Çocuklar İçin Namazın Çekiciliği

cocuk-dua

Namaz İslam dininin direği ve yüce Allah’ın en yüce zikri sayılır. Hiçbir bina direği olmadan sağlam kalamaz ve Allah insanın ebedi saadetinin kavşağı olan İslam dinini namaz direği olarak bina etmiştir. İmam Rıza as şöyle buyuruyor: ‘Namaz, kendi yaratanını unutmamak ve yolundan sapmaması için her gece ve gündüzde Allah’ın sürekli yad edilmesini gerekli kılmıştır. Namaz her türlü itaatsizlikten ve fesat ve sapkınlıktan korunması için yüce Allah’ın sürekli yad edilmesi ve onun mazharına dikkat edilmesi aracıdır’. Beş vakit namaz kılınması ergenlik yaşına ulaşanlar için vaciptir ve namazın kılınmaması büyük günah sayılmaktadır ve insanın amellerinin heba olmasına neden olur.

Allah Resulü şöyle buyurmakta: ‘Benim şefaatim namazını hafife alanları kapsamamakta ve Allah’a and olsun ki böyle birisi Kevser havuzu kenarında asla bana yönelmez’. Rivayetler ve hadislerde belirtildiği gibi, namaz için bol bereketler zikredilmiştir ki bunlar, Allah’a yönelmek, fesat ve sapkınlıktan uzak kalınması, kötü ahlakın önlenmesi, kibir ve bencillikten uzak kalmak, gafletin terk edilmesi , pak ve nurlu bir yaşama yönelmektir. Namazın insan saadetine olan sonsuz önemini dikkate alarak bazı kimseler bu farizayı yerine getirmiyor ve kendi şakavetine neden olmaktadır. Ancak neden bazı Müslümanlar bu pak ve saf çeşmeden mahrumdurlar. Dini terbiye uzmanları bu sorunun kökünün insanların çocukluğunda yattığı inancında. Namaz öyle bir farizadır ki her gün 5 vakitte ve insana özel anlarında vacip olmaktadır.

Hastalık ve kabiliyetsiz olmak ve hatta savaş, namaz kılmamak için bir neden sayılmaz. Bu ilahi fariza kızlar için 9 yaşında ve erkekler için 15 yaşında vacip sayılsa da ancak bunun için özel terbiye şartlarını gerekli kılmaktadır. Eğer bu özel terbiye şartları ebeveynlerce ihmal edilirse şahsiyet sebatına sahip olmayan genç yaşındaki bir kimse için büyük zorluklar ortaya çıkarır. İslam dinindeki tavsiyelerde bir kimsenin dini terbiyesi onun dünyaya gelmesinden önceki döneme geri dönmekte. Bu konuda bir takım rivayetler ve hadisler vardır ki ebeveynlere ceninin oluşmasından önce ve hamilelik döneminde Allah’tan gafil olunmaması ve helal ve haramı dikkate almaları tavsiye olunmakta. Kuran okuyun ve vacip olan şeyleri yerine getirin ve haram malı kullanmayın ve yemek yemekte dikkat edin. Bir çocuğun Allah’a yönelmesine hazırlanması o kadar hayatidir ki İslam peygamberinin hadislerinde bir bebeğin kulağına ezan ve şehadet kelimesinin okunması tavsiye olunmuştur.

Çocuklar küçük yaşında ebeveynlerini örnek almaktadır. Daha yeni oturmayı ve durmayı öğrenen bir çocuk babası ve annesini taklit ederek secde etmekte. Bu taklitçilik ileri yaşlarda da devam etmekte ve çocuk şevkle namaz hareketlerini taklit etmekte. Eğer baba ve anneler namazlarını dikkatsizlikle okurlarsa veya bazen okuyup bazen de okumaz iseler bu olay çocuğun zihninde iyi iz bırakmaz. Buna karşılık düşünün ki ezanın okunmasından önce kendilerini namaz kılmaya hazırlayan anne ve baba abdest alırlar ve uygun elbise giyerler ve paklıklarını sağlıyorlar ve parfüm sürerler ve ezan sesini duyduklarında şevkle namaz ikame ederler. Böylesi bir evde yaşayan çocuk namazı zevkli bir sevindirici bir amel olarak addeder.

Bu çocuk hiçbir amelin namaz kadar ebeveynleri sevindiremediğini anlamaya başlar. Öyle ise çocuğun namaza ilgi duymasını sağlamanın ilk adımı ebeveynlerin namaza ilgi duyduklarının gösterilmesidir ki bu yolla çocuk namazın önemi ve konumunu öğrenir. Çocuklarını İran’daki iyi çocuk yuvalarına bırakan ebeveynler bir süre sonra anladılar ki çocukları namaza özel ilgi duymaktadırlar. Bu ebeveynler olayı ciddi şekilde takip ettikten sonra adı geçen çocuk yuvaları müdürlerin her gün seccadeleri herhangi bir sınıfta serdiklerini ve güzel bir çarşafla namaz ikam ettiklerini gördüler. Adı geçen çocuk yuvası hanım müdürü merakla kendisine yaklaşan çocuğa güzel kokulu parfüm sürmeye başladı. O namaz hakkında küçük yaştaki çocuklarla konuşmadan kendi el hareketleriyle onları namazı kast ettiklerini anlatmaya çalışıyorlar.

Ehlibeyt rivayetlerinde namazın çocuklara adım adım öğretilmesine vurgu yapılmıştır. İmam Sadık as bu konuda şöyle buyuruyor: ‘bir çocuk 3 yaşına girdiğinde onu 7 kez Lailahaillallah, ardından onu rahat bırakın. 3 yıl 7 aylık ve 20 gününü doldurunca çocuğa öğretilecek ikinci cümle Muhammed Resulullah kelimesini öğretin ve bunu 7 kez tekrarlasın. 4 yaşına varınca 7 kez peygambere salavat getirsin ve ardından onu rahat bırakın’. Bu hadisin devamında çocuk 5 yaşına varınca kıbleye doğru secde etsin ve 6 yaşının sonunda ona namazı ikame etmesini öğretin ve rükû ve secde etmeyi ona öğretin. 7 yaşın sonunda çocuk elleri ve yüzünü yıkamayı öğrensin ve ona namaz kılmasını söyleyin. 9 yaşın sonunda namaz ve abdesti öğretin. İmam Sadık as’ın sözü edilen hadisindeki ‘ardından onu rahat bırakın’ sözü, bu merhalede çocuğa kendi haddinden fazlası işleri ona yaptırılmaması vurgusuna işaret edilmektedir.

Öyle ise bir çocuk 15 yaşına varınca namaz kılma yükümlülüğü altına girer ve namazı terk etmesi onun için büyük günah sayılır ve ilahi azabı gerektirir. Dini terbiye konularında güzel bakış açılarına sahip olan Hüccetulislam Penahiyan hiçbir zaman çocukların namaz kılmaları yönünde teşvik edilmeleri için onlara namazın rahat bir şey olduğunu söylemeyin zira bu durumda namaz onlar için önemsiz bir iş sayılır. Çocuklara namazın çok önemli bir fariza olduğunu öğretin. Çocuğun büyümesi ve akıllı olmasıyla çocuksu dille Allah’ın nimetlerini şükretmesini ve namazın felsefesini söyleyin. Çocuğun namaz konusunda teşvik edilmesi ilk başta onun namaz kılmak için teşvik sayılır ancak onun fikri yönden gelişmesi yetmez. Dini terbiye uzmanları çocuk 7 yaşından itibaren edep öğrenmesi gerekir.

Ebeveynler, öğretmenler karşısında edepli olmak zaruridir. Diğer yandan teşekkür etmek terimi, çocuğun 7 yaşından itibaren öğrenmesi gereken ibaredir. Çocukluğundan beri edepli ve terbiyeli olunmayı öğrenen kimse namazı Allah’a yönelik edepli olmak ve Allah’ın nimetlerini şükretme manasında olduğunu öğrenir. Allah resulü ve ehlibeytinin hadisleri uyarınca namazın çocuklara öğretilmesi onun ergenlik dönemine bırakılmamalıdır üstelik çocuğa adım adım Lailahaillallah ibaresi öğretilmesi gerekir ve bu iş çocuğun yaşına göre olmalıdır. Bu dönemde çocuktan haddinden fazla görev verilmemesi gerekir. Çocuk namazı şevk ve zevkle öğrenmesi gerekir ve ona namazı muhabbetle öğretilmesi lazım.

 

Kaynak: http://turkish.irib.ir/makaleler/dini-makaleler

Kur’ân Okuma İbadeti

Kuran-Allah

Kur’an-ı Kerim, kâinat kitabının bir tercümesi, Yüce Allah tarafından insanlık için çizilmiş bir hayat programı, bütün ilim ve hakikatlerin aslı ve kaynağı olmakla beraber, aynı zamanda bir dua, bir zikir ve fikir kitabıdır.

Mü’minler hem onun mânâ ve muhtevasıyla amel ederler, hem de ruhlarını serinletmek, kalblerini nurlandırmak, Rablerine yalvarmak ve o yüce âlemlerde mesafe almak için maddî ve mânevî bir temizlik yaparak huşû ve huzur için okumaya başlarlar.Kur’ân bir ibadet kitabıdır. Lâfzıyla ibadet edilen tek kitaptır.

Her ne sûretle olursa olsun, Kur’ân’la meşgul ol-mak ibadetin tâ kendisidir. Hiç mânâsını anlamasak da Kur’ân-ı Kerîmi okumak, dinlemek; hatta yüzüne, hattına, yazısına bakmak ve huzurunda hürmetle durmak bile i-badettir, sevaptır.

Kur’ân okumak farzdır ve Allah’ın emridir. Namazın bir rüknü de kıraattir. Yani namaz kılabilecek miktarda Kur’ân ezberleyip okumak farzdır. Kur’ân-ı Kerîmin dışında hiçbir kitabın lâfzını, kelimelerini ezberlemek farz değildir. Bunun için Müslümanlar, mânâsını hiç anlamasalar da Kur’ân-ı Kerîmi bir ibadet şevkiyle Cenâb-ı Hakkın mübarek bir kelâmı olması hasebiyle severek ve sevi-nerek okurlar.

Kur’ân-ı Kerîmi okumak aynı zamanda bir peygamber âdeti ve tavsiyesidir. Bir hadiste Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) bu tavsiyeyi ve uhrevî mükâfatını şöyle dile getirirler:

‘Kur’ân’ı okuyunuz. Çünkü o kıyamet gününde size şefaatçi olarak gelecektir.’

Kur’ân’ın kendisini okuyana şefaat edeceği gibi, okuyan da başkalarına, özellikle yakınlarına şefaat hakkına sahiptir.

Hazret-i Ali’nin rivâyet ettiği bir hadiste Resulullah (a.s.m.) bu konuda şöyle buyururlar:

‘Kim Kur’ân-ı Kerîmi okuyup ezberler, onun helal kıldığını helal kabul eder ve haramını haram sayarsa, o sebeple Allah onu Cennetine koyar ve hepsi de Cehennem-lik olan yakınlarından on kişiye şefaat yetkisi verir.’

Kur’ân okuyan insanın makamı, mevkii ve rütbesi yüksektir. Meşhur, tanınmış ilim ve fikir adamlarıyla, mâneviyat ve velâyet ehli ile bizzat konuşmak, onların sohbetinde bulunmak insana ne kadar huzur ve mutluluk verir, ne kadar sevinç ve saâdete sevk eder.

İnsan böyle bir görüşmekten ne kadar zevk alır, haz duyar, değil mi? Ya huzurunda olduğu, konuştuğu Âlemlerin Rabbi ise durum ne kadar mânâ ve değer kazanacaktır. Tahmini bile hayalimizin alamayacağı kadar derindir. İşte Kelâm-ı Kadim olan Kur’ân’ı okuyan insan bu hazza ulaşabilecek bir imkana ermektedir.

Sadece Kur’ân ehline bir müjde olan bu haberi Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle bildirir:

‘Kim Rabbiyle konuşmaktan hoşlanırsa Kur’ân okusun.’

* * *

İnsan yaratılışı gereği yükselmek, ilerlemek, belli bir yere gelmek, el üstünde tutulmak ister. Ama asıl yücelik ve yükseklik ebedî âlemdeki makamdır.

Kur’ân insanın bu duygu ve isteklerini tatmin ediyor, ruh dünyasını zenginleştiriyor, ona bitmez tükenmez bir hazinenin kapısını açıyor.

Kur’ân ehlini âhirette bizzat İlâhî rahmet taltif ediyor, Rabbimiz ona ikram ve izzette bulunuyor, önüne ebedi saâdet ve huzur âlemleri açılıyor.

Bu mânâyı Ebû Hüreyre, Efendimizden (a.s.m.) şu şekilde haber veriyor:

‘Kur’ân-ı Kerîmi okuyup onunla amel eden mü’min kıyamet gününde gelince Kur’ân der ki: ‘Yâ Rabbi ona elbise giydir.’

‘Ona keramet tacı giydirilir.
‘Sonra tekrar der ki: ‘Yâ Rabbi ona ikramını arttır’
‘Bu sefer ona keramet elbisesi giydirilir.
‘Sonra der ki: ‘Yâ Rabbi ondan razı ol.’
‘Ve Allah ondan razı olur.
‘Sonra ona denir ki: ‘Kur’ân’ı oku ve yüksel’.
‘Okuduğu her âyet için ona bir hasene yazılır.’

Allah’ın razı olacağı, Kâinat Sahibinin hoşnut olacağı, Ezel ve Ebed Sultanının memnun olacağı bir ibadet, bir yaklaşma ve yakınlaşma süreci böylece Kur’ân’la gerçekleşir.

Bu arada Allah’a muhatap olma azim ve gayreti içinde bulunan bir kul olarak değişik zamanlarda farklı farklı ibadetler yaparız. Namaz kılar, oruç tutar, hayır hasenatta bulunuruz. Böylece Rabbimize yaklaşır, onun rızasına ermeye gayret ederiz. Ama öyle bir ibadet şekli vardır ki, bizi Allah’a en çok yaklaştıran, ‘Âbid’ gibi bir kulluk makamına ulaştıran sırlarla doludur.
Efendimizin (a.s.m.) dilinden bu güzellik şöyle mânâ kazanır:

‘İnsanların en âbidi (en çok ibadet edeni) en çok Kur’ân okuyanıdır.’

Kur’ân bir kalkan, manevi bir kale, felaketlerden koruyan bir siper, kalb ve ruh dünyamızı kurtaran manevi bir çelik yelektir. Dünya hayatımızı düzene, nizama soktuğu, disipline ettiği gibi, ebedî hayatımızı da tehlikelerden ko-rur, sonsuz azap acılarından muhafaza eder.

Ebû Umâme’nin rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu konuda şu hakikati bildiriyor:

‘Kur’ân’ı okuyun. Çünkü Allah Teâla, Kur’ân’ı içinde bulunduran bir kalbe azap etmez.’

Hadisten dünyadaki stres, depresyon, panik ve benzeri psikiyatrik kalbî ve ruhî dertlerden Kur’ân sayesinde kurtulmanın mümkün olduğu anlaşıldığı gibi, Cehennemden de varlığımızın merkezi olan kalbimizin korunacağı anlaşılmaktadır.
Efendimiz (a.s.m.) insanları inanç bakımından Kur’ân okuyan ve okumayan olarak iki meyveye ve iki bitkiye benzetir. Çok orijinal olan bu benzetmede önemli bir ha-kikat anlatılır. Hadis-i şerifi Ebû Mûsa el-Eş’arî rivâyet ediyor. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

‘Kur’ân okuyan mü’min, kokusu hoş ve tadı güzel portakal gibidir.
‘Kur’ân okumayan mü’min de, tadı güzel kokusu ol-mayan hurma gibidir.
‘Kur’ân okuyan münafık, kokusu güzel ve tadı acı o-lan reyhan bitkisi gibidir.
‘Kur’ân okumayan münafık ise, kokusu olmayan ve tadı acı Ebû Cehil karpuzu gibidir.’

Hadiste ifade edildiği gibi, Kur’ân okuyan ve okuma-yan mü’minin hali bellidir. Her ikisi de derecesine göre güzeldir; fakat inancı bakımından içten pazarlıklı münafığın durumu içler acısıdır.

Böyle bir insan Kur’ân okusa da Kur’ân’ın kendisine bir faydası yoktur, çünkü kalbi imandan mahrumdur. Kendisi yanan, tükenen, etrafını aydınlatan, fakat ışıktan ve nurdan mahrum kalan bir mum gibidir.

Kur’ân-ı Kerîm ferdi olarak, tek başına okunabildiği gibi, cemaat halinde toplu olarak da okunur. Bu aynı za-manda bir Kur’ân ve iman dersidir. Hem okunur, hem de mânâsı ve anlattıkları üzerinde müzakere edilir, tartışılır, hakikatleri kavranmaya, akla ve kalbe sindirilmeye çalışılır.

Böyle bir cemaatin okuduğu Kur’ân, konuştuğu Kur’ân, düşündüğü Kur’ân, içi Kur’ân, dışı Kur’ân’dır. Melekler etraflarını kuşatır, rahmet imdadına yetişir, latifeler ve hissiyatlar tatmin olur, Cenâb-ı Hak da bu insanları kendi yüce katında anar.Bu ruhanî anı Ebû Hüreyre’nin rivâyetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle anlatıyor:

‘Herhangi bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Kur’ân-ı Kerîmi okurlar ve aralarında müzakere ederlerse mutlaka üzerlerine kalb huzuru, gönül ferahlığı iner. Allah’ın rahmeti kendilerini kaplar, melekler kendilerini kuşatır ve Allah da onları kendi katındakiler içerisinde anar.’

Hadiste ifade edilen ‘Allah’ın evleri’nden murat, cami ve mescitler olduğu gibi, Allah’ın adının anıldığı, mü’minlerin biraraya gelerek Kur’ân okudukları ve ilmî sohbetler yaptıkları herhangi bir mekân da olabilir.

Kur’ân-ı Kerîm hem gündüz okunur, hem de gece okunur. Ubeydü’l-Mekkî’nin rivâyet ettiği bir hadiste Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu konuda şöyle buyururlar:

‘Ey Kur’ân ehli! Kur’ân’ı kenarda terk etmeyiniz. Onu hakkıyla tilavet ederek gece gündüz okuyun, yayın.’

Zaten Hazret-i Osman’ın (r.a.) ifade ettiği gibi ‘Eğer kalbleriniz temiz olursa Allah’ın kelâmına doymazsınız.’

Özellikle geceleyin Kur’ân okumak insanın kalben uyanık kalmasına, gaflet ve aymazlıktan kurtulmasına, Kur’ânî bir şuûr içinde geceye girmesine, gecenin karanlığını Kur’ân nuruyla aydınlatmasına vesile olur.

Ebû Hüreyre’nin rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu hususta şöyle buyururlar:

‘Kim bir gecede on âyet okursa gafil kimselerden yazılmaz.’ Ancak gece Kur’ân okurken insana ağırlık çöker, uyku basar ve uyuklar. Bu esnada nasıl hareket edileceği dahi hadiste belirtilir.

Ebû Hüreyre anlatıyor. Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem buyurdular ki:

‘Sizden biri geceleyin kalkınca Kur’ân diline dolaşıp ne dediğini anlamamaya başlayınca hemen yatsın.’

Her gece Kur’ân’dan belli bir bölüm okuyan insan, şâyet müsait değil de o gece okuyamazsa ne yapacağı hususunu yine hadisten öğreniyoruz.

Abdurrahman bin Abdi’l-Kârî anlatıyor. Ömer bin Hattab’ın şöyle söylediğini işittim. Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem buyurdular ki:

‘Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmını okumadan uyursa, bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde sanki gece (her zamanki vaktinde) okumuş gibi aynı sevaba nail olur.’

 

Mehmet Paksu

Cuma Günü Duası

Lailahe illallah Cuma”nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver.

Melekler duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç.

Benim günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam dostum var.

İlahi kabre vardığım gece lütfeyle, yalnız kaldığım gece bilmediğimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster.

Gece gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana.

Rabbim Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah, ahirim Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah.

Cuma gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi şahımız var. Allah dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum, üstüne.

Sırrım sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam düşmüş, yetiş imdadımıza ya Muhammed.

Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat.

Lailahe illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm, ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm. Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm.

Bugün Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini olduğuna, yetmiş binin nısfına, mühürledim üstüne.

Lailahe illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını görmek. Aç cemalini göster diyarını.

Ya Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece gündüz yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana.

Cennetine davet et Allahım kabrimizde rahatlık, sıratta selamet, tatlı canımız sana emanet, son nefesimizde selametler ihsan eyle.

Kabir suallerimiz ahsan eyle, cennetinle cemalini cümleyle beraber bana da nasip eyle.

Lailahe illallah selalar duası için, Muhammedün Resullullah arşı ala gölgesi için hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara edalar ihsan eyle Ya Rabbim.

Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet.

Ya Celil, etme zelil, gönder delil. İlahi Yarabbi hacetimi rahmet deryasını ulaştır, duaya açılan elleri icabete eriştir.

Allahım senden başka kimsemiz yoktur. Lailahe illallah arşı alaya Muhammedün Resullullah şükür Mevlaya.

Yarabbi yarabbena her halim malumdur sana, cenneti alada cemalini göster bana.

Lailahe illallah günahlarımız af eyle, Muhammedün Resullullah makamımı nur eyle.

İlahi Yarabbi son nefesimde kendime malik olmadığım zaman bu duamı sana emanet ederim.

Selatü selaya yolladım Mevlaya, sen cümlemizin muradını ver gelecek Cuma”ya.

Lailahe illallah ve cellehü edası ile, Rabbim muradımızı ver melekler duası ile.

Lailahe illallah kalbimizi karartma, rızkımızı azaltma, kabrimizi, daraltma, senden başka kapı aratma, muhannete muhtaç etme.

Lailahe illallah imanla sabır, Muhammedün Resullullah azapsız kabir.

Allahım beni af eyle, her derdimi def eyle, rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle, sual meleklerinin cevabını muktedir eyle.

Evvelim Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah Muhammedün Resullullah. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diyerek çene kapatmak nasip eyle Yarabbi.

Allahım şeytanın şerrinden, kabirdeki yılanlardan, çıyanlardan, ölümün dehşetinden, kabirin azabından, sıratın zulmetinden muhafaza eyle Allahım.

Ölümün hayırlısını, üç ayların birisini, Yasin’in yarısını okurken ölmeyi nasip eyle Yarabbi. Amin.

Kur’an-ı Kerim ve Düşünce

Düşünme, insanın en belirgin özelliğidir. ilk dönem islam felsefecileri insanı ‘düşünen canlı’ olarak tarif etmektedirler. Burada önemli olan karşılaşılan olay ve eşyalar önünde neden, nasıl, neyi gibi bilinmeyenleri bulmak ve keşfetmektir. Düşüncenin doğru bilgiye ulaşması için tutarlı ve çelişkiden uzak olması gerekir. Kaldı ki bilgisiz olan; insanın doğruyu bulması hiç mümkün değildir.

Düşünen insana bu yolda en iyi rehberlik edecek ve yönlendirecek olan bilgi kaynağı şüphesiz Kur’an’dır. ilahî bilgi kaynağından faydalanmayan kimsenin doğruyu bulması mümkün değildir. Burada imanın düşünceden önce geldiğini söylememiz gerekir. Düşünce, kişinin imanını koruma ve kuvvetlendirme aracıdır. Allah, Kur’an-ı Kerim’de birçok konunun anlatımında akli deliller kullanmakta ve düşünmeyi teşvik etmektedir. Kur’an-ı eğitimin düşünceyi dondurduğunu, belli kalıplar içerisinde insanı sıkıştırdığını ve kişinin özgürlüğünü elinden aldığını iddia edenler vardır. Bu günahtır, bu haramdır, helaldir, iyidir, kötüdür gibi. Dolayısıyla bu iddia sahipleri dinin insan beynini uyuşturan bir afyon ve beyin yıkama aracı olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.

Bu anlayışın temelinde bilgi eksikliği yatmaktadır. Aksine, Kur’an-ı Kerim’i bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, dikkatini belli noktalara çektikten sonra onu özgür iradesi ile baş başa bırakmaktadır. Son kararı kişinin kendisi aklını kullanarak verecektir. İnsanların düşünmesini ve akıllarını kullanmayı engelleyen, tercih ve seçeneklerinin önünü kapatan her türlü dogmanın zararlı olduğunu ve bunun insan için aşağılayıcı bir durum meydana getirdiğini bizzat Kur’an-ı Kerim şu ifadelerle belirtmektedir: “Andolsun, cehennem için birçok cin ve insan yarattık ki kalpleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapık ve işte onlar gafillerdir!” (A’raf, 179.) “Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal, 22.) “Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktırlar.” (Furkan, 43-44.) Beyin yıkama ve şartlandırmanın aksine, Kur’an’ın insanlara vermek istediği kendi başına düşünebilme ve karar verebilme yetisidir. Bu faaliyeti gerçekleştirmek için Kur’an insanın önüne, kıyas yapabilmesi için bazen tarihten, bazen yaratılıştan, bazen doğadan örnekler vererek, bir yöntem arayışı örneği sunmaktadır. Bilgisi olmayan, herhangi bir veri veya temele dayanmayan insan, aklını kullanamaz. Bu sebepten Kur’an’ın en çok değer verdiği ve öne çıkarttığı kavram bilgi ve akıldır. insan kendi başına düşünebilme kabiliyetini kullanamıyorsa onun taklit etme melekesinden başka bir gayrete ve yetiye ihtiyacı yoktur. Taklit ise insanı hiçbir yere götürmez. Kur’an’ın ifadesi ile taklit cehennemdir, ateştir. Bu durum Lokman suresinde şöyle belirtilmektedir: “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ dense: ‘Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız (onların yolunda gideriz)’ derler.

Besmele

Adem aleyhisselama ilk gelen besmeledir. Müminler, besmele yardımı ile, sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası besmeledir. Peygamber Efendimiz, “Hoca çocuğa, besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının cehenneme girmemesi için senet yazdırır.” buyurdu.

Euzübesmele okumak = Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm

Besmele okumak = Bismillâhirrahmânirrahim
Hadis-i şerifte, “Kur’an-ı kerime saygı göstermek, Euzübesmele okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı Kerim’in anahtarı, besmeledir.” buyruldu. Sure okurken, Euzübesmele okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken euzübesmele okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken besmele okumak sünnettir.

Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzübesmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, “Kur’an-ı kerim okuyacağın zaman E’uzü… söyle” buyuruyor. (Nahl 98)

Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken besmele çekmek küfürdür.

İyi işlere besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:


“Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki]

“Eve girerken besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider.” [Tibyan]

“Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.” [Tergibussalat]

“Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.” [Deylemi]

“Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.”
 [İ. Rafii] 

“Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.”[Taberani]

“Besmele ile yenen yemek bereketli olur.” [İbni Mace]

“Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim”derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.” [Deylemi]

“Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.”
 [Tergibussalat]

“Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.” [T. Salat]

“Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır.”
 [Tergibussalat]

“Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.” [İbni Sünni]

“Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!”
 [Taberani]

“Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!”
 [İbni Sünni]

“Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!” [Ebu Davud,Tirmizi, Hâkim]

“Yemeğe başlayan kimse, Bismillahi desin. Bismillah demeyi unutursa, hatırlayınca “Bismillahi evvelehü ve âhirehü” desin.” [İbni Mace]

“Şeytandan korunmak için yemek yerken, istirahat ederken ve gece yatarken besmele çekin!) [Taberanî]

“Helaya girerken çekilen besmele, cinlerin gözüne perde olur, avret yerini göremezler.” [Tirmizî]

“Kapısını besmeleyle kapatan şeytandan korunur. Bir çubukla da olsa kapları besmeleyle örtün!” [İ. Hibban]

“Şeytan, besmele çekilmemiş yemeği kendine helâl görür.” [Müslim]

“Şeytandan korunmak için, eve girerken selam verin ve yemeği besmeleyle yiyin!” [Taberanî]

“Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.” [Tibyan]

“Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.” [Tirmizi]