Allah’a Güvenmek

Allah’a güvenmek, Allah’ın rahmetine, hikmetine güvenip, sığınmak demektir. Dinimizde buna tevekkül denir.

Tevekkül Arapça bir kelimedir ve dilimizde de aynı şekilde kullanılır. Kelime olarak vekil kılmak ve başkasına havale etmek manasını taşır. Tevekkülün Şer-i manası ise; “Allah’tan başkasından ummamak, sadece O’na yönelmek, sırf Ona sığınmak, yapılacak işlerde ancak O’nun yardım edebileceğini bilmek, başka yardımcı ve güç tanımamak, O’nun dilediği şeyin olacağını bilmek, Allah’a dayanmak ve güvenmektir”, diğer bir ifadeyle kişinin herhangi bir işe karar kılmasıyla işe başlamadan önce Allah’a tevekkül etmesi yani O’na dayanıp O’nun yardımına güvenmesidir.

Allah’a güvenmek yani tevekkül etmek Allah’ın yüceliğinin bilincinde olmaktır. Böyle güzel bir hareket ise Allah katında çok değerlidir ve insana çok fazla yararı vardır.

Allah’a tevekkül ederken, hem bu dünyayı hem de öbür dünyayı göz önünde bulundurmalıyız.. Eğer hayatımızda bir problem meydana gelmişse yani bir sıkıntı varsa, karşılığında yüce Allah bize mutlaka sevap verir diyerek, sabretmemiz Allah’a güvenmemiz gerekir.

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O’nun bilmesi yeter.”

Furkan, 58

Evrendeki olaylar bir düzen ve yasalar çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içinde olmaktadır. İnsanlar akıl ve iradeleriyle sebepleri bulabilirler. İnsan evrende geçerli olan yasaları gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır, ondan sonra Allah’a güvenir. Bir çiftçi tohum ekmeden ürün elde edemez. Çiftçi tarlasını zamanda sürmeli, ekmeli, gübrelemeli ve sulamalıdır. Sonra da bol ve iyi ürün alabilmek için Allah’tan yardım dilemelidir. Çalışmadan başarıya ulaşılamaz. Bir öğrenci önce derslerin devam edecek, doğru, dürüst çalışacak, ödevlerini zamanda yapacaktır. Sonra Allah’tan yardım isteyerek başarılı olmasını dileyecektir. Kısaca gerçek anlamda tevekkül eden kimse işinin gereğini yapar ve sonucu Allah’tan bekler.

“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.”

Ali İmran, 160

Bütün varlığımızla Yüce Allah’a sığınmak mutlulukların ve huzurun en güzelidir. Allah’a güvenen bir kul, huzur ve güven içinde olur. Olaylar karşısında sabır, dayanıklılık kazanarak ümitsizliğe düşmez. Çünkü o, elinden gelen her şeyi yapmış, sonucunu ise tevekkül etmiş ve Allah’a bırakmıştır.

“Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever. ”

Ali İmran, 159

Kur’an-ı Kerim’de Allah’a tevekkül etmek ile ilgili pek çok ayet yer alır. Yukarıda verilen örnekler gibi ne zorlukla karşılaşmış olursak olalım, Allah’a dayanıp güvenmenin öneminden biz kullara söz edilmiştir.

Tevekkül eden kişi bilmelidir ki, o Allah’ı vekil kılmıştır ve Allah’tan başka vekil yoktur. Dolayısıyla tevekkül etmekle yapılabilecek en doğru ve akılcı hareketi yapmıştır. Allah’a dua edip, O’na yönelip, O’na tevekkül ettikten sonra endişe edilecek hiçbir şey yoktur. Allah, mutlaka ve mutlaka mümin için en hayırlı sonucu oluşturacaktır. Kuran’daki, “Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter” hükmüyle Allah müminlere bu güvenceyi vermektedir.

 

Yılbaşı, Noel Kutlamak

Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.

Bu konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan hadis-i şerifler vardır. Bunlardan biri şudur:

“Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır.” 

Hristiyanlar’ın adetlerine uyum sağlamak ve onlara benzeşmek, İslam dininde kat’iyen yasaklanmıştır. Yine Maide Suresi 5. Ayet’te de belirtilmiştir ki;

“…Sizden kim onları dost edinirse, oda onlardandır…”

Noeli kutlamak asla caiz değildir. Bir zaruret olursa, caiz olur. Mesela devletlerarası protokolde zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Fakat, Noel ile ilgisi olmayan yılbaşında bir Müslümana tebrik kartı yazıp, yeni bir yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek günah değildir. Yahut, (yeni yılın kutlu olsun) diyene, (seninki de kutlu olsun) demek günah olmaz. Bu inceliği anlamak gerekir.

Noel Baba, Yılbaşı, Christmas bayramı gibi başka dinlerin alameti, sembolü olan günlere, o günü tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir.

Kendi milli ve dini günlerimizde tebrikleşmemizde ise sayısız yararlar vardır. Her şeyden önce dini ve milli adetlerimizi yaşatmış, çocuklarımıza güzel örnekler vermiş oluruz.

Yılbaşı gecesinin manası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin akıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi,.. demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok ahirete, daha fazla ebedi aleme meyili olmak lazımdır. Zira bu hızlı gidiş, kabire, öteki dünyaya doğrudur.

Unutmayalım ki ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz.

Yüce Rabbimiz, ömrümüzün kalan kısmını geçen kısmından daha hayırlı ve bereketli yaşayabilmeyi bizlere nasip eylesin. Hesabını veremeyeceğimiz bir hayat yaşamaktan hepimizi muhafaza eylesin.

 

Ayetel Kürsi Faziletleri

 

Ayet-el Kürsi, Bakara Suresi’nin 255. Ayet-i Kerimesidir. Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir. Ayet-el Kürsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş ve başlarındaki taçları yuvarlanmıştır. Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblisin yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber vermişlerdir.

 

Ayet-el Kürsi, hepimizin aslında ezberinde olması gereken bir duadır. Çokça tesirli bir duadır. Kazadan, beladan ve her türlü felaketten korunmamızı sağlar. Aynı zamanda Allah’ımızın büyüklüğünü yüceliğini anlatan çok kıymetli bir duadır.  Yüce Allah’ın, kainatı O’nun yüzü suyu hürmetine yarattım dediği Hz. Muhammmed (sav) Peygamber Efendimiz Ayet-el Kürsi’de bulunan “Ya Hayyu, Ya Kayyumu, Hayy ve Kayyum olan Allah’ım senin rahmetinle yardım istiyorum” buyurarak üzüntü ve kederli anında ettiği bir duadır.

Ayet-el Kürsi’nin faydaları, faziletleri saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Bu faziletleri anlatan doksan beş kadar hadis bulunmaktadır.

“Bu ayet herhangi bir evde okunduğunda, şeytanlar o evi otuz gün süreyle terk ederler ve hiçbir büyücü (sihirbaz) erkek ve hiçbir (büyücü kadın) kırk gece süreyle o eve giremez.” 

Ayet-el Kürsi’nin, yola çıkılmadan önce okunması gereken ve kişinin yolculuğu boyunca manevi koruma altında muhafazasını sağlayacak bir ayet-i kerime olduğu belirtilmiştir:

“Eserlerde (rivayetlerde) varid olmuştur ki, bir kimse yola çıkmazdan önce Ayet-el Kürsi’yi okursa, evine dönünceye kadar başına hiç, bir bela gelmez.”

Ayet-el Kürsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere on yedi yerde Allahu Teala’nın ismi geçmektedir.

Yatmadan okuyana Allahu Teala  tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşamaz.

AYET-EL KÜRSİ OKUNUŞU

Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih, ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yü-hîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.

AYET-EL KÜRSİ DUASI MEALİ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle. Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. O, daima yaşayan, daima duran, bütün varlıkları ayakta tutandır. O’nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerdeki ve yerdeki herşey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine! Onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hükümdarlığı, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Her ikisini görüp gözetmek, ona bir ağırlık da vermez. O, çok yüce, çok büyüktür.

Ayet-el Kürsi hemen hemen her derde devadır ve her derde deva olan bu sırlı dua bizlere çok fayda sağlayacaktır. Özellikle abdest alıp okumak daha iyi olacaktır. Allah içtenlikle açılan elleri boş bırakmaz ve bizim için her zaman en hayırlısını verir.

 

Mevlid Kandilinde Neler Yapılmalı?

zikir

MEVLİD KANDİLİ

Kandiller, ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran zamanlardandır.

Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı şereflendirdiği geceye Mevlid Gecesi denilmektedir. Mevlid ‘doğum zamanı’ anlamına gelmektedir. Bu gece aynı zamanda Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi olarak kabul edilmektedir. Dünyanın her yerinden Müslümanlar, bu geceyi Mevlid Kandili olarak dualarla geçirir ve kandilin feyzinden nasiplenebilmek için bolca ibadet ederler.

İslam alemi için oldukça önemli olan Mevlid Kandili bu yıl 19 Kasım Pazartesi günü idrak edilecek. Aynı zamanda bu mübarek gün, 2018 yılının son kandili olacak.

MEVLİD KANDİLİ’NDE NELER YAPILMALI?

Hz. Peygamber (s.a.s.), bazı mübarek gün ve gecelerin değerlendirilmesini tavsiye etmiştir. Ancak bu gün ve gecelere ait özel bir namaz veya ibadet şeklinden bahsetmemiştir. Bu bağlamda mübarek gün ve geceleri, bağışlanma ve hayatımıza çekidüzen vermek için fırsat anı olarak görmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla müminler kandil gecelerinde, hayatlarının gidişatını gözden geçirmeli. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayati meselelerde derin düşüncelere girilmeli. Samimi ve içten bir şekilde, vicdanen rahatsızlık duyup hata ve günahları için tövbe etmeli, Allah’tan af dileyerek o günaha tekrar dönmemeli, Allah rızası için dua ederek, Kur’an-ı Kerim okuyup anlamaya çalışarak, kaza veya nafile namaz kılarak bu fırsatları değerlendirmelidirler. Ayrıca bu mübarek gecede Peygamber Efendimiz (sas)’e bolca salât-ü selâmlar getirilmeli. O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Manası: Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed’e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.)

Diğer ibadetlerin yanı sıra kandil günlerinde yani geceyi takip eden ertesi günde oruç tutmak da oldukça müstehaptır.

Hadis-i Şerifte:

“Oruç tutan mü’minin susması tesbîh, uykusu ibâdet, duâsı müstecap ve amelinin sevâbı da çoktur.” şeklinde orucun faziletinden de bahsedilmiştir.

Mevlid Kandili gecesinde okunması önerilen Yunus Peygamberin ettiği bir dua vardır. Bu duayı Hz. Yunus balığın karnındayken yapmıştır. İslam alimleri bu duayı okuyarak her hangi bir dilekte bulunan müminin dileğini yüce Allah muhakkak yerine getirir demektedirler.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun!”

 

Hz.Yunus’un Duası

La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minez-zalimin.

Hz.Yunus’un Duası’nın Anlamı

Allah’ım senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.

Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirlerini ziyaret edeceğimiz, iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirebileceğimiz, hayattaki manevi büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandillerini bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik ettiğimiz, dualarını istediğimiz ve de dualarımızda yer verdiğimiz, günahtan kaçındığımız, çirkin sözlerden uzaklaştığımız, Allah’ın rızasını kazanmak için secdeye vardığımız bir kandil gecesi geçirmemiz dileği ve “Ben, beni seven ümmetimi almadan cennete girmem.” diyen Hz.Muhammed (S.A.V)’in ümmeti olmanın hakkını verebilmek duası ile tüm İslam aleminin Kandili Mübarek Olsun. Hayırlı Kandiller.

 

 

Gaybı Yalnız Allah Bilir

Fal denildiği zaman genel olarak akla gelen anlam, falın gelecekten haber verdiğine inanılmasıdır. İnsanların fala inanmaları ya da pek çok fal şeklinin olması insanların bilinmeze duydukları meraktan ileri gelir.

Eski çağlarda insanların cahiliyetini kullanan kimseler, gelecekten haber verdiğini söyleyerek onları kolayca kandırıyor ve paralarını alıyordu. Bu kimseler kimi zaman kahin kimi zaman falcı kimi zaman da büyücü ya da cadı olarak adlandırılıyorlardı.

İslamiyet, insanların zıvanadan çıktığı, batıl inançların asıl inanç yerini aldığı zamanlarda gönderilmiştir. Bilindiği gibi insanlar kendi yaptıkları nesnelere tapmakta ve onlardan medet ummaktaydı. Hz. Muhammed elçiliğinde insanlığa indirilen Kuran-ı Kerim ile kafalardaki soru işaretleri gitti. Çünkü Kuran-ı Kerimde:

ʺEy inananlar! Putlar, kumar, şarap, fal, şans okları şeytan işidir. Bunlardan uzak durun ki felaha erişiniz.ʺ

yazıyordu. Bunu gören ve İslamiyet’i kabul edenler ayetteki kötü alışkanlıklardan uzaklaştılar.

Evet, ayette bildirildiği üzere dinimizde fal bakmak ve baktırmak kesinlikle haramdır. Geleceği gördüğünü iddia eden kimselerin sözleri boştur. Hiçbir anlamı ve gerçekliği söz konusu değildir. Geleceği yalnızca Allah bilir.

“De ki: Göklerde ve yerde olan gaybı, Allah’tan başka bilen yoktur.”

Neml, 27/65

De ki: Size ‘Allah’ın hazineleri elimdedir demiyorum, gaybı da bilmiyorum…”

En’âm, 6/50

“Eğer gaybı bilseydim, daha fazla hayır yapardım…”

A’râf, 7/188

Kendilerine arraf yahut kahin denilen falcıları ve bu falcılara gidip fal açtıran, onlara inanan veya destekleyenleri Hz. Peygamber (s.a.s.) ağır bir dille kınamış hatta kafirlikle nitelemiş ve bu konuyu Peygamberimiz (a.s.m.) bir tek cümleyle ifade etmiştir.

“Kâhinler bir şey değildirler.”

Müslim, Selam 123

Kısacası ben Müslümanım diyen kişinin faldan uzak durması gerekmektedir. Fal bakan kimse insanları kandırdığı ve yalana sığındığı için büyük günah işlemiş olur. Fal baktıran kimse de söylenenlerden etkilenip, bir an bile olsa umuda kapılsa, haram işlemiş olur. Bununla ilgili bir hadis ise şöyledir:

“Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed’e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur.”

Cebrail Aleyhisselamın, “Kıyamet ne zaman kopacaktır?sorusuna Peygamberimiz:

“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir.” demiştir. En büyük gelecek olan kıyamet hakkında bu kadar net bir cevap vermiştir.

Gayb ve gelecek bilgisi Allah’ın elinde olduğuna göre, Allah’ın elçisi dahi Allah bildirmezse bilemeyeceğine, hiçbir İslam alimi de gayb ve gelecek hakkında konuşmayacağına göre, falcı ve her ne isim verilirse verilsin bu harama düşen kimselerin sözlerine inanmak katiyen doğru değildir.

“Geleceğini merak eden fallara değil, mezarlığa, baksın. Hepimizin geleceği işte orası…”