Hadisleri İslam Esaslarıyla Anlamak

İslam dininin akli çıkarımlar ve nakli deliller vasıtasıyla oluşan temel ilke ve esasları, evrensel külli kaideleri vardır. Hadisler, İslam dininin inanç, ibadet, ahlak ve hukuk esaslarını belirleyen tevhid, hak, adalet, eşitlik, maslahat, kolaylık, uygulanabilirlik, insan onuruna saygı gibi pek çok nakli ve akli delile dayanan külli temel esasları ışığında anlaşılmalı; hayatın varlık sebebi, insanın yaratılış gayesi ve dinin gönderiliş hikmeti gibi makasıdu’ş-şeria bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Hadislerin şari’in genel maksatları ile ümmetin umumi maslahatlarını belirleyen temel esaslarla uyum içerisinde olmasına dikkat edilmelidir. Hz. Peygamber den nakledilen sahih bir hadisin bu külli esaslara aykırı düşmesi söz konusu olamaz. Şayet bir hadis ile söz konusu ilkeler arasında bir ihtilaf ve çelişki olduğu tespit edilirse, bu durumda cem ve telif (uzlaştırma), tercih, nesh, tevakkuf ve terk gibi hadis bilginlerinin hadisler arasındaki ihtilafın giderilmesine yönelik olarak uyguladıktan İlmi bakımdan uzlaştırma yöntemi devreye girer. Zira söz konusu bu ilkeler kat’i bilgi, haber-i vahidler ise zarını bilgi ifade eder. Kat’i/kesin olan ile zanni/ihtimalli olan çatışırsa, elbette kati olan tercih edilir.

Hz. Muhammed’in Takvası

Peygamberimiz (s.a.v.), takva sahibi (muttakî) bir insandı.

ْ لَُه ا ْتَق ُ اكم َ و َ O ِ ِ ْ ّ َى لاَ ْخَش ُ اكم ِ ن ِ اO ا ِ َ … و

“… İçinizde Allah’tan en çok korkan ve Allah’ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından sakınma konusunda en titiz davranan kimse benim…” hadisi bu gerçeği ifade etmektedir. Bir insanın takva sahibi olabilmesi için üç şeyi yapması gerekir:

1) Şirk, küfür ve nifaktan sakınıp iman etmesi,

2) Büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten sakınması,

3) Kalbi Haktan meşgul edecek her şeyden temizleyip bütün varlığı ile Allah’a yönelmesi.

Bir insanın “muttakî” vasfını kazanabilmesi için; mü’ min olması, Allah ve peygamberinin emirlerine uyması, Allah ve peygamberin yasaklarından kaçınması kısaca şeriata ve sünnetullaha uyması gerekir.

Yüce Allah, insanlar arasındaki üstünlüğü takvaya bağlamış ve

… ْ ا ْت Iق ُ يكم اOَ َْد ِ ْ عِ ن َ ُكم َم ا ْكر َّن َ ِ … ا

“… Sizin en üstününüz en muttaki olanınızdır…” buyurmuştur. (Hucurât 49/13)

Peygamber (s.a.v.) de,

 َى َّ بِالتَّ ْقو ٍ اِلا ا َحد عَ\َ َ ٍ َ َحد ِ لا ة لاََف ْضَل dَ ْخو ِ ُم َون ا ِ ْسل اْل

“Müslümanlar kardeştir, Birinin diğerine takva dışında bir üstünlüğü yoktur” buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.)’i kendine örnek edinmek isteyen kimsenin onun gibi muttaki bir insan olması gerekir.

Hz. Muhammed’in İstikameti

Hz. Muhammed (s.a.v.) müstakim ve sadık bir insandı.

“İstikamet”; doğru ve düzgün olmak, dini ve dünyevi bütün işlerde orta yolu takip etmek, itaat olan fiilleri işlemek, isyan olan fiillerden kaçınmaktır. İnancında, amelinde, ahlakında, söz, fiil ve davranışlarında dosdoğru olan kimseye “müstakîm” denir.

Peygamberimiz (s.a.v.), özünde, sözünde ve her işinde sadık ve müstakîm idi. Çünkü bu, ona Allah’ın bir emri idi: Yüce Allah

, ْا … ت ْطَغو َ َ ولا َ َك َ اب مَع ت َ َ ْن َ وم ْ َت َ ِر ام ْ َ ك َpُ ِم َق است َف ْ

“(Ey Peygamberim!) Sen ve seninle beraber tevbe eden (Mü’minler) emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun…” buyurmuştur. (Hud 11/112)

 ق َال ْ َد َك َ ا بَع ا َحًد ُْهَ َُل َ عن ا ْسئ َ َ ً لا ْلا قو قْل ِ ِ  ْ الاِ ْس َلامِ َ اOُ ُقْل ُت يَا رَُس َول ِ

“Ya Rasulallah! İslam hakkında öyle bir söz söyle ki onu senden başka kimseye sormayayım” diyen Süfyan b. Abdillah es-Sekafî’ye,

َق است ف ْ اOَ ْ ُت بِ ِ َن ُقْل I ام

“Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol” demiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatı boyunca özü ile sözü, içi ile dışı, söylediği ile yaptığı aynı olmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.)’ı kendine örnek edinmek isteyen mü’minin de böyle olması gerekir.

Hz. Muhammed’in Hilmi

Peygamberimiz (s.a.v.), hilm sahibi bir insandı. “Hilm”, vakar ve sekînet sahibi olmak, yumuşak huylu olmak, aceleci olmayıp teenni ile davranmak anlamındadır. “Hilm”; bir insanın hoşgörüsünü, affediciliğini, basiret ve kararlılığını, sabırlı ve akıllı, öfkesiz ve yumuşak davranışlı oluşunu ifade eder.

Peygamberimiz (s.a.v.), hayatı boyunca kimseyi kırmamış, kimseye sert ve kaba davranmamıştır.

Sahabeden Enes (r.a.),

ط َ ٍ ا ّف ُ ِ… مَ َ ا ق َال ِ ِينَة ِ َ6 بِ ْالمَد ن ِ َ س ْ ُت َ ع ْ م َخ

“Ben Peygamber (s.a.v.)’e Medine’de on yıl hizmet ettim. Bana öf bile demedi” demiştir.

 الَْغ َض ِب َْد عِ ن ِ ُك نَ ْفَسُه ِى يَ ْمل ِ ُيد الَّذ نَّ َp َّ الشد ِ ِ ا ِ ُيد بِ ُّ الiَ َعة ْ َس َّ الشد لَ

“Gerçek pehlivan, insanları güreşte yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen insandır”173 diyen Peygamberimiz (s.a.v.), kendisinden öğüt isteyen birisine “öfkelenme” buyurmuş ve öfkelenen kimselere, abdest almayı, ayakta ise oturmayı, öfkesi geçmediği takdirde yatıp uzanmayı tavsiye etmiştir.174 Öfke ve şiddet yerine sakin ve yumuşak olunmasını istemiş ve

 , ُ َم مَ ْن ُ ْ |ر ْ ِف ُن الْع ِ َى عَ\ ْط ِ مَالاَ يُع ْه ِ َى عَلي ْط ُع وي الرِّ ْفَق َ ِ dيق ُ |ِ ُّب اO رَف َّن َ ِ ا الخَْy ُ كَّلُه َ ْ ُ َم الرِّ ْفَق ُ ْ |ر

“Allah, yumuşak davranışlı olmayı sever, sert davranışla vermediğini yumuşak davranışla verir, kim yumuşaklıktan mahrum kalırsa bütün hayırlardan mahrum kalır” buyurmuştur.

“Hilm”in iki boyutu vardır. Biri “akıl” diğeri “ahlak” dır. Akıl anlamında hilm, insanın her işinde akıllı davranması, ahmaklıktan ve cahillikten uzak olması demektir. Akıllı hareket; azmamayı, taşkınlık yapmamayı, haddi aşmamayı ve öfkeye kapılmamayı, teenni ile hareket etmeyi gerektirir. Peygamber (s.a.v.)

; ِ َة ِ ر َ َمِل ْ الاIخ َّ ِ  الْع ْ ٍئ اِلا التُّ َؤَدُة ِ  ُ ك ِلّ َ ي

“Ahiret ameli hariç her şeyde teenni ile (düşünerek, acele etmeden) hareket edilmesi gerektiğini” söyle miştir.176 Ahlakî anlamda “hilm”; affedici, sabırlı, hoşgörülü, iyiliksever, sakin, vakur, ağırbaşlı davranmayı ifade eder. Kur’an’da bir çok ayette yüce Allah bu şekilde davranılmasını istemektedir.

 … ْ كم ُ ّ ِ ب َ ن ر ْ ِ م ٍ غفِرَة ْ َ م َ ِ وا ا ` ع ُ ِ َوَسار

“Rabbinizden bir mağfirete koşun…” (Al-i İmran 3/133)

 ون َ ُ غفِر ْ َ ي ْ وهم ُ ُ ا غضِب َ ذا مَ َ ِ َ … وا

“… Müminler, kızdıkları zaman bağışlarlar” (Şûra 42/37)

 ذى ً ا َ` َقوْdل مَعْرُ dوف َ ومَ ْغفِرَdة َ خْfd مِ ْن َ صَدَقةٍ يَتْبَعُ َها

“Güzel söz ve bağış, peşinden eziyet gelen sadaka vermekten daha hayırlıdır…” (Bakara 2/263)

 َ ِ ل ِ الجاه َ ْ ن ِ ع َ ض ْ ر ِ ع ْ ا َ و ف َ ِ ْ ر ُ ع ْ ال ِ ب ْ ر ُ م ْ فوَ َ وأ ْ َ ع ْ ال ِ خذ ُ

“Affı al, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir” (A’raf 7/ 199)

 … ْ كم ُ َ َ … والْيَعُْف َ وا والْيَ ْصَف ُxَ وا الاَ ُ تحِبُّ َون َ ا ْن يَ ْغفِرَ ُ اO ل

“Bağışlasınlar, hoşgörülü olsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?” (Nûr 24/22)

ك َ َ ن ْ ي َ ذِى ب َّ ذا ال َ ِ فا َ ن ُ س َ ح ْ ا َ َ تِى هِ ى َّ ال ِ ع ب ْ ف َ د ْ ِ ة ا َُ ئ ّ ِ و ْ َ ى الح َسنَُة َ ولاَ َّ السي ِ َ ست ْ ت َ َ َولا d zِيم َوبَيْنَُه َ عَد َاوdة َ كاَنَُّه َ وٌَّ َ

“İyilik ile kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel biçimde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki candan bir dost olur” (Fussilet 41/34) ayetleri “hilm” sahibi olunmasını öngörmektedir. Peygamber (s.a.v.) Kur’an’ın bu emirlerine uygun olarak hareket etmiştir. Yüce Allah onun “yumuşak davranışlı” olduğunu Kur’an’da tescil etmiştir.

 ن ْ ضوا مِ ُّ ف َْ ن َ ب لا ِ ل ْ ق َْ يظ ال َ ِ ا غل َ ظ ًّ ف َ ت َ ْ كن ُ ْ و َ مْ َ ول َُ ت َ ْ ن ِ اO ل ن ِ َ ِ م ٍ ة َ  ْ َ  ر َ ِ فب َ ر ِ ْ م َ الا ْ  ِ ْ هم ُ ْ ر ِ او َ و َ ْ م َُ ْ غفِر ْ َ َحوْلِ َك َ ف ْاع ُف َ عنُْهمْ َ و ْ است

“(Ey Peygamberim!) Allah’ın merhameti sebebiyle onlara (ashabına) yumuşak davrandın. Şayet sen kaba ve katı kalpli olsaydın hiç şüphesiz onlar etrafından dağılıp giderlerdi. Sen onları affet, bağışlanmaları için dua et iş (lerin)de onlarla istişare et…” (Al-i İmran 3/159) Onu örnek edinmek isteyenlerin de böyle hareket etmeleri gerekir.

Hz. Muhammed’in Merhameti

Peygamberimiz (s.a.v.) çok merhametli bir insandı. Çünkü,

َ6 ْلع ِ ًَة ل َّ رَ ْz َ َ اك اِلا َْسْلن ار َا`َ َوم

“O alemlere rahmet olarak gönderilmiştir” (Enbiya 21/107)

Bir gün torunu Hasan’ı öpmüştü. Bunu gören Akra’ b. Habis, “Benim on çocuğum var hiç birini öpmedim” demiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)

, ْ ْ َحم ْ لاَ يُر ْ َحم لاَ يَر َ ْن م

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurmuştur.

Sahabeden Enes (r.a.),

اO رَُسولِ ِ ْن ِ َالِ م ِ ي َ بِالْع ْ َحم ا ار ا َحًد َ ْ ُتَ اي َا رََ م

“Çoluk çocuğuna Peygamberden daha merhametli bir kimse görmedim” demiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) mü’minlere karşı da çok merhametli idi. Yüce Allah onu, Kur’an’da,

 ِ يم رَح dف رَ ُؤ 6َ ِ ن ِ … بِ ْالمُ ْؤم

“Mü’minlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir” diye tanıtmıştır.

Peygamberimizin kendisi çok merhametli olduğu gibi diğer insanların da merhametli olmalarını istemiş ve

ُ ُ ْ َحم َر ُ النَّ َ اس لاَي ْ َحم لاَ يَر َ ْن م

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez” buyurmuştur.

İnsanlara iyilik etmek, merhametin ürünüdür, insanların kusurunu bağışlamak merhametin sonucudur. İnsanları sevmek de merhametten kaynaklanır. İnsan,“öfkelenebilecek” kabiliyette yaratılmıştır. Ancak insan eğitim ve terbiye ile öfkesine sahip çıkmasını öğrenebilir. Öfkeye sahip çıkmayı öğrenmenin en iyi yolu Hz. Muhammed (s.a.v.)’ı örnek almaktır. Kısaca değindiğimiz bu altı ilke, fert ve toplumlar için hayatî öneme haiz kurallardır.

“Adalet”; siyasî, içtimâî ve iktisâdî adaletin, hukuk devletinin, kişi, aile ve toplum haklarına uymanın;

“İhsan”; sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın, çalışma ve kalkınmanın;

“Takva”; kötülüklerden ve kirliliklerden korunmanın, temiz toplum olmanın, fazilet ve ahlakın,

“İstikamet”; özde, sözde ve bütün işlerde dürüst olmanın;

“Hilm”; hoşgörülü olmanın, insan hak ve hürriyetlerine, yaşama hakkına, fikir ve düşüncelerine saygılı olmanın,

“Merhamet”; birlik ve beraberliğin, huzur ve barışın temininde baş tacı edilmesi gereken ilkelerdir. Bu ilkelerden hiç bir fert ve toplum müstağni olamaz. Bu itibarla Hz. Muhammed (s.a.v.), bütün insanlar için en güzel bir örnektir.