Tebbet Suresi

Tebbet Suresi, Mekke döneminde inmiştir. Sure, 5 ayettir. “Tebbet sözcük olarak kurusun, kahrolsun manasına gelmektedir.

Ebu Leheb hakkında inmiştir. Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resulullah’ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti. Allah Teâlâ kendisine yakınlarını uyarıp İslam’a çağırmasını emredince Hz. Peygamber Safa tepesine çıkmış, orada bulunan Kureyş kabilesi mensuplarını yanına çağırarak onlara İslam’ı tebliğ etmiş; ancak Resulullah’ın amcası Ebû Leheb bu olaya kızarak, “Kuruyup yok olasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?” demesi üzerine bu sure inmiştir.

Sure, “Mesed Suresi” diye de anılır.

Tebbet Suresi Arapça Okunuşu

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿

Tebbet Suresinin Türkçe Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim.

1- Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb.
2- Mâ ağnâ ‘anhu mâluhû ve mâ keseb.
3- Seyaslâ nâran zâte leheb.
4- Vemraetuhû hammâlete’l-hatab.
5- Fî cîdihâ hablun min mesed.
Tebbet Suresinin Anlamı
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
1- Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya.
2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı)
3- (O) alevli bir ateşe girecektir.
4- Karısı da, odun hamalı (ve),
5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)

Tebbet Suresi Fazileti

Her çeşit hastalıklara okunan surelerden biri de Tebbet Suresidir. Bir hastaya 7 kere bu sure okunur.

Nazar değen kimseye okunurken Tebbet Suresi dahi 3 kere okunan surelere ilave edilir.

Tebbet Suresi, haksız yere düşmanlık yapan zalime karşı 1000 kez okunursa, düşman helak olur.

Yani, düşmanına galip gelirsin. Davanı kazanırsın. Sen haklı olduğun için davanda sen haklı çıkarsın demek olur.

Kim Tebbet suresini okursa, umarım ki, Allahü Teâlâ onunla Ebû Leheb’i bir yerde birleştirmez.

İslam Nazarında Kadın

İslamiyet’ten önce kadının hiç değeri yoktu. Araplar, kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Kabe etrafında bile kadınlar çıplak dolaşırlardı. İslâmiyet, kadına pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir. Müslümanlık, var olduğu ilk günden bu yana, bu gibi kötü adetlerin son bulmasına vesile olmuştur.

İslam nazarında kadın, bir annedir. Şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezaket gösterilmesi gereken; asil, nezih bir varlıktır. Ayrıca çocuklara temel eğitimlerini veren ilk kimselerdir. Bu sebeple kadınlar, ümmetin geleceğinde de büyük bir öneme ve yere sahiptir. Zira annenin ağzından çıkan her bir kelime, çocuğun şahsiyetine konulan bir tuğla gibidir.

Bir hadis-i şerifte:

“Cennet anaların ayaklarının altındadır” buyurulmuştur.

Dinimizde kadın sultan gibidir. İslam, kadına çok değer verirken, erkeğe de çok mesuliyet yüklemiştir. İslamiyet’te kadın ev içinde ve dışında çalışmak, para kazanmak zorunda değildir. Evli ise eşi, evli değilse babası, babası da yoksa, en yakın akrabası çalışıp onun her ihtiyacını karşılamaya mecburdur. Kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmayan kadına, devletin yardım sandığı bakar.

“Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.”

(Nisâ Suresi, 19. Ayet)

Erkekler; güç ve kuvvette, teşebbüs kabiliyetinde, cesarette, kadınlar ise; şefkatte, hassasiyette, vefa ve sadakatte daha ileridirler. Bu sebeple erkek kadını korumak ile yükümlüdür. Kadın, Allahü teâlânın emanetidir.

Hadis-i Şerif’’te:

“Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!” buyurulmuştur.

Bir erkek, bir eş, Eve geldiği vakit, hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalı. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendinin neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir.

“En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.”

Dua ve Sevgi ile…

İlk Vahiy: Alak Suresi

Mekke’de indirildi. 19 Ayettir. Alak, ikinci ayette geçen ve asılıp tutunan -kan pıhtısı- anlamına gelen “Alak” kelimesinden almıştır. İnananlar için son ayetinde tilavet secdesi yapılması gerekmektedir. Sureye ismini veren ayetler şöyledir:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alak’tan yarattı.”

Alak Suresi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e ilk vahiy olunan sure olduğundan ilk inen sure kabul edilir. Alak suresinin genel konusu; okumanın önemi, insanın neden yaratıldığı, nankörlük eden insanın taşkınlığı ve bunun acı sonuçlarıdır. Bu sureye “İkra Suresi” de denir.

Alak Suresi Arapçası
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
(‘) اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (‘) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ (‘) اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ (‘) الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (‘) عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (‘) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى (‘) أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى (‘) إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (‘) أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى (‘) عَبْدًا إِذَا صَلَّى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى (‘)أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى (‘) أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى (‘) كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ (‘) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (‘) فَلْيَدْعُ نَادِيَه (‘) سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ (‘) كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Alak Suresinin Okunuşu

Bismillahirrahmânirrahim.

1- Ikra’ bismi rabbikelleziy halak
2- Halekal’insane min ‘alak
3- Ikre’ ve rabbükel’ekrem
4- Elleziy ‘alleme bilkalem
5- Allemel’insane ma lem ya’lem
6- Kella innel’insane leyatğa
7- Erra a hustağna
8- İnne ila rabbikerrü’câ
9- Eraeytelleziy yenha
10- Abden iza salla
11- Eraeyte in kane ‘alelhüda
12- Ev emara bittakva
13- Eraeyte in kezzebe ve tevella
14- Elem ya’lem biennallahe yera
15- Kella lein lem yentehi lenesfe’an binnasıyeh
16- Nasıyetin kezibetin hatıeh
17- Felyed’u nadiyehu.
18- Sened’uzzebaniyete.
19- Kella la tütı’hü vescüd vakterib

Alak Suresi’nin Türkçe Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1,2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı. (1)

(1) “Alak”, yahut “alaka”, erkeğin spermiyle döllenmiş dişi yumurtadan bir hafta zarfında oluşan hücre topluluğunun rahim cidarına asılıp gömülmüş şekli demektir. Ceninin ana rahminde geçirdiği evreler ile ilgili olarak Hac sûresinin 5. ve Mü’minûn sûresinin 14. âyetine bakınız.

3. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.

4,5. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. (2)

(2) Bu ilk beş ayet, Hz. Peygamber Hira mağarasında iken Cebrail’in ilk getirdiği âyetlerdir. Bu ayetlerin inmesinden sonra vahiy bir süre kesilmişti ki bu süreye “fetret dönemi” denir. Daha sonra Müddessir suresinin inmesiyle fetret dönemi sona ermiştir.

6,7. Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.
8. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.
9,10. Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü? (3)

(3) Ebu Cehil, “Andolsun, eğer Muhammed’in namaz kıldığını görürsem onun boynunu ezeceğim” demiş ve bir gün bu dediğini yapmaya kalkışmıştı. Fakat Hz. Peygamberin yanına geldiğinde düşündüğünü gerçekleştiremeden titreyerek korkuyla kaçmıştı. Ayetler, bu olaya ve Hz. Peygamber’in ilahi koruma altında olduğuna işaret etmektedir.

11,12. Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah’a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa!?
13. Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?

14. O Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?

15,16. Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.

17. Haydi, taraftarlarını çağırsın.

18. Biz de zebanileri çağıracağız.

19. Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.

Alak Suresi’nin Faziletleri

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Her kim (sevabını umarak) Alak Suresini okursa, mufassal (Hucurat suresinden Büruc suresine kadar olan) surelerin hepsini okumuş gibi ona ecir verilir.”

“Hangi mümin Alak Suresini bol bol zikrederse, Allahü Teala o mümine büyük derecede ecir ve sabır nasip eder.”

“Her kim alak suresini günlük olarak ihlaslı şekilde zikrederse, hafızası kuvvetlenir.”

Müminlerin Bilge Annesi: Hz. Âişe

Peygamberimizin sevgili eşi; Peygamberimizin en yakın arkadaşı, O’nun, vefatından sonra İslâm birliğinin ilk koruyucusu, İslâm fetihlerinin ilk bayraktarı olan Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebubekir, annesi Ümmü Ruman’dır. Dedesi Ebu Kuhafe, Mekke’nin fethinden hemen sonra oğlu Ebu Bekir’in aracılığıyla Müslüman olup sahabiler arasına katılmıştır.

Hz. Aişe, Efendimiz’e peygamberlik geldikten 4 yıl sonra Mekke’de doğmuştur. Peygamber Efendimiz’e rüyasında bir meleğin 2-3 defa “Bu senin hanımındır” diye Hz. Aişe’yi göstermesi üzerine, Efendimiz onunla Medine’de, hicretin ikinci yılında evlenmiştir.

Hz. Aişe, Peygamber Efendimiz’e çok değer veren bir hanımdı. Yalnız bu konumuyla değil, bundan başka, ilmiyle, ahlakıyla, siyasi hayatıyla, kısaca kamil bir insanda bulunan bütün yüce vasıflar ile temayüz etmiş yüksek bir şahsiyettir.

Hz. Âie, Hz. Peygamber (sas) vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’in (sas) sünnetini en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin başında yer almaktaydı. O, hem baba evinde, hem Hz. Peygamber’in (sas) yanında zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hâfızası, aşk ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişti ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edindi.

Hz. Peygamber’den (sas) aldığı feyiz sayesinde İslâm esaslarının en mümtaz öğreticisi oldu. Hz. Aişe’nin elde ettiği bilgiler sadece dini ilimlerle sınırlı değildi. Onun bilgisi Tarih, Tıp, Edebiyat, Hitâbet, Arabistan tarihi ve Ensâb gibi alanlarda da ileri seviyedeydi. O ilminin büyük kısmını babasından almıştır.

Hz. Aişe’nin bazı tıbbi bilgileri öğrenmesi ise Resulullah’a gelerek ona bu hususta tedavinin nasıl yapılacağını anlatan Arap heyetleri vasıtasıyla olmuştur.

Urve ona:

Tıp ilmini nereden ve nasıl öğrendin?” diye sormuştur.

Hz. Aişe şöyle cevap vermiştir:

“Ömrünün sonlarında Resulullah hastalanınca her taraftan kendisine heyetler gelir ve tedaviyle alakalı tariflerde bulunurlardı ve ben de o şekilde tedavi ederdim, işte buradan biliyorum.”

Hz. Aişe tabiplerin verdiği ilaçları öğrenir, bunları Resulullah’a hazırlar, katıldığı savaşlarda yaralıları tedavi eder ve yaralarını sarardı.

Hz. Peygamber ile 8 yıl evli kalan Hz. Aişe’nin hiç çocuğu olmadı. Hadisimizde geçen Abdullah’ın annesi anlamındaki Ümmü Abdullah künyesini ona Peygamber Efendimiz verdi. Zira Araplarda kadın, erkek herkes bir künye alırdı.

“Teyze anne sayılır” buyuran Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, ona kız kardeşi Esma’nın oğlu Abdullah İbni Zübeyr’den dolayı bu künyeyi verdi.

Hz. Peygamber, hanımları arasında Hz. Hatice’den sonra en çok onu sevmiş, dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna, karşılık olarak onun adını vermiş ve bu sevgisini dile getirmiştir. Aişe ile birlikte bulunduğunda kendisine vahiy geldiğini açıklaması, onun diğer hanımlarından daha fazileti olduğunu göstermektedir.

Peygamber Efendimiz onun odasında vefat ettiğinde Hz. Aişe daha 18 yaşındaydı.

Hz. Aişe, Peygamberimiz ve¬fat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Peygamber’in sünnetini en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabelerin başında yer alır. O, hem baba evinde, hem Peygam¬ber’in yanında zekası, anlayış ka¬biliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hafızası, aşk ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişti ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edindi.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra 47 yıl daha yaşadı. Hicretin 58. yılında, tıpkı Peygamber Efendimiz gibi 63 yaşında iken Medine’de vefat etti.

Hz. Aişe, bütün alçakgönüllülüğü ve mütevazılıği ile beraber son derece vakarlı ve sabırlı idi.

Münafikun Suresi

Medine döneminde nazil olmuştur. 11 ayettir. Sure, adını münâfıklardan bahseden konusundan ve ilk ayetinde geçen aynı kelimeden almıştır.

Surede ağırlıklı olarak, iman ettiklerini söyledikleri için mMüslüman muamelesi gören ve onlarla iç içe yaşayan ama gerçekte inanmayan ve müminler aleyhine çalışmalar yapan münafıklar hakkında önemli bilgi ve tasvirlere yer verilmekte, onların görünüşlerine aldanmamaları ve sinsi faaliyetlerine karşı uyanık davranmaları konusunda Müslümanlar uyarılmakta, münafıkların bu tutumlarına devam etmelerinin kendilerinin aleyhine olacağı yönünde dolaylı bir ikazda bulunulmakta; son ayetlerde müminlere, hiçbir gerekçenin Allah’ı unutmayı ve sahip olduğu imkanları başkalarıyla paylaşmamakta direnmeyi haklı kılmayacağı hatırlatılmaktadır.

Münafıkun Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

1. İza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leresulullahi vallahu ya’lemu inneke leresulullahi vallahu yeşhedu innelmunafikıyne lekazibune.

2. İttehazu eymanehum cunneten fesaddu ‘ansebiylillahi innehum sae ma kanu ya’melune.

3. Zalike biennehum amenu summe keferu fetubi’a ‘ala kulubihim fehum la yefkahune.

4. Ve iza reeytehum tu’cibuke ecsamuhum ve in yekulu tesma’ likavlihim keennehum huşubun musennedetun yahsebune kulle sayhatin ‘aleyhim humul’aduvvu fahzerhum katelehumullahu enna yu’fekune.

5. Ve iza kıyle lehum te’alev yestağfir lekum resulullahi levvev ruusehum ve reeytehum yesuddune ve hum mustekbirune.

6. Sevun ‘aleyhim estağferte lehum em lem testağfir lehum len yağfirallahu lehum innallahe la yehdiylkavmelfasikıyne.

7. Humulleziyne yekulune la tunfiku ‘ala men ‘ınde resulillahi hatta yenfaddu ve lillahi hazainussemavati vel’ardı ve lakinnelmunafikıyne la yefkahune.

8. Yekulune lein reca’na ilelmediyneti leyuhricennel’e’azzu minhel’ezelle ve lillahil’ızzetu ve liresulihi ve lilmu’miniyne ve lakinnelmunafikıyne la ya’lemune.

9. Ya eyyuhelleziyne amenu la tulhikum emvalukum ve la evladukum ‘an zikrillahi ve men yef’al zalike feulaike humulhasirune.

10. Ve enfiku mimma rezaknakum min kabli en ye’tiye ehadekumulmevtu feyekule rabbi lev la ahharteniy ila ecelin kariybin feassaddeka ve ekun minessalihıyne.

11. Ve len yuahhırallahu nefsen iza cae eceluha vallahu habiyrun bima ta’melune.

Münafikun Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

1. (Resûlüm!) Münafıklar (imanlarında samimi olmayan, içlerinden sana ve İslâm’a düşman olanlar) sana geldiği zaman: “Şehadet ederiz ki sen elbette Allah’ın Resûlü’sün.” derler. Allah da biliyor ki kesinlikle sen, elbette kendisinin Resûlü’sün. (Bununla beraber) Allah (yine) şehadet eder ki o münafıklar hiç şüphesiz yalancıdırlar.

2. Onlar yeminlerini (ve sözde imanlarını, canlarına ve mallarına) bir kalkan edinip (insanları) Allah’ın yolundan (çeşitli planlarla) alıkoyarlar. Doğrusu yapmakta oldukları (ikiyüzlüce) şeyler ne kötüdür!

3. Bu, onların (dilleriyle) iman edip sonra (kalpleriyle) inkar etmelerindendir. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür vuruldu. Artık onlar (gerçeği) anlamazlar.

4. Onları gördüğün zaman, cisimleri (kalıp ve kıyafetleri) hoşuna gider. Eğer (dünyalık söz) söylerlerse, sözlerini dinler (yaldızlı vaadlere kanar)sın. (Ama) sanki onlar (elbise giydirilip) yaslanan keresteler gibidir. Her (İslâm’a ait bir toplantı ve) seslenişi, (korkularından) kendi aleyhlerinde sanırlar, (İslâm’a ve müslümanlara) asıl düşman onlardır. Onlardan sakın(ın). Allah kahretsin onları! Nasıl da (hakikatten aldatılıp) döndürülüyorlar.

5. Onlara: “Gelin, Allah’ın Resûlü(’nden özür dileyin ki o da) sizin için mağfiret dilesin.” denildiği zaman, başlarını döndürdüklerini ve (özür dilemeyi) kibirlerine yediremedikleri için yüz çevirdiklerini görürsün.

6. Onlar için mağfiret dilesen de mağfiret dilemesen de durum değişmez. Allah onları asla bağışlamaz. Şüphesiz ki Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
7. Onlar öyle kimselerdir ki: “Allah’ın Resûlü’nün yanındaki (fakir muhacir)lere nafaka vermeyin ki dağılıp gitsinler.” derler. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münâfıklar anlamazlar. (Peygamber, Benî Mustalik gazvesinde iken, Müreysî suyunun başındaki su sırası yüzünden muhacirlere edepsizce dil uzatan münâfıklar:

8. “Eğer Medine’ye bir dönersek, andolsun ki üstün olan(ımız), zayıf ve düşük olan (sizler)i oradan çıkaracaktır.” diyorlar. Halbuki (asıl) şeref ve üstünlük, ancak Allah’a, Resûlü’ne ve mü’minlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler. (Çünkü onlar, imanlarında samimi değillerdir.)
(Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklar, görünürdeki veya içlerindeki putları terk ederek gereği gibi Allah’a inanıp Hz. Muhammed’i ve onun Allah’tan getirdiği İslâm’ı içlerine sindiremediklerinden, önceki surelerde geçtiği üzere Hz. Peygamber’i ve mü’minleri daima küçük, potansiyel suçlu ve ülkenin sosyalitesini bozanlar olarak gördükleri için çeşitli baskı ve eziyetlere başvurmuşlar ve yurtlarından çıkartmak istemişlerdir. Ama Allah’ın da bir planı, programı olduğunu düşünememişlerdir.)

9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah’ın zikrinden/kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

10. Birinize ölüm (belirtileri) gelip de: “Ey Rabbim! (Ne olur) beni yakın bir vakte kadar (öldürmeyip) ertelesen de sadaka versem ve iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcayın.

11. (Bilin ki) Allah, hiçbir canı, eceli geldiği zaman, asla geri bırakmaz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberi olandır.

“Kim Münâfikun suresini okursa, nifâktan kurtulur.