
“Namazda Tekralanan Tesbihatlar ve Manaları” yazısını okumaya devam et
"Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." Ankebût Sûresi (29), 45

“Namazda Tekralanan Tesbihatlar ve Manaları” yazısını okumaya devam et
Namazdan sonra yapılacak dualar ve müezzinlik konusunda 5 vakit namaz kılan birçok mümin kardeşimizin eksik bilgiye sahip olduğunuz müşahade ettim. Cemaatle yapılan namazlar sonrasında birçok arkadaşımızın gerekli duaları tam anlamıyla yapmadığını gördüm. Dolayısıyla namaz sonrası yapılacak duaları ve cemaatle yapılan namazlarda müezzinin görevlerini “özetle” anlatmak istiyorum.
Müezzinin görevi kametle başlar.
Kamet, namazların farzlarını kılmaya başlarken okunan ezan sözlerinden ibarettir. Ezan vaktin başlangıcında okunur; kamet ise farza durulacağı zaman getirilir.
Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezan ve kamet getirilmesi, ayrıca Cemaatle kılınacak kaza namazları için de, ezan ve kamet okunması sünnettir.
| Kamet (Sağdan sola doğru okuyunuz) | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kamet getirilir ve imamla birlikte farz namazı kılınır. Selam verdikten sonra “Allahümme entesselamü ve minkes-selamü tebarekte ya zel-celali vel-ikram” (“Allah’ım! Sen selâmsın. Selamet de sendendir. Ey celâl ve ikrâm sâhibi! Sen münezzehsin, sen yücesin”) denilir.
Akabinde müezzin Peygamber efendimize (sas) salat ve selam getirilmesi için “Alâ Rasulina salavat” (Peygamberimizin üzerine salavat getirin) der. Cemaatte “Allâhümme salli alâ Muhammed” diyerek Salavat getirir.
Sonrasında “Salatı Münciye” (Tüncina) duası okunur.
“Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât ve terfe’unâ bihâ ındeke a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike Yâ erhame’r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”
Anlamı:
“Allahım! Efendimiz Muhammed’e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır.”
Bu dua imam tarafından okunduğu zamanlarda “korku mânâsına gelen cümlelerinde” ellerin içinin yere çevrilip aşağıya tutulabilir sonrasında ellerin içi yine yukarıya çevrilir. Bu durumun bazi hadislerden kaynaklandığı söylenir ki bu hadislerden biri şöyledir. “Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselam, Allah’tan bir şeyin olmasını istediği zaman ellerinin içini yukarıya çevirirdi. Ancak bir şeyden sakınacağı zaman ise ellerinin içini aşağıya çevirirdi.” (Bu konuyla ilgili Hadisler için bkz: Müsned, Ahmed b. Hanbel 4/56; Mecmau’z- zevaid, 10/168; Cemu’l-fevaid, 2/618; el-Fethu’l-kebir, 2/357; ) Bu nedenle ellerini dua ederken aşağıya çevirenler bu hadislere göre amel etmiştir.
Sonrasında müezzin “Subhanallahi vel hamdu lillahi ve la ilahe illellahu vallahu ekber. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.”(“Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tanzih eder, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu kabul ederim. Bütün hamd ve şükürler Allah’adır. Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. İhtiyaçları gideren ve zararları yok eden yalnız yüce ve güçlü olan Allah’tır.) der ve sonrasında 33’er defa sırasıyla
– “Sübhânellah (Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim)”,
– “Elhamdülillâh (Her türlü övgü Allah’a mahsustur)”,
– “Allâhü ekber (Allah, en büyüktür)”
denir.
Akabinde müezzin, “Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr.” (Allah’tan başka ilâh yoktur, sadece O vardır. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur, her türlü övgü O’na mahsustur, O her şeye gücü yetendir” ) duasını okur.
Akabinde “Sübhane Rabbiyel aliyyil alel vehhab” (Ali, a’la ve vehhab olan Rabbimi tesbih ederim) denilerek eller semaya açılır ve cemaat içinden dua okumaya başlar.
İmam sonrasında “El Fatiha” der, cemaat ve imam içinde Fatiha suresini okur.
İmam akabinde tesbihatı bitirmek için “Aşr-ı şerifi” de okuyabilir.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sas) çok kadınla evlenmesinde birçok hikmet var. Ancak ilhadçılar, müşrikler, münafık ve gavurlar efendimizin hayatını incelemeden bu hususta ileri geri konuşuyorlar.
Öncelikle bilinmesi gereken, sevgili peygamberimizin 25 yaşına kadar hiç evlenmemiş olması. Mekke’nin o zamanki cahiliye devri durumlarını da düşünecek olursak, sevgili peygamberimizin bu kadar zaman iffetiyle yaşaması, onda büyük bir irade ve nefis hakimiyetinin bulunduğunu gösteriyor.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed ilk evliliğini başından 2 defa evlenme geçmiş Hz. Hatice ile yapıyor. Bu mutlu evlilik tam 23 sene devam ediyor. Hz. Muhammed’e (sas) peygamberlik gelişinden 8 sene sonra yani sevgili peygamberimiz 48 yaşındayken, Hz. Hatice’nin vefatıyla bu evlilik sonra eriyor.
Bu evlilikten sonra sevgili peygamberimiz, 53 yaşına kadar bekar yaşamış. Mekke gibi sıcak bir memlekette bu yaştan sonra yapılan bir evlilikte şeheviyet ve beşerlik görmek mümkün değildir.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sas)’in çok kadınla evlenmesindeki diğer sebepler de zevcelerinden kaynaklanmaktadır.
a) Eşleri arasında yaşlı,orta yaşlı ve gençlerin bulunması, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli hükümleri gösteriyor.
b) Eşlerinin her birinin çeşitli kabile/topluluklardan olması, o topluluklar arasında sonra da peygamber efendimizle akrabalık oluşturduğu için bütün cemaatlerde köklü bir sevgi ve ilgiye yol açıyordu. Her kabile efendimizi kendinden biliyor, din hissinin yanında da O’na karşı derin bir bağlılık hissediyordu.
c) Her kabileden aldığı kadın, efendimizin hayatında ve vefatı sonrası, kendi cemaatinde çok ciddi dini hizmete vesile olabiliyordu.
d) Bu evlilikler sayesinde sevgili peygamberimiz her hanenin, teklifsiz misafiri haline gelmişti. Ayrı ayrı aşiretlerin her biri, bir çeşit, kendini O’na yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu.
Örneğin Hz. Hatice’den sonra peygamberimiz Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Ayşe ile evlenmiş. Hz. Hatice böylece kabiliyetlerini geliştirerek, Efendimizin en başta talebelerinden biri olarak büyük bir mürşide olmuştur.
Bir diğer eşi Ümmü Seleme’yi, eski eşi Ebu Seleme vefat edince dilenciliğe düşmemesi için izdivacına almıştır.
Bir diğer eşi olan Ebu Sufyan’ın kızı Ümmü Habibe’yi de Hristiyanların yardımına mazhar olmaması için veya küfür yuvası olan eski eşine dönmemesi için izdivacına almıştır. Bu evlilik sayesinde oldukça sert ve bağnaz olan Ebu Sufyan ailesi yumuşamıştır.
Özetle söyleyecek olursak sevgili Peygamberimiz hiç mi hiç nefsani duygularıyla bu işin içine girmemiştir. Meseleyi yukarıda anlattığımız durumlar neticesinde değerlendirmek gerekmektedir.