Hz. Peygamber’in Dilinden

Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

İslam’da dua, sadece Allah’a yakarış demek değildir. Dua aynı zamanda yaratıcıya olan
iman ve teslimiyetin bir ifadesidir. Kulluğun özüdür. O, hem imanın pratik bir yansıması olması, hem de amel olarak önemlidir. Bu açıdan dua, insanın Allah nezdindeki değerini de belirlemektedir. Nitekim yüce Allah, “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77) buyurmaktadır. Hz. Peygamber sözlerinde duanın önemine işaret buyurmuşlar ve kendisi de günlük hayatında sık sık dua etmişlerdir. Bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi, Deavat,1) Bunun için beş vakit namazın her rekatında okuduğumuz ve Allah’a layık en güzel özgü cümlesi ile başladığımız Fatiha Suresi, en güzel dua ayetlerini içermektedir. Sevgili Peygamberimiz samimiyetle yapılan bir duanın kabul edileceğini şöyle belirtmektedir: ”Şüphesiz ki Allah, çok hayalı ve çok cömerttir. Bir kimse ellerin açıp dua ettiğinde onu boş çevirmekten haya eder.” (Dua,13)

Bu hadis-i şerif, lütuf ve keremi sonsuz olan Rabbimizin kendisine el açıp yalvaran kullarının isteklerine karşılık vereceğini ve onları rahmetinden mahrum bırakmayacağını göstermektedir. Diğer bir hadis-i şerifte ise şu açıklama yer almaktadır: “Herhangi bir Müslüman; bir dua ile Allah’a yalvarırsa bu dua günah işlemek ve akraba ile ilgiyi kesmek için olmadıkça yüce Allah, ona şu üç şeyden birini verir.

-Ya duasını kabul edip istediğini dünyada verir.
-Yahut ona vereceğini ahireti için saklar.
-Veya duasına karşılık ondan dengi bir kötülüğü uzaklaştırır.

Bunun üzerine ashabı kiramdan bazıları:

-“Öyleyse biz çok dua ederiz.” Dediler.

Peygamberimiz de:

– “Allah’ın lütfu ihsanı istediğinizden daha çoktur.” buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz duanın Allah katında çok faziletli bir ibadet olduğunu, kendisine dua edip yalvaran kullarını çok sevdiğini bildirmiş ve: “Kabul edileceğine inanarak Allah’a dua ediniz. Biliniz ki; yüce Allah şuursuz ve gaşet içinde bulunan bir kalpten çıkan duayı kabul etmez.” (Tirmizi, Deavat, 11) buyurarak duanın kabul edileceği hususunda tam bir kanaate sahip olmamızı istemiş, şüphe ve tereddüde düşülmemesini vurgulamıştır.
Peygamberimiz, sadece sıkıntıya düştüğümüz ve darda kaldığımız zamanlarda değil, sıkıntısız ve sevinçli zamanlarda da dua etmemizi vurgular. O, bu konuda şöyle buyurur: “Sizin herhangi birinizin duası acele etmediği ve “dua ettim de duam kabul edilmedi” demediği sürece kabul edilir.” (ibn Mace, Dua, 7) “Sıkıntılı ve tasalı zamanlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi kimi sevindirirse o, bolluk ve rahatlıkta çok dua etsin” (Tirmizi, Deavat,11)

Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizin hadis-i şerişerinde dua üzerinde böyle ağırlıklı
olarak durulması, duaya dinimizin verdiği önemi ve müminlerin manevî dünyasındaki yerini göstermektedir. Peygamberimiz, duanın rahmet hazinelerinin kapısını açan bir anahtar olduğunu hadislerinde şöyle belirtmektedir: “Kimin için bir dua kapısı açılırsa, onun için rahmet kapıları açılmıştır.” (Tirmizi, Deavat,101) Bu hadis-i şerifte, dua ile ilâhî rahmet kapısını çalan kimseler için bu kapının açılacağı ve dileklerinin yerine getirileceği müjdelenmektedir. Hayatta arzu ettiğimiz bir işi başarabilmek için, maddî imkanları kullanarak elden gelen gayreti göstermek dinimizin emri olduğu gibi, karşımıza çıkan tehlikelerden korunmak maksadıyla her türlü tedbiri almak da dini görevimizdir. Bunların gerçekleşmesi için her an Allah’ın yardımına muhtaç olduğumuz bir gerçektir. Konu ile ilgili Efendimizin beyanları şöyledir:

“Şüphesiz dua inen belaya da fayda verir. İnmeyene de fayda verir. Ey Allah’ın kulları duaya devam ediniz.” Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere, kaderde yazılı olan ve henüz meydana gelmeyen bir bela ve musibet, dua sebebiyle önlenir. Eğer meydana gelmesi kesinleşmiş ise, dua sayesinde Allah insana sabır ve dayanma gücü verir. Böylece o olayın olumsuz etkileri azalmış ve dolayısıyla meydana getireceği acı ve üzüntü de hafiflemiş olur. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, sadece dua ile yetinerek çalışmayı bırakmak son derece yanlıştır. Bu sebeple Müslüman, başarıya ulaşmak için bütün gücü ile çalışacak, bununla beraber kendisine güç ve kuvvet vermesini Yüce Allah’tan isteyecek, tehlikeler karşısında da her türlü tedbiri alacak aynı zamanda bela ve musibetlerden korunmak için Allah’ın himayesine sığınacaktır. Yüce Allah, meydana gelecek olayları takdir ettiği gibi, bunların sebeplerini de takdir etmiştir. Dua da manevî sebeplerden biridir. Karşımıza çıkan herhangi bir tehlikenin, dua ederek Allah’ın yardımı ile önlenmesi de kaderin bir parçasıdır. Cenab-ı Hak, her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Dua da bela ve musibetlerin önlenmesinin sebeplerinden biridir. Bütün olaylar ve bunların maddî ve manevî sebepleri kaderde mevcuttur. Bizim görevimiz sebeplere yapışmak ve sonucu Allah’tan beklemektir.

Bu konuda bizim için en güzel örnek sevgili peygamberimizdir. O, her zaman çalışmayı tavsiye etmiş, tembelliği ve boş oturmayı yermiş, tehlikelere karşıda daima tedbirli olmamızı istemiştir. O, duaların en güzelini yaptığı gibi, en mükemmel tedbirleri de almıştır. Müşriklerin on bin kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüğünü haber alan Peygamberimiz, ashabı ile istişare ederek düşmanın şehre girmesini önlemek için Medine’nin çevresine hendek kazmaya karar verdiler. Çok yoğun çalışma ile kısa sürede hendeği kazdılar. Düşman ordusu Medine önlerine gelince hendekle karşılaştı ve içeri giremedi. Dışarıdan şehri kuşattı. Zaman zaman hücuma geçtilerse de, Müslümanlar nöbet bekleyerek bu hücumlara karşı Medine’yi korudular. Peygamberimiz de bizzat sabahlara kadar nöbet bekledi. Düşman yirmi yedi gün boyunca kuşatmayı sürdürdü. Şehirde kıtlık baş gösterdi, Müslümanlar çok sıkıntı çektiler. Yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Onları ancak Allah’ın yardımı kurtarabilirdi. İşte bu sırada Peygamberimiz, düşman ordusunun bozguna uğraması için etkili bir dua yaptı.

Allah’a yalvardı. Çok geçmeden duanın etkisi görüldü. Çünkü Yüce Allah duasını kabul etmişti. Düşman askerlerinin bulunduğu tarafta çok şiddetli bir fırtına çıktı. O kadar şiddetli idi ki, düşmanın neyi varsa alt üst oldu, tutunacak halleri kalmadı. Daha fazla dayanamadılar. Büyük bir korkuya kapıldılar. Fırtına, düşman bırakıp kaçana kadar devam etti. Sabah olunca Medine çevresinde bir tek düşman kalmamış, fırtına da dinmişti. Böylece Müslümanlar büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu.

Bu olayda da görüldüğü gibi, Peygamberimiz düşman tehlikesine karşı hem elden gelen
her türlü tedbiri almış, hem de dua ederek Allah’tan yardım istemiştir. Peygamberimizin yukarıda zikredilen bazı hadislerine göre, insanın ruhunda meydana gelen ruhî sıkıntıların, psikolojik rahatsızlıkların ve kalpteki ümitsizlik hastalığının en tesirli ilacı duadır. Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

Kenzül Arş Duası

Bismillahirrahmanirrahim

La ilahe illellahül melikül hakkul mübin.

La ilahe illellahül hakemül adlül metin.

Rabbüna ve rabbü abainel evvelin.

La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.

La ilahe illellahü vehdehu la serike leh,lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyül la yemutü ebeden biyedihil hayru veileyhil masiru ve hüve ala küllü sey´in kadir.

Ve bihî nesteînü ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

La ilahe illellahü sükran li ni´metih.

La ilahe illellahü ikaran bi rububiyyetih.

Ve sübhanellahi tenzihen li azametih..

Es´elükellahümme bi hakkismikel mektubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenatubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenahi mikaile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cebheti israfile aleyke ya rab:

Ve bihakkismikel mektubi ala keffi azraile aleyke ya rab.

Ve bi hakkismikellezi semmeyte bihi münkeran ve nekiran aleyke ya rab.

Ve bihakkismike ve esrari ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi temme bihil islamü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi telekkahü ademü lemma hebeta minel cenneti fe nadake fe lebbeyte düaehü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi sitü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi kavveyte bihi hameletel arsi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikelmektubi fittevrati vel incili vezzeburi vel fürkani aleyke ya rab.

Ve bihakkismikeila münteha rahmetike ala ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakki temami kelamike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ibrahimü fecealtennara aleyhi berden ve selamen aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ismailü fe necceytehü minezzebhi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikllezi nadake bihi hudü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi ya´kubü fe ra.dedte aleyhi basarahu yusufe aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi davüdü fe cealtehü halifeten fil ardi ve elente lehül hadide fi yedihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi süleymanü fe a´taytehül mülke fil ardi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi eyyubü fe necceytehu minel gammillezi kane fihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi isebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevta aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi musa lemma hatabeke aletturi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadetke bihi asiyetümraetü fir´avne fe razaktehel cennete aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi benu israfile lemma cavezulbahra aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihil hidiru lemma mesa alel mai aleyke ya rab.

Ve Bihakkismikellezi nadake bihi muhammedün sallallahü aleyhi ve selleme yevmel gari fe necceytehu aleyke ya rab.

Inneke entel kerimül kebiru.

Hasbünellahü ve ni´mel vekil.

Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.

Ve sallallahü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi vesellem

Duamızın Anlamı:

Melik (kral), Hakk, Mübin Allah’tan başka ilah yoktur. Hakem, Adl ve Metin Allah’tan başka ilah yoktur. Bizim ve eski atalarımızın Rabbidir. Senden başka İlah yoktur. Sen arınıksındır. Ben zalimlerden oldum. Allah’tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Yönetim onundur. Övgüler onun içindir.

Diriltir ve öldürür. O diridir ve ebediyen ölmez. Hayır onun kontrolündedir, dönüş onadır. Ve O her şeye gücü yetendir. Ve onunla yardım isteriz. İyilik yapmaya, kötülükten kaçmaya güç kuvvet sadece yüce ve her şeyi bilen Allah’tandır.

Nimetlere şükür olarak, ondan başka ilah yoktur. Rabblığının ikrarı olarak, ondan başka ilah yoktur. Yüceliğini arındırmak için, Allah noksanlıklardan arınıktır.

Ey Allahım! Ya Rabbi! “Cebrail’in kanadında yazılı ismin hürmetine, Mikail’in kanadı üzerinde yazılı ismin hürmetine, İsrafil’in alnında yazılı ismin hürmetine, Azrail’in avucunda yazılı ismin hürmetine, ve senin verdiğin Münker ve Nekir ismi hürmetine, ve kullarının sendeki sırları hürmetine, İslam’ı kendisiyle tamamladığın ismin hürmetine, ve Adem’in senden öğrenip cennetten indirildiği zaman kendisiyle sana seslendiği ve senin de kabul ettiğin ismin hürmetine, Şit’in sana seslendiği ismin hürmetine,

Arşı taşıyan melekleri kendisiyle güçlendirdiğin ismin hürmetine, Tevrat’ta, İncil’de, Zebur!da ve Furkan’da yazılı ismin hürmetine, kullarına rahmetini sonsuza kadar ulaştırdığın ismin hürmetine, sözlerin tamamı hürmetine, İbrahim ateşe atıldığında hangi isminle sana seslendi de ateş soğuk ve selamet olduysa işte o ismin hürmetine, İsmail kesilirken hangi isminle seslendi de onu kesilmekten kurtardıysan işte o ismin hürmetine,

İshak hangi isminle sana yalvardı da sen onun ihtiyaçlarını karşıladıysan işte o ismin hürmetine, Hud hangi isminle sana seslendiyse işte o ismin hürmetine, Yakup sana hangi isminle dua etti de sen onun gözlerini ve çocuklarını ona geri verdiysen işte o ismin hürmetine, Davut hangi isminle sana seslendi de sen onu yeryüzüne halife yaptıysan ve demiri onun elinde yumuşattıysan işte o ismin hürmetine,

Süleyman hangi isminle sana dua etti de sen onu yeryüzüne kral yaptıysan işte o ismin hürmetine, Eyyüb hangi isminle sana seslendi de sen onu içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtardıysan işte o ismin hürmetine, Meryem oğlu İsa hangi isminle sana seslenip de onunla ölüyü dirilttiysen işte o ismin hürmetine,

Musa hangi isminle sana seslendi de sen ona Tur’da hitap ettiysen işte o ismin hürmetine Firavunun karısı Asiye sana hangi isminle seslendi de sen onu cennette rızıklandırdıysan işte o ismin hürmetine, israiloğulları sana hangi isminle seslendiler de denizi geçirdiysen işte o ismin hürmetine, Hızır hangi isminle seslendi de onu suda yürüttüysen işte o ismin hürmetine, Muhammed SAV sana mağarada hangi isminle seslendi de sen onu kurtardıysan işte o ismin hürmetine” senden istiyorum.

Hiç şüphesiz sen cömertsin, büyüksün. Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir. İyilik yapmaya da kötülükten kaçmaya da güç kuvvet sadece yüce ve büyük Allah’tandır. Allah efendimiz Muhammed’e, ailesine ve arkadaşlarına destek versin, güvenliklerini sağlasın!

FAZİLETİ

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S. A. V.)‘den rivayete göre.

Şöyle buyuruyor:

“Cebrail bana dedi ki:

“Ey Muhammed, kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allah Teala onu, kıyamet gününde yüzü ayın on dördü gibi parlak olarak hasreder. Hatta bütün insanlar onu, bir peygamber veya melek sanırlar. Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz. Ona hesapsız ve azapsız, üzerine binip cennete girmesi için cennetten bir Burak getirilir.

Sırat köprüsünden şimşek gibi geçer. Onun günahı denizlerin suyundan, yağmurların damlasından, ağaçların yapraklarından, kumların adedinden, taşlardan daha fazla olsa bile, kendisine kabul olunmuş (nafile) hac ve bin umre sevabı yazılır.

Korkan kimse okursa, Allah onu korktuğundan emin kılar. Susayan kimse okursa, Allah onun susuzluğunu giderir. Aç olan okursa rızık verir,  açıkta olan okursa giyindirir, hasta okursa şifa verir, hastanın üzerine okunursa, hastalığından kurtulur, dünya veyahut ahiret ihtiyaçlarından birisi için okursa Allah istediğini verir. Bir düşmandan veya sultandan korktuğu için okursa, Allah onların şerlerinden korur ve mahlukattan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri kendisine ulaşmaktan men eder.

Borçlu olan okursa, Allah onu, borcunu ödemeye muvaffak kılar, hiçbir kimseye muhtaç olmaz. Eğer onu hasta olan yazıp üzerinde taşırsa iyileşir. Kadın taşırsa kocası ona ikram eder. Cinden, insden ve şeytandan, sancı ve hastalıklardan emin olur. Kayıp ise ailesine sağ salim kavuşur. Bu duayı okuyan için cin, melek istiğfar ederler. Ömrü bereketli olur.

Kim beş defa bu duayı okursa Peygamber Aleyhi sselam’ı rüyasında görür.

Ebu Bekir Sıddik (r.a.) bu duanın fazileti hakkında şöyle buyuruyor:

“Gece olsun gündüz olsun bu duayı okudum. Peygamber Aleyhisselamı rüyamda gördüm.”

Hazreti Ömer de şöyle buyuruyor: “Hiç bir hacetim olmadı ki onun için bu duayı okuyayım da giderilmesin.”

Hazreti Osman (r.a.) diyor ki:

“Ben Kur’an-ı Kerim’i ezberleyemezdim. Resulü EKrem (s.a.v.)’e bu hususu şikayet ettim. Bana bu duayı öğretti. Onu okuduğumda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeyi başardım.”

Hazreti Ali (k.v.) buyuruyor ki:

“Ben bu duayı okuduğum vakit düşmanıma galebe çalardım.”
Kim ki Fatiha’yı, îhlas suresini, Kâfırûn, Felak ve Nâs suresini üç kere okuyup sonra bu duayı okursa Allah onu karşılaştığı bütün varlıkların şerrinden korur ve her türlü hastalıktan, her zalimin şerrinden emin kılar ve bütün isteklerini verir.

Kim ki okuduğu gibi onu yazıp üzerinde taşırsa ve kim ki başının altına koyup uyursa, Allah Teala o kimsenin malından çalınanı ve evinden kaçanı geri iade eder. Akan suya okursa su durur yahut yanan ateşe okursa ateş söner. Dağ üzerine okursa dağ paramparça olur.

Kim ki iki rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha ve bir de ıhlas okuyup selam verdikten sonra bu duayı okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur. Bu duanın fazileti sayılmayacak kadar çoktur, biz burada kısa olarak zikrettik.

Kimseye Asr suresi okunursa, şifa bulur. Bir kimse bu sureyi dört ayrı kağıda yazıp, her birisini korunmasını istediği yerin dört ayrı köşesine yerleştirirse, Cenabı Hakk o yeri her türlü felakete karşı himaye eder.

kenzlardua0cg

Duayı Terk Ettirme!

Allah Teâlâ’nın rahmeti sonsuzdur, lütfu geniştir; O dilediğine, dilediğini, dilediği kadar veriri, ancak dilemesiyle verir. O neyi murad etmişse, olmuş ve olacak da odur, gerçek ve tek Malik, Hakim, Varis, Kadir ancak ve ancak O sahib-i kâinattır.

Kullarına çokça merhametiyle zaman ve mekânları, gün ve saatlerle vakitleri, kullarının mağfiretine, selâmetine, ebedi saadetlerine vesile kılan Allah… Vadini yerine getirecek, burada verdiği gibi imanın nuru, gönül huzuru, kalp süruru ile kullarını ağırlayacak, cennet sofralarında daimi doyuracak Allah…

Bütün peygamberleri ve hususiyle de, son peygamberi ve son kitabı ile emir ve yasağını açıkça bildiren, kullarını ibadet ve taate, ihlâsa, tövbe ve duaya davet eden, teşvik eden, çağıran Allah…

“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin! Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf, 55)

“(Ya Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm; öyle ise onlar da benim için (davetime) icabet etsinler; ta ki hak yolu bulsunlar.” (Bakara, 186)

“Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim (duanıza cevap vereyim)! Şüphesiz benim ibadetimden (yüz çevirip) kibirlenenler, yakında zelil olan kimseler olarak cehenneme gireceklerdir!” (Mümin, 60)

“Allah, arzı size kalınacak bir yer, göğü ise (üstünüze) bir bina (tavan) kılandır. Hem sizi şekillendirdi de suretleriniz güzel yaptı ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte Rabbiniz olan Allah (nimetleri veren)dir. (Ve) işte âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir!” (Mümin, 64)

Elçilerini de, zamanı da, bizi de, yoktan var edip hadsiz merhametiyle kuşatan, Zatının kutsiyetiyle, zamanları, mekanları bereketlendirdiği gibi amellerimizi, ömürlerimizi, nefeslerimizi bereketlendiren, kalplerimizle ruhlarımızı kandil kandil aydınlatan; bizleri seven, koruyan, yücelten, devamla ve fazlasıyla nimetlendiren, duayla ellerimizden tutan Allah…

imaileamelHakikatte, her yerde ve her bir anda, sesimizi işiten, bizden, yapıp ettiklerimizden, tutup işlediklerimizden haberdar, günde defalarca kalplerimize nazar edip, kalplerimizi evirip çeviren Allah, kendisine bağlılığımız, sadakatimiz ve samimiyetimiz, niyetimiz nispetinde, amellerimize bire bin, bire binler vereceğini, dualarımıza icabet edeceğini Mukaddes Kitabı ile söylemekte, vicdanlarımız ile kendi kendimize bildirmektedir.

“(Ey Resulüm!) De ki: “Eğer duanız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?…” (Furkan, 77)

“De ki: İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin! Hangisiyle dua etseniz, işte en güzel isimler O’nundur…”

“Ve de ki: “Hamd O Allah’a mahsustur ki, çocuk edinmemiştir; hem mülkte kendisine hiçbir ortak olmamıştır; acizlikten (münezzeh olduğundan) dolayı O’nun için hiçbir yardımcı da olmamıştır. Artık O’nu tekbir getirerek yücelt!” (İsra, 110-111)

Rabbim, bırakma bizi, bizi perişan etme, bizlere merhametinle muamele et; güzel Rabbim, büyük Rabbim, yücelerden yüce Rabbim… duayı unutturma akıllarımıza, duayı bıraktırma dillerimize, duayı terk ettirme yüreklerimize, ellerimize, özlerimize….

Tut ellerimizden… büyüklüğünle, hayrınla, adınla, yadınla…

O Zata sonsuz hamd ü senalar olsun…

Ki, O’nun Zatı bütün kusur ve noksan sıfatlardan müberradır…

 

Duanın Unsurları

Çağımızda şehirlerin kalabalık oluşuna rağmen birçok insan, yalnızlıktan şikayet etmektedir. Fertler arasındaki iletişim zayıflığı, sevgi yetersizliği, komşuluk ve arkadaşlık bağlarının zayıflaması sebebiyle insanlar, birbirlerine yabancılaşmıştır. “Ferdîleşme” olarak adlandırılan bu olgu, bireylerin hayata bakışlarını da olumsuz etkilemektedir. Böylece insan, kalabalıklar içinde yalnızlık çeken bir varlık konumuna düşmektedir. Bu nedenlerle stres, gerilim, sıkıntı ve yalnızlığın sonucu “depresif” hasta sayısı her geçen gün artmaktadır.

Endişe, güvensizlik, trafik sıkışıklığı, ulaşım zorluğu, iş hayatındaki rekabet, gelecek hakkındaki belirsizlik ve geçimsizlik gibi olgu ve kaygılar, kişinin ruh hâlini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tür bunalım ve çıkmaza giren bir kısım insan, olumsuz eylem ve davranışlara, sakinleştirici ve uyuşturucu maddelere yönelmektedir. İşte bu gibi durumlarda insandaki Allah ve âhiret inancı ön plana çıkar; sabır, irade, azim, çalışma, tevekkül ve dua gibi dinî değerler, insanları zorluklara karşı motive eder, psikolojik rahatlama sağlar, yalnızlık hissini ortadan kaldırır, manevî güç verir.

Dua müminler için; manevî bir sığınaktır, yardım, moral ve güç tazeleme kapısıdır. Bu itibarla dua, Müslümanın hayatının ayrılmaz bir parçasıdır, gecesinde ve gündüzünde, evinde ve iş yerinde, gönlü ve dili hep duadadır Müslümanın. Duası kabul olan kullar arasına girebilirse insan, dünya ve âhiret mutluluğuna ermiş demektir.

Mümin, usûl ve âdâbına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya ve âhirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını kabul edeceğini bildirmektedir:

Kullarım, sana Ben’den sorarlarsa (onlara söyle): Ben (onlara) yakınım, dua eden, Bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O hâlde onlar da Bana karşılık versin (Benim çağrıma uysunlar), Bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.” (Bakara, 186) “Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor?” (Neml, 62)

Birinci ayette dua edenin duasının kabul edileceği, ikinci ayette ise darda ve sıkıntıda kalanın sıkıntısının giderileceği bildirilerek Allah’ın dualara icabet ettiğine işaret edilmektedir.

Şüphesiz Rabbim duaları işitendir.” (İbrahim, 39); “O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, (duaları) kabul edendir.” (Hûd, 61) anlamındaki ayetlerde ise Allah’ın kullarına yakın, duaları işiten ve duaları kabul eden olduğu bildirilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de;

Allah, hayâ sahibidir, çok kerimdir. Bir insan iki elini kaldırıp kendisine dua ettiği zaman, o kalkan iki eli boş çevirmekten hayâ eder.” (Tirmizî, Deavât,118) anlamındaki hadisi ile Allah’ın duaları kabul edeceğini beyan etmiştir.

Medineli Müslümanlardan Ebû Ümâme adlı sahabîyi mescitte kederli bir şekilde otururken gören Rasûlüllah (s.a.s.), ona; ‘Namaz vakti değil, niçin mescitte oturuyorsun? diye sorar. Sahâbî; “Üzüntülerim ve borçlarım sebebiyle buradayım, ey Allah’ın Rasûlü!” diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.); “Söylediğin zaman, Allah’ın üzüntünü ve borçlarını gidereceği bir dua öğreteyim mi sana?” der. Sahâbî; “Evet, öğret ey Allah’ın Elçisi!” karşılığını verir. Peygamberimiz (s.a.s.) ona, şu duayı öğretir ve akşam sabah okumasını tavsiye eder: “Allah’ım! Kederden ve hüzünden Sana sığınırım, acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım, borç altında ezilmekten ve insanların kahrından Sana sığınırım.” Sahâbî; “Hz. Peygamber’in öğrettiği duayı okudum; Allah da üzüntümü ve borçlarımı giderdi.” demiştir. (Ebû Dâvûd, Vitir, 32)

Sırf sözle yapılan bir dua ile çalışmadan borçlar nasıl ödenecek? Sahâbîye öğretilen duanın cümleleri arasında; “Acizlikten ve tembellikten Allah’a sığınırım diye dua et” sözünün bulunması bir mesajdır. Bu mesaj ile “Ey Ebû Ümâme! Üzüntülerin ve üzüntülerine sebep olan borçların, mescitte de olsa, oturmakla ortadan kalkmaz, acizliği ve tembelliği bırak, çalış, bu konuda Allah’tan yardım iste, harekete geç, borçlarını ödemenin yollarını ara, mescitte oturup beklemekle ne üzüntün, ne de borcun biter.” demek istenmiştir.

Dua bir ibadet ve bir zikir olduğu için dua eden mutlaka ilâhî emre uymuş, itaat etmiş ve sevap kazanmış olur. Dünya ile ilgili isteklerini yüce Allah, kulun yararına göre hemen verebileceği gibi bir müddet sonra da verebilir veya duasının karşılığı âhirete bırakılmış olabilir. Dolayısıyla, dünya hayatına yönelik talepleri karşılanmayan kişi, duam kabul edilmedi dememelidir. Peygamberimiz (s.a.s.); dua edene yüce Allah’ın, isteğini ya dünyada hemen vereceğini veya âhirette vereceğini ya da istediği iyilik kadar kötülüğünün giderileceğini bize haber vermiştir: “Allah’a dua eden herhangi bir insan yoktur ki, duası kabul edilmiş olmasın. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece, Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini âhirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın Elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi demesidir.” buyurur. (Tirmizî, Deavât, 133)

Duanın makbul olabilmesi için, bir kısım usûl, âdâp ve kurallara riayet edilmesi gerekir. Bu usûl, âdâp ve kuralları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Duaya eûzü besmele, Allah’a hamd ve Peygambere salât ve selâm ile başlanmalıdır: Dua öncesinde Müslüman, ruhen ve bedenen duaya hazır hâle gelmeli, mümkünse abdest alıp kıbleye dönülmelidir. (İbn Mâce, Dua, 13) Her hayırlı işte olduğu gibi duaya da eûzü ve besmele çekerek başlamalıdır.
  2. Duadan önce tövbe ve istiğfar edilmelidir: Günah işleyen bir kulun duası kabul edilmeye layık değildir. Peygamberimizin şu hadisi çok dikkat çekicidir.

“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini semaya kaldırarak, “Ya Rabbi” Ya Rabbi” diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât,19)

Bu itibarla mümin duaya başlamadan önce günahlarını itiraf edip, ihlâs ile Allah’a tövbe etmeli ve affını dilemeli, sonra dua yapmalıdır.

  1. Dua ederken mümkünse kıbleye dönülür (Buhârî, Deavât, 24), ellerin içi açılır, parmaklar omuz hizasına kadar, başı geçmeyecek (İbn Hibbân, Ed’ıye, No: 878) ve koltuk altları görünecek şekilde semaya kaldırılır. (Buhârî, Deavât, 22) Dua sonunda eller yüze sürülür. (Tirmizî, Deavât, 1) Dua esnasında gözler semaya dikilmez.
  2. Esma-i Hüsna ile dua edilmelidir: Yüce Allah, Kur’an’da; “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimler ile dua edin.” (A’râf, 180) anlamındaki ayeti ile kendisine, güzel isimleriyle dua edilmesini emretmektedir. Hem Kur’an’da hem de hadislerdeki dua örneklerinde bunu görmekteyiz.
  3. Kısık bir sesle ve yalvararak dua edilmelidir: Bağırıp çağırarak, yüksek ses ve riya ile değil; yalvararak ve kısık bir sesle dua edilmesi Allah ve Peygamber’in emridir: “Rabbinize yalvararak ve içten dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf, 55) “Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.” (A’râf, 205)

Sahabeden Ebû Musa el-Eş’arî der ki: Allah Rasûlü ile birlikte bulunduğumuz bir seferde, tepelere çıktıkça, derelere indikçe, yüksek sesle tekbir ve tehlîl getiriyorduk. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Ey İnsanlar! Kendinizi yormayınız. Çünkü sizler sağır ve uzaktaki birine değil, her an sizinle olan, her şeyi duyan Allah’a dua ediyorsunuz.” buyurarak bizi uyardı. (Buhârî, Cihâd,131; Müslim, Zikir, 44, Dua, 44) demiştir.

Beni zikrettiği ve dudaklarını Benim için hareket ettirdiği zaman Ben kulumla beraberim.” (Hâkim, Deavât, I, 496) anlamındaki kutsî hadiste beyan edildiği gibi, biz nerede olursak olalım Allah bizimle beraberdir. Allah bizim kısık sesle bile olsa yaptığımız duaları duyar. Bu itibarla, duada bağırıp çağırmak, süslü olsun ve beğenilsin diye yapmacık hareketlerde bulunmak doğru değildir. Duayı sessizce ve yalvararak yapmak, ihlâsın gereğidir. Yüksek sesle yapılan duaya, riya karışabilir. Bu sebeple Hanefî bilginler, namazda Fatiha sonunda “âmin” kelimesini sessiz söylemenin daha faziletli olduğu ictihadında bulunmuşlardır. Dualar, ibadet şuuruyla, dinî vakar ve ölçülere uygun olarak yapılmalıdır. Mânâ yavanlığı taşıyan, tumturaklı ifadelerle hüner göstermeye girişmek, duanın amacına ve ruhuna aykırıdır. Kur’an ve Sünnet’te yer alan dualar, kapsamlı ve veciz sözler tercih edilmeli, tekellüf, kafiye ve seci yapmaktan kaçınılmalıdır.

  1. Ümit ve korku içinde dua edilmelidir: İnsan, dua ederken, Allah’a karşı saygı ve azabından korku içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır. Yüce Allah, “Korkarak ve umarak O’na dua edin. Muhakkak ki, Allah’ın rahmeti, sözü ve işi en iyi bir şekilde yapan müminlere yakındır.” (A’râf, 56) buyurmakta, ümit ve korku içinde dua edenleri övmektedir: Mümin, ilâhî azaptan korku içinde bulunmakla birlikte, yaptığı duayı Allah’ın kabul edeceği inancı ve düşüncesini taşımalıdır. Çünkü yüce Allah Kur’an’da, “Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (A’râf, 156) buyurmuştur.
  2. İhlâs ile ve bilinçli olarak yapılmalıdır: Dil ile dua cümlelerini söylerken, zihin başka düşüncelere dalmamalı, insan, bütün varlığı ile Allah’a yönelmeli, bilerek ve isteyerek, ihlâs ve samimiyetle dua etmelidir. “O diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde dini sadece Allah’a özgü kılarak ihlâsla O’na dua edin / ibadet edin. Her türlü övgü, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Mümin, 65) “Biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez.” (Tirmîzî, Deavât, 66) anlamındaki hadis, duanın ihlâslı ve şuurlu yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
  3. Kabul olacağına inanılarak dua edilmelidir: Mümin dualarını Allah’ın kabul edeceğine inanarak dua etmelidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.); “Kabul edileceğine kesin bir şekilde inanarak Allah’a dua edin.” (Tirmîzî, Deavât, 66) tavsiyesinde bulunmuş ve “Dua ettiğiniz zaman, isteğinizi kesin olarak isteyin.” (Buhârî, Deavât, 21) buyurmuştur.
  4. Salih amel ve hayırlı işler vesile edilmelidir: Mümin, duanın kabul olması için işlediği sâlih ve hayırlı amelleri vesile edebilir. Bunun örnekleri hadislerde vardır.
  5. Israrla dua edilmelidir: Mümin, yüce Allah’tan isteğinde ısrarlı olmalı, isteğim yerine gelmedi diye duadan vazgeçmemelidir. “Şüphesiz ki Allah, ısrarla dua edenleri sever.” (Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân, er-Ricâ Minallah, No: 1108) anlamındaki hadis buna işaret etmektedir.
  6. Meşru şeyler istenmeli, ölçülü olunmalı, aşırı gidilmemelidir: İşlenmesi ve istenmesi dinimizce günah sayılan konularda dua edilmemelidir. Çünkü bu tür dualar kabule şayan olmaz. Peygamberimiz (s.a.s.), “Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icabet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” (Müslim, Zikir, 25) buyurmuştur. Çünkü dinin haram kıldığı ve yapılması günah olan şeylerin elde edilmesini istemek, Allah’a saygısızlıktır.
  7. Sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman dua edilmelidir: Sadece darlıkta, sıkıntıda veya bir korku, kaza ve felâketle karşı karşıya gelindiği zaman değil; varlıklı ve sağlıklı zamanlarda, huzur ve rahatlığın hüküm sürdüğü anlarda da dua edilmelidir. Kişi sıkıntıya, darlığa ve zorluğa karşı sabır ve dua ile ayakta kalmaya çalıştığı gibi, nimetlere kavuşması durumunda da şükredip dua etmelidir. Peygamberimiz (s.a.s.), “Sıkıntılı ve musibete uğradığı zamanlarda Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse, rahat zamanlarında çok dua etsin.” (Tirmizî, Deavât, 9) buyurmuştur.
  8. Sadece Allah’a dua edilmelidir: Dua, sadece Allah’a yapılmalı, araya başka aracılar sokulmamalıdır. Her namazda okuduğumuz Fatiha suresinde, “Sadece Sana ibadet eder, sadece Sen’den yardım dileriz.” diyerek bunu dile getiriyoruz. Yüce Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. (Kâf, 16) Bu sebeple ne istersek, aracısız O’ndan istemeliyiz.
  9. Özellikle mübarek gün ve geceler tercih edilmelidir: Dua, her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla birlikte Arefe günü ve geceleri, Ramazan ayları, cuma ve bayram gün ve geceleri, seher vakitleri, gecenin üçte ikisi, sabah ve akşam vakitleri, ezan ile kamet arasında, secdede ve namaz akabinde yapılan duaların kabul edileceği ile ilgili hadisler vardır. Mesela Kur’an’da akşam ve sabah dua edilmesine işaret edilmektedir. Yine muttakilerin Kur’an’da, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma diledikleri (Zâriyât, 18) bildirilmektedir.
  10. Dua sonunda “âmin” ve “Ya Rabbi! Duamı kabul et.” denilmeli (İbrahim, 40), Peygamberimize salât ve selâm getirilmeli ve Fatiha suresi okunmalıdır.

Sonuç olarak; dua bir ibadettir. Dua eden insan, Allah’a kulluk etmiş ve isteklerini Allah’a arz etmiş olur. Dua eden mümin sıkıntı ve üzüntülerden kurtulur. Duanın kabul olması için duanın zikrettiğimiz usûl ve âdâbına uyulmalıdır. İsteklerimizi sadece sözlü olarak dile getirmekle yetinmemeli, aynı zamanda arzu ettiğimiz şeyleri elde etmek için çalışmalı ve sebeplere yapışmalıyız. Samimiyetle dua edersek, Rabbimiz dualarımızı kabul buyuracaktır.

Doç. Dr. İsmail Karagöz

Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi

Dua Kelimeleri

Günlük hayatımızda dilimizden düşmeyen, farkında olarak veya olmayarak dua ettiğimiz kelimeler vardır. Bir müminin dünyasında çok büyük anlamlar ifade eden bu kelimelerin yeri nasıl doldurulur. Elbette yerlerine bir şey koymak mümkün değildir bu kelimelerin. Bir yakınımız amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Hep bir ağızdan dua dileklerinde bulunulur. Niyazımız, yakarışımız Allah’adır. Yalnız O’na sığınır ve yalnız O’ndan yardım dileriz. -eş-Şafî adıyla- “Allah, şifalar versin” deriz ve en güzel makamdan yardım dileyerek oradan ayrılırız… Ölümü bir son olarak düşünenler tıbbın, tedavinin tükendiği, çaresizliğin insanı tükettiği yerde ne hissederler acaba? Halbuki avuçları açıp yakarmak ve yalvarmak; sevinci ve üzüntüyü O’nunla paylaşmak ne güzeldir, darlıkta ve genişlikte.

Günlük hayatta sık kullandığımız inşallah, maşallah, sübhanallah, biiznillah gibi kelimeler, iki dünya  arasında nasıl yankı buluyor acaba hiç düşündük mü? Üstad Necip Fazıl;

Dua, dua eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış.

derken “duanız olmasaydı…”yı şerhetti belki de. Müminin hayatının merkezinde olan belki de en önemli kelime inşallah’tır. Allah izin verirse, Allah nasip ederse, O müsaade ederse, yolumuzu açarsa, önümüzü aydınlatırsa, ayaklarımıza güç kuvvet verirse vs. Mutlu bir başlangıçta, bir yolculukta, sevinçli bir haberde, üzüntüleri dindiren teselli cümlelerinin ve daha pek çok olmuş, olacak şeylerin öncesinde ve sonrasında inşallah deriz. Yeni bir işe girmişizdir, “İnşallah hakkınızda hayırlısı olur” denir. Yola çıkarken, “İnşallah sağ salim gidip dönersiniz” denir. Yeni bir atama olduğunda, “Hayırlı hizmetler edersiniz inşallah” denir vs. Kelam-ı İlahi ile de sabittir ki, “İnşallah”sız işe başlamak, yola çıkmak Yaradan’ın kudret, kuvvet ve azametine dayanmamak manasına gelir ki, bu durum müminlerin, her daim görüp gözeten, gizli aşikar her şeyi bilen Rablerine karşı yapacakları hatalardan biri olacaktır. İnsanı ruh dinginliğine ulaştıracak, içini ferahlatacak, manevi boşluğunu dolduracak yüce bir söz inşallah. Allah’ın izni ve inayetine güvenmek, ne kadar yeri dolmaz ve şumüllü bir kavrayıştır. Elbetteki dilimizde vird edindiğimiz sözler bundan ibaret değil. Bundan çok daha fazlası zikredilebilir. Mesele, önce farkında olmadan söylediğimiz kelimelerin farkına varabilmektir. Kelimelerin ruhunu kazanması ise, bizim onu doğru şekilde kullanmamıza bağlıdır.

Kâmil Büyüker

(Diyanet Avrupa Dergi, Ekim 2006)