Duanın Unsurları

tarafından yazıldı

Çağımızda şehirlerin kalabalık oluşuna rağmen birçok insan, yalnızlıktan şikayet etmektedir. Fertler arasındaki iletişim zayıflığı, sevgi yetersizliği, komşuluk ve arkadaşlık bağlarının zayıflaması sebebiyle insanlar, birbirlerine yabancılaşmıştır. “Ferdîleşme” olarak adlandırılan bu olgu, bireylerin hayata bakışlarını da olumsuz etkilemektedir. Böylece insan, kalabalıklar içinde yalnızlık çeken bir varlık konumuna düşmektedir. Bu nedenlerle stres, gerilim, sıkıntı ve yalnızlığın sonucu “depresif” hasta sayısı her geçen gün artmaktadır.

Endişe, güvensizlik, trafik sıkışıklığı, ulaşım zorluğu, iş hayatındaki rekabet, gelecek hakkındaki belirsizlik ve geçimsizlik gibi olgu ve kaygılar, kişinin ruh hâlini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tür bunalım ve çıkmaza giren bir kısım insan, olumsuz eylem ve davranışlara, sakinleştirici ve uyuşturucu maddelere yönelmektedir. İşte bu gibi durumlarda insandaki Allah ve âhiret inancı ön plana çıkar; sabır, irade, azim, çalışma, tevekkül ve dua gibi dinî değerler, insanları zorluklara karşı motive eder, psikolojik rahatlama sağlar, yalnızlık hissini ortadan kaldırır, manevî güç verir.

Dua müminler için; manevî bir sığınaktır, yardım, moral ve güç tazeleme kapısıdır. Bu itibarla dua, Müslümanın hayatının ayrılmaz bir parçasıdır, gecesinde ve gündüzünde, evinde ve iş yerinde, gönlü ve dili hep duadadır Müslümanın. Duası kabul olan kullar arasına girebilirse insan, dünya ve âhiret mutluluğuna ermiş demektir.

Mümin, usûl ve âdâbına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya ve âhirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını kabul edeceğini bildirmektedir:

Kullarım, sana Ben’den sorarlarsa (onlara söyle): Ben (onlara) yakınım, dua eden, Bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O hâlde onlar da Bana karşılık versin (Benim çağrıma uysunlar), Bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.” (Bakara, 186) “Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor?” (Neml, 62)

Birinci ayette dua edenin duasının kabul edileceği, ikinci ayette ise darda ve sıkıntıda kalanın sıkıntısının giderileceği bildirilerek Allah’ın dualara icabet ettiğine işaret edilmektedir.

Şüphesiz Rabbim duaları işitendir.” (İbrahim, 39); “O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, (duaları) kabul edendir.” (Hûd, 61) anlamındaki ayetlerde ise Allah’ın kullarına yakın, duaları işiten ve duaları kabul eden olduğu bildirilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de;

Allah, hayâ sahibidir, çok kerimdir. Bir insan iki elini kaldırıp kendisine dua ettiği zaman, o kalkan iki eli boş çevirmekten hayâ eder.” (Tirmizî, Deavât,118) anlamındaki hadisi ile Allah’ın duaları kabul edeceğini beyan etmiştir.

Medineli Müslümanlardan Ebû Ümâme adlı sahabîyi mescitte kederli bir şekilde otururken gören Rasûlüllah (s.a.s.), ona; ‘Namaz vakti değil, niçin mescitte oturuyorsun? diye sorar. Sahâbî; “Üzüntülerim ve borçlarım sebebiyle buradayım, ey Allah’ın Rasûlü!” diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.); “Söylediğin zaman, Allah’ın üzüntünü ve borçlarını gidereceği bir dua öğreteyim mi sana?” der. Sahâbî; “Evet, öğret ey Allah’ın Elçisi!” karşılığını verir. Peygamberimiz (s.a.s.) ona, şu duayı öğretir ve akşam sabah okumasını tavsiye eder: “Allah’ım! Kederden ve hüzünden Sana sığınırım, acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım, borç altında ezilmekten ve insanların kahrından Sana sığınırım.” Sahâbî; “Hz. Peygamber’in öğrettiği duayı okudum; Allah da üzüntümü ve borçlarımı giderdi.” demiştir. (Ebû Dâvûd, Vitir, 32)

Sırf sözle yapılan bir dua ile çalışmadan borçlar nasıl ödenecek? Sahâbîye öğretilen duanın cümleleri arasında; “Acizlikten ve tembellikten Allah’a sığınırım diye dua et” sözünün bulunması bir mesajdır. Bu mesaj ile “Ey Ebû Ümâme! Üzüntülerin ve üzüntülerine sebep olan borçların, mescitte de olsa, oturmakla ortadan kalkmaz, acizliği ve tembelliği bırak, çalış, bu konuda Allah’tan yardım iste, harekete geç, borçlarını ödemenin yollarını ara, mescitte oturup beklemekle ne üzüntün, ne de borcun biter.” demek istenmiştir.

Dua bir ibadet ve bir zikir olduğu için dua eden mutlaka ilâhî emre uymuş, itaat etmiş ve sevap kazanmış olur. Dünya ile ilgili isteklerini yüce Allah, kulun yararına göre hemen verebileceği gibi bir müddet sonra da verebilir veya duasının karşılığı âhirete bırakılmış olabilir. Dolayısıyla, dünya hayatına yönelik talepleri karşılanmayan kişi, duam kabul edilmedi dememelidir. Peygamberimiz (s.a.s.); dua edene yüce Allah’ın, isteğini ya dünyada hemen vereceğini veya âhirette vereceğini ya da istediği iyilik kadar kötülüğünün giderileceğini bize haber vermiştir: “Allah’a dua eden herhangi bir insan yoktur ki, duası kabul edilmiş olmasın. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece, Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini âhirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın Elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi demesidir.” buyurur. (Tirmizî, Deavât, 133)

Duanın makbul olabilmesi için, bir kısım usûl, âdâp ve kurallara riayet edilmesi gerekir. Bu usûl, âdâp ve kuralları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Duaya eûzü besmele, Allah’a hamd ve Peygambere salât ve selâm ile başlanmalıdır: Dua öncesinde Müslüman, ruhen ve bedenen duaya hazır hâle gelmeli, mümkünse abdest alıp kıbleye dönülmelidir. (İbn Mâce, Dua, 13) Her hayırlı işte olduğu gibi duaya da eûzü ve besmele çekerek başlamalıdır.
  2. Duadan önce tövbe ve istiğfar edilmelidir: Günah işleyen bir kulun duası kabul edilmeye layık değildir. Peygamberimizin şu hadisi çok dikkat çekicidir.

“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini semaya kaldırarak, “Ya Rabbi” Ya Rabbi” diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât,19)

Bu itibarla mümin duaya başlamadan önce günahlarını itiraf edip, ihlâs ile Allah’a tövbe etmeli ve affını dilemeli, sonra dua yapmalıdır.

  1. Dua ederken mümkünse kıbleye dönülür (Buhârî, Deavât, 24), ellerin içi açılır, parmaklar omuz hizasına kadar, başı geçmeyecek (İbn Hibbân, Ed’ıye, No: 878) ve koltuk altları görünecek şekilde semaya kaldırılır. (Buhârî, Deavât, 22) Dua sonunda eller yüze sürülür. (Tirmizî, Deavât, 1) Dua esnasında gözler semaya dikilmez.
  2. Esma-i Hüsna ile dua edilmelidir: Yüce Allah, Kur’an’da; “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimler ile dua edin.” (A’râf, 180) anlamındaki ayeti ile kendisine, güzel isimleriyle dua edilmesini emretmektedir. Hem Kur’an’da hem de hadislerdeki dua örneklerinde bunu görmekteyiz.
  3. Kısık bir sesle ve yalvararak dua edilmelidir: Bağırıp çağırarak, yüksek ses ve riya ile değil; yalvararak ve kısık bir sesle dua edilmesi Allah ve Peygamber’in emridir: “Rabbinize yalvararak ve içten dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf, 55) “Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.” (A’râf, 205)

Sahabeden Ebû Musa el-Eş’arî der ki: Allah Rasûlü ile birlikte bulunduğumuz bir seferde, tepelere çıktıkça, derelere indikçe, yüksek sesle tekbir ve tehlîl getiriyorduk. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Ey İnsanlar! Kendinizi yormayınız. Çünkü sizler sağır ve uzaktaki birine değil, her an sizinle olan, her şeyi duyan Allah’a dua ediyorsunuz.” buyurarak bizi uyardı. (Buhârî, Cihâd,131; Müslim, Zikir, 44, Dua, 44) demiştir.

Beni zikrettiği ve dudaklarını Benim için hareket ettirdiği zaman Ben kulumla beraberim.” (Hâkim, Deavât, I, 496) anlamındaki kutsî hadiste beyan edildiği gibi, biz nerede olursak olalım Allah bizimle beraberdir. Allah bizim kısık sesle bile olsa yaptığımız duaları duyar. Bu itibarla, duada bağırıp çağırmak, süslü olsun ve beğenilsin diye yapmacık hareketlerde bulunmak doğru değildir. Duayı sessizce ve yalvararak yapmak, ihlâsın gereğidir. Yüksek sesle yapılan duaya, riya karışabilir. Bu sebeple Hanefî bilginler, namazda Fatiha sonunda “âmin” kelimesini sessiz söylemenin daha faziletli olduğu ictihadında bulunmuşlardır. Dualar, ibadet şuuruyla, dinî vakar ve ölçülere uygun olarak yapılmalıdır. Mânâ yavanlığı taşıyan, tumturaklı ifadelerle hüner göstermeye girişmek, duanın amacına ve ruhuna aykırıdır. Kur’an ve Sünnet’te yer alan dualar, kapsamlı ve veciz sözler tercih edilmeli, tekellüf, kafiye ve seci yapmaktan kaçınılmalıdır.

  1. Ümit ve korku içinde dua edilmelidir: İnsan, dua ederken, Allah’a karşı saygı ve azabından korku içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır. Yüce Allah, “Korkarak ve umarak O’na dua edin. Muhakkak ki, Allah’ın rahmeti, sözü ve işi en iyi bir şekilde yapan müminlere yakındır.” (A’râf, 56) buyurmakta, ümit ve korku içinde dua edenleri övmektedir: Mümin, ilâhî azaptan korku içinde bulunmakla birlikte, yaptığı duayı Allah’ın kabul edeceği inancı ve düşüncesini taşımalıdır. Çünkü yüce Allah Kur’an’da, “Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (A’râf, 156) buyurmuştur.
  2. İhlâs ile ve bilinçli olarak yapılmalıdır: Dil ile dua cümlelerini söylerken, zihin başka düşüncelere dalmamalı, insan, bütün varlığı ile Allah’a yönelmeli, bilerek ve isteyerek, ihlâs ve samimiyetle dua etmelidir. “O diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde dini sadece Allah’a özgü kılarak ihlâsla O’na dua edin / ibadet edin. Her türlü övgü, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Mümin, 65) “Biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez.” (Tirmîzî, Deavât, 66) anlamındaki hadis, duanın ihlâslı ve şuurlu yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
  3. Kabul olacağına inanılarak dua edilmelidir: Mümin dualarını Allah’ın kabul edeceğine inanarak dua etmelidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.); “Kabul edileceğine kesin bir şekilde inanarak Allah’a dua edin.” (Tirmîzî, Deavât, 66) tavsiyesinde bulunmuş ve “Dua ettiğiniz zaman, isteğinizi kesin olarak isteyin.” (Buhârî, Deavât, 21) buyurmuştur.
  4. Salih amel ve hayırlı işler vesile edilmelidir: Mümin, duanın kabul olması için işlediği sâlih ve hayırlı amelleri vesile edebilir. Bunun örnekleri hadislerde vardır.
  5. Israrla dua edilmelidir: Mümin, yüce Allah’tan isteğinde ısrarlı olmalı, isteğim yerine gelmedi diye duadan vazgeçmemelidir. “Şüphesiz ki Allah, ısrarla dua edenleri sever.” (Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân, er-Ricâ Minallah, No: 1108) anlamındaki hadis buna işaret etmektedir.
  6. Meşru şeyler istenmeli, ölçülü olunmalı, aşırı gidilmemelidir: İşlenmesi ve istenmesi dinimizce günah sayılan konularda dua edilmemelidir. Çünkü bu tür dualar kabule şayan olmaz. Peygamberimiz (s.a.s.), “Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icabet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” (Müslim, Zikir, 25) buyurmuştur. Çünkü dinin haram kıldığı ve yapılması günah olan şeylerin elde edilmesini istemek, Allah’a saygısızlıktır.
  7. Sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman dua edilmelidir: Sadece darlıkta, sıkıntıda veya bir korku, kaza ve felâketle karşı karşıya gelindiği zaman değil; varlıklı ve sağlıklı zamanlarda, huzur ve rahatlığın hüküm sürdüğü anlarda da dua edilmelidir. Kişi sıkıntıya, darlığa ve zorluğa karşı sabır ve dua ile ayakta kalmaya çalıştığı gibi, nimetlere kavuşması durumunda da şükredip dua etmelidir. Peygamberimiz (s.a.s.), “Sıkıntılı ve musibete uğradığı zamanlarda Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse, rahat zamanlarında çok dua etsin.” (Tirmizî, Deavât, 9) buyurmuştur.
  8. Sadece Allah’a dua edilmelidir: Dua, sadece Allah’a yapılmalı, araya başka aracılar sokulmamalıdır. Her namazda okuduğumuz Fatiha suresinde, “Sadece Sana ibadet eder, sadece Sen’den yardım dileriz.” diyerek bunu dile getiriyoruz. Yüce Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. (Kâf, 16) Bu sebeple ne istersek, aracısız O’ndan istemeliyiz.
  9. Özellikle mübarek gün ve geceler tercih edilmelidir: Dua, her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla birlikte Arefe günü ve geceleri, Ramazan ayları, cuma ve bayram gün ve geceleri, seher vakitleri, gecenin üçte ikisi, sabah ve akşam vakitleri, ezan ile kamet arasında, secdede ve namaz akabinde yapılan duaların kabul edileceği ile ilgili hadisler vardır. Mesela Kur’an’da akşam ve sabah dua edilmesine işaret edilmektedir. Yine muttakilerin Kur’an’da, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma diledikleri (Zâriyât, 18) bildirilmektedir.
  10. Dua sonunda “âmin” ve “Ya Rabbi! Duamı kabul et.” denilmeli (İbrahim, 40), Peygamberimize salât ve selâm getirilmeli ve Fatiha suresi okunmalıdır.

Sonuç olarak; dua bir ibadettir. Dua eden insan, Allah’a kulluk etmiş ve isteklerini Allah’a arz etmiş olur. Dua eden mümin sıkıntı ve üzüntülerden kurtulur. Duanın kabul olması için duanın zikrettiğimiz usûl ve âdâbına uyulmalıdır. İsteklerimizi sadece sözlü olarak dile getirmekle yetinmemeli, aynı zamanda arzu ettiğimiz şeyleri elde etmek için çalışmalı ve sebeplere yapışmalıyız. Samimiyetle dua edersek, Rabbimiz dualarımızı kabul buyuracaktır.

Doç. Dr. İsmail Karagöz

Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s