Ahidname Duası

İbni Mes’ud (r.a.)’dan rivayet edilmiştir:

Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün ashabına şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, akşam-sabah Allahü Teâlâ Hazretleri’nin indinde, mükafatı yazılamayacak kadar büyük bir sevabının olmasını ister misiniz?”

Ashabı: “Bu nasıl olur? Ya Rasulallah!’ dediler.

Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Akşam-sabah bu duayı okuduktan sonra, bir mühürle mühürlenerek Arş’ın altına konulur. Kıyamet gününde, “Rahman indinde ahdi olan nerededir?” diyerek bir münadi çağırır. “O kimseler Cennet’e girsinler.” denilir.” (Ruhül beyan)

Duasını Okunuşu;

“Allahümme fâtıras semâvâti ve’l ardı âlimel gaybi veş şehadeti, innî a’hedü ileyke biennî eşhedü enlâ ilahe illâ ente vahdeke lâ şerike lek. ve enne muhammeden abdüke ve rasûlüke ve inneke tekilnî ilâ nefsî tükarribnî mineş şerri ve tübâidnî minel hayri ve innî lâ esigu illâ birahmetike fecal li ahden tûfînîhi yevmel kıyameh. İnneke lâ tuhlifül mîâd.”

Türkçe Anlamı:

“Ey semâvâti ve yeri yaratan, gayb ve şehadet alemlerini bilen Allah’ım! Ey Allah’ım! Bu dünya hayatında senden başka bir ilah olmadığına ahdediyorum. Sen birsin ve ortağın da yoktur. Muhammed (s.a.v.) senin kulun ve Rasûlün’dür. Beni, hiçbir halde nefsimle baş başa bırakma, Allah’ım! Eğer beni nefsime bırakırsan, şerre yaklaştırır ve hayırdan uzaklaştırır. Ben hiçbir şeyime güvenmiyorum. Ancak Senin yüce rahmetine güveniyorum. Seninle ahdediyorum! Şüphesiz ki Sen va’dinden dönmezsin.”

Mevlid Kandili İbadetleri

Mevlid Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça: لیلة مواليد, Mevlid (مولد), Mevlid en-Nebi (مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan Muhammed bin Abdullah’ın doğum gecesi ve aynı zamanda Hicrî Rebiülevvel ayının onikinci gecesidir.

Bu Hayırlı Gecede Yapılması Gerekenler:

1. Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.

2. Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.

3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.

5. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.

6. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.

7. Mü”minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.

8. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.

9. Kendimizden başka insanları düşünmeli; yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.

10. Namazlar camide kılınmalı; kandil gecesinin akşam, yatsı ve Sabah namazları cemaatle kılınmalı.

11. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.

12. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.

13. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.

 

Mevlid Kandilinde Okunacak Dualar:
Hatm-i Enbiya yapmak için, önce 1 Fatiha suresi 3 İhlas-ı şerif okunur. Sonra:

اَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ
Eûzu billahis-semi’ıl-alimi mineş-şeytanir-racim. Rabbi eûzu bike min hemezatiş-şeyatıyn. Ve eûzu bike rabbi en yahdurûnr.

Şu ayet-i celile okunur ve buna göre hareket edilir:

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
صَدَقَ اللهُ الْعَظِيمُ
Bismillahir-rahmanir-rahim. Ya eyyühellezine amenusbirû ve sabirû ve rabitû vettekullahe lealleküm tüflihûn. Sadekallahül-azıym.

Daha sonra şu sıraya göre hatme devam edilir:

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِنَّ اللهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
صَدَقَ اللهُ الْعَظِيمُ
Bismillahir-rahmanir-rahim. İnnallahe ve melaiketehû yüsallûne alen-nebiy. Ya eyyühellezine amenû sallû aleyhi ve sellimû teslima. Sadekallahül-azıym.
100 kere: Salevat-ı şerife, 500 kere:
رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne minel-hasirin.
100 kere: Salevat-ı şerife, 500 kere:
رَبِّ اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Rabbi enni messeniyed-durru ve ente erhamür-rahimin.
100 kere: Salevat-ı şerife, 500 kere:
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَالِمِينَ
La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zalimin.
100 kere: Salevat-ı şerife, 500 kere:
لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ
La havle ve la kuvvete illa billahil-aliyyil-azıym.
100 kere: Salevat-ı şerife,okunur.

Allah’a Sığınılacak 4 Şey

Esmaül Hüsna - Allah

Enes b. Malik (r.a)’den nakledildiğine göre Allah Resulü şu duayı yapardı:

“Ey Allahım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, işitilmeyen (kabul görmeyen) duadan ve doymayan nefisten sana sığınırım.” Sonra, ‘ey Allahım! Bu dördünden sana sığınıyorum’ derdi.” (Nesâî, İstiâze, 21)

 

Sevgili peygamberimizin çok anlamlı ve özlü dualarından birini içeren bu hadis, dört olumsuz şeyden Allah’a sığınmayı ifade ederken, karşılığında şu dört olumlu talebi de zımnen içermektedir: Faydalı ilim/bilgi, huşû duyan kalp, makbul dua ve kanaat eden nefis.

Sözlükte, boyun eğmek, teslim olmak, gözü yere çevirmek, tevazu göstermek gibi anlamlara gelen huşû, bir Müslümanın tam bir samimiyetle Allah’a bağlılığını, O’na gönülden teslimiyetini ifade eden bir kavramdır. “Onlar namazlarında huşu içindedirler.” (Mü’minûn, 2) diyen yüce Allah, âdeta dış dünya ile irtibatlarını keserek ruh ve bedenleriyle kendisine yönelen müminleri tavsif etmektedir. İşte Allah Rasulü, bu teslimiyeti ve bağlılığı göstermeyen, gösteremeyen kalpten Allah’a sığınmaktadır.

Kullarının her vesileyle kendisine yönelmelerini, dua etmelerini isteyen Cenab-ı Hak, “dua edin ki, karşılık vereyim” (Gâfir, 60) buyurmaktadır. Çünkü “O, kullarına yakın ve dua ettiklerinde dualarına icabet edendir.” (Bakara, 186) Çünkü “O, duaları işitendir.” (Âl-i İmran, 38) Çünkü “O, tövbeleri kabul edendir.” (Nasr, 3) İşte her gün yüz kere Cenab-ı Hak’tan bağış dileyen Allah Rasulü, (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 47) bütün samimiyetine ve teslimiyetine rağmen kabul edilmeyen duadan Allah’a sığınmakta, sanki, bununla, içtenlikle yapılmayan ve eylemle desteklenmeyen duaların karşılık bulmayacağı konusunda ümmetinin dikkatini çekmektedir.

“Zenginlik mal çokluğu ile değil gönül tokluğu iledir.” (Buhari, Rikâk, 15) buyuran sevgili peygamberimiz, doymayan nefisten de Allah’a sığınmıştır. Çünkü nefis onun ifadesiyle, “iki vadi dolusu malı olduğu halde üçüncüsünü isteyen” bir hırsa sahiptir. (Müslim, Zekat, 116) Çünkü nefis insanı kötülüğe yönlendirme potansiyelini taşımaktadır. (Yusuf, 53) Nefsinin dizginini eline alamayan insan her türlü tehlikeye açık durumdadır. Zira nefsi doyurmak kolay değildir. O, ya Rabbine yönelerek tatmin olacak (Fecr, 27-28) ya da karnını ancak toprak doyuracaktır. (Müslim, Zekât, 116)

İlmi, hakikatı araştırmanın bir aracı kabul edersek, hadiste sayılan dört maddenin birincisi olan faydasız ilmi, faydasız bilgi olarak anlamak daha isabetli görünmektedir. İlmi her vesileyle teşvik eden dinimiz, bununla, doğru, herkese yararlı bilginin elde edilmesini amaçlamıştır. Ancak ilim ve araştırma yolunda, kimsenin işine yaramayan, hatta kullanıldığında zararlı olabilecek bilgiye ulaşma ihtimali her zaman mevcuttur. Dolayısıyla ilim yolunda çalışan kimse elde ettiği bilgiyi doğru ve yararlı bir şekilde kullanarak sorumluluğunu yerine getirecek, kötü amaçlara alet edilebilecek bilginin yayılmasına yardımcı olmayacaktır. İşte Allah Rasûlü‘nün Rabbine sığındığı bilgi, kişinin dünyasına da ahiretine fayda sağlamayan, hatta zararlı olan bilgidir. Özellikle her türlü bilginin hiçbir sınır tanımadan dolaştığı ve bu yüzden sık sık bilgi kirliliğinden bahsettiğimiz günümüzde, Peygamber Efendimizin bu duası daha da önem kazanmaktadır.

Burada, hicri 3. asrın önemli hadis alimlerinden biri olan Dârimî’nin, (ö. 255), Sünen’inde yer verdiği ilimle ilgili uzunca bir rivayeti nakletmek istiyoruz. Bazı fakihlerden intikal ettiği bildirilen bu rivayet, ilim yolcularına ve taliplerine yapılan bir dizi nasihati içermekte ve bu yolda elde edilmesi gereken güzel hasletlere dikkat çekmektedir:

“Ey ilim sahibi! İlminle amel et, malının fazlasını ver, sözünün fazlasını ise Rabb’inin katında sana fayda verecek hadis gibi şeyler hariç, (kendinde) tut! Ey ilim sahibi! Bilip de amel etmediğin şey, kendisine kavuştuğun zaman Rabb’inin katında senin delilini ve mazeretini ortadan kaldıracaktır. Ey ilim sahibi! Allah’a itaatle emrolunduğun şeyler, O’na isyan konusunda yasaklandığın şeylerden seni alıkoyacaktır. Ey ilim sahibi! Asla, başkasının amelinde güçlü, kendi amelinde zayıf olma! Ey ilim sahibi! Başkasına ait olan şey, seni, kendine ait olandan alıkoymasın. Ey ilim sahibi! Alimlerle düşüp kalk, onlara yakın ol, onları dinle, onlarla çekişmeyi bırak. Ey ilim sahibi! İlimlerinden dolayı alimleri yücelt, cehaletlerinden dolayı cahilleri küçük bil ama onları uzaklaştırma, yaklaştır ve onlara öğret! Ey ilim sahibi! Anlamadığın sözü bir mecliste asla söyleme. Sana söylediğini bilmedikçe de hiç kimsenin sözüne cevap verme! Ey ilim sahibi! Allah hakkında da insanlar hakkında da aldanma. Allah hakkında aldanmak onun emrini terk etmekle, insanlar hakkında aldanmaksa onların arzularına uymakla olur.

Allah’tan, O’nun, seni kendinden (azabından) sakındırdığı gibi sakın. İnsanların da fitnesinden sakın. Ey ilim sahibi! Gün ışığı, ancak güneşle kemale erdiği gibi hikmet de, ancak Allah’a itaatle olgunlaşır. Ey ilim sahibi! Ekin ancak su ve toprakla yetiştiği gibi, iman da ancak ilim ve amelle elverişli hale gelir. Ey ilim sahibi! Her yolcu azığını yanına alır ve ihtiyaç duyduğu zaman onu yanında bulur. Bunun gibi her amel yapan da, ahirette ameline ihtiyaç duyduğunda, dünyada yaptığı ameli yanında bulacaktır. Ey ilim sahibi! Allah seni ibadetine teşvik ettiği zaman, bil ki O sadece, senin, O’nun katındaki değerini sana açıklamak istemiştir. Bu sebeple O’ndan başkasına yön çevirme ki, O’nun verdiği değerden zilletine düşmeyesin. Ey ilim sahibi! Taş ve demir taşıman, söylediğini kabul etmeyenlere (veya anlamayanlara) söz anlatmandan daha kolaydır. Söylediğini kabul etmeyenlere (anlamayanlara) söz anlatan kimse, ölüye seslenen ve kabir ehline sofra hazırlayan kimse gibidir.” (Dârimî, Mukaddime,56)

Kaynak: http://dua.diyanet.gov.tr

Takva

Takva kelimesi sözlüklerde “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek durumlardan korunması” şeklinde tarif edilir. Seyyid Şerif el-Cürcani, et-Ta‘rifat isimli terimler sözlüğünde takvanın “Allah’a itaat ederek O’nun vereceği cezalardan korunmak; insanın kendisini, yaptığı veya yapmadığı şeyler yüzünden müstahak olacağı ukubattan yine Allah’a itaat ederek koruması” anlamına geldiğini belirtir. Aynı alimin kaydettiği diğer bazı tariflere göre takva, “Kulun masivadan sakınmasıdır; dinin edep ve erkanına saygılı olmaktır; insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeyden uzak durmaktır; nefsani hazları terk etmek, yasaklardan uzak durmaktır; gönlünde Allah’tan başka hiçbir şey görmemendir; kendini hiçbir kimseden daha iyi diye düşünmemendir; Allah’tan başka her şeyi terk etmektir; sözde ve davranışta Hz. Peygamber’e uymaktır.

Fahreddin er-Razi, Bakara suresinin 196. ayetini tefsir ederken, takva için, “bütün dini ve ahlaki ödevleri yerine getirme, din ve ahlakın sakıncalı bulduğu tutum ve davranışlardan da kaçınma” anlamını içeren bir tanım yapmıştır. Tanınmış mutasavvıf Ebu Talib el-Mekki’nin tarifi ise daha kısa fakat oldukça kapsamlıdır: “Takva bütün iyilikleri kapsayan bir isimdir” . Kur’an-ı Kerim’de, ahiret inancının yoğun olarak işlendiği ilk zamanlarda inen ayetlerde takva, Allah’ın şiddetli azabına karşı siper vazifesi görecek olan korku ve kaygı şuurunu ve bu şuurun bir sonucu olarak Allah’ın buyruklarına uyup yasakladığı şeylerden titizlikle kaçınmayı ifade eder. Ancak zamanla, İslam cemaatinin hem sayı hem de keyfiyet bakımından gelişmesine paralel olarak, takva kavramının içeriğinin de geliştiği ve zenginleştiği görülür. Bakara Suresinin hac ile ilgili 197. ayetinde bazı kötülükler, ahlaki olmayan davranışlar sıralandıktan sonra mutlak olarak iyiliğin önemi vurgulanmakta, ardından da genel olarak kötülükleri terk edip iyilikler yapmaya şamil bir kavram olarak takvanın önemi ifade edilmektedir. Burada takvanın “en hayırlı azık” şeklinde nitelendirilmesi onun dini ve ahlaki hayat için vazgeçilmezliğine işaret eder.

Yine Bakara Suresi’nde (2/237) takvanın, bağışlama ve feragati de kapsayan geniş ahlaki içeriğine işaret edilmiştir. Maide Suresinin 8. ayetinde takva, adaleti de içine alan yüksek bir fazilet olarak gösterilir. Sosyal hayatın düzeni için adaletin gerekliliği göz önüne alınacak olursa, bu ayete göre takvanın, artık sadece ferdi ve vicdani fazilet değil, aynı zamanda toplumsal düzenin de bir gereği olduğu ortaya çıkar. Takvanın bu sosyal fonksiyonu, Hucurat Suresinin 13. ayetinde evrensel boyutta ele alınmıştır. Burada Allah’ın bütün insanları bir erkekle bir kadından (Adem ile Havva) yarattığı; birbirleriyle (üstünlük ve soyluluk yarışına girişmek, sürtüşmek ve çatışmak için değil), tanışıp bilişmek için onları halklara ve kabilelere ayırdığı ifade edildikten sonra “Allah nezdinde sizin en şerefliniz, takvada en ileri olanınızdır” buyrulmuştur. Kanaatimizce insanlığın eşitliği ve evrensel barışçılık ilkelerini vurgulayan ifadelerin ardından, en büyük değer ölçüsü olarak takvanın zikredilmesi, bu erdemin, söz konusu ilkelere saygı anlamını içerdiğine de işaret eder.

Nitekim az önce değindiğimiz, şahitlikte adaleti gözetmeyi emreden Maide Suresinin 8. ayetindeki takvada da eşitlik ilkesine saygı anlamı vardı. Mustafa Sadık er-Rafii İ‘ca- zü’l-Kur’an adlı eserinde (s. 100 vd.) takvanın eşitliğe esas teşkil etmesi bakımından Kur’an ahlakının temeli sayılması gerektiğini belirtir. Hz. Peygamber, kendisine yöneltilen, “İnsanlar arasında en büyük kerem sahibi kimdir?” sorusuna, “Takvada en ileri olanlardır” (Buhari, “Enbiya”, 8, 14, 19) cevabını vermiştir. Bilindiği gibi “kerem” hem “şeref ve itibar” hem de “cömertlik ve yardım severlik” anlamına gelir. Böylece takva sahibi insanın, “insanlara karşı iyiliksever, aynı zamanda da değerli ve şerefli insan” olduğu anlaşılmaktadır. Takvanın bu ahlaki ve insancıl içeriğini ifade eden daha başka örnekler de vardır. Mesela Feth Suresinin 26. ayetine göre müşrik Araplar’ın kalbinde “Cahiliye hamiyeti” vardır; Peygamber ve arkadaşlarının hasleti ise “sekinet ve takva”dır. Burada Cahiliye hamiyeti, barbarlık, küstahlık ve saygısızlığı; sekinet ve takva da ağır başlılık, uygarlık, insanların şeref ve haysiyetlerine saygı anlamını taşır.

Takvanın anlamı konusundaki ilginç örneklerden biri de onun “haya” ile ilişkisini gösteren A‘raf Suresinin 26. ayetidir. Burada “takva elbisesi” deyimi kullanılarak dolaylı bir üslupla takva, günah duygularını örtüp kapatan, bastıran ve böylece günah işlemeyi önleyen bir koruyucu, ruhu bezeyen bir erdem şeklinde takdim edilmektedir. Yani elbise bedeni kapattığı, koruduğu ve süslediği gibi takva da hem ruhumuzun kötü duygularını örter hem de ruhumuzu süsler. Böyle olunca takva sahibi kişinin kaba, haşin, haksız, isyankar, şehvet düşkünü, aç gözlü, edepsiz, hayasız olması düşünülemez. Takvanın aynı zamanda bir kibarlık erdemi olduğunu gösteren ayetler de vardır. Burada önemle vurgulanması gereken husus, takvanın daima tazim, hürmet, saygı gibi kelimelerle ifade edilen yüksek ahlaki fazilet için kullanıldığıdır.

Fakat takva, her şeyden önce Allah’a, O’nun koyduğu kurallara saygıdır; bunları ihlal etmekten sakınmaktır. Takvanın bu şekilde saygıyı ifade ettiğini gösteren güzel bir örnek de Hac Suresinde (30-32. ayetler) geçer. Benzer bir yaklaşım aynı surenin 37. ayetinde geçen, “Kurbanlarınızın etleri de kanları da Allah’a ulaşmaz; fakat O’na sizin takvanız ulaşır” mealindeki ayette görülüyor. Bu ayet açıkça, bütün dini ve ahlaki faaliyetlerimizi Allah’a saygı ve O’nun rızasını kazanma niyetiyle yapmamız gerektiğini gösteriyor. Bazı ayetlerde takva, bütün kötülükleri ifade eden “fücûr” kelimesinin zıddı olarak geçmektedir (bk. eş-Şems 91/8-10); Sad Suresinin 26-28. ayetlerinde ise siyasi ahlakı da içine alacak şekilde kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de takvanın karşıtı olarak “zulüm” de gösterilmiştir. Casiye Suresinin 19. ayetinde bildirildiğine göre “Zalimler birbirinin dostudur; Allah da takva sahibi olanların dostudur.” Bu ayette zulüm, daha ziyade inkarcıların Allah’a ve İslami ilkelere karşı inatçı ve anlamsız direnişlerini, Müslümanlara reva gördükleri haksızlıkları ifade eder. Açıkça görüldüğü üzere, Kur’an-ı Kerim’in büyük önem verdiği takva kavramı, bütün bu bilgilerden çıkan sonuca göre başlıca şu iki anlamı içermektedir:

a) Takva, itikadi konularda yanlış ve batıl inançlara kapılmaktan, ameli ve ahlaki konularda eksik, kusurlu, kötü, zararlı ve haksız davranışlardan, İslam dininde esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak, uzak durmaktır.

b) Takva, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getirilmesinde, her türlü kötülüklerin terk edilmesinde öncelikle Allah’tan ittika etmektir; yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ön plana çıkararak bu saygıyı bütün davranışların ve hayatın temeli yapmaktır. Buna göre takva bütün ahlaki erdemlerin temelidir ve insan ona sahip olduğu oranda diğer erdemlere de sahip olur.

 

Kaynak: http://www.diyanet.gov.tr

Besmelenin Faziletleri

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
(Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü Teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü Teâlânın yardımı ile bu işimi yapabiliyorum.)
Adem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile sırat köprüsünden geçer.
Peygamber efendimiz, “Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü Teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.” buyurdu.
Besmelenin Fazileti
*Hadis-i şerifte: “Kur’an-ı Kerim’e saygı göstermek, Euzübesmele okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı Kerim’in anahtarı, besmeledir.” buyuruldu.
*Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzübesmele okumak sünnettir. Allahü Teâlâ: “Kur’an-ı Kerim okuyacağın zaman Euzübesmele söyle.” buyuruyor. (Nahl 98)
*Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken besmele çekmek küfürdür.

*İyi işlere Besmele ile başlamalıdır!

*Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki]
*Eve girerken besmele çekilirse şeytan: “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider. [Tibyan]
*Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü Teâlâ Cehennemden çıkarır. [Tergibussalat]
*Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü Teâlâ da razı olur. [Deylemi]
*Yemeğe besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur. [Taberani]
*Besmele ile yenen yemek bereketli olur. [İbni Mace]
*Sıkıntıya düşen: “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.” [Deylemi]
* Bin kere besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur. [Tergibussalat]
* Helaya girerken çekilen besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler. [T. Salat]
* Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır. [Tergibussalat]
* Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur. [İbni Sünni]
* Şeytandan korunmak için, yemeğe besmele ile başlamalıdır.[Taberani]
* Su içerken besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç. [İbni Sünni]
* Yemeğe başlarken, Allahü Teâlânın adını anın, yani besmele çekin! Başında besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin! [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]
*Besmele ile başlanılan iş bitince de, Elhamdülillah demeli, yani Allahü Teâlâya şükretmelidir!
BESMELENİN SIRLARI:
*Besmele 19 harftir. Buda Cehennem Zebanilerinin sayısına denktir. Kim besmeleyi çok okur, bunu adet haline getirirse, Allah; okuyanı Zebanilerden korur. Ayrıca okuyanın rızkını çoğaltır, dünya ve ahirette makam ve mevkisini arttırır.
* Besmeleyi günlük hayatta dilinden hiç düşürmeyenin Allah ölüm acısını hafifletir, kabir sorularını basitleştirir, kabir azabından korur, hesabı kolay ve zahmetsiz olur.
* Besmeleyi, kişi yatmadan abdestli olarak 21 kere okursa, o gece; şeytan, cin, insan şerrinden, yangından, zelzeleden ve eceli gelmemişse ani ölümden emin bir şekilde uyur. Gece boyunca güven içinde olur.
* Besmele halis bir niyetle 70 defa yağmur yağması için okunursa yağmur yağar.
* Besmele 100 defa büyülü veya ağrı çeken birine her gün okunursa Allah büyüyü ortadan kaldırır, ağrıyı geçirir.
* Bir arzusu, isteği olan besmeleyi 113 defa Cuma günü hatip minberde iken okur ve hatible dua eder ve isteğini talep ederse arzusu yerine gelir.
* Besmele 313 defa pazar günü güneş doğarken, abdestli olarak, kıbleye yönelerek okur ve 100 defa Peygamber Efendimize S.A.V. salatü selam okursa; okuyanın rızkı artar ve bollaşır.
* Besmeleyi 787 defa isteğinin olması, düşmanlarından kurtulması, bir musibetin kalkması için niyet ederek okunursa istek yerine gelir.
* Besmele oruçlu olarak 787 defa kimsenin olmadığı yerde, kıbleye yönelerek okunur ve buna 7 gün devam edilirse okuyan istek ve arzusuna kavuşur.
* Besmele 40 gün sabah namazının ardından kalkmadan 2500 defa okunursa, okuyanın kalp gözü açılır, esrar ilimlerine vakıf olur.
* Besmeleyi günde 1000 defa okuyanın hem dünyada, hemde ahirette Allah ihtiyaçlarını yerine getirir.
* Besmeleyi her gün sabah ve gece 1000 defa okumaya devam eden; sıkıntıdan, üzüntüden ve hatta hapisten bile kurtulur.
* Besmeleyi 12000 defa okuyup, her 1000 de 2 rekat namaz kılıp ihtiyacını dilerse, isteği yerine gelir, ihtiyacı karşılanır.
* Güneş doğarken güneşe karşı oturup 300 defa besmele, 300 defa salavat getiren her işinde başarılı olur ve rızkı çoğalır, bereketlenir.
* Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup, muhabbet ve sevgisi istenilen kişiye içirilirse, içenin kalbinde okuyana veya niyetine okunana karşı sevgi ve muhabbet meydana gelir.
* Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup 7 gün sabah güneş doğarken içilirse içen kişinin zihni açılır, unutkanlığı gider.
* 40 Gün riyazet ederek, tam bir itikat ile sabah namazının ardından 2500 defa besmele okuyan kişi ilim sahibi olur, her şeyi rüyasında görür ve bazı sırlara vakıf olur.
* Besmeleyi gece yarısı 786 defa 7 gece okursa maksadı ve isteği gerçekleşir.
* Hastanın şifa bulması için, hastaya 1000 defa besmele okunur. Ardından 1000 defa Fatiha Suresi okunur. 1000 defa Salavat getirilir ve hastanın şifaya kavuşması için dua edilir.
* Besmeleyi 786 defa 7 gün ara vermeden okuyup isteğini, maksadını Allah’dan dileyenin isteği yerine gelir.
* Bir maksadı, bir arzusu, isteği olan kişi temiz ve tenha bir yerde kıbleye yönelerek 1000 besmele okur, sonra 2 rekat namaz kıldıktan sonra “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ecmaiyn” diyerek isteğini, maksadını talep eder ve sonra 1000 defa besmele okuyup tekrar 2 rekat namaz kılıp ardından tekrar selatü selam okuyarak dua eder bu şekilde tekrar ederek 12000 besmele ve 11 saltü selam okuduktan sonra isteğini Allah dan niyaz ederse maksadı ve isteği gerçekleşir.
* Borçlu olan veya rızkı dar olan kişi ceylan derisi üzerine; safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkep ile besmeleyi yazıp öd ve anber ile tütsüledikten sonra üzerinde taşırsa yokluktan ve darlıktan kurtulur.
* Cam bardak içine 40 besmele yazıp, zemzem suyu doldurup hastaya içirilirse hasta şifaya kavuşur.
* Besmele 81 defa yazılıp uykusunda korkan çocuğun boynuna asılırsa korkusu kalmaz.
* Besmele 35 defa yazılıp eve veya iş yerine asılırsa o yerin bereketi artar. İş yerinin kazancı çoğalır. Cin, şeytan şerrinden, yangından ve kem gözlerden korunmuş olur.
* Besmele 70 defa ölünün üzerine okunursa kabir azabı hafifler, Münker ve Nekir in sorularında zorluk çekmez.
* Besmeleyi kapısının üzerine yazan kişi helaktan emin olur.