Münafikun Suresi

Medine döneminde nazil olmuştur. 11 ayettir. Sure, adını münâfıklardan bahseden konusundan ve ilk ayetinde geçen aynı kelimeden almıştır.

Surede ağırlıklı olarak, iman ettiklerini söyledikleri için mMüslüman muamelesi gören ve onlarla iç içe yaşayan ama gerçekte inanmayan ve müminler aleyhine çalışmalar yapan münafıklar hakkında önemli bilgi ve tasvirlere yer verilmekte, onların görünüşlerine aldanmamaları ve sinsi faaliyetlerine karşı uyanık davranmaları konusunda Müslümanlar uyarılmakta, münafıkların bu tutumlarına devam etmelerinin kendilerinin aleyhine olacağı yönünde dolaylı bir ikazda bulunulmakta; son ayetlerde müminlere, hiçbir gerekçenin Allah’ı unutmayı ve sahip olduğu imkanları başkalarıyla paylaşmamakta direnmeyi haklı kılmayacağı hatırlatılmaktadır.

Münafıkun Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

1. İza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leresulullahi vallahu ya’lemu inneke leresulullahi vallahu yeşhedu innelmunafikıyne lekazibune.

2. İttehazu eymanehum cunneten fesaddu ‘ansebiylillahi innehum sae ma kanu ya’melune.

3. Zalike biennehum amenu summe keferu fetubi’a ‘ala kulubihim fehum la yefkahune.

4. Ve iza reeytehum tu’cibuke ecsamuhum ve in yekulu tesma’ likavlihim keennehum huşubun musennedetun yahsebune kulle sayhatin ‘aleyhim humul’aduvvu fahzerhum katelehumullahu enna yu’fekune.

5. Ve iza kıyle lehum te’alev yestağfir lekum resulullahi levvev ruusehum ve reeytehum yesuddune ve hum mustekbirune.

6. Sevun ‘aleyhim estağferte lehum em lem testağfir lehum len yağfirallahu lehum innallahe la yehdiylkavmelfasikıyne.

7. Humulleziyne yekulune la tunfiku ‘ala men ‘ınde resulillahi hatta yenfaddu ve lillahi hazainussemavati vel’ardı ve lakinnelmunafikıyne la yefkahune.

8. Yekulune lein reca’na ilelmediyneti leyuhricennel’e’azzu minhel’ezelle ve lillahil’ızzetu ve liresulihi ve lilmu’miniyne ve lakinnelmunafikıyne la ya’lemune.

9. Ya eyyuhelleziyne amenu la tulhikum emvalukum ve la evladukum ‘an zikrillahi ve men yef’al zalike feulaike humulhasirune.

10. Ve enfiku mimma rezaknakum min kabli en ye’tiye ehadekumulmevtu feyekule rabbi lev la ahharteniy ila ecelin kariybin feassaddeka ve ekun minessalihıyne.

11. Ve len yuahhırallahu nefsen iza cae eceluha vallahu habiyrun bima ta’melune.

Münafikun Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

1. (Resûlüm!) Münafıklar (imanlarında samimi olmayan, içlerinden sana ve İslâm’a düşman olanlar) sana geldiği zaman: “Şehadet ederiz ki sen elbette Allah’ın Resûlü’sün.” derler. Allah da biliyor ki kesinlikle sen, elbette kendisinin Resûlü’sün. (Bununla beraber) Allah (yine) şehadet eder ki o münafıklar hiç şüphesiz yalancıdırlar.

2. Onlar yeminlerini (ve sözde imanlarını, canlarına ve mallarına) bir kalkan edinip (insanları) Allah’ın yolundan (çeşitli planlarla) alıkoyarlar. Doğrusu yapmakta oldukları (ikiyüzlüce) şeyler ne kötüdür!

3. Bu, onların (dilleriyle) iman edip sonra (kalpleriyle) inkar etmelerindendir. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür vuruldu. Artık onlar (gerçeği) anlamazlar.

4. Onları gördüğün zaman, cisimleri (kalıp ve kıyafetleri) hoşuna gider. Eğer (dünyalık söz) söylerlerse, sözlerini dinler (yaldızlı vaadlere kanar)sın. (Ama) sanki onlar (elbise giydirilip) yaslanan keresteler gibidir. Her (İslâm’a ait bir toplantı ve) seslenişi, (korkularından) kendi aleyhlerinde sanırlar, (İslâm’a ve müslümanlara) asıl düşman onlardır. Onlardan sakın(ın). Allah kahretsin onları! Nasıl da (hakikatten aldatılıp) döndürülüyorlar.

5. Onlara: “Gelin, Allah’ın Resûlü(’nden özür dileyin ki o da) sizin için mağfiret dilesin.” denildiği zaman, başlarını döndürdüklerini ve (özür dilemeyi) kibirlerine yediremedikleri için yüz çevirdiklerini görürsün.

6. Onlar için mağfiret dilesen de mağfiret dilemesen de durum değişmez. Allah onları asla bağışlamaz. Şüphesiz ki Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
7. Onlar öyle kimselerdir ki: “Allah’ın Resûlü’nün yanındaki (fakir muhacir)lere nafaka vermeyin ki dağılıp gitsinler.” derler. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münâfıklar anlamazlar. (Peygamber, Benî Mustalik gazvesinde iken, Müreysî suyunun başındaki su sırası yüzünden muhacirlere edepsizce dil uzatan münâfıklar:

8. “Eğer Medine’ye bir dönersek, andolsun ki üstün olan(ımız), zayıf ve düşük olan (sizler)i oradan çıkaracaktır.” diyorlar. Halbuki (asıl) şeref ve üstünlük, ancak Allah’a, Resûlü’ne ve mü’minlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler. (Çünkü onlar, imanlarında samimi değillerdir.)
(Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklar, görünürdeki veya içlerindeki putları terk ederek gereği gibi Allah’a inanıp Hz. Muhammed’i ve onun Allah’tan getirdiği İslâm’ı içlerine sindiremediklerinden, önceki surelerde geçtiği üzere Hz. Peygamber’i ve mü’minleri daima küçük, potansiyel suçlu ve ülkenin sosyalitesini bozanlar olarak gördükleri için çeşitli baskı ve eziyetlere başvurmuşlar ve yurtlarından çıkartmak istemişlerdir. Ama Allah’ın da bir planı, programı olduğunu düşünememişlerdir.)

9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah’ın zikrinden/kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

10. Birinize ölüm (belirtileri) gelip de: “Ey Rabbim! (Ne olur) beni yakın bir vakte kadar (öldürmeyip) ertelesen de sadaka versem ve iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcayın.

11. (Bilin ki) Allah, hiçbir canı, eceli geldiği zaman, asla geri bırakmaz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberi olandır.

“Kim Münâfikun suresini okursa, nifâktan kurtulur.

Merhamet Sahibi Olmak

Merhamet, sözlükte kelime olarak bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü manasına gelmektedir.

Merhamet, İslami bir vazifedir ve her Müslümanın yaradılışından itibaren sahip olduğu bir duygudur. Yani bir müminde imanın ilk meyvesi merhamettir. Ondan uzak bir kalp düşünülemez.

Allah merhamet sahibi olan kulları övmüş ve onları sevdiğini açık olarak beyan etmiştir.

“Bu, Allah’ın kullarının kalplerine yerleştirdiği merhamettir ve Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder.”

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed ise bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez.”

Yüce Allah’ın kainatı onun yüzü suyu hürmetine yarattım dediği Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in şefkati de, acıması da çoktu. Allah’ın Rahman isminin tecellisi olan merhamet, Hz. Peygamber’in en büyük özelliğiydi. Görüldüğü gibi, Cenab-ı Allah merhamet ve şefkat duygusunu yarattıklarının en üstünü olan insanın fıtratına da koymuştur.

“Rabbiniz gerçekten çok merhametlidir. Kim içinden bir iyilik yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, on katından yedi yüz katına hatta kat kat fazlasına kadar iyilik sevabı yazılır. Kim de içinden bir kötülük yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, bir kötülük günahı yazılır veya Allah onu siler.”

Bizler de merhametlilerin en merhametlisi Allah-u Teala’nın razı olacağı bir kul ve Hz. Muhammed (s.a.v)’e hayırlı bir ümmet olmak için gayret etmeliyiz.

Merhamet Işığında Yapılması Gerekenler

1. Müslümanları dost ve kardeş kabul etmek
2. Siyasi, iktisadi ve kültürel olarak Müslümanlarla iletişim ve yardımlaşma halinde olmak.
3. Müminleri “marufa” çağırmak ve “münkerden” sakındırmak.
4. Maddi problemlerini giderme konusunda yardımcı olmak ve manevi sorunlarına da eğilmek.
5. Müminler için dua etmek.
6. Mütevazı, güleç, hoşsohbet ve barıştan yana olmak.
7. Müminlere sırt çevirmemek ve kin gütmemek.
8. Haksızlık ederlerse bile bağışlayıcı ve affedici olmak.
9. Mutlaka selam vermek, daveti geri çevirmemek, hastalık ziyaretine gitmek, hal hatır sormak ve cenaze namazına katılmak.

Dua ve Sevgi ile..

Kafirun Suresi

Kâfirûn Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 109. Suresidir. Mekke döneminde inmiştir. 6 âyettir. Kafirun sözcük anlamı olarak inkarcılar demektir. Sure, ismini ilk ayette geçen bu sözcükten almıştır.

Surenin bir diğer adı “Kul ya eyyühe’l kafirun” olarak bilinmektedir. Kafirun suresinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) inkarcılarla şirk ve sapkınlıkta birleşilmeyeceği kesin bir üslupla ifade edilmektedir ve inancın şirkten uzak tutulması hedeflemektedir.

Kafirun Suresi Arapça Yazılışı

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿

Kafirun Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- Kul yâ eyyühel kâfirûn
2- Lâ a’büdü mâ ta’büdûn
3- Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd
4- Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm
5- Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd
6- Leküm dînüküm veliye dîn

Kafirun Suresi Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- De ki: Ey kafirler!
2- “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”
3- “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
4- “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim.”
5- “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
6- “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

Kureyşliler Hz. Peygamber’den bir sene kendi ilâhlarına tapmasını, bir sene de kendilerinin onun ilâhına tapmalarını istemişler. Hz. Peygamber de “Allah’a bir şeyi ortak koşmaktan yine O’na sığınırım!” demiş. Bu defa Kureyşliler, “Bizim ilahlarımızdan bazılarını öp, el sür, biz de seni tasdik edip ilâhına ibadet edelim” demişler. Bunun üzerine Kafirun Suresi inmiştir.

Kafirun Suresi’nin Faziletleri

Kur’anı Kerim’in önemli ve kısa surelerinden olan Kafirun Suresinin fazileti ve sırlarının tamamını Yüce Rabbimiz bilir. Lakin bize Kafirun suresinin önemine dair Hadisi şereflerde bahsedilmektedir.

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Her kim Kafirun Suresini okursa, Kuran’ın Dörtte birini okumuş gibi olur.”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hazreti Nevfel’e:

“Seni buraya getiren mühim iş nedir” buyurdu.

O da:

-“Bana, uyuyacağım sırada söyleyeceğim bir şey öğretmen için geldim” dedi.

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

-“Öyleyse yatağına girdiğinde Kafirun suresini oku, sonra onu bitirince uyu! Çünkü o, şirkten uzaklaşma bildirişidir!” buyurdu.

Hadîs-i şeriflerde buyruldu ki:

“Kim herhangi bir gecede Kafirun Suresi’ni okursa, çok güzel ve hayırlı bir iş yapmış olur.”

“Kim Kafirun suresini okursa, ona Kur’ân-ı Kerîm’in dörtte birini okumuş gibi sevap verilir. Ondan şeytanlar uzaklaşır, şirkten berî olur ve kıyametin şiddetinden emin olur.”

“Yatarken Kafirun suresini okumak, Allah’a şirk koşmaktan alıkoyar.”

Yeryüzünün En Hayırlı Hanımı: Hz.Hatice

Hz. Hatice validemiz 556 yılında Mekke’de doğdu. Babası Kureyş’in Esedoğulları kabilesinden Huveylid, annesi ise yine Kureyş’e mensup Amiroğulları’ndan Fatıma bint Zaide b. Cündeb’dir.

Hz. Hatice Cahiliye’nin kirine bulaşmamış, tertemiz bir hayat yaşamıştı. Üstün iffeti sebebiyle İslam’dan önce “Tâhire” lakabıyla tanındı, daha sonra Allah Rasûlü (sav)’nün en büyük hanımı olması sebebiyle “Kübra” olarak anıldı.

Hz. Hatice, Peygamberimizin ilk eşi ve aynı zamanda kendisine inanların da ilkiydi. Nikahları kıyıldığında Hatice annemiz kırk, efendimiz yirmi beş yaşlarındaydı.

Hatice annemiz müşriklerin zulmü karşısında Efendimizi hiç yalnız bırakmadı. Efendisinin en sıkıntılı anında, sözleriyle onu teselli eden, sevgisiyle, saygısıyla büyüklüğünü gösteren, bakışlarıyla, hizmetiyle gönlünü ferahlatan neşe dolu bir arkadaş oldu. Yaşça büyük olmasına rağmen o, bir hanımefendi olarak efendisine son derece hürmetkar davrandı. Çok nazik hareket etti. Son peygambere hanım olma şerefini en büyük nimet bildi. Bunun için maddi ve manevi hiçbir fedakarlıktan çekinmedi. Hizmetiyle aile yuvasını cennetten bir köşe haline getirdi. Misafirperverdi. Cömertti. Şefkat ve merhametliydi. Yetimlere, kimsesizlere sığınakdı. Güleryüzlüydü. Firaset sahibi idi. Efendisinin gözünden, sözünden ve hareketlerinden maksadını anlardı.

Hazret-i Hatice (r.a.) annemizin ve Efendimizin evliliklerinden iki erkek, dört kız çocuğu oldu. İlk çocukları Kasım’dı. Efendimiz onunla künyelendi. Ebe’l-Kasım dendi. İki yaşına kadar yaşadı. Kızları ise, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma idi. Son çocukları Abdullah’dı. Nübüvvetten sonra doğdu. Çok kısa ömürlü oldu. Daha henüz sütten kesilmeden öldü.

Hz. Peygamber, peygamberlik görevini üstlenmesinin birkaç yıl öncesinden itibaren özellikle yılın Ramazan aylarında Hira Dağı’ndaki bir mağarada hayat yaşamaya başladı. Orada ibadet ederdi. Tefekküre dalar, Kâbe’yi seyrederdi. Bu gidiş gelişler esnasında yoldaki ağaçlar kendine selâm verir oldu. Bir takım ışıklar görmeğe sesler duymağa başladı. Bunların cinlerle ve kâhinlerle ilgili olduğunu zannederek korkardı. Zaman zaman bu hallerini hayat arkadaşı ve sırdaşı muhtereme hanımına anlatır ondan teselli beklerdi.

40 yaşına ulaştığında, Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde, vahiy meleği Cebrail (as) gelerek kendisine Allah’ın “oku” emrini ulaştırdı.

Hz. Peygamber bu isteğe “Ben okuma bilmem.” cevabını verdi.

Bu diyalog aynı şekilde tekrarlandıktan sonra Cebrail (as) en sonunda O’na Alâk suresinin ilk beş ayetini okumaya başladı:

“Oku, yaratan Rabbinin adıyla. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rabb ki, yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini de o öğretti.”

Hz Muhammed (Sav) bu olayın üzerine korku ve heyecanla Hira’dan ayrılıp evine koştu. Eşi Hz. Hatice’ den üstünün örtmesini istedi. Bir süre sakinleştikten sonra kalktı ve başından geçenleri eşine anlattı. Hz. Hatice bunların kötü bir şey olamayacağını, zira O’nun akrabayı gözeten, ihtiyaç sahiplerine yardım eden ve misafirlere ikramda bulunan bir kişi olduğunu söyleyerek O’nu teselli etti.

Gerçekten de Hz. Hatice’nin Rasulullah (sav)’ın hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce iman etmesi ve onu bütün varlığı ile desteklemesidir.

Hz. Hatice (r.anha) daha sonra Rasulullah (sav)’ı amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürerek olanları bir de ona anlatmasını söyledi. Varaka, Mekke’de Tevrat ve İncil’i okumuş, geçmişe ait bilgilerden haberdar bir kişi olarak tanınıyordu. Hıristiyan âlim Efendimiz’i dinledi.

“Bu gördüğün melek, bütün Peygamberlere vahiy getiren melektir. Sen bu ümmetin Peygamberisin. Ah, ne olurdu kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman ben sağ ve genç olsaydım.” dedi.

Efendimiz:
“Onlar beni çıkaracaklar mı?” dedi.

Varaka:
“Evet çıkaracaklar” dedi ve şunları ilâve etti:

“Yeni bir din tebliğ eden kimse yoktur ki, düşmanlık ve işkence görmesin. Eğer ben senin dâvet günlerine yetişecek olursam sana yardım ederim” diye de destek verdi.

Hazreti Hatice annemiz, Efendimiz’i hep düşünceli görmekteydi. Büyük bir görev yüklenmişti. İçinde bulunduğu cemiyette bu vazifeyi yerine getirmek kolay değildi. Bütün dünya karşısında yer alıyordu.

Efendimiz bu büyük derdini annemize:

“Bana kim inanır ya Hatice!” şeklinde ifade etti.

Soyu sopu, zenginliği, güzelliği ve olgunluğu ile şeref timsali annemiz büyüklüğüne büyüklük katan, firasetli davranışıyla şeref ve izzetini artıran şu sözleriyle Efendimize destek verdi:

“Sana kim inanmaz ki? Önce ben inandım.”

Hz. Hatice annemiz bu sözlerinin ardından kelime-i şehadet getirdi. İslâm’ın ilk mü’mini oldu.

Allah Resûlü’nün ilk destekçisi oldu. Hz. Hatice, ilklerin ilkiydi. İlk eş, ilk göz ağrısı ve ilk mümin. Sevgili Peygamberimiz, Cebrail’den namaz kılmayı öğrenir öğrenmez ilk olarak ona koştu. Namazı ilk ona öğretti. İlk kez ona imam oldu ve cemaatle ilk namazı onunla kıldı. Hatice deyince çok sevmiş ve çok sevilmiş bir eşten söz etmekteyiz.

Hz. Hatice annemiz 65 yaşında iken gözlerini dünyaya kapadı ve şeref, izzet ve iftihar dolu bir hayatı geride bıraktı.
Hz. Peygamberimiz, Hz. Hatice hayatta olduğu müddetçe başka biriyle evlenmemiş ve O’na olan sonsuz saygı ve muhabbetini böylece ortaya koymuştur.

Hz. Hatice validemiz kendisinden sonra gelecek İslam hanımefendilerine, hayatı anlama, kavrama ve yaşama konularında olduğu kadar, İslam davasına sahip çıkma hususunda da Efendimize gösterdiği refikalığı ile eşsiz bir örnektir.

“Selam olsun sana, ey müminlerin annesi. Selam olsun sana, ey Resullerin efendisinin zevcesi. Selam olsun sana, ey dünya kadınlarının efendisi olan Fâtımet-üz Zehrâ’nın anası. Selam olsun sana, ey ilk iman eden kadın. Selam olsun sana, ey malını, servetini Seyyid-ül Enbiya’nın yardımında sarf eden, O’na elinden gelen hiçbir yardımı esirgemeyen ve düşmanlar karşısında O’nu müdafaa eden. Ey Cebrail’in kendisine selam verdiği ve yüce Allah’tan kendisine selam getirdiği kimse. Ne mutlu sana Allah’ın verdiği fazl-u ihsandan dolayı. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.”

Li-îlâfi Kureyşin (Kureyş Suresi)

Kur’an-ı Kerim’in 106. Suresi olan Kureyş Suresi, Mekke döneminde nazil olan mukaddes bir suredir. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V)’in bağlı bulunduğu Arap kabilesinden alan Kureyş Suresi, 4 ayetten oluşmaktadır. Karia sûresinden önce ve Tin sûresinden sonra Mekke’de inmiştir.

Surede Kureyş’e Câhiliye döneminde verilen ticari imtiyazlardan, emniyet, istikrar, zenginlik vb. nimetlerden bahsedilmekte, nimetlere şükür ve Allah’a kulluk etmenin önemine dikkat çekilmektedir.

Kureyş Süresi, “Li-îlâfi Kureyşin” ismiyle de tabir edilir.

Surenin iniş sebebini Resulullah (a.s) Efendimiz şöyle açıklamıştır:

“Şüphesiz ki Cenâbı Hak, Kureyş’i yedi hasletle üstün kılmıştır ki onlardan önce o hasletler kimseye verilmemiştir.”

Kureyş suresinde verilmek istenen mesaj, Allah tarafından ihsan edilmiş olan tüm nimetlere layık olmaya ve sadece Allah’a kulluk etmek gerektiğine yöneliktir. İbadet etmeleri emredilir. Çünkü Kureyş Kabilesi Allah’ın varlığına inanmakla beraber Allah’a eş koşuyordu. Bu sebeple Kur’an’da ortak koşan anlamına gelen müşrikun sıfatıyla nitelemiştir.

KUREYŞ SURESİ ARAPÇA
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي
اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤

KUREYŞ SURESİ’NİN TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim.

1- Li îlâfi kurayş.
2- Îlâfihim rihlete’ş-şitâi ve’s-sayf.
3- Felya’budû Rabbe hâze’l-beyt.
4- Ellezî et’amehum min cû’ın ve âmenehum min havf.

KUREYŞ SURESİ’NİN ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Kureyş’in emniyetini sağladığı,
2- Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe ulaştırıp başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için onlar,
3- Bu evin (mabed’in, Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler.
4- Ki O (Allah) kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve her çeşit korkudan güvenliğe kavuşturandır.

FAZİLETLERİ

•Güzel ahlaka sahip olmak, musibetlerden emin olmak ve zenginlik için 7 defa okunur.

•Bir kimse, herhangi bir şeyin üzerine Kureyş suresini yedi kere okur ve üfürürse, bereketli olur.

•Bir kimse, bu sureyi yiyeceklerin üzerine üfürürse, o yiyeceklerden gelecek olan hastalıklardan korunur.

•Bu sureyi her gün 7 kere okuyan kimse, kötülerin şerrinden korunur, geçim darlığı, yoksulluk, fakirlik çekmez.

•Her kim Cuma gecesi yatsı namazından sonra bu sureyi 1000 kere okur ve abdestli olarak yatarsa, Resulullah (s.a.s.)’i rüyasında görür.

•Bir kimse, herhangi bir ürün üzerine Kureyş suresini yedi kere okur ve üfürürse, o ürün bereketli olur.

•Bu sure böbrek hastalıklardan şifa bulmak isteyen bir kimse için, okumaya devam etmelidir.

•Evhamlı olanlar ve unutkanlıkları olanlar, gülsuyu karışımına yazıp, yağmur suyuna koyarak içilirse dertlerine şifa olur.