Müstehap

Sözlükte, “sevimli olan, tercih edilen ve güzel bulunan iş” demektir. Hz. Peygamber’in bazan işleyip bazan terkettiği, âlimlerin ve sâlih kulların öteden beri yapageldikleri ve tavsiye ettikleri fiil ve davranışlara dinî terminolojide müstehap denilir. Müstehaplar ibadetlerin ve beşerî ilişkilerin daha güzel ve verimli olmasını sağlayan âdâb ve ahlâk kuralları niteliğindedir. Meselâ sabah namazının ortalık aydınlanıncaya kadar, sıcak mevsimlerde öğle namazının serin vakte kadar geciktirilmesi, akşam namazında acele edilmesi böyledir. Müstehabın terki dinen kınamayı gerektirmeyip sadece evlâ ve güzel olanı terk mânası taşır. Müstehap çoğu kez mendup, nâfile, tatavvu, âdâb gibi tabirlerle eş anlamlı olarak kullanılır ve yapılması terkinden evlâ olan fiiller arasında en alt sırayı işgal eder. Bundan sonra yapılması ile terk edilmesi müsâvi olan mubah fiiller gelmektedir.

Sünnet ve müstehap fiiller, daha genel ifadeyle mendup fiiller, farz ve vâcip grubundaki dinî ödevlerin ve bütün beşerî-sosyal ilişkilerin daha anlamlı ve verimli olmasına yardımcı olan, bir bakıma onları koruyan, onlara maddeten ve ruhen hazırlık niteliği taşıyan yardımcı fiillerdir. Bir yönüyle Hz. Peygamber’in güzel ahlâkını, tavsiye ve teşviklerini bir yönüyle de İslâm toplumlarının ibadet hayatıyla ilgili olumlu çizgisini ve tecrübe birikimlerini yansıtır. Müstehap ve sünnetlerin devamlı terki vâciplerde ve farzlarda da tembellik ve ihmale yol açabileceğinden doğru bulunmamıştır.

Kıyametin Kopacağı Zaman

Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Bu konuda ne Hz. Peygamber, ne ona vahiy getiren Cebrâil (a.s.), ne de zamanı gelince kıyamet olayını fiilen gerçekleştirmekle görevlendirilecek olan İsrâfil (a.s.) bu bilgiye sahiptir. Yüce Allah kıyametin kopacağı zamanı ancak kendisinin bildiğini çeşitli âyetlerde ifade etmiştir. Bu konudaki bazı âyetlerin meâli şöyledir:

Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır...” (Lokmân 31/34).

Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklere de yerlere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ama insanların çoğu bilmezler” (el-A‘râf 7/187).

Cibrîl hadisi diye bilinen hadiste de Cebrâil (a.s.) iman, İslâm ve ihsan kavramlarının ne ifade ettiğini Hz. Peygamber’e sorduktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sormuş ve şu cevabı almıştır: “Bu meselede kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir” (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15).

Müslüman için önemli olan, kıyametin ne zaman kopacağını bilmek değil, onun kopmasıyla başlayacak olan ebedî hayata gerektiği şekilde hazırlanabilmektir. Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek mümkün değildir. Ancak Hz. Peygamber bazı hadisleriyle onun yaklaştığını gösteren alâmetlerden insanları haberdar etmiştir.

 

Dua ile Kanatlanmak

Allah’a güven, Allah’a inanmakla olur. Kişiyi olgun yapan Allah sevgisidir. Vicdan akıyla, pak yürekle kaynayan Allah sevgisi ve Allah’a iman, yüce bir iman duygusu içinde gelişir.

Bu imanı geliştiren duygular ise, Allah sevgisinde toplanır. Allah sevgisi, yüce imanı; iman ise Allah’a güveni sağlar. Dua, kulu Allah’a bağlayan bir köprüdür. Allah’a yalvarma ve duanın coşkun hisleri içinde insanın vicdanı yıkanır. Temiz bir gönül, ak bir vicdan gölgesinde kul Allah’ına yaklaşır. İşte bu ulu güven dua ile sağlamlaşır. Kulda saklı kutlu duygular, Yaradan’a dua ile ulaştırılır. Bu duygudan mahrum kalan kişiler ruhen kör bir halde yaşar. Manevî gücü filizlenmemiş insanlar yalnız maddî güçleriyle bir başarıya ulaşamazlar. Dua, kişinin Allah’a güveninin manevî tomurcuğudur. Dua, ruhun Allah katına yükselişidir. Dua, manevî hamlelerin parlayan ışığıdır. Gerçek dua, Allah’a yönelişin coşkun bir ruh hâlidir.

Dua kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” manasındaki da’vet ve da’va kelimeleri gibi mastar olup, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vaki olan talep ve niyaz” anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca Allah’a isim olarak sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. İslâm literatüründe ise Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesini ifade eder.

Cenabı Allah Kur’anı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 60) Bu ayeti kerimeye göre, Allah’a dua etmek aynı zamanda ibadettir. Peygamber Efendimiz de bir defasında, “Dua ibadetin ta kendisidir.” (Ebû Davud; Kitabu’d Dua, 1479; Tirmizî, 3247) buyurup, sonra bu ayeti kerimeyi okumuştur. Yine Rasûlü Ekrem, “Dua ibadetin iliği ve özüdür.” ve “Allah’ın fazlı ve kereminden isteyiniz çünkü, istenilmesinden hoşlanır” buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimizin, diğer peygamberlerin meşhur duaları ve tavsiye ettikleri evrad mahiyetli dualar vardır. Hz. Davud (a.s.)’u, Peygamberimiz, insanların en âbidi (yani çok ve ihlaslı ibadet edeni) olarak tavsif ederek, dualarının arasında şu duanın olduğunu buyurmuşlardır: “Allah‘ım! Senden sevgini ve Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah‘ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl.” (Tirmizî, Daavat, 74, (3485)

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin kendisine has müstecap bir duası vardır. Onunla Allah‘a dua ede gelmiştir. Fakat ben duamı ahirette ümmetime şefaat etmek için saklıyorum.” 

Allah katında duaları makbul olan sevgili kulları, dostları yani evliyaullah duaya çok önem vermiştir. Çünkü onların fiiliyatları Allah’ın himayesindedir. Çünkü bir kutsî hadiste Allah Teâlâ; “Ben kulumu sevince onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. (Onun bütün azalarını taatimle meşgul ederim; o, Benim rızam dışında görmez, işitmez ve adım atmaz)” buyurmuştur.

Tasavvufta dua genellikle sözle (lisanı kal), bazen da susularak (lisanı hâl) yapılır. Sözle yapılan duanın gönülden ve samimi olması şarttır. Dualarda Allah, ulaşılmak istenen bir sevgili olarak görüldüğünden perdelerden ve hicrandan yakınılır, vuslat ve müşahede talep edilir. Tasavvuf edebiyatında “habib, mahbub, mâşuk, yar, can, cânan” denilince daima Allah anlaşılır. İlâhî aşk ağırlık kazanınca dualar da böyle bir muhtevaya ulaşmıştır. Sûfiler, Allah ile kulları arasında bazısı zulmetten, bir kısmı nurdan birtakım perdelerin bulunduğuna, bu perdelerin O’nun bütün güzellikleriyle temaşa edilmesine engel olduğuna inanır ve dualarında bu perdelerin kalkmasını isterler. Serî us-Sakatî, “Allahım! Bana nasıl azap edersen et, yeter ki perdelenmiş olma zilletine dûçar etme.”  şeklinde dua ederdi. Allah’tan af, mağfiret, cehennemden kurtulma, cennete girmeyi istemek, sûfilerin dualarında yer alırsa da onlar daha çok ilâhî rızaya ermek, Allah’ın sevgisini kazanmak ve O’nu temaşa etme mutluluğuna ermek için dua eder, bazen bu hususu kuvvetle vurgulamak için ilâhî azaba bile katlanmaya hazır olduklarını ifade ederler. Rabia el-Adeviyye’nin, “Allahım! Dünya nimetlerini düşmanlarına, ahiret nimetlerini dostlarına ver, buna Sen kadirsin.” Bayezidi Bistami’nin, “Allahım! Senden sadece Seni istiyorum.” şeklinde yakarması bu tür dualara örnektir. Sûfilerin dualarında naz ve diğergamlık gibi unsurlar da önemli bir yer tutar. Rabia elAdeviyye’nin, “Allahım! Bana azap edersen O’nu sevdim, bana bunu yaptı derim. Ya Rab! Ya namaz kılarken kalp huzuru ver veya kalp huzuru olmadan kıldığım namazları kabul et.” demesi bu tür bir duadır. Bayezidi Bistami’nin, “Ya Rab! Bedenimi cehenneme at ve onu o kadar büyüt ki, cehennemde başkasına yer kalmasın.” demesi de diğergamlık ve şefkat ifade eden dualara örnektir.

  1. yy. velilerinden Şeyh Hamidi Veli (Somuncu Baba) her türlü varlıktan sıyrılarak, Allah’a teslim olup manzum olarak şöyle niyaz etmektedir:

Senden doldu iki cihan

Oldum zuhurundan nihan

Ger bulmayam seni ayan

Ya Rab nola hâlüm benim

 

Dilde kanaat olmaya

Zühd ile taat olmaya

Senden hidayet olmaya

Ya Rab nola hâlüm benim

(Gülseren, Mehmet / Adıgüzel, Yüksel / Cengiz, M Ali, Somuncu Baba, s. 2, Ankara, 1965)

Bu ilâhiyi okuduğumuz zaman Peygamber Efendimizin şu dualarını hatırlıyoruz: “Allah’ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilâh yoktur, günahım için affını dilerim, rahmetini talep ederim. Allah’ım! İlmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lütfet. Sen lütfedenlerin en cömerdisin.” (Ebû Davud; Edeb, 108, (5061)) “Allah’ım! Huşu duymaz kalpten Sana sığınırım, kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım, doymak bilmeyen nefisten, faydası olmayan ilimden Sana sığınırım.” (Tirmizî, Daavat. 69. (3478))

Müslümanlar üzerine vacip olan bir dua şekli de salâtı selâmdır. Salât, lügat olarak dua, tebrik, ta’zim manalarına gelir. İslâm dini Resûlullaha salât okumayı, kulluğun ızharında mühim ve müesser bir vasıta kılmıştır. En makbul bir dua olan salât, bütün dualarımızın da makbul olması için başlangıç şartı kabul edilmiştir. Dualarımızın başında, ortasında ve sonunda salâvat okunmalıdır. Resûlüllaha salâtu selâm okumak bizzat Rabbül Aleminin emridir: “Şüphesiz ki, Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salât (ve tekrim) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle de selâm verin.” (Ahzab, 56) Peygamberimiz de, “Kim bana bir kere salât okursa, Allah da ona on salât okur ve on günahını affeder, (mertebesini) on derece yükseltir.” (Nesaî, Sehv, 55) buyuruyor. Delillerini Kur’an ve sünnetten alan tasavvuf büyükleri salâtü selâm okumayı tavsiye etmişler ve Adet hâline getirmişlerdir. Ebû Hureyre (r.a.)’den Nebî (s.a.s.)’in: “Vallahi ben, günde yetmiş defadan çok muhakkak istiğfar ve tevbe ederim.“ Buyurduğunu işittim dediği rivayet olunmuştur. (Sahihi Buhârî Muhtasarı, Tecridi Sarih Terc., 12/335) Her türlü sıkıntı zamanında kusurlarımızdan istiğfar ederek arınmak ve her maksudumuzun husulü için Rabbimize müracaat etmek gerektir.

Musa Tektaş

(Diyanet Avrupa Dergi,Kasım 2004)

Hz. Peygamber’in Dilinden

Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

İslam’da dua, sadece Allah’a yakarış demek değildir. Dua aynı zamanda yaratıcıya olan
iman ve teslimiyetin bir ifadesidir. Kulluğun özüdür. O, hem imanın pratik bir yansıması olması, hem de amel olarak önemlidir. Bu açıdan dua, insanın Allah nezdindeki değerini de belirlemektedir. Nitekim yüce Allah, “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77) buyurmaktadır. Hz. Peygamber sözlerinde duanın önemine işaret buyurmuşlar ve kendisi de günlük hayatında sık sık dua etmişlerdir. Bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi, Deavat,1) Bunun için beş vakit namazın her rekatında okuduğumuz ve Allah’a layık en güzel özgü cümlesi ile başladığımız Fatiha Suresi, en güzel dua ayetlerini içermektedir. Sevgili Peygamberimiz samimiyetle yapılan bir duanın kabul edileceğini şöyle belirtmektedir: ”Şüphesiz ki Allah, çok hayalı ve çok cömerttir. Bir kimse ellerin açıp dua ettiğinde onu boş çevirmekten haya eder.” (Dua,13)

Bu hadis-i şerif, lütuf ve keremi sonsuz olan Rabbimizin kendisine el açıp yalvaran kullarının isteklerine karşılık vereceğini ve onları rahmetinden mahrum bırakmayacağını göstermektedir. Diğer bir hadis-i şerifte ise şu açıklama yer almaktadır: “Herhangi bir Müslüman; bir dua ile Allah’a yalvarırsa bu dua günah işlemek ve akraba ile ilgiyi kesmek için olmadıkça yüce Allah, ona şu üç şeyden birini verir.

-Ya duasını kabul edip istediğini dünyada verir.
-Yahut ona vereceğini ahireti için saklar.
-Veya duasına karşılık ondan dengi bir kötülüğü uzaklaştırır.

Bunun üzerine ashabı kiramdan bazıları:

-“Öyleyse biz çok dua ederiz.” Dediler.

Peygamberimiz de:

– “Allah’ın lütfu ihsanı istediğinizden daha çoktur.” buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz duanın Allah katında çok faziletli bir ibadet olduğunu, kendisine dua edip yalvaran kullarını çok sevdiğini bildirmiş ve: “Kabul edileceğine inanarak Allah’a dua ediniz. Biliniz ki; yüce Allah şuursuz ve gaşet içinde bulunan bir kalpten çıkan duayı kabul etmez.” (Tirmizi, Deavat, 11) buyurarak duanın kabul edileceği hususunda tam bir kanaate sahip olmamızı istemiş, şüphe ve tereddüde düşülmemesini vurgulamıştır.
Peygamberimiz, sadece sıkıntıya düştüğümüz ve darda kaldığımız zamanlarda değil, sıkıntısız ve sevinçli zamanlarda da dua etmemizi vurgular. O, bu konuda şöyle buyurur: “Sizin herhangi birinizin duası acele etmediği ve “dua ettim de duam kabul edilmedi” demediği sürece kabul edilir.” (ibn Mace, Dua, 7) “Sıkıntılı ve tasalı zamanlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi kimi sevindirirse o, bolluk ve rahatlıkta çok dua etsin” (Tirmizi, Deavat,11)

Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizin hadis-i şerişerinde dua üzerinde böyle ağırlıklı
olarak durulması, duaya dinimizin verdiği önemi ve müminlerin manevî dünyasındaki yerini göstermektedir. Peygamberimiz, duanın rahmet hazinelerinin kapısını açan bir anahtar olduğunu hadislerinde şöyle belirtmektedir: “Kimin için bir dua kapısı açılırsa, onun için rahmet kapıları açılmıştır.” (Tirmizi, Deavat,101) Bu hadis-i şerifte, dua ile ilâhî rahmet kapısını çalan kimseler için bu kapının açılacağı ve dileklerinin yerine getirileceği müjdelenmektedir. Hayatta arzu ettiğimiz bir işi başarabilmek için, maddî imkanları kullanarak elden gelen gayreti göstermek dinimizin emri olduğu gibi, karşımıza çıkan tehlikelerden korunmak maksadıyla her türlü tedbiri almak da dini görevimizdir. Bunların gerçekleşmesi için her an Allah’ın yardımına muhtaç olduğumuz bir gerçektir. Konu ile ilgili Efendimizin beyanları şöyledir:

“Şüphesiz dua inen belaya da fayda verir. İnmeyene de fayda verir. Ey Allah’ın kulları duaya devam ediniz.” Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere, kaderde yazılı olan ve henüz meydana gelmeyen bir bela ve musibet, dua sebebiyle önlenir. Eğer meydana gelmesi kesinleşmiş ise, dua sayesinde Allah insana sabır ve dayanma gücü verir. Böylece o olayın olumsuz etkileri azalmış ve dolayısıyla meydana getireceği acı ve üzüntü de hafiflemiş olur. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, sadece dua ile yetinerek çalışmayı bırakmak son derece yanlıştır. Bu sebeple Müslüman, başarıya ulaşmak için bütün gücü ile çalışacak, bununla beraber kendisine güç ve kuvvet vermesini Yüce Allah’tan isteyecek, tehlikeler karşısında da her türlü tedbiri alacak aynı zamanda bela ve musibetlerden korunmak için Allah’ın himayesine sığınacaktır. Yüce Allah, meydana gelecek olayları takdir ettiği gibi, bunların sebeplerini de takdir etmiştir. Dua da manevî sebeplerden biridir. Karşımıza çıkan herhangi bir tehlikenin, dua ederek Allah’ın yardımı ile önlenmesi de kaderin bir parçasıdır. Cenab-ı Hak, her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Dua da bela ve musibetlerin önlenmesinin sebeplerinden biridir. Bütün olaylar ve bunların maddî ve manevî sebepleri kaderde mevcuttur. Bizim görevimiz sebeplere yapışmak ve sonucu Allah’tan beklemektir.

Bu konuda bizim için en güzel örnek sevgili peygamberimizdir. O, her zaman çalışmayı tavsiye etmiş, tembelliği ve boş oturmayı yermiş, tehlikelere karşıda daima tedbirli olmamızı istemiştir. O, duaların en güzelini yaptığı gibi, en mükemmel tedbirleri de almıştır. Müşriklerin on bin kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüğünü haber alan Peygamberimiz, ashabı ile istişare ederek düşmanın şehre girmesini önlemek için Medine’nin çevresine hendek kazmaya karar verdiler. Çok yoğun çalışma ile kısa sürede hendeği kazdılar. Düşman ordusu Medine önlerine gelince hendekle karşılaştı ve içeri giremedi. Dışarıdan şehri kuşattı. Zaman zaman hücuma geçtilerse de, Müslümanlar nöbet bekleyerek bu hücumlara karşı Medine’yi korudular. Peygamberimiz de bizzat sabahlara kadar nöbet bekledi. Düşman yirmi yedi gün boyunca kuşatmayı sürdürdü. Şehirde kıtlık baş gösterdi, Müslümanlar çok sıkıntı çektiler. Yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Onları ancak Allah’ın yardımı kurtarabilirdi. İşte bu sırada Peygamberimiz, düşman ordusunun bozguna uğraması için etkili bir dua yaptı.

Allah’a yalvardı. Çok geçmeden duanın etkisi görüldü. Çünkü Yüce Allah duasını kabul etmişti. Düşman askerlerinin bulunduğu tarafta çok şiddetli bir fırtına çıktı. O kadar şiddetli idi ki, düşmanın neyi varsa alt üst oldu, tutunacak halleri kalmadı. Daha fazla dayanamadılar. Büyük bir korkuya kapıldılar. Fırtına, düşman bırakıp kaçana kadar devam etti. Sabah olunca Medine çevresinde bir tek düşman kalmamış, fırtına da dinmişti. Böylece Müslümanlar büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu.

Bu olayda da görüldüğü gibi, Peygamberimiz düşman tehlikesine karşı hem elden gelen
her türlü tedbiri almış, hem de dua ederek Allah’tan yardım istemiştir. Peygamberimizin yukarıda zikredilen bazı hadislerine göre, insanın ruhunda meydana gelen ruhî sıkıntıların, psikolojik rahatsızlıkların ve kalpteki ümitsizlik hastalığının en tesirli ilacı duadır. Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

Hz. Muhammed ve Sünnetleri

Peygamber Efendimizin sünnetleri;

  1. Alışverişte Pazarlık yapmak
  2. Artık bırakmamak
  3. Misafire ilgi göstermek
  4. Birbirini sevmek
  5. Çocukların başını okşamak
  6. Sevdiğini söylemek
  7. Yastıksız yatmamak
  8. Sohbet etmek
  9. Affetmek
  10. Sessiz ağlamak
  11. Yerde yemek yemek
  12. Ekmeği elle koparmak
  13. Kıyafeti katlamak
  14. Koşmamak
  15. Koku sürmek
  16. Çalışmak
  17. Teşekkür etmek
  18. Yemeklerin ağzını kapatmak
  19. Yünlü güzel elbiseler giymek
  20. Saç uzatmak
  21. Saç kısaltmak
  22. Saç örmek
  23. Çatlak bardaktan su içmemek
  24. Heybetli görünmek
  25. Perşembe günü tırnak kesmek
  26. Beyaz yeşil giyinmek
  27. Kabak yemek
  28. Ölümü hatırlamak
  29. Yeri gelince konuşmak
  30. Süt içmek
  31. Yoldaki engeli kaldırmak
  32. Doymadan kalkmak
  33. Düzenli olmak
  34. Ezanı dinlemek
  35. Yemeği yavaş yemek
  36. Hasta iken hamdetmek
  37. Mideyi 1/3 su. 1/3 yemek. 1/3 hava alacak şekilde boş bırakmak
  38. Sıcak yemeği üflemeden yemek
  39. Paylaşırken çok olanı diğerine vermek
  40. Kötülüğe iyilik ile mukabele etmek
  41. Yolda yürürken konuşmamak,
  42. Ezan okunurken hiçbirşey yapmadan oturmak,ve tekrar etmek
  43. Her işe besmele ile başlamak,
  44. Cuma günü tırnak kesmek,
  45. Her cuma sadaka vermek,
  46. Suyu üç yudumda içmek,
  47. Bir şey yerken üç parmakla yemek,
  48. Orucu su veya hurma ile açmak,
  49. Yatarken sağ tarafa yatmak,
  50. Misafirliğe giderken tatlı götürmek,
  51. Her şeyi giyerken sağdan giymek, çıkarırken soldan çıkarmak,
  52. Kırk gün hiç ara atlatmadan aç karnına siyah kuru üzüm yemek,
  53. Evden her çıkarken taze abdest almak,
  54. Tuvalete ve banyoya sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmak,
  55. Cami ve medreselere sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak,
  56. Yolda ayağa takılan herşeyi kenara koymak,
  57. Banyo ve tuvalete tükürmemek,
  58. Tuvaletten çıkınca elleri yıkamak,
  59. Hasta ve yaşlıları ziyaret etmek,
  60. Meyvenin çekirdeğini sol elle çıkarmak,
  61. Yüzme öğrenmek ve ok atmayı bilmek,
  62. İnsanları yüzüne karşı övmemek,
  63. Yemek yerken başkalarının yediğine bakmamak,
  64. Yemek yerken kendi önünden yemek,
  65. Sabah kalkınca üç kere burnunu sümkürmek,
  66. Cuma günleri beyaz elbise giymek,
  67. Ayakkabıları düzüne çevirip giymek,
  68. Sofraya oturmadan elleri yıkamak,
  69. Sofrada yeşillik ve sirke bulundurmak,
  70. Yemek tabağının dibini sıyırmak,
  71. Sofra kırıntısını sağ elin işaret parmağı ile yemek,
  72. Sofraya iyice acıkmadan oturup, doymadan kalkmak,
  73. Toplulukta gizli konuşmamak,
  74. Mezar başlarını okumamak,
  75. Misafire hoşaf suyu ikram etmek,
  76. Kurban bayramında, kurbanın kemiklerini kırmadan toprağa gömmek,
  77. Arabaya binice”3 kere elhamdülillah, 3 kere allahu ekber, 1 kerede la ilahe illallah”demek,
  78. Yemekten sonra tatlı yemek,
  79. Lapıya gelen çocuğa bir şey vermek,
  80. Hergün 100 tane estağfirullah demek,
  81. Öğle uykusu uyumak,
  82. Gülsuyu kullanmak,
  83. Sofraya büyüklerden önce oturmamak,
  84. Kendi önünden yemek, aç gözlülük yapmamak,
  85. Güler yüzlü olmak, kusurları af ile karşılamak,
  86. Sıla-i rahîm yapmak (akraba ziyareti),
  87. İlk verilen sözün tutulmak,
  88. Konuşurken gözbebeğinin içine bakarak konuşmak,
  89. İyiliği en çok emretmek, kötülüğü nahyedmek
  90. Selâm vermek ve yemeği iki öğün yemek,
  91. Tane tane konuşmak, anlaşılmayan şeyi 3 kere anlatmak,
  92. Her gece göze sürme çekmek,
  93. Misvak kullanmak,
  94. Kötülük yapana iyi muamele etmek,
  95. Gusülden sonra iki rekat namaz kılmak,
  96. Tuvalete girerken çıkarken dua etmek,
  97. Cuma gününde et yemek,
  98. Tesbihat okumak
  99. Saç taramak
  100. Sağ elini kaldırıp oturmak
  101. Dizleri üzerine oturmak
  102. Otururken bağdaş kurmak
  103. Yatarken Felak Nas okumak
  104. Dizleri karnına doğru çekip yatmak
  105. Sol eli dizleri üzerine koyup yatmak
  106. Sağ eli yanağının altına koymak
  107. Kıbleye yönelip yatmak
  108. Sağ elle alıp sağ elle vermek
  109. Misafir ağırlamak
  110. Misafire ilgi göstermek
  111. Misafiri uğurlamak
  112. Misafiri tekrar davet etmek
  113. Davete icabet etmek
  114. Birbirine sabretmek
  115. Birbirinin kusurunu örtmek
  116. Sohbet etmek
  117. Arkadaş ziyaretinde bulunmak
  118. Çalışmak
  119. Hal hatır sormak
  120. Sadaka vermek
  121. Dişleri fırçalamak ve beş vakit misvaklamak
  122. Kapıyı üç kere çalmak Kim o denildiğinde ismini söylemek
  123. Kapı açıldığında yan durmak
  124. Aynaya bakınca dua etmek
  125. Kapıdan sağdan girene yol vermek
  126. Birbirini uyarmak
  127. Kur’an-ı Kerim ve tefsir okumak
  128. Ayakkabı giymeden önce silkelemek
  129. Tuvaletten sonra üç kere elleri yıkamak
  130. Tuvaletin kabını su dolu bırakmak
  131. Tuvalette ve banyoda konuşmamak
  132. Birbirine güzel koku ikram etmek
  133. Elleri ve yüzü kurulamamak
  134. Elleri ve yüzü yemekten önce kurulamak
  135. Abdest alırken yüzüğü çevirmek
  136. Malayani (boş) konuşmamak ve dinlememek
  137. Secdeyi sünnet üzere katlamak
  138. Dua ederken elleri yere kapatmak
  139. Gusülden sonra ayakları soğuk su ile yıkamak
  140. Temiz giyinmek
  141. Sabah uyanınca el yıkamak
  142. Yemekte güzel konuşmak
  143. Birbirine iltifat etmek
  144. Birbirine süt ikram etmek
  145. Birbirine yastık ikram etmek
  146. İstişare yapmak
  147. Yardımlaşmak
  148. Sürmek ile dışarı çıkmamak
  149. Gıybet etmemek
  150. Gıybet edince uyarmak
  151. İhlaslı olmak
  152. Gelen misafire yer vermek
  153. Ayaktakine yer vermek
  154. İsraf etmemek Işıkları söndürmek
  155. Kapıyı örtmek
  156. Ahireti çok düşünmek
  157. Hz. Usame’yi sevmek
  158. İlim öğretmek
  159. Kaşları düzeltmek
  160. Yumurtayı yıkamak
  161. Sebze ve eti yıkamak
  162. Akşam bulaşık bırakmamak
  163. Vakıa Suresini okumak
  164. Yerde yemek yemek
  165. Ekmeği elle koparmak
  166. Kıyafeti katlamak
  167. Sahur yapmak
  168. Koşmamak
  169. Yemeğe besmele ile başlamak
  170. Oturarak su içmek ve besmele çekmek
  171. Su içerken kıbleye yönelmek
  172. Suyu üç yudumda içmek
  173. Koku sürmek
  174. İğne iplik taşımak
  175. Silah taşımak
  176. Saçını ortadan ikiye ayırmak
  177. Etli yemek yedikten sonra Kur’an-ı Kerim okumak
  178. Çatlak bardaktan su içmemek
  179. Paylaşırken çok olanı diğerine vermek
  180. Çorbaya sinek düştüğünde iki kanadı batırmak
  181. Yürürken hızlı ve yere bakarak yürümek
  182. Heybetli görünmek
  183. Hoşlanmayınca yüzünü ekşitip sonra sebebini söylemek
  184. Cuma günü gusül abdesti almak
  185. Kötülüğe iyilikle mukabele etmek
  186. Yavaş ve tane konuşmak
  187. Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak
  188. Musibetle karşılaşınca Allah’ı anmak
  189. İnsanlara önce müjdeleyip sonra korkutmak
  190. Akşam namazında Kafirun ve İhlas okumak
  191. Abdest alırken göz pınarlarını meshetmek
  192. Beyaz ve yeşil giyinmek
  193. Teheccüd kılmak
  194. Tebessüm etmek
  195. Eşikte oturmamak
  196. Teşekkür etmek
  197. Yemek ısıtmak ve sıcak yemek yememek
  198. Tesbih çekmek Dua etmek
  199. Üç kez sarılmak
  200. Selavatlaşmak
  201. Allah CC anılan meclislerde adaba uygun bulunmak
  202. Dua ederken elleri yüzüne kapatmak
  203. Dua ederken elleri havaya kaldırmak
  204. Birbirine Allah CC rızasını hatırlatmak
  205. Sinirlenince ayakta iken oturmak, otururken yatmak, geçmiyorsa abdest almak, yine olmuyorsa namaz kılmak
  206. Kur’an ahlakı üzere yaşamak
  207. İnsanlara güzel ahlakla muamele etmek
  208. Allah CC korkusu ile ağlamak
  209. Allah CC hakkında hüsnü zan etmek
  210. Kahvaltıda yedi zeytin yemek
  211. Teravih kılmak
  212. Namazın sünnetlerini kılmak
  213. Yemeğe abdestli oturmak
  214. Yeri gelince konuşmak
  215. İrşad yapmak Yeri gelince konuşmak
  216. Doymadan kalkmak Mideyi 1/3 su, 1/3 yemek, 1/3 hava ile doldurmak
  217. Yemekten önce su içmek, ortasında ve sonunda içmemek
  218. Düzenli olmak
  219. Cevşen okumak
  220. Güzel düşünmek ve güzel söz söylemek
  221. Yemeği yavaş yavaş yemek
  222. Fatiha’dan sonra amin demek
  223. Abdeste besmele ile başlamak
  224. Abdest üstüne abdest almak
  225. Birbiri hakkında hüsnü zan etmek
  226. İnsanlar arasında üst değişmemek
  227. Kalem defteri yanından ayırmamak
  228. Ayak üstüne ayak atmamak
  229. Hayırlı olan işlerde acele etmek
  230. Açıkta bulunan çalkalayıp içmek
  231. Orucu tuz, zeytin ve hurma ile açmak
  232. Yemekten önce elleri yıkamak
  233. Yemekten sonra ve su içtikten sonra elhamdülillah demek
  234. Yemeğin ortasında dua etmek
  235. Tuvalete girerken ve çıkarken dua etmek
  236. Sağ elle almak vermek
  237. Ayna, tarak ve çakmak taşımak
  238. Yoldan geçene selam vermek ve selam almak
  239. Sıcak yemeği üflemeden yemek
  240. Yemeklerin ağzını kapatmak
  241. Yünlü güzel elbise giymek
  242. Tabaktaki yemeği sünnetlemek
  243. Kabak yemek
  244. Çatalla yemek
  245. İki öğün yemek
  246. Sürme çekmek
  247. Eve girerken tesbih çekmek
  248. Yemeğe tuzla başlamak
  249. Etli yemek
  250. Tuvalete sol ayakla girip sağ ayakla çıkmak
  251. Çok uzun giymemek
  252. Kibirlenmemek, hediyeleşmek
  253. Süt içmek
  254. Yere düşeni üfleyerek yemek
  255. Kerahatle uyumak
  256. Yoldaki engeli kaldırmak Hapşurunca ”Elhamdülillah” demek hapşurana ”Yerhamukullah” karşılığında ” Yehdina ve yehkumullah” demek
  257. Hasta iken hamd etmek
  258. Latife yapmak ve kahkaha ile gülmemek
  259. Alçak gönüllü olmak
  260. Namazı vaktinde kılmak
  261. Boş eve selam vermek