Ezan Duası

Ezan okunduğu zaman dinlemek, içinden tekrar etmek ve bitince ezan duası yapmak sünnettir. Ezan duası Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in bizlere öğrettiği bir duadır ve şöyle buyurmuştur: “Her kim ezanı işittiğinde ardından dua ederse kıyamet gününde benim şefaatim ona vacib olur.”

Sehl bin Sa’d’dan (r.a) rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İki dua var ki, bunlar geri çevrilmezler: Ezan zamanında yapılan dua ve insanların birbirine girdiği şiddetli savaş anında…” 

Screenshot_1

Okunuşu

“Allahumme Rebbe hazihi’d-da’veti’t-tamme. Vesselatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refiate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke la tuhlifu’l-miad.”

Anlamı

 “Ey bu tam davetin ve kılınmak üzere olan bu namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ihsan et. Bir de kendisine va’d ettiğin Makam-ı Mahmûd’u verip oraya ulaştır, muhakkak ki Sen vaadinden dönmezsin.”

İlk Ezan

Ezan, İslam’ın sembolü olup aynı zamanda sünnettir. Ezan aracılığıyla insanlara hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allah’ın eşsiz büyüklüğü, Hz. Muhammed(s.a.v.)’in O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.

Medine’ye hicretten sonra Mescid-i Nebevi dediğimiz Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu mescid inşa edilmiş ve bu mescid tamamlanınca namaz cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Namaz vakti girdiğinde de Hz. Bilal-i Habeşi,”Hayye ale’s salah” yani  “Haydi namaza” diyerek sahabeleri namaza çağırmıştır. İnsanlar çoğaldıkça Hz. Muhammed (s.a.v.) herkes tarafından bilinecek olan bir şeyle namaz vaktinin duyurulması gerektiğini ashabıyla istişare etmiştir. Kimisi; “Namaz vakti geldiği zaman bir sancak dikelim, Müslümanlar onu gördüklerinde birbirlerine haber versinler.” dedi fakat Peygamber Efendimiz bu teklifi beğenmedi. Yahudi borusu çalınması teklif edildi, onu da beğenmedi: “Bu, Yahudilerin aletidir.” buyurdu. Çan çalınmasından bahsedildi. Peygamber Efendimiz: “O da Hıristiyanların işidir.” buyurdu.

Peygamberimizin derdiyle dertlenen Abdullah bin Zeyd (r.a.) bir gün uykusunda iken kendisine ezan lütfedildi. Hemen Resulullah’ın yanına giderek:

“Ben uyku ile uyanıklık arasında iken biri gelip bana ezanı öğretti.” dedi.  Bunun üzerine peygamberimiz bu rüyayı hak bir rüya olarak kabul edip “Kalk rüyada öğrenmiş olduğunu Bilal’e öğret. O bunları söyleyerek ezan okusun. Zira o, sesçe senden daha gür” diye buyurmuştur. Hz. Bilal, Medine’nin en yüksek yerine çıkarak öğrendiklerini okuduğu sırada evinde olan ve ezanı duyan Hz. Ömerin de aynı rüyayı gördüğünü peygamberimize söylemesi üzerine peygamberimiz “Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu” demiştir. Böylece ezan, vacib derecesinde kuvvetli bir sünnet oldu.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğini aynen tekrarlayın. Sonra bana salat ü selam getirin. Zira kim bana salat ü selam getirirse Allah da ona on misliyle rahmet eder. Sonra benim için Vesile’yi taleb edin. O, cennette bir makamdır ki, mutlaka Allah’ın kullarından birinin olacaktır. Ona erişecek kimse olmayı ümid ediyorum. Kim benim için Allah’tan Vesile’yi taleb ederse, şefaatim kendisine vacib olur.” (Müslim, Salat, 11; Ebu Davud, Salat, 36/523)