Hatim Duası

Yüce Allah’ın son kelamı olan Kur’an-ı Kerim’i okumak, ecir ve sevabı en yüksek olan bir ibadettir. Hatta selef alimlerinin ifadelerine göre ibadetler içerisinde hiç birisi Kur’an okumaya denk değildir. Nitekim ayette de, Kur’an okumanın asla zarar etmeyecek bir kazanç olduğu belirtilmiştir:Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.” (Fatır, 35/29)

Bir başka ayette ise müminler, gece hayatlarını Kur’an ile meşgul olarak geçirdikleri için övülürler:Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyan bir topluluk da vardır. (Al-i İmran, 3/113)

Kur’an okumanın, Müslümanların asla vaz geçemeyeceği bir görev olması gerektiğini beyan eden Peygamberimiz (a.s), şu güzel benzetmeyle bizleri Kur’an okumaya teşvik etmiştir:

Kur’an okuyan mü’min, kokusu ve tadı güzel olan turunç gibidir. Kur’an okumayan mü’min, tadı güzel ve fakat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur’an okuyan münafık, kokusu güzel fakat tadı acı olan fesleğen otu gibidir. Kur’an okumayan münafık ise, kokusu olmayan acı yaban keleği gibidir.” (Buhari, Fedailu’l-Kur’an, 36, Tevhid, 57)

Kur’an-ı Kerim’in hatmedilmesi ve sonrasında yapılacak uygulamayı belirten bir hadiste, İbn Abbas (r.a)’dan rivayete göre, bir adam Peygamberimiz (a.s)’e, Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir, diye sordu. O da: Konup göçendir dedi. O kişi: Konup göçen kimdir, diye sorunca, Peygamberimiz (a.s): Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyan, bitirince hemen tekrar başlayandır” dedi” (Tirmizi, Kıraat, 4)

Bu hadisin müjdesine nail olmak ümidiyle Müslümanlar son sureyi (Nas Suresi) okuduktan sonra Fatiha ile Bakara Suresinin başından ilk beş ayeti okumaktadırlar ki, halk arasında bu uygulama oldukça yaygın bir hale gelmiştir.
Bu uygulamanın dayanağını teşkil eden yukarıdaki hadis ile sahabe ve tabiinden nakledilen birçok rivayete göre, Kur’an’ın hatminden sonra dua etmek sünnettir. Kuvvetli derecede müstehab olduğu da söylenmiştir. (bk. Nevevi, el-Ezkar, s.136)

mekke-dua

Hatim bittikten sonra, duanın kabul olma şartlarına da riayet ederek, hatim duasına şu cümlelerle başlamak uygun görülmüştür:

Okunuşu: Sadekallahü’l-‘azim ve belleğa Rasûlühü’l-Kerim.
Ve nahnü ‘ala zalike mineş-şahidin.

Rabbena amenna bima enzelte vet-teba’ner-Rasûle fektübna meaş-şahidin.

Anlamı:

Yüce olan Allah şüphesiz doğru söylemiştir. Onu Peygamberimiz (a.s) bize ulaştırmıştır.

Biz de bu duruma şahit olanlardanız.

Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz. (Al-i İmran, 3/53)

Ya da kısaca:

Okunuşu:

Sübhane Rabbiyel-‘aliyyil-a’lel-vehhab.

Anlamı:

“Yüce, ulu ve lütufkar olan Rabbimi tesbih ederim” dedikten sonra duaya başlanır.

Yukarıdaki kısa hatim duasından başka, bir örnek olarak aşağıda yer alan Arapça hatim duası veya Türkçesi de okunabilir:

Okunuşu:

“El-hamdü lillahi Rabbil-‘alemin.

Vel-‘akibetü lil-müttekin. Vela ‘udvane illa ‘alezzalimin.

Ves-salatü ves-selamü ‘ala Rasûlina Muhammedin ve ‘alihi ve sahbihi ecme’in.

Rabbena takabbel minna inneke ente’s-semi’ul-‘alim.

Ve tüb ‘aleyna ya Mevlana inneke ente’t-tevvabür-Rahim.

Vehdina ve veffikna ilel-hakkı ve ila tarikın müstekim. Bi beraketil-Kur’anil-‘azim.

Ve bi hürmeti men erseltehû rameten lil-‘alemin.

Va’fü ‘anna ya Kerim. Va’fü ‘anna ya Rahim.

Vağfir lena zünûbena bi fadlike ve keramike ya ekramel-ekramin.

Allahümme zeyyinna bi zinetil-Kur’an.

Ve ekrimna bi kerametil-Kur’an.

Ve şerrifna bi şerafetil-Kur’an.

Ve elbisna bi hil’atil-Kur’an.

Ve edhilnel-cennete bi şefaatil-Kur’an.

Ve ‘afina min külli belaid-dünya ve ‘azabil-ahirati bi hurmetil-Kur’an.

Verham cemi’a ümmet-i Muhammedin ya Rahimü ya Rahman.

Allahümec’alil-Kur’ane lena fid-dünya karina.

Ve fil-kabri mûnisa.

Ve fil-kıyameti şefi’an ve ‘ales-sırati nûra.

Ve ilel-cenneti rafika.

Ve minennari sitran ve hicaba.

Ve ilel-hayrati külliha delilen ve imama. Bi fadlike ve cûdike ve keramike ya Kerim.

Allahümmeh-dina bi hidayetil-Kur’an.

Ve neccina minen-nirani bi kerametil-Kur’an.

Verfa’ deracatina bi fadiletil-Kur’an.

Ve keffir ‘anna seyyiatina bi tilavetil-Kur’an. Ya zel-fadli vel-ihsan.

Allahümme tahhir kulûbena.

Vestur ‘uyûbena.

Veşfi merdana.

Vekdi duyûnena.

Ve beyyid vücûhena.

Verfa’ deracatina.

Verham abaena.

Veğfir ümmehatina.

Ve eslih dinena ve dünyana.

Ve şeddid şemle a’daina.

Vehfaz ehlena ve emvalena ve biladena min cemi’l-afati ve’l-emradi ve’l-belaya.

Ve sebbit akdamena, ven-surna ‘alel-kavmil-kafirin. Bi hurmetil-Kur’anil-‘azim.

Allahümme belliğ sevabe ma kara’nahü.

Ve nevvir ma televnahü ila rûhi seyyidina Muhammedin sallallahü te’ala ‘aleyhi ve selem.

Ve ila ervahi cemi’ı ihvanihi minel-enbiyai vel-murselin. Salevatullahi ve selamühû ‘aleyhim ecma’in.

Ve ila ervahi alihi ve evladihi ve ezvacihi ve ashabihi ve etba’ıhi ve cemiı’ zürriyyatihi rıdvanullahi te’ala ‘aleyhim ecma’in.

Ve ila ervahi abaina ve ümmehatina ve ihvanina ve ehavatina ve evladina ve akribaina ve ehibbaina ve asdikaina ve esatizina ve limen kane lehû hakkun ‘aleyna ve li cemi’ıl-mü’minine vel-mü’minati vel-müslimine vel-müslimati, el-ahyai minhüm vel-emvati.
Ya kadiyel-hacati! Ya mücibed-d’avati! İstecib du’aena bi rahmetike ya erhamer-rahimin.
Sübhane Rabbike Rabbil-‘ızzeti ‘amma yasıfûn. Ve selamün ‘alel-mürselin. Vel-hamdü lillahi Rabbil-‘alemin. el-Fatiha

Anlamı:

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. İyi sonuç müttakilerindir. Düşmanlık ancak zalimler içindir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s)’e, onun bütün ehl-i beytine ve ashabına salat ve selam olsun.

Ey Rabbimiz! Bizden ibadetlerimizi kabul buyur! Şüphesiz ki sen her şeyi işiten ve her şeyi bilensin.

Ey Mevlamız! Bizim tövbelerimizi kabul eyle!. Şüphesiz ki sen tövbeleri çok çok kabul eden ve merhametli olansın. Bize hidayet ver! Hak yola ve sırat-ı müstakime ulaşmayı bizi muvaffak eyle!. Yüce Kur’an’ın hürmetine, alemlere rahmet olarak gönderdiğin Peygamber hürmetine.

Ey Kerim olan Allah! Bizi bağışla. Ey Rahim olan Allah! Bizi bağışla. Ey ikram edenlerin en keremlisi olan Allah! Lütfunla ve ihsanınla bizim günahlarımızı bağışla.
Allah’ım! Bizi Kur’an süsü ile süsle. Kur’an ile bize lütfet! Kur’an ile bizi şereflendir. Kur’an elbisesini bize giydir. Kur’an hürmetine bizi cennetine koy. Kur’an hürmetine dünyadaki belalardan ve ahiret azabından bizi koru. Ey Rahim, Ey Rahman! Ümmet-i Muhammed’in tamamına merhamet et.

Allah’ım! Kur’an’ı bize dünyada yoldaş eyle. O’nu bize kabirde dost eyle. Kıyamet günü onu bize şefaatçi kıl, sırat köprüsü üzerinde onu bize nur eyle. Cennette onu bize yoldaş eyle. Cehennem ateşine karşı onu bize perde ve engel kıl. İhsanın, cömertliğin ve keremin ile tüm hayırlı yollar için onu bize önder kıl.

Kur’an hidayeti ile bizi hidayete eriştir. Kur’an’ın hürmetine bizi ateşten koru. Kur’an hürmetine bizim derecemizi yükselt. Okunan Kur’an hürmetine günahlarımızı bağışla. Ey Lütuf ve ihsan sahibi!.

Allah’ım! Kalplerimizi temizle. Kusurlarımızı ört. Hastalarımıza şifa ver. Borçlarımızı ödemeye yardım et. Yüzümüzü aydınlat. Derecemizi yükselt. Babalarımıza merhamet et. Annelerimizi bağışla. Din ve dünya işlerimizi islah et. Düşmanlarımızın bize saldırısını bertaraf eyle. Ailemizi, mallarımızı, memleketimizi her türlü afetlerden, hastalıklardan ve belalardan koru. Ayaklarımızı sabit eyle, kafir toplumlara karşı bize yardım et. Yüce Kur’an hürmetine.

Allah’ım! Okuduğumuz ve tilavet ettiğimiz Kur’an’ın sevabını ve nurunu Efendimiz Hz. Muhammed (a.s)’in ruhuna ulaştır. Ve onun kardeşleri olan tüm peygamberlerin (a.s) ruhlarına ulaştır. Ve Peygamberimiz (a.s)’in ehlinin, çocuklarının, hanımlarının, ashabının, tabiinin ve bütün zürriyetinin ruhlarına ulaştır.

Hayatta olan veya vefat etmiş olan babalarımızın, annelerimizin, kardeşlerimizin, evladımızın, akrabalarımızın, sevdiklerimizin, dostlarımızın, hocalarımızın, üzerimizde hakkı olan herkesin ve Müslüman olan bütün kadın ve erkeğin ruhlarına ulaştır.
Ey ihtiyaçları gideren Allah! Ey dualara icabet eden Allah! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Dualarımızı kabul et. Tüm peygamberlere salat ve selam olsun.
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selam olsun. alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Fatiha denir ve Kur’an’ın birinci suresi (Fatiha) okunur.

 

 

Kaynak: dua.diyanet.gov.tr

Dünya – Ahiret Dengesi

kuran dua

Kuran-Allah

Aziz Kardeşlerim!

Resûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz, bir gün hasta bir sahabîyi ziyaret etti. Ona nasıl dua ettiğini sordu. O da, “‘Allah’ım! Beni ahirette ne ile cezalandıracaksan onu şimdiden dünyada bana ver!’ şeklinde dua ediyorum” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, böyle dua etmemesi konusunda onu uyardı. Kendisine, “Allah’ım, bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!”1 şeklinde dua etmesini tavsiye etti.”

Kardeşlerim!

Aslında bu dua, Yüce Rabbimizin Kerim Kitabımızda bizlere öğrettiği hikmet yüklü bir duadır. İtidali, yakarışı, ibadeti hayatının vazgeçilmezi kabul eden Efendimiz (s.a.s), bu dua ile dünya ve ahiret arasında dengeli bir tutuma, ölçülü bir hayata dikkat çekmiştir.3 Bu dua, insanı bu dünyada ve ahirette mutlu kılacak olan şeyin iyilik, salih amel, güzel ahlak olduğunu hatırlatır bizlere. İşte bugün bizler, bu duayı her gün beş defa huşuyla eda ettiğimiz ve huzura erdiğimiz namazlarımızda okuyoruz. Böylelikle, dünya ve ahiret dengesini gözettiğimizi her daim dile getiriyoruz. Dünyadaki sorumluluğumuzu, ahiretteki hesabı, mizanı, sıratı, mükâfat ve cezayı bir an olsun unutmadığımızı ikrar ediyoruz.

Kıymetli Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, Kerim Kitabımızda, “Allah’ın sana verdiğinden O’nun yolunda harcayarak ahiret yurdunu gözet; ama dünyadan da nasibini unutma…” buyurmaktadır. Rabbimizin bizden istediği, ne dünya için ahireti feda etmek, ne de ahiret için dünyayı terk etmektir. Bizden istenen, bu iki hayat arasında bir denge kurabilmektir. Dünya hayatını ahirete tercih etmemektir, menfaatin esiri olmamaktır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmamaktır, heva ve hevesi Allah’ın rızasından üstün tutmamaktır.

Kardeşlerim!

Dünya ve ahiret arasındaki dengenin nasıl olması gerektiğini Peygamberimizin örnekliğinde görmekteyiz. Allah Resûlü, ibadetimizde, gündelik hayatımızda, dahası bütün yaşantımızda ölçülü olmamız gerektiğini bildirmiştir. Onun hayatı, bu denge ekseni üzerine kurulmuştur. Efendimiz, dünyadan el çekip sadece ahiret için yaşamaya karar veren bazı sahabileri bedenin, ailenin ve sahip olunan nimetlerin hakkını vermeleri hususunda uyarmıştır. O, “Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” uyarısıyla kendisinin böyle bir hayat tarzının olmadığını ifade etmiştir.

Kardeşlerim!

Kimileri, zaman zaman bu dünyanın ahiret yurduna açılan bir kapı, bir imtihan alanı olduğunu göz ardı edebilmektedir. Kimileri, ahireti uğruna, doğru olmayan bir inançla dünyanın meşru nimetlerinden kendini mahrum bırakabilmektedir. Kimileri ise kendi anlayışlarından kaynaklanan aşırılıkları dine mal ederek, rahmet yüklü mesajlarıyla hayat veren yüce dinimize şiddet, vahşet ve katliamlarla ihanet edebilmektedir. Kimileri, dini ruhundan, ibadetleri özünden koparmak suretiyle dar kalıplara mahkum etmekte ve sadece şekle indirgeyebilmektedir. Kimileri ise, yaşantı boyutunu tamamen ihmal ederek dini sadece vicdanlara hapsedebilmektedir. Gerçek şu ki; bütün bu algı ve anlayışlar, Peygamberimizin insanlığa takdim ettiği örnekliğin ve Müslüman kimliğinin doğru idrak edilemeyişinin sonuçlarıdır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, kâinattaki her şeyi bir denge üzere yaratmıştır. Fakat günümüz insanının bu dengeyi ve hayat ölçüsünü yitirmesinin acı neticeleri bütün ibretiyle karşımızda durmaktadır. Bugün niceleri, modern dünyanın, daha çok kazanma ve haz alma tutkusunun, bilerek ya da bilmeyerek adeta esiri olmaktadır. Dünyanın bir köşesinde insanlar yiyecek ekmeğe muhtaçken, diğer bir köşesinde israf, savurganlık, vurdumduymazlık, bencillik had safhadadır. Kimileri, daha konforlu, daha ışıltılı bir hayat arzularken, sığınacak bir barınak uğruna nice canlar okyanusların derin ve karanlık sularında umutları ve yarınlarıyla birlikte yok olmaktadır. Bu olumsuzluklar karşısında insanlığın, bugün topyekûn bir itidal çağrısına muhtaç olduğu açıktır. Ancak bu itidalin, sadece çağrılarla değil, sağlam ve sarsılmaz bir imanla, paslanmamış yüreklerle, tükenmemiş gönüllerle hayata geçirilebileceği asla unutulmamalıdır.

Kardeşlerim!

Geliniz, Yüce Kitabımızın ve Peygamberimizin bize öğrettiği itidale dair duayı kendimize şiar edinelim. Sevgimizde, yergimizde, yaşantımızda, ibadetimizde, dünya ve ahirete bakışımızda bu dengeyi hakim kılalım. Unutmayalım ki; bu bakış ve tutum, sahih ve makbul bir kulluğun gereğidir. Yine unutmayalım ki; niyeti en yüce olanımız, hem dünyasının hem de ahiretinin işlerine önem verenlerimizdir.

Hutbemizi, Peygamberimiz (s.a.s)’in anlam dolu şu duası ile bitirmek istiyorum:

“Allah’ım! İçinde yaşadığım, geçimimi sağladığım dünyamı ve ebedî yaşayacağım ahiretimi benim için hayırlı kıl. Hayatımda her türlü hayrı ziyadesiyle ihsan eyle.” 

 

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

En Sevgiliye İltica

hzmuhammed-arapca

Bismilahirrahmanirrahim.

Her türlü tahiyyat, her türlü salavat, her türlü tayyibat alemlerin Rabbine mahsustur. Bütün hamdü senalar, bütün selamlar, bütün iyilikler yalnız Allah içindir.

Her türlü salatü selam, her türlü tahiyyatü ikram, her türlü ihtiram, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sav), ehl-i beyti ve ashabı içindir.

Bize selamı, duayı, iyiliği sen getirdin ey Nebi! Bize hamdi, senayı, şükrü sen öğrettin ey Allah’ın Resulü! Miracımız olan namazın her tahiyyatında, “Selam sana ey Nebi!’ diye sana selam gönderiyoruz.

Bize hakkı, hakikati, hidayeti sen getirdin. Rahmet yüklü adaleti, hikmet yüklü ahlakı sen öğrettin. “Mekarim-i ahlak”ı sen tamamladın. Yüce Rabbimiz insanlığa olan büyük nimetini seninle kemale erdirdi.

Dünyamızı sen anlamlandırdın. İnsanlık seninle anlam buldu ey Allah’ın Sevgilisi! Bize hayat veren ’Kerim Kitab’ı sen getirdin. ‘Kitap’la beraber furkanı, mizanı, hikmeti getirdin. ‘Kitab’ı örnek hayatınla beyan ettin. Onu yaşanan bir hayata sen dönüştürdün. Bize ‘Mahaccet-i beyza’, gecesi gündüz gibi apaydınlık bir yol bıraktın. Hikmetli sözlerin, örnek davranışların ‘hadis’ ve ‘sünnet’ oldu ve insanlığa yol gösterdi. Sözün ve sünnetin bize tarih sahnesinde süreklilik kazandırdı. Ümmetin bütün fertleri arasında bilgi, duygu ve davranış birliği oluşturarak kalplerimizi ve gönüllerimizi birleştirdi. ‘Sünnet’ ve ‘hadis’in, asr-ı saadeti, bütün zamanlara taşıyarak yolumuzu aydınlattı.

Selam sana ey Nebi!

Ümmetin alimleri mübarek sıretini, sünnetini ve hadislerini sonraki nesillere aktarmak için hayatlarını vakfetti; müsnedler, sünenler, camiler, mucemler ve musannefler, senin hadislerini bir araya getirdi. Siyerler ve meğaziler, senin örnek hayatını bize tarif etti. Delail, şemail ve hilyeler, senin vasıflarını bize anlattı. Naatlar, kasideler, mevlitler, sana olan aşkımızı ve sevgimizi dile getirdi. Nice telif ve tasnifler hep seni anlatmak için imla edildi. Sana gül terennümünde besteler yapıldı; ilahiler söylendi, divanlar dolduruldu. Mesnevilere senin adınla başlandı. Hattatlar en güzel tablolarına senin adını nakşetti. Ne yana baksak senden bir iz bulduk ey Nebi! Ne yöne dönsek seni gördük ey Nebi!

Ancak ne diller hakkıyla seni söyleyebildi ne de kalemler hakkıyla seni yazabildi!

Selam sana ey Nebi!

İnsanlık tarihine altın harflerle yazılması gereken Veda Hutbesi’nde ashabına seslendin. Ashabına Ben Allah’ın dinini hakkıyla tebliğ ettim mi? diye sordun. Aslıab-ı Güzin’in. “Elbette sen hakkıyla tebliğ ettin ya Resülallah!  diyerek karşılık verdiler.

Biz de haddimiz olmayarak diyoruz ki: Elbette tebliğ elim ey Allah’ın Resülü! Elbette tebliğ etim.”

Selam sana ey Nebi!

Yine Veda Hutbesi’nde ashabına: “Burada bulunanlar bulunmayanlara benden dinlediklerini tebliğ etsinler! Umulur ki, sonradan tebliğ edilenler burada bulunanlardan daha iyi anlarlar.” buyurdun.

Ey Nebi! Bu müjdenden umut devşirdik. Bir avuç hadis talebesi olarak ümmetine bıraktığın hadis mirasından, sünnet hazinenden anlayabildiklerimizi topladık. Zayıf idraklerimizle şerh ettik. İstedik ki hadislerinden süzülüp gelen kutlu nefesin hissedilsin! Gönüllere hayat veren ab-ı kevseriden kana kana içilsin! Hakikat çağrına kulak verilsin! İmanına, ibadetine, ahlakına, örnekliğine, değerlerine, dualarına, beşeri münasebetlerine tanıklık edilsin! Varlık ve bilgi ufkunda seyredilsin! Tarihin ve medeniyetin kavşaklarında izin sürülsün! Bize bildirdiğin hakikatin ışığında varlık aleminin ve sonsuzluğun bilgisine ulaşılsın! İstedik ki günümüz insanı senin çağrınla buluşsun! Senin davetim anlasın! Kavrasın! Bu niyet ve düşüncelerle yola çıktık ve umutlandık. Yanımızda bulunmayanların bulunanlardan daha iyi anlayacaklarını umut ettik. Umudumuzu boşa çevirmemesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.

Bir hadisinde ‘Her kim benim sözlerimi işitip koruyup anlayıp başkasına tebliğ ederse Allah onun yüzünü ağartsın! Nice fıkıh taşıyıcıları vardır ki kendisinden daha fakih olanlara tebliğ ederler.” buyuruyorsun.

Selam sana ey Nebi!

Cenab-ı Hak’tan istediğin hayırları biz de istiyoruz ey Nebi! Sen dünyada da ahirette de iyilik, güzellik ve nimet istedin.

Sen Allah sevgisini, Allah’ı sevenlerin sevgisini ve Allah’ın sevgisine ulaştıracak tutum ve davranıştan istedin.

Sen cenneti ve cenneti kazandıracak amelleri işleyebilmeyi nasip etmesini istedin.

Sen doğru olanı kalbine ilham etmesini ve nefsinin şerrinden korumasını istedin. Biz de istiyoruz ey Nebi!

Sen nasıl ki, kalbini İslam üzere sabit kılmasını, ayaklarını ‘Sırat-ı Müstakim’den kaydırmamasını, dinde sebat etmeyi ve doğrulukta kararlı olmayı istedin. Biz de istiyoruz ey Nebi!

Sen nasıl ki, fayda verecek ilimleri öğrenmeyi lütfetmesini, öğrendiğin ilimlerin hakkında hayırlı olmasını ve ilmini artırmasını istedin. Biz de istiyoruz ey Nebi!

Sen ilimle beraber hilm ve vakar istedin. Biz de istiyoruz ey Nebi!

Sen bidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istedin.

Sen Allah’ı zikretmeyi, O’nun nimetlerine şükretmeyi ve ibadetleri güzel yapmayı istedin.

Sen sadık bir dil, selim bir kalp ve müstakim bir ahlak istedin.

Sen yaratılışını güzel yaptığı gibi ahlakını da güzelleştirmesini istedin.

Sen dinin, dünyan, ailen ve malın hakkında af ve afiyet istedin.

Sen helal rızık istedin. Sen işlenenlerin hayırlısını; duanın, amelin, sevabın ve kurtuluşun hayırlısını istedin. Biz de bunları istiyoruz ey Nebi!

Selam sana ey Nebi!

Cenah-ı Hakk’a sığındığın kötülüklerden biz de sığınıyoruz ey Nebi! Sen gazabından rızasına, cezasından affına, O’ndan yine O’na sığındın. Sen huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul edilmeyen duadan O’na sığındın. Biz de sığınıyoruz ey Nebi!

Sen kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve bunaklıktan O’na sığındın.

Sen katı kalpli olmaktan, gafletten, fakirlikten, yokluktan, zilletten, miskinlikten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan yine O’na sığındın. Bizde sığınıyoruz ey Nebi!

Sen kulağının, gözünün, dilinin ve kalbinin şerrinden O’na sığındın.

Sen kötü ahlaktan, kötü işlerden ve çirkin arzulardan O’na sığındın. Sen kötü bir ömür sürmekten, kalp fitnesinden, kabir azabından ve nefis vesvesesinden O’na sığındın. Biz de sığmıyoruz ey Nebi!

Sen bela ve musibetlerin şerrinden O’na sığındın. Sen işlerin dağınıklığından, altından kalkamayacağın borçtan, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanları sevindirecek bir musibete düçar olmaktan O’na sığındın. Sen işlediklerinin ve işlemediklerinin şerrinden O’na sığındın. Sen hayatın ve ölümün, dünyanın ve ahiretin fitnesinden O’na sığındın. Sen cehennemden ve cehenneme sürükleyecek amellerden O’na sığındın. Biz de yolundan giderek aynı kötülüklerden Allah’a sığınıyoruz ey Nebi!

Selam sana ey Nebi!

Cenab-ı Hak’tan sürekli ümmetini diledin. Dilinde ve kalbinde hep ümmetin oldu. Ümmetin olduğumuz devlet yeter. Hizmetinde olduğumuz izzet yeter. Senden sonra gelen ve seni görmediği halde sana imarı edenleri ‘kardeşlerin’ diyerek görmeyi çok arzu ettin. Bizi de. ‘Havz-ı kevser’in başında karşıladığın kardeşlerinin arasına kabul buyur ey Nebi!

Selam sana ey Nebi!

Salat sana ey Rasul!

Tahiyyat sana ey Ahmed-i Mustafa!

Her türlü ihtiram sana ey Alemlerin Efendisi!

 

 

Kaynak: Hadislerle İslam I kitabı.

Bakara Suresi, 44. Ayet

AMEL

“Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?”

 

 

 

Allah ayette Kuran’ı okuyan, doğruyu-yanlışı bilen ve başkalarına iyiliği emreden ancak yaptıkları hatırlatmaları kendileri uygulamayan gaflet içindeki kişileri uyarmaktadır.

Allah Kuran’da müminlere birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten men etmelerini öğütlemiştir. Bu, Allah’ın beğendiği bir tavırdır. Fakat asıl önemli olan kişinin başkalarına hatırlattığı konulara kendisinin de dikkat etmesi ve onlara kendi tavırlarıyla ve ahlakıyla örnek olabilmesidir. Çünkü eğer kişi yapılan bir tavrın yanlış olduğunu biliyor ve bundan rahatsızlık duyuyorsa, bu durumda kendisi de bu yanlıştan kurtulmakla ve doğru olanı uygulamakla sorumludur. Aksi takdirde başkalarına yaptığı uyarılar ahirette kendi aleyhinde olacak bir tavır olarak karşısına çıkabilir.

Bir hatayı, başkasını uyaracak kadar iyi teşhis edebilen bir kişinin, aynı hatayı kendi nefsinde teşhis edememesi gibi bir durum mümkün değildir. Elbette ki kişi kendi hata ve günahının da farkındadır. Dolayısıyla kişinin kendindeki hatayı görmezlikten gelmesi gaflet ve samimiyetsizlik içinde olduğunu gösterir. Örneğin yalancı birinin insanları doğruluğa; riyakar birinin insanları samimiyete, namaz kılmayan birinin insanları namaza davet etmesi büyük bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük örneğidir. Ayetin sonunda bu tür kişiler, “yine de akıllanmayacak mısınız” şeklinde uyarılarak, bu kişilerin yaptıkları hatırlatmaları önce kendilerinin uygulamaları gerektiği anlaşılmaktadır.

Kendinde olan bir hatayı başka bir mümin kardeşinde de gördüğünde yapılabilecek en güzel ve samimi hareket, ona önce kendisinde de aynı hatanın olduğunu söylemek ve bu konuda sürekli birbirlerine hatırlatma yaparak, ortak hatalarını düzeltmede birbirlerini takip ve teşvik etmektir.

 

Kaynak: www.birayetbiraciklama.com