Orucu Bozan Durumlar

Orucu bozan durumlar sadece kaza gerektiren ve hem kaza hem kefaret gerektiren durumlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Hem Kaza Hem Kefaret Gerektiren Durumlar

  •  Cinsel ilişkide bulunmak.
  • Yemek, içmek veya ilaç yutmak.
  • Boğaza kaçan yağmur, dolu ve kar suyunu isteyerek yutmak.
  • Tütün içmek, başkasının içtiği sigara dumanını bilerek içine çekmek.
  • Susam tanesi kadar bir şeyi ağzına alıp yutmak veya çiğneyerek yemek.
  • Azıcık tuz yemek. (Çok tuz yemek ise, sadece kazayı gerektirir.)
  • Zevcesinin veya sevdiği bir kimsenin tükürüğünü, ağız suyunu yutmak.

Bu maddelerin kefaret gerektirme sebebi bedenin beslenmesi veyahut zevk ve lezzet almasından dolayıdır.

Sadece Kaza Gerektiren Durumlar

  • Tedavi veya gıda maksadıyla dahi olsa, serum da iğne yaptırmak gibi orucu bozar ve kaza gerekir. Kefaret gerektirmeme nedeni ağızdan verilmediği içindir.
  • Abdest alırken su çekme esnasında boğaza, buruna veya genze yanlışlıkla suyun kaçması.(Hanbeli mezhebinde bozmaz)
  • Unutarak yeyip içtikten sonra, orucum bozuldu diyerek bilerek yeyip içmek. Peygamber (s.a.v.), “Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir.” buyurmuştur. Unutarak yiyip içen kimse, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkamalı ve orucuna devam etmelidir.
  • Astım spreyi kullanmak.
  • Kulağın içine ilaç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak.
  • Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması
  • Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak.
  • Fitil kullanmak.
  • İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması
  • Denize girince veya gusül alırken makattan su girmesi (Hanbeli mezhebinde bozmaz)
  • Lavman yaptırmak (Maliki mezhebinde bozmaz)
  • Seferde kasten orucunu bozana kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir.
  • İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak
  • İmsak vaktinin bittiğini bilmeden yeyip içmek
  • Güneş battı zannederek orucunu bozmak
  • Bayılanı ayıltmak için veya uyuyan kişinin ağzına su akıtmak

 

Fitre İle İlgili Bilinmesi Gerekenler

Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); oruç tutup bayrama ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen Müslümanın, belirli kimselere vermesi vacip olan bir sadakadır. Borcundan ve asli ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı mala sahip olan her Müslüman’a fitre vermek vaciptir. Fitre, Ramazan orucunun farz kılındığı hicretin 2. yılı Şaban ayında, zekattan önce meşru kılınmıştır. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye ve onların da bayram sevincine katılmalarına bir yardımdır. Abdullah İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre: “Hz. Peygamber fitrenin, insanlar Bayram Namazı’na çıkmadan önce verilmesini emretmiştir”

Günümüzde fitre miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur. Kişi dinen zengin sayılanlara, usulüne (anne, baba, dedeler ve nineler), çocuklarına, torunlarına ve eşine fıtır sadakası veremez. Fitreler bir fakire verilebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtılabilir fakat bir kişiye verilen miktar bir fitreden az olmamalıdır. Fitre yükümlünün bulunduğu yerdeki yoksullara verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi mekruhtur. Diyanet işleri 2019 fitre bedelini 23 TL olarak belirlemiştir.

Fitrenin verilebileceği kişiler ayet-i kerimede şu şekilde açıklanmıştır. “Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe,60)

Sahur Duası

Geceleri ertesi gün oruç tutmak için kalkılan zamana “sahur”, bu zamanda yenilen yemeğe de “sahur yemeği” adı verilir. Ramazan ayında mümkün olduğu kadar sahur yapmaya gayret etmemiz gerekir. Sahurda yediğimiz yiyecekler sayesinde ertesi gün oruç tutmamızın kolaylaştığı gibi sahura kalkanların Allah’ın rahmetine ve meleklerin duasına mazhar olacağı belirtilmiş ve sahur yemeği aynı zamanda “mübarek gıda” olarak nitelenmiştir. Peygamber efendimiz (s.a.v), sahura kalkmış ve bunu ümmetine de tavsiye etmiştir bu nedenle sahur yapmak sünnettir. Sahur yemeğinin fazileti hakkında Peygamber Efendimiz ’in bazı hadisleri vardır;

“Bir yudum su ile dahi olsa sahur yapınız.”

“Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır.”

“İftarı acele ediniz; sahuru geciktiriniz!..”

Efendimiz (s.a.v), Ramazanda sahura kalkmayı ve iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir.

“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” buyurmuştur.

Sahurun bizler için pek çok faydası vardır. Öncelikle sahur yapmak gündüz tutulacak oruç için kuvvet kaynağı olur. Ayrıca sahur vakti, ibadete teşvik eder çünkü sahura kalkınca namaza da hazırlık yaparız. Sahur vaktinde sema kapıları açılır, rahmet iner ve dualar kabul edilir.

Peygamber efendimiz (s.a.v) sahurda şöyle dua ederdi; “Ey bu gecenin ve biraz sonra oIacak sahurun Rabbi oIan AIIah’ımız.. Bizi iftarIara ulaştırırken günahlarımızdan arınmış oIarak orucumuzu açmayı nasip eyIe… Amin…”.

Ayrıca sahurda Kadir Suresini ve şu duayı okumak da faziletlidir.

“Ya mefzei inde kurbetiy, veya ğavsi inde şiddeti, ileyke fezi’tu ve bike isteğestu, ve bike luztu la eluuzu bi sivake vela etlubu’l ferece illa minke, fe eğisni ve ferric enni, ya men yekbelu’l yesire ve ye’fu eni’l kesiri, ikbel minni’l yesire, ve’fu enni’l kesire, inneke ente’l ğafuru’r Rahim, Allahumme inniy es’eluke iymanen tubaşiru bihi kalbi, ve yakinen hetta a’leme ennehu len yusiybeni illa ma ketebte liy, ve razzini mine’l ayşi bima kasemte li, ya erheme’r rahimin. Ya uddeti fi kurbeti veya sahibi fi şiddeti ve ya veliyyi fi ni’meti ve ya ğayeti fi rağbeti ente’s satiru avreti, ve’l aminu rev’eti ve’l mukiylu asreti, feğfir li ğatieti ya erheme’r rahimin.”

“Ey bela ve sıkıntı zamanında sığınağım ve ey zorluk zamanında imdadım! Sana yalvarıp yakarıyorum. Senden imdat diliyor ve Sana sığınıyorum, başkasına değil. Sıkıntı ve zorluklardan çıkışı ancak Senden diliyorum. O halde imdadıma yetiş ve beni sıkıntılardan kurtar. Ey az ameli kabul edip, çok günahı affeden! Benim az amelimi kabul et ve çok günahımı bağışla. Şüphesiz sen bağışlayan ve merhametlisin.Allah’ım! Senden kalbimle birleşen bir iman diliyorum ve birlikteliğinde ancak bana yazdığın şeylerin ulaşacağına kanaat getirebileceğim bir yaqin istiyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Hayatımda bana kısmet ettiğin şeylere beni razı kıl. Ey sıkıntılı anımda birikimim, zorluk zamanımda yaverim, nimetli günümde velinimetim, rağbet ve iştiyakımın doruk noktası olan Rabbim! Sensin kusurumu örtecek, korkumu emniyete çevirecek ve sürçmemi affedecek olan. O halde benim hatamı bağışla. Ey merhametlilerin en merhametlisi.”

 

.

 

Teravih Namazı

Arapçada “terviha” kelimesinin çoğulu olan teravih, sözlükte rahatlatmak, dinlendirmek anlamlarına gelir. Ramazan ayına mahsus olan bu namaz yatsı namazı kılındıktan sonra başlar ve sabah namazı vaktine kadar devam eder. Teravih namazı vitirden önce ve ya vitirden sonra kılınabilir. Fakat teravih namazını önce kılıp vitir namazını sonra kılmak daha uygundur. Teravih namazı, orucun değil Ramazan ayının sünnetidir. Bu sebeple oruç tutmayan hasta ve yolcular da Teravih kılabilir.

Teravih namazının kılınmaya başlamasını Hz. Aişe(r.a) validemiz şöyle anlatır:

“Ramazan’da bir gece Efendimiz mescitte Teravih namazı kıldı. İnsanlar da ona tabi olarak namaz kıldılar. İkinci gece yine kıldı, o gece cemaat çoğaldı. Daha sonra üçüncü veya dördüncü gece cemaat toplandı, fakat Efendimiz mescide çıkmadı. Sabah olunca: «‒Gece toplandığınızı gördüm, ama Teravih namazının size farz kılınmasından korktuğum için çıkıp size teravih kıldırmadım.» buyurdular.

Teravih Namazının Kılınışı

Teravih namazını dört rekatta bir selam vererek kılmak caizdir fakat iki rekatta bir selam vererek kılmak daha faziletlidir. Her dört rekatın sonunda bir miktar oturup dinlenmek uygundur. Bu dinlenmelerde tehlil (la ilahe illallah) demek ve salavat ile meşgul olunması uygundur.

56

 

Orucun Faziletleri

Orucun dünyevi ve uhrevi pek çok fazileti vardır. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” müjdesi bu gerçeği bizlere göstermektedir.

Oruç, kulların, Rabbine karşı samimiyetlerinin bir göstergesidir. Orucun mükafatı ise Rabbimizin sonsuz lütfu ve bereketidir. Bir hadiste Efendimiz “Adem oğlunun her ameli katlanır. Bir iyilik yedi yüz misline kadar katlanabilir. Yalnız oruç müstesna. Çünkü onun mükafatını Allah verecektir. Oruçlu iken iki ferah vardır. Birincisi iftar zamanının sevinci, diğeri Rabbine ulaştığı zamanki sevinçtir” buyurarak halis niyet ile tutulan orucun önemine dikkat çekmiştir.

Oruç, dayanışmayı ve yardımlaşmayı öğreten bir ibadettir. Oruç, zenginin, fakir olanı bir nebze de olsa anlaması ve Efendimizin (s.a.v.) “komşusu aç iken kendisi tok olmak (mümine) yakışmaz” buyruğuyla inşa ettiği yardımlaşma medeniyetini idrak etmesidir.

Oruç sabırdır. Oruçlu kimse, önündeki yiyecek ve içecekten uzak dururken, yeri gelir kendisine yapılan olumsuz davranışlara edep ile karşılık verir. Çünkü oruçlu insan, sadece midesiyle değil her azasıyla oruç tutar. “Oruçlu kendisi ile dalaşmak isteyene iki defa ben oruçluyum desin. Cenab-ı Hakk’a yemin ederim ki oruçlunun açlık kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha temizdir.”

Oruç, kalkandır. Dünyevi arzulara ve nefsimize karşı güçlü bir bağışıklık sistemidir. Bu anlamda oruç, bütün vücudun, Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uymasının adıdır. Aksi takdirde oruç tutmanın, açlıktan başka insana hiçbir etkisi olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Nice oruçlular vardır ki, onların orucu sadece açlıktır.”  buyurarak bu hakikate dikkat çekmektedir.

Orucun diğer ibadetlerden en büyük farkı ise gösteriş için yapma ihtimalinin çok az olmasıdır. Bu yüzden mümini riyaya sürükleme gibi bir tehlikesi yoktur. Ayrıca orucun kazası da yoktur. Mazereti olmayan yetişkin tüm Müslümanlara oruç farzdır. Resulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Kim mazeretsiz olarak Ramazan’da bir gün oruç yerse, ebediyen oruç tutsa da onu kaza etmiş olmaz.”

Ayrıca farz olan Ramazan orucunu kasten bozmak büyük günahlardan sayılır. Ramazan ayı içerisinde, oruçlu olması gerekirken kasten yiyip içen kimse arka arkaya olmak şartıyla altmış gün oruç tutmak zorundadır. Nitekim Resul-i Ekrem şöyle buyuruyor: “Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa; onun üzerine, zıhar yapan kimsenin üzerine lazım gelen şey (Kefaret) gerekir.”

Orucun sünnetleri:

1) Sahuru geciktirmemek ve uykuyu bölerek sahur yemeğini yemek.

2) İftarı akşam namazından önce ve hurma ya da suyla açmak.

3) Ramazan ayı içerisinde iftardan önce sadaka vermek.

4) Ramazan ayının son on günü itikafta olmak.

5) Öğlenden sonra misvak kullanmamak.