mezhebi’nde özel bir yeri olmasının nedeni budur. Hanefî fakihlerinin fıkhı hükümlere kaymaklık eden deliller arasında toplumda yerleşik hale gelmiş olan “maruf sünnet”i de dikkate almaları buradan ileri gelmektedir.

Hadis rivayetleri, tarih boyunca İslam coğrafyasının muhtelif bölgelerinde pek çok anlayışın oluşmasına ve şekillenmesine de katkıda bulunmuştur. Mesela, resim/tasvir konusuyla ilgili hadisler, İslam medeniyetindeki sanat algısını derinden etkilemiş, İslam’a özgü özel sanat dallarına vücut verdiği gibi evrensel sanat formlarına da özgün katkılar sunmuştur.

Hadisleri Kur’ân ile Ele Almak

Bir hadisi anlamaya çalışırken ve değerlendirirken göz önünde bulundurulacak ilkelerden birisi de, o hadisin Kur’an’la birlikte ele alınmasıdır. Hadiste ifade edilen hususlar, öncelikle Kur’an’m sarih/açık ayetleriyle veya geneliyle karşılaştırılır ve hadis, Kur’an’m bütünlüğü açısından ele alınır. Allah’tan gelen vahyi insanlara ulaştırmak için elçi seçilen Hz. Peygamber, hiç kuşkusuz Kur’an’ı en doğru biçimde anlayan ve ve uygulayan kişidir. Bu nedenle ilkesel olarak Kur’an ile hadisler arasında bir çelişki ve aykırılıktan söz edilemez. İmam-ı A’zam Ebü Hanîfe’nin ifadesiyle, “Allah’ın Resûlü, Allah’ın Kitabına muhalefet etmez; Allah’ın Kitabına muhalefet eden de Allah’ın Resulü olamaz.”

Hadislerin Kuranla karşılaştırılması fikri, Hz. Peygamberin ve sahabenin ileri gelenlerinin bu yöndeki uygulamalarına dayanmaktadır. Rivayet edildiğine göre İbn Abbas bir gün Hz. Âişe’ye gelmiş ve Hz. Ömer’den naklen Hz. Peygamberin, “Allah, geride kalan yakınlarının arkasından ağlaması nedeniyle mümine azap eder.” buyurduğunu söylemişti. Bunun üzerine Hz. Âişe,  “Size Kur an yeter.” diyerek bu konuda Kuran’daki bilgileri de göz önünde bulundurmalarını tavsiye etmiş, ardından suçun şahsiliği ilkesine atıfta bulunan, “Hiçbir günahkar başka bir günahkarın günah yükünü yüklenmez.” mealindeki ayeti okuyarak ilgili hadisin eksik ve yanlış olarak nakledildiğini belirtmiştir.

Hadislerin Kuran’la karşılaştırılması ile kastedilen, her hadisin doğrudan Kuran’da bir teyidinin veya karşılığının bulunması değil. Kuranla karşılaştırılan hadisin Kuran’ın sarih ayetlerine yahut belirlediği ilkelere aykırı olmamasıdır. Ancak hadislerin Kur’an’la karşılaştırmasının yapılması ve uyumunun tespit edilmesi işlemi, bu konuda yeterli düzeyde bilgi birikimi gerektiren hassas bir iştir. Bu sebeple hadislerin Kuran ile karşılaştırılmasının uzmanlık gerektiren bir iş olduğu unutulmamalıdır.