İslam Ahlakı

İslam dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce sistemi göstermek mümkün değildir. Öyle ki Peygamber Efendimiz “İslam, güzel ahlaktır” buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlaka teşvik eden birçok güzel sözü vardır.

“Müminlerin imanca en kamil olanı, ahlakı en güzel olanıdır” “İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlaki en güzel olanlarınızdır” hadisleri bunlardan sadece ikisidir. Kur’an-ı Kerim’de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük, ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk, birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha, tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlaki hasletlere teşvik eden ve zulüm, haksızlık, riya, haset, gıybet, çirkin sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin, kötü zan, israf, bozgunculuk… gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok ayetin yer alması, Kur’an’da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir.

Peygamber Efendimizin güzel ahlaka teşvik eden ve kötü hasletlerden nehyeden hadisleri ise neredeyse bir kitap oluşturacak kadardır. O sadece bu sözleri söylemekle kalmamış, güzel ahlaki bizzat yasayarak insanlara örnek olmuş ve öğretmiştir.

Bu yüzden O’nun ahlaki, İslam ahlakının en güzel tatbikatını oluşturmaktadır. İste bu sebeple burada peygamberimiz Hz. Muhammed’in güzel ahlakından az da olsa söz etmek istiyoruz. Çünkü O gerçekten en güzel örnektir:

Peygamber Efendimiz güler yüzlü, nazik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi. Kati yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiçbir söz çıkmazdı. Başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse “içinizden bazı kimseler, söyle söyle yapıyorlar…” Şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlışı ve hataları düzeltirdi. Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz, kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah’a hürmetsizlik olmadıkça, sahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkan geçince öç almayı düşünmezdi.

Son derece iffet ve haya sahibiydi. Bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüstlükten ayrıldığı, saka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O’na henüz peygamberlik verilmeden önce “Muhammed’ül-Emin” denilmişti. Nitekim Peygamberliğini haber verdiği zaman, iman etmeyenler bile O’na “yalancı, yalan söylüyor” diyememiştir. En yakın akrabalarını safa tepesinde toplayıp onları İslam’a davet için, “Size su dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylesem, bana inanır mısınız?” dediği zaman: “Hepimiz inanırız. Çünkü sen yalan söylemezsin” diye cevap vermişlerdi. Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. “Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür. İyilik ve hayır da, kişiyi Cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddıklar zümresine yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız; Çünkü yalan insani kötülüğe sevk eder. Kötülük de kişiyi Cehenneme götürür. İnsan yalan söylemeye ve yalan aramaya devam ede ede, Allah katında nihayet yalancılardan yazılır” buyurmuştur.

Rasûlüllah (s.a.v.) insanların en cömerdi ve en kerimiydi. Eline gecen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.

Peygamberimiz son derece mütevazı ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün islerini kendi görür, ev islerinde hanımlarına yardim ederdi. Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemezdi. Fakir kimselerle düşüp kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin islerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmemezlik etmezdi. Yiyecek bir şey bulamayınca, aç yattığı da olurdu.

Bütün islerini tam bir düzen ve nizam içinde yapardı. Namaz ve ibadet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misafir ve ziyaretçilerini kabul edeceği hep belliydi. Vaktini boşa geçirmez, her anini faydalı bir isle değerlendirirdi. “İnsanların çoğu, iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: “Sıhhat ve boş vakit”, buyurmuştur.

İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ilk vahiyden sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:

“Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten aciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin…” diyerek O’nun peygamberliğini hemen kabul etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.

Çocukluğundan itibaren Medine’de 10 yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes: “Rasûlüllah (s.a.v)’e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin böyle yaptın, neden şunu yapmadın, diye beni azarlamadı” demiştir.

Peygamber Efendimizin bizzat yaşayarak, uygulayarak çizdiği bu ahlaki tablo, hiç şüphesiz İslam ahlaki hakkında bir fikir vermektedir.

*Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendisi için arzulamadığını başkaları için de arzulamamak,

*Olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak,

*Küçüklere sevgi büyüklere saygı,

*Affetmek, hoşgörülü davranmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak,

*Öfkeye hakim olmak,

*Sözünde durmak, ahde vefa göstermek,

*Doğruluk ve dürüstlükten zerrece taviz vermemek,

*Güvenilir olmak,

*Kibirden gururdan sakınmak mütevazi olmak,

*Cimrilikten, tamahtan uzak durmak,cömert olmak,

*Her hususta sabırlı olmak,

*Asla adaletten ayrılmamak,

*Maddi ve manevi temizliğe riayet etmek,

*Allah’ın kendisine verdiği sağlığına ve sıhhatine çok dikkat etmek,

*Boş vakitlerini hayırlı işlerde değerlendirmek.

 

En Güzel İsimler O’nundur

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bu isimleri öğrenip gereğiyle amel ederse cennete girer.

Hepimizin müminler olarak Yüce Rabbimize karşı görev ve sorumluluklarımız vardır. Bunların başında O’nu tanımak, O’na inanmak, O’nun varlığını ve birliğini kabul etmek, bir an olsun O’nu akıldan çıkarmamak gelir. Verdiği nimetlere karşı şükrün bir tezahürü olan ibadetlerle O’na yakınlaşmaya vesileler aramak gelir. Yüce Rabbimiz, kendisinin pek çok güzel isminin olduğunu bildirmiş ve bu isimlerle kendisine dua etmemizi istemiştir. Kerim kitabımızın pek çok ayetinde bu isimlerle kendisini bize tanıtmıştır. Efendimiz (s.a.s) de Yüce Allah’ın doksan dokuz ismi olduğunu bildirmiş ve bunları tek tek saymıştır.

Bir mümin için asıl olan, sadece Allah’ın isimlerini ezberleyip okumak değildir. Bu isimlerin anlamlarını öğrenmek ve bu isimlerle Allah’a duada bulunmaktır. Asıl olan, bu ilâhî sıfat ve isimlerin öğrettiği anlamlarla hayatı mâmur etmektir. Yüce Rabbimiz, Rahman’dır, Rahim’dir. Çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Dünyada bütün canlılara, bütün insanlara, ahirette ise müminlere karşı merhametlidir. O halde, mümin, nefsine uyup haddi aşmış bile olsa, Allah’ın engin rahmetinden umudunu kesmemelidir. Allah’ın, kendisine ortak koşulması dışında bütün günahları bağışladığını bilmelidir. Son nefese kadar tövbe kapısının açık olduğunu ve imtihanın sürdüğünü asla unutmamalıdır. Allah’ın sonsuz merhametini uman mümin, öncelikle kendisine şefkat ve merhameti şiar edinmelidir. Gönlünü kin, nefret, husumet, zulüm gibi kötülüklere esir etmemelidir. Allah Sabûr’dur, sonsuz sabır sahibidir. Her şeye gücü yettiği halde, kendisine karşı haddi aşanları, nankörlük ve türlü saygısızlık yapanları cezalandırmakta acele etmez. Mümin de Cenâb-ı Hakk’ın Sabûr isminden nasibini alarak sabrı kuşanmalıdır. Türlü sıkıntı ve musibetler karşısında O’na sığınmalı ve O’na güvenip dayanmalıdır.

Yüce Rabbimiz, Rezzak’tır. İsteyene istediğini verendir. Sonsuz cömertlik sahibidir. Mümin, “Ey ruhumun ve bedenimin gıdasını yaratıp veren Rezzâk!” dediği zaman bilir ve inanır ki, Allah onun rızkına kefildir. Bu rızık vakti gelince kişiyi bulur, bunun kendisine ulaşmasını hiçbir kuvvet engelleyemez. Yeter ki mümin, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirsin. Allah Refîk’tir, Halîm’dir. Nezaketi, kolaylığı, lütuf ve ihsanı sever. Öyleyse mümin de hilm sahibi olmalıdır. Nezaketi, sevgi ve saygıyı elden bırakmamalıdır. Cömertliği kendine şiar edinmelidir.

Rabbimiz, her daim bizimledir. Bizi, yalnız, yardımsız, desteksiz, sahipsiz bırakmaz. Bize bizden daha yakındır. Gerçekten görmek için bakarsak, her doğrunun, her kemâlin, her cemâlin yanı başında O’nun eserini buluruz. O’nun dosta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark ederiz. Bize gösterdiği bu ilgi ve sevgiyi karşılıksız bırakmak, Gerçek Dost’a karşı büyük bir hak bilmezlik ve nankörlük olmaz mı?  “Kulum beni zikrederken onunla beraberim. O beni kendi başına zikrederse, ben de onu kendim zikrederim. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”

 

Kaynak: www2.diyanet.gov.tr

Duası Kabul Olanlar

Kur’an’da ve hadis-i şeriflerde duası kabul edilenlerden bize örnekler verilmiştir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Hz. Meryem’in Annesi İmrân’ın Duası

İmrân, kızı Meryem için;

“Onu (Meryem’i) ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum / Senin korumanı diliyorum” (Âl-i İmrân, 3/36) diye dua etmiştir.
Yüce Allah, İmrân’ın duasını kabul ettiğini şöyle bildirmektedir:

“Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyyâ da onun bakımını üstlendi.” (Âl-i İmrân, 3/37)

b) Hz. Eyyûb Peygamberin Duası

Eyyûb (a.s)’ın, hastalığının iyileşmesi ve sıkıntısının giderilmesi için Allah’a şöyle dua ettiği bildirilmektedir:

“(Ey Peygamberim!) Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine,‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen merhametlilerin en merhametlisisin’ diye yalvarmıştı.” (Enbiya, 21/83)

“Kulumuz Eyyûb’u da an: (O) Rabbine ‘Şeytan, bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu’ diye seslenmiş, dua etmişti.” (Sâd, 38/41)
Yüce Allah, Eyyûb Peygamberin duası üzerine hastalığının iyileşmesi için,

“Ona ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su)” (Sâd, 38/42) buyurmuş, Eyyûb (a.s.) ayağını yere vurmuş, çıkan su ile yıkanmış ve sudan içmiş, iç ve dış bütün hastalıklarından kurtulmuştur.
Yüce Allah, Eyyûb’un duasını kabul ettiğini şöyle bildirmektedir:

“Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.” (Enbiyâ, 21/84)

Dua etmek

c) Yûnus Peygamberin Duası

Yûnus Peygamber, balığın karnında şöyle dua etmiştir:

“(Ey Peygamberim!) Zünnûn’u (balık karnına girmiş olan Matta oğlu Yûnus’u) da an; zira (o, kavmine) kızarak (yurdundan) ayrılıp gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp); ‘(Ey Rabbim!) Senden başka tanrı yoktur. Senin şânın yücedir, ben zâlimlerden oldum!’ diye yalvardı.” (Enbiyâ, 21/87)
Yüce Allah, Yûnus Peygamberin duasını kabul ettiğini şöyle bildirmektedir:

“Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, mü’minleri böyle kurtarırız.” (Enbiyâ, 21/88)
Bu ayetlerde Allah, bedensel ve zihinsel her türlü hastalıktan kurtulmak için tedavi yollarına başvurulması gerektiğini, şifayı verenin Allah olduğunu vurgulamaktadır.
Peygamberimiz (s.a.s.), Yûnus Peygamberin duası ile ilgili olarak;

“Balık sahibi (Yûnus peygamberin), balığın karnında yaptığı duası; ‘lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’zzâlimîn (Ya Rabbî!) Senden başka ilâh yoktur, seni noksan
sıfatlardan tenzih ederim, gerçekten ben zâlimlerden oldum)’ şeklinde idi. Bu sözlerle dua eden herhangi bir Müslüman yoktur ki Allah onun duasını kabul etmiş olmasın” buyurmuştur. (Tirmizî, De’avât, 85; bk. Hâkim, De’avât, I, 505)

ç) Zekeriya Peygamberin Duası

Zekeriya (a.s.), Allah’a dua edip kendisine çocuk ihsan etmesini istemişti:

“(Ey Peygamberim!) Zekeriyya’yı da (an). O, Rabbine; ‘Rabbim! Beni tek (yalnız başıma çocuksuz) bırakma. Sen, vârislerin en hayırlısısın (her şeyim sana kalacaktır)’ diye
dua etmişti.” (Enbiyâ, 21/89)
Yüce Allah, Zekeriya Peygamberin duasını kabul ettiğini şöyle bildirmektedir:

“Onun duasını da kabul buyurduk ve ona Yahyâ’yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hâle getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi ve bize derin saygı
gösterirlerdi.” (Enbiyâ, 21/90)

d) Süleyman Peygamberin Duası

Süleyman (a.s.), yüce Allah’tan mülk istemiştir:

“O, ‘Rabbim! Beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sen, çok lütufkârsın’, diye dua etti!” (Sâd, 38/35)
Yüce Allah, onun bu duasını kabul etmiştir:

“Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.” (Sâd, 38/35–38)
Zikrettiğimiz bu beş örnekte, insanlara önder ve rehber olarak gönderilen peygamberlerin çeşitli konularda dua ettikleri ve dualarının kabul edildiği ve bunun bir öğüt olduğu bildirilerek mü’minlere yol gösterilmektedir.

Peygamberler gibi ihlâs ile usul ve şartlarına uygun olarak dua eden mü’minlerin duaları da kabul olur. Özellikle bazı zamanlarda, konumları ve durumları sebebiyle bir kısım insanların dualarının kabul olacağını Peygamberimiz bize bildirmiştir. Bunların bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

e) Oruçlu Kimsenin, Âdil Devlet Başkanının

Dua

ve Mazlumun Duası

“Üç kimsenin duası reddedilmez: İftar edinceye kadar oruçlu kimsenin, âdil devlet başkanının ve mazlumun duası. Allah, mazlumun duasını bulutların üzerine kaldırır ve o dua için sema kapılarını açar ve ‘İzzetime yemin ederim ki belli bir süre de olsa mutlaka sana yardım edeceğim’ buyurur.” (Tirmizî, De’avât, 115,129; İbn Mâce, Siyâm, 48; bk. İbn Hıbbân, Ed’ıye, 17, No:17228)

Oruç, riya karışmayan bir ibadettir. Oruç tutan sırf Allah için tutmuştur. Dolayısıyla Allah oruç tutanın duasını kabul eder. Devlet başkanı/yönetici olup da yönetilenlere
ve halka adaletli davranabilmek bir meziyettir, dürüstlüktür. Allah, bu kimselerin dualarını kabul edeceğini bildirerek adaletin önemine vurgu yapmıştır. Mazlum ise zarara
uğramış, kalbi kırılmıştır, dolayısıyla zalime içtenlikle dua etmiştir. Allah, zalimin değil mazlumun yanındadır. Dolayısıyla mazlumun duasını kabul eder ve zalimden onun
intikamını alır.

f) Misafirin ve Anne-Babanın Çocuklarına Duası

“Hiç şek ve şüphe yok ki üç kimsenin yaptığı dua kabul edilir: Anne-babanın çocuklarına yaptığı dua, misafirin duası ve zulme uğramış kimsenin duası.” (Ebû Davud, Salât, 364; Tirmizî, De’avât, 48; bk. Heysemî, Ed’ıye, 17, No:17229)

Dinimiz misafire ibadetlerde birtakım kolaylıklar tanımıştır. Mesela isterse Ramazan orucunu -daha sonra kaza etmek şartıyla- tutmayabilir, dört rekatlı namazları iki
rekat olarak kılar, mestlerin üzerine yetmiş iki saat mesh edebilir. Bu kolaylıklar, misafire verilen değeri ifade eder. Duasının kabulü de bu sebepledir.

Anne-baba, çocukların hayata gelme sebebidir. Çocukları her türlü zahmete katlanıp büyütmüşlerdir. Üzerlerinde hakları çoktur. Bu itibarla çocukları hakkında yaptıkları
dua reddedilmez.

g) Mü’minlerin Yüzlerine ve Gıyaplarında Birbirlerine Yaptıkları Dua

Peygamberimiz (s.a.s.), bir mü’minin, bir mü’min kardeşinin gıyabında yaptığı duanın en süratli kabul edilen dua olduğunu şu hadislerinde bildirmiştir:

“Hiç şüphesiz en süratli kabul edilen dua, bir mü’minin bir mü’mine gıyabında yaptığı duadır.” (Ebû Davud, Salât, 364; Buhârî, Edebü’l-Müfred, No:623)

“İki dua vardır ki bu dualar ile Allah arasında perde yoktur. Mazlumun duası, kişinin Müslüman kardeşinin gıyabında yaptığı dua.” (Heysemî, Ed’ıye, 17, No:17231)

“Bir kimse kardeşinin gıyabında dua ettiği zaman melekler, ‘âmin, aynısı sana da verilsin’ diye dua ederler.” (Ebû Davud, Salât, 362)

“Birbirleriyle karşılaşıp tokalaşan iki Müslüman yoktur ki Allah dualarını kabul etmiş, ellerini bırakmadan onları bağışlamış olmasın.” (Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, No: 4139)

“Allah, Müslümanlara zayıfların duası sebebiyle yardım eder.” (Taberânî, No: 4160)
Bu hadisler, mü’minlerin birbirlerinin yüzlerine ve gıyaplarında dua etmelerini hem teşvik etmekte, hem de bu duaların kabul edileceğini bildirmektedir.

ğ) İsm-i A’zâm İle Yapılan Dua

“İsm-i a’zâm”, en yüce isim, demektir. Hadis kitaplarında ism-i a’zâm ile ilgili farklı isimler zikredilmiştir. Bunlardan iki rivayet şöyledir:

Sahabeden Enes b. Malik (r.a.) diyor ki; Hz. Peygamber (s.a.s.), bir gün camiye girdi. Bir sahâbî namaz kılıyordu. Bu sahâbî namazdan sonra dua etmeye başladı ve
duasında şöyle diyordu:

“Allah’ım! Her türlü övgü sana mahsustur. Senden başka ilâh yoktur. (Sen), mennânsın/çok nimet verensin, gökleri ve yeri yokken var edensin, celâl ve ikram sahibisin, ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan; zatı ile kaim olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını üstlenen Allah’ım! cümleleri ile sana dua ediyor, senden talepte bulunuyorum.”
Bu duayı işiten Peygamberimiz (s.a.s.);

“Bu kimse, Allah’ın ism-i a’zâm’ı ile dua etti ki ism-i a’zâm ile dua edildiğinde Allah bu duayı kabul eder ve bu isimle istenince Allah verir” (Hâkim, De’avât, I, 504; Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, No:1124) buyurdu.
Enes bin Malik anlatıyor. Hz. Peygamber bir adamın;

“Allah’ım! ‘Hamd sana mahsustur, Senden başka ilâh yoktur, sadece Sen varsın, Sen mennânsın, gökleri ve yeri yaratansın, celal ve ikram sahibisin, isim ve niteliklerin ile istiyorum. Senden cenneti istiyorum ve cehennemden sana sığınıyorum”
diye dua ettiğini duydu ve;

“Bu adam Allah’tan, O’nun yüce ismiyle istedi ki Allah’a ism-i azamı ile dua edildiği zaman kabul eder, bu isim ile istenildiği zaman verir” buyurdu. (Hâkim, De’avât, I, 504; İbn Mâce, Dua, 9)

Hadislerde Allah’ın ism-i a’zâmı olarak birden çok isim zikredilmiştir. Bu isimlerin başında lafza-i celal; sonra Rahman, Rahîm, Rab, Mennân, Ehad, Samed, Hayy,
Kayyûm, Mâlikü’l-mülk, Bedî’u’s-semâvâti ve’l-erd, Zû’lcelâli ve’l-ikram, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illâ ente isimleri gelmektedir. (bk. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 258; Tirmizî, De’avât, 65; İbn Mâce, Dua, 9; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14; Ahmed, III, 120; VI, 461)

Dua

h) Hac ve Umre Yapanların Duası

“Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evininin) ziyaretçileridir/ elçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5)
“Kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızâsına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi
(günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.” (Buhârî, Hac, 4; Nesâî, Menâsikü’l-Hac, 4; Müslim, Hac, 438; İbn Mâce, Menâsik, 1)

Bu hadislerde Peygamberimiz (s.a.s.), Allah’ın, hac ve umre yapan kimselerin dualarını kabul edeceğini bildirmektedir. Hac ve umre; meşakkatli bir ibadettir, sıcak,
izdiham ve kalabalıkta sırf Allah için sıkıntılara katlanmak samimiyetin gereğidir. Ayrıca hac ve umre yapanlar, Mescid-i Haram, Kâbe, Mina, Müzdelife ve Arafat gibi
kutsal mekanlarda dua ederler, Allah da onların duasını kabul eder.

i) Allah Yolunda Cihat Eden Gazilerin Duası

“Allah yolunda cihat eden gaziler, hac ve umre yapanlar Allah’ın elçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bir şey isterlerse onlara verir.” (İbn Mâce, Menasik, 5)

Dini mübîni İslâm için cihad eden, Allah için beden ve mal varlığını ortaya koyan, gerektiğinde uykusuz ve aç kalan, düşmanla çarpışan Müslüman, bu konumda dua ettiği zaman Allah duasını kabul eder.

Her Müslümanın kabul olan bir duası vardır. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Her müslümanın kabul olan bir duası vardır.” (Heysemî, Ed’ıye, 10, No: 17215)

 

Kaynak: www.diyanet.gov.tr

Dua Kavramı ve Anlamı

dua etmek

A.SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI

Dua etmek

Sözlükte; “çağırmak, seslenmek, davet etmek, istemek ve yardım talep etmek” anlamlarına gelen dua, din ıstılahında; Allah’ın yüceliği karşısında insanın aczini ve zafiyetini itiraf etmesi, sevgi ve saygı ile O’nun lütuf, nimet ve yardımını, dünya ve ahirette nimetler ve iyilikler ihsan etmesini; üzerindeki sıkıntı, dert ve belayı gidermesini; günah, hata ve kusurlarını bağışlamasını dilemesi; yalvarıp yakarması ve O’na halini arz edip niyazda bulunması demektir. (bk. Rağıb ve İbn Manzûr, d.’a.v. maddesi) Dua kavramı; “saygı” ve “Allah’ı anma” (ta’zim ve zikir) ile “çağrı” ve “istekte bulunma” (nida ve istiane) anlamlarını birlikte içerir.

Dua; sınırlı, sonlu ve aciz olan insanın bütün benliğiyle sınırsız, sonsuz ve kudret sahibi olan yüce Allah’a yönelip O’ndan istek ve dilekte bulunması, O’nunla arasında bir köprü ve diyalog kurmasıdır. Dua eden insan; bütün zayıflığı, acizliği ve ihtiyaçları içinde, Yüce Allah’ın sonsuz kudretinin ve yüceliğinin, isteklerini ancak O’nun lütfu ve yardımıyla elde edebileceğinin bilincindedir. Bu bilinçle yapılan dua; insanın Yaratan’ına olan inancının, güveninin ve O’na teslim oluşunun bir göstergesidir. İşte bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.s.);

Allah’a duadan daha değerli bir şey yoktur” buyurmuştur.

(İbn Hıbban, Ed’ıye, No: 870; Ahmed, II, 362; Tirmizi, De’avat, 1; İbn Mace, Dua,

B.KUR’AN’DAKİ ANLAMI

Çok anlamlı kavramlardan biri olan “dua”; Kur’an’da yedi farklı anlamda kullanılmıştır. (bk. Ebu’l-Ferec, s. 292-295)

  1. Çağrı (nida)

Sizi çağırdığı gün, O’na hamd ederek davetine uyarsınız ve (kabirlerinizde) pek az bir müddet kaldığınızı zannedersiniz.” (İsra, 17/52; bk. Enbiya, 21/45; Fatır, 35/14; Kamer, 54/10)

 

  1. İstiane / Birinden yardım isteme

Kulumuza indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah’tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.”

(Bakara, 2/23; bk. Yunus, 10/38; Mu’min, 40/26)

 

  1. Söz (kavl)

Azabımız onlara (helak ettiğimiz toplumlara) geldiğinde sözleri, ancak ‘biz gerçekten zalimlermişiz’ demekten ibarettir.” (A’raf, 7/5; bk. Yunus, 10/10; Enbiya, 21/15)

 

  1. İstifham / Bir şeyi sormak, anlamak istemek

Ey inananlar! (Elci), sizi yaşatacak şeylere çağırdığı zaman Allah’ın ve Elçisinin çağrısına koşun ve bilin ki, Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz, O’nun huzuruna toplanacaksınız.” (Enfal, 8/24; bk. Bakara, 2/68; Yunus, 10/25; Kehf, 18/58; Mu’minun, 23/73; Nuh, 71/5, 8)

 

  1. İstekte bulunmak, yalvarmak (sual)

Kullarım, sana benden sorarlarsa (de ki): Ben (onlara)yakınım, dua edip yalvaran, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm…” (Bakara, 2/186; bk. A’raf, 7/134; Zuhruf, 43/49; Mu’min, 40/49, 60)

 

  1. İbadet

Kur’an’da birçok ayette “dua” kelimesi ve türevleri bu anlamda kullanılmıştır. Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:

De ki: ‘Biz hiç Allah’ı bırakıp da bize fayda da, zarar da vermeyecek şeylere ibadet eder miyiz?…” (En’am, 6/71)

Onlar (Rahman’ın kulları), Allah’ın yanında başka tanrı tutup ona ibadet etmezler…” (Furkan, 25/68; bk. Mu’minun, 23/117; Cin, 72/18, 20)

 

  1. İman

De ki: ‘İbadetiniz / imanınız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?’…” (Furkan, 25/77)

Bu ayetteki “dua” kelimesi ibadet anlamına gelebileceği gibi iman anlamına da gelir. (Buhari, İman, 2) İbadet kavramı, iman kavramını da içine alır. Bir insanın ibadet edebilmesi için her şeyden önce iman etmesi gerekir.

C.DUA ANLAMINA GELEN KUR’AN KAVRAMLARI

  1. İbadet

“Dua” kavramı, ibadet anlamına geldiği gibi “ibadet” kavramı da dua anlamına gelir. Mesela şu ayette gecen “ibadet” kelimesi, “dua” anlamındadır:

Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana dua (ibadet) etmeğe tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mu’min, 40/60) Sahabeden Nu’man ibn Beşir, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in minberde,

Dua ibadettir” dediğini, sonra sözüne delil olarak bu ayeti okuduğunu söylemiştir. (Tirmizi, De’avat, 2; bk. İbn Mace, Dua, 1; Ebu Davut, Salat, 358)

 

  1. Salat

Sözlükte dua anlamına gelen “salat” kelimesi Kur’an’da; namaz anlamında kullanıldığı gibi sözlük anlamında da kullanılmıştır: Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:

Ve onlara dua et; çünkü senin duan, onlara huzur ve sükûn verir.” (Tevbe, 9/103)

Görmedin mi, göklerde ve yerde olan kimseler ile kanatlarını çırparak uçan kuşlar Allah’ı tespih ederler? Her biri kendi duasını ve tespihini bilmiştir…” (Nur, 24/41)

 

  1. Nida

Sözlükte çağrı anlamına gelen “nida” kavramı, Kur’an’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu örneği zikredebiliriz:

“(Ey Peygamberim!) Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen merhametlilerin en merhametlisisin’ diye yalvarmıştı (nada).” (Enbiya, 21/83)

 

  1. Kavl

Lugatte soz anlamına gelen “kavl” kelimesi, Kur’an’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz:

O, Rabbim! Beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk (hukumdarlık) ver. Çünkü Sen, çok lütufkarsın, dedi /diye dua etti.” (Sad, 38/35; Al-i İmran, 3/38)

 

  1. Tazarru

Yalvarmak anlamına gelen “tazarru” kelimesi dua ile eş anlamlıdır. Şu ayeti örnek olarak verebiliriz:

Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar / dua etsinler diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.” (En’am, 6/42)

 

  1. Sual

Sözlükte istemek ve sormak anlamına gelen “sual” kelimesi, bir kısım hadislerde dua anlamında kullanılmıştır. Şu örnekleri verebiliriz:

 

Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Muslim, Dua, 72; Tirmizi, De’avat, 9)

Allah’tan cennet istediğiniz zaman Firdevs cennetini isteyin.” (Tirmizi, Sıfatu’l-Cenne, 4)

Allah’tan bir şey istemek, O’na dua etmektir.

 

  1. İstiane

“İstiane” yardım istemek anlamında olup bir kısım ayet ve hadislerde dua anlamında kullanılmıştır. Şu örnekleri verebiliriz: Yüce Allah, Fatiha suresinde bize;

Ancak Senden yardım isteriz” (Fatiha, 1/5) şeklinde dua etmemizi öğretmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de, yaptığı konuşmalarına;

“Her türlü övgü Allah’a mahsustur, O’ndan yardım ister ve O’nun bağışlamasını dileriz” (Tirmizi, Vitir, 116) dua cümlesi ile başlamıştır.

 

  1. İstiğase

“İstiğase”, yardım istemek demektir. Kur’an’da dua etmek anlamında kullanılmıştır. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz:

Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal, 8/9)

 

  1. İstiğfar

“İstiğfar”; Allah’tan af ve mağfiret dilemek demektir. Af ve mağfiret dilemek, Allah’ın affetmesi için O’na dua etmek, yalvarmak demektir. Nuh Peygamberin, kavmine hitabını içeren şu ayeti örnek olarak verebiliriz:

Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır, dedim.” (Nuh, 71/10)

Vallahi ben günde yüz defa Allah’tan mağfiret diliyorum.” (Muslim, Zikir, 41)

 

  1. İstiaze

“İstiaze”, bela, kaza, afet ve kötülüklerden Allah’a sığınma, O’ndan kendisini korumasını isteme anlamındadır. Şu ayet ve hadisi örnek olarak verebiliriz:

Nuh; ‘Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen, ben hüsrana uğrayanlardan olurum’ diye niyazda bulundu.” (Hud, 11/47)

Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzam hastalığından ve her türlü kötü hastalıktan sana sığınırım.” (Ebu Davud,Salat, 367)

 

  1. Tövbe

“Tövbe”, insanın günahına pişmanlık duyması ve Allah’tan af dilemesi demektir. Tövbe eden insan, Allah’a dua edip yalvarmış olur.

O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.” (Hud, 11/61)

Ayette “tövbe edin” emrinden sonra Allah’ın duaları kabul eden olduğunun bildirilmesi, tövbe etmenin de dua anlamına geldiğini ifade eder.

 

Zikir” (Allah’ı anma), “tesbih” (Subhanellah / Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim), “hamd” (Elhamdulillah/ Allah’a hamd olsun), “tehlil” (la ilahe illallah / Allah’tan başka ilah yoktur), “tekbir” (Allahu ekber / Allah en büyüktür) “sena” (Allah’ı övme) ve “şükür” (Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür etme), “icabet”, “isticab” ve “tenciye” (duayı kabul etme), “keşf” (sıkıntıları giderme, kaldırma) kavramları “dua” kavramının mana alanını oluşturur.

 

 

Kaynak: www.diyanet.gov.tr

Arafat Duası

mekke-dua

Ey Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan, rahmeti her şeyi kuşatan Yüce Allah!

Ey göklerin yerin ve ikisi arasındaki her şeyin sahibi olan Allah!

Ey bizleri evine davet edip, bahtiyar misafirleri arasına kabul buyuran Yüce Rabbimiz!

Ey bu mübarek ayda, günahların en çok affedildiği bu mübarek Arefe gününde; duaların geri çevrilmediği bu mübarek Arafat meydanında bizlere vakfeyi lütfeden Yüce Mevla’mız,

Sana sonsuz hamdü senalar ediyoruz,

Yâ İlâhe’l-Âlemin!

Âlemlere rahmet, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdiğin, güzel ahlakıyla bütün insanlığa önder ve rehber kıldığın, başımızın tacı, gönlümüzün siracı, Fahr-i Kainat Efendimiz Muhammed Mustafa başta olmak üzere bütün Peygamberan-ı İzama ba husus Adem, İbrahim ve İsmail’e sayısız salatü selam ediyoruz,

Ya Rabbe’l-Âlemin,

Sen bizleri var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkını ve sevgini gönlümüze nakşettin ve bu mukaddes yerde huzuruna kabul ettin! Sana sonsuz şükürler olsun Allah’ım!

Bizler büyük bir aşk, heyecan ve vecd ile hac görevimizi yaparak Senin rızana nail olmaya, ihramımızı kefen bilerek, dünyanın dört bir yanından gelen Müslüman kardeşlerimizle birlikte kulluğumuzu sana arz etmeye ve mahşer burada tecrübe etmeye geldik!

Sayısız günahlarımıza rağmen, sonsuz affına sığınarak ve “Bana dua edin, duanıza icabet edeyim” emrine uyarak, yanık gönüllerimiz, yaşlı gözlerimiz, mahcup yüzlerimizle Arafat’ta boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık,

Şimdi hep birlikte söylediğimiz;

“Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur ”

Nidalarıyla sana yalvarıyoruz, halimizi arz ediyoruz. Yüce dergahına iltica ediyor, Senden af ve mağfiret diliyoruz:

Dua

Dua ve niyazlarımızı kabul eyle! Sa’yimizi meşkur eyle! Vakfemizi mübarek eyle! Günahlarımızı affeyle!

Bu mübarek yerde sana açılan ellerimizi, aşkınla yanan gönüllerimizi boş çevirme! Bizi Sana, Senin kulluğuna, sevgine, cennetine layık eyle. Bizleri affolunanlar zümresine ilhak eyle ya Rabbi!

Ya İlahi!

Atamız Âdem (a.s.)’in tövbesini kabul ettiğin, Peygamberimiz Efendimize Veda Haccında binlerce Mümine “Veda Hutbesi”ni irad etmeyi müyesser kıldığın, bugüne kadar sayısız kulunu misafir ettiğin bu mübarek mekânda Yüce Kitabı’nda bizlere öğrettiğin dualarla sana yalvarıyoruz, kabul buyur Allah’ım:

“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz, mutlaka hüsrana uğrayacağız.”

Bizi hüsrana uğratma Allah’ım!

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize katından rahmet ver. Şüphesiz sen çok lütufkârsın.”

“Rabbimiz! Günahlarımızı ve aşırılıklarımızı bağışla ve bizi ayakları yere sağlam basanlardan eyle. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

“Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.”

Resul-i Ekrem’in miraç hediyesi olarak getirdiği ayetlerle sana yakarıyoruz kabul et Allah’ım!

“Rabbimiz! Eğer unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!

Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler yükleme.

Rabbimiz! Bize taşıyamayacağımız şeyleri de yükleme!

Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

Yâ Rabbe’l-Âlemin!

Bizleri İslâm’ın ve Kur’an’ın yolundan ayırma!

Kur’an’ı; kalplerimizin gıdası, ruhlarımızın şifası, kabirlerimizin ziyası, maddî ve manevî dertlerimizin devası eyle Allah’ım!

Allah’ım!

Sen bizleri en güzel surette yarattın, sayısız nimetlerle donattın, bizler bunun kadrini kıymetini bilemedik! Nefsimize ve şeytana uyduk! Hadsiz günah işledik! Defalarca tövbe ettik ve her defasında tövbemizi bozduk! Şimdi ise Senin;

“Ey kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!…”

Müjdene güvenerek kapına geldik, hidayetine sığındık, lütfuna geldik, kulluk edemedik affına geldik, mahcup etme bizi, boş çevirme kapından! Lütf-u ihsanını eksik etme üzerimizden!

Allahım! Şüphesiz Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri affeyle!

Allah’ım Sen bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı da batıl olarak göster ve ondan kaçınmayı nasip eyle!

Bundan böyle yolumuzu ve yönümüzü şaşırtma! Kalplerimizi doğruluktan, haktan ve hakikatten ayırma!

Hata, kusur ve aşırılıklarımızdan dolayı Sen bizleri yakma Allah’ım!

Bizleri nimetlerine şükreden, takdirine rıza gösteren, bela ve musibetlere sabreden, korktuklarından emin, umduklarına nâil olan bahtiyar kullarından eyle
Allah’ım!

Yâ Rabbi!

Sevgili Peygamberimizin ümmeti için yaptığı;

“Allah’ım! Haccedenleri bağışla! Onların bağışlanmasını istediği kişileri de bağışla!”

Duası bereketine; sen bizleri, anamızı-babamızı, eşimiz ve evlatlarımızı affeyle! Hocalarımızı, üzerimizde emeği ve hakkı olan herkesi bağışla Allah’ım!

Dostlarımıza, arkadaşlarımıza, bizden hayır dua umanlara, buralara bizimle selâm gönderenlere mağfiret eyle Allah’ım!

İman ile bu dünyadan ahirete göçen bütün kullarını bağışla!

Hepsinden hoşnut ve razı ol, hepsini sevgine ve muhabbetine mazhar eyle Allah’ım!

Rabbimiz!

Gönlümüzü Kur’an’ın nuru ile tenvir eyle.

Sen bizleri Peygamber Efendimize lâyık ümmet eyle, yolunda ve sünnetinde daim ve kaim eyle. O’nun ahlâkıyla ahlakımızı tezyin eyle, sevgisine lâyık eyle, şefaatine mazhar eyle Allah’ım!

Mahşer gününde Efendimizin “Hamd Sancağı” altında toplanmayı, Cennet-i Ala’da O’na komşu olmayı cümlemize nasip eyle Allah’ım!

Efendimiz asırlar önce biz müminleri “kardeşlerim” diyerek şereflendirmişti. Onun kardeşliğine layık olabilmeyi, bu sorumluluğu hakkıyla taşıyabilmeyi bizlere nasip eyle Allah’ım!

Yâ İlahi!

Sevgili Peygamberimizin;

Makbul bir haccın bir tek mükâfatı vardır, o da cennettir!”

Müjdesi gereğince haccımızı mebrûr eyle! Sa’yimizi meşkûr eyle! Günahlarımızı mağfûr eyle! Amellerimizi makbûl eyle!

Allah’ım!

Resûl-i Zişan Efendimiz;

“Hac Arafat’tır!”

“Duanın en hayırlısı, Arefe günü yapılan duadır” buyuruyor!

Bizler de bugün Arafat’ı idrak ediyoruz! Arafat’taki feyiz ve bereket hürmetine, Arafat’taki açık ayetler, derin manalar hürmetine; bizleri Arafat’ta irfana erenler
ve bağışlananlar zümresine dâhil eyle Allah’ım!

İhram ile hürmete, mikat ile vakti kuşanmaya, tavaf ile sevgiye, sa’y ile ab-u hayata eriştir.

Arafat’ta marifete, Meş’aril-Haram’da şuura, Mina’da muhabbete ermeyi, kurbanlarımız ile Sana yakınlaşmayı, Cemeratta bütün nefsanî isteklerden kurtulmayı bizlere lütfeyle Allah’ım!

Taşlayacağımız şeytanla birlikte; içimizdeki bencilliği, öfkeyi, kibri, gururu, nefreti, ihtirası, hasedi, fitne ve fesadı gönül dünyamızdan atmayı, buna mukabil tevazuyu, diğergamlığı, sevgiyi, hayırda yarışmayı ve cömertliği bizlere lütfeyle Allah’ım,
Ziyaret tavafı ile de Mescid-i Haram’da rızana ve rahmetine erişmeyi, bizlere nasip ve müyesser eyle Allah’ım!

Rabbimiz!

Habib-i Edibin’in;

“Öyle günahlar var ki, onları ancak Arafat’ta vakfeye durmak affettirebilir!”

Müjdesi gereğince lütfu kereminle dua ve niyazlarımızı kabul eyle Allah’ım!

Daha buradan ayrılmadan; affedilmedik hiç bir günahımızı, setredilmedik hiç bir ayıbımızı, giderilmedik hiç bir sıkıntımızı, karşılanmadık hiç bir ihtiyacımızı,ödenmeyecek hiç bir borcumuzu, şifâ bulmayacak hiç bir hastalığımızı, deva bulmayacak hiç bir derdimizi bırakma Allah’ım!

Yüce Allah’ım!

Bizlere hayırlı işler, helâl ve bereketli kazançlar nasip eyle!

Yuvalarımıza, aile ocağımıza mutluluk, huzur ve saadetler ihsan eyle!

Bizlere; Allaha ve Peygambere itaat eden, ana ve babasına hürmet eden, insanlığa hizmet eden hayırlı evlatlar ve nesiller bahşeyle Allah’ım!

Evlatlarımızın kalplerini iman nuru ile tenvir eyle Allah’ım!

Yavrularımıza, hayırlı kısmetler, başarı, huzur, bereket ve sağlık içinde bir ömür lütfeyle! Onları her türlü kötülüklerden ve zararlı alışkanlıklardan muhafaza eyle Allah’ım!

Yâ Erhame’r-Rahimin!

Ey kimsesizlerin kimsesi, gariplerin sığınağı Yüce Allah’ım!

Yetimleri, öksüzleri, garipleri, kimsesizleri mahzun ve boynu bükük bırakma!Onlara yardım elini uzatacak müşfik ve hayır sahibi kullarını eksik etme!

Bizleri de merhamet ve cömertlikte yarışan kullarından eyle Allah’ım!

Ya Rabbe’l-Âlemin!

Bizleri, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bütün günahlardan, hayatın ve ölümün fitnesinden ve kabir azabından koru.

Bizleri ödeyemeyeceğimiz borçtan, taşıyamayacağımız kederden, tahammül edemeyeceğimiz acıdan muhafaza eyle Allah’ım!

Ürpermeyen kalpten, yaşarmayan gözden, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınıyoruz, bizleri koru Allah’ım!

Zalimlerin baskı ve zulmünden, hâinlerin hile ve hıyanetinden, kıskançların hasedinden bizleri muhafaza eyle Allah’ım!

Nefislerimizin bitmez tükenmez kötü arzu ve isteklerinden, heva ve heveslerimizin peşinde koşmaktan, şeytanın vesvese ve şerrinden; bizleri bildiğimiz bilmediğimiz bütün yarattıklarının şerrinden emin ve muhafaza eyle Allah’ım!

mekkeYâ Rabbi!

Bizlere sağlam ve sarsılmaz bir iman ve güzel ahlak ihsan eyle. İbadetlerimizi hakkıyla yapabilmeyi nasip ve müyesser eyle.

Senden hayırlı işler yapmayı, kötülüklerden uzak kalmayı istiyoruz, nasip eyle Allah’ım!

Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi, sevgine ulaştıran amelleri yapmayı niyaz ediyoruz lütfeyle Allah’ım!

Bizleri sevdiğin kullar zümresine dahil eyle Allah’ım.

Senden cenneti, cennete götüren amelleri yapabilmeyi istiyoruz, lütfeyle Allah’ım! Cehennemden, cehenneme sürükleyen davranışlardan,cehennem azabıyla inim inim inlemekten Sana sığınıyoruz, muhafaza eyle Allah’ım!

Bizleri, dünya ve ahirette rezil-rüsvay olmaktan, düşmanlarımızı güldürecek işler yapmaktan, şeytanları sevindirecek hata ve günahlar işlemekten koru Allah’ım!

Bizi bizden, nefsimizin şerrinden koru Allah’ım!

Kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan, dilimizi yalandan, gözümüzü, malımızı mülkümüzü haramdan muhafaza eyle Allah’ım!

Yüce Allah’ım!

Bizlerlayık-ı veçhiyle senden istemeyi bilmiyor, dua etmekte aciz kalıyoruz. Buna rağmen sen bize nice lütuf ve ihsanlarda bulunuyorsun.

Allah’ım! Sen gönlümüzden geçirip de istemeyi bilemediğimiz şeylerden hakkımızda hayırlı olanları bizlere ihsan eyle!

Ka’beyi görmeyi nasip ettiğin gözlerimize cennette cemalini de görmeyilütfeyle Allah’ım!

Kimi yüzlerin kara, kimi yüzlerin ak olacağı o günde,Ka’bene döndüğümüz şu mahcup yüzlerimizi karartma Allah’ım!

Aşkınla yanan gönüllerimizi nar-ı cehennemden azad eyle Allah’ım!

Ya Rabbi!

Kalbimizde sevgini daim eyle!

Şu mübarek beldede seni canı gönülden sevdiğimizi, sana kayıtsız şartsız itaatimizi ve kulluğumuzu arz ediyoruz. Bizi aşkına ve muhabbetine gark eyle Allah’ım!

Bizlere faydalı ilim, helal ve bereketli kazanç, hayırlı, sağlıklı bir ömür ihsan eyle Allah’ım.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nınSenden istediği bütün hayırları biz de istiyoruz, lütfeyle! Efendimizin sığındığı bütün şerlerden bizde sana sığınıyoruz, muhafaza eyle Allah’ım!

Ya Rabbi!

Bizlere bu mübarektopraklara gelmeyi lütfettiğin gibi çoluk çocuğumuza ve isteyip dileyen bütün müminlere de gelme imkânı nasip eyle! Bu manevi ziyafetten onları da hissedar eyle Allah’ım!

Dünyada Zemzem suyundan kana kana içme imkânı verdiğin gibi, âhirette de Kevser Havzı’ndan içmeyi, beratımızı sağ elimize alarak Sıratı kolayca geçmeyi, sevdiklerimizle birlikte cennetine girmeyi bizlere nasip ve müyesser eyle Allah’ım!

Allah’ım içtiğimiz zemzemi; cümle hastalıklarımıza şifa, maddî ve manevî dertlerimize deva, ruhlarımıza gıda, akıllarımıza ziya eyle.

Yâ Rabbi!

Hac yolculuğu boyunca karşılaştığımız sıkıntıları, çektiğimiz zahmet ve meşakkatleri günahlarımızın affına, hatalarımızın bağışlanmasına vesilesi eyle!

Hatır yıkıp gönül incitmiş isek, bundan dolayı şu anda birbirimizle helalleşiyor, haklarımızı birbirimize helâl ediyoruz; şahit ol ve kabul eyle Allah’ım!!

Yâ İlahi!

Ülkemizi ve İslâmaleminiher türlü felâket ve tehlikelerdenemin ve muhafaza eyle Allah’ım!

Ülkemizi ve İslam beldelerini rahmet, bereket ve inayetinden mahrum eyleme Allah’ım!

Dinimiz, milletimiz için çalışanları hayırlı işlerde muvaffak eyle.

Güvenliğimiz için hayatını tehlikeye atanları daima başarılı ve muzaffer eyle Allah’ım!

Ya İlahi!

Senin yolunda, vatan ve millet uğruna şehit düşen ciğer parelerimize, aziz şehitlerimizin hepsine gani gani rahmet eyle! Kederli ailelerine bol ecir, sabır ve metanet ihsan eyle!

Gazilerimizden vefat edenlere rahmet, sağ olanlara sıhhat ve afiyetler ihsan eyle Allah’ım!

Van ve Erciş’te meydana gelen depremde ve diğer depremlerde;yangın, sel, kasırgagibi felaketlerde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet ve mağfiret eyle Allah’ım!

Yüce Allah’ım!

Sen kardeşliği, barışı, adaleti ve doğruluğu bizlere emrettin! Bizler de bu ağır yükleri taşımak için sana söz verdik Allah’ım! Bizleri sözüne sadık kalanlardan eyle Allah’ım!

Biz aciz kullarını, senin rızan için, sabır, metanet ve fedakarlık göstermeye çağırdın!

Bize insan hayatına, emeğe, hakka, hukuka ve en güzel şekilde yarattığın fıtrata saygılı olmayı emrettin.

Bizler ise senin bu çağrını, buyruğunu ve Sana verdiğimiz sözü unuttukAllah’ım! Bizi ahdini hatırlayanlardan eyle Allah’ım!

Sen isyanlarımıza bakmayıp bizlere umut, inanç, güven, azim ve gayret aşılayan rehberler gönderdin Allah’ım!

Bize emanet ettiğin dünyayı adaletsizlik ve haksızlıklarımızla yaşanmaz hale getirdik. Dünyamızı bu imtihan yurdunu, barınacak evi, onurluca yaşayacak işi, ailesi, kimliği, güvenliği, saygınlığı ve umudu olmayan milyonların inlediği bir yere çevirdik! Bütün insanlığa imdat eyle Allah’ım!

Biz senin buyruklarını, mazlumların çığlıklarını kulak ardı ettik Allah’ım! Bizi zalimlerden eyleme Allah’ım!

Ya Rabbi Sen, mükerrem kıldığın kullarının dualarına icabet edeceğini, günahlarını itiraf edip bağışlanma dilediklerinde onları bağışlayacağını müjdeledin!

İşte suçlarımız. İşte itiraflarımız. İşte bağışlanma yakarışlarımız. Bizleri bağışla Allah’ım!

Ya Rabbe’l-Âlemin!

Biz insanlar, ayrımcılık ve dışlamayı, şiddeti, çatışmayı, savaşı sıradan işlerimiz haline getirdik.

Cinselliğe, kazanma ve tüketme şehvetine, nüfuz ve itibar hırsına ve sarhoşluğuna daldık Allah’ım!

Bencilliğe düştük, dünyaya saplandık, kendimizi unuttuk, insanlığımıza yabancılaştık, kendimize kötülük ettik, kendimizi yalnızlaştırdık ve kendimizi değersizleştirdik Allah’ım!

Suçlarımız çok büyük. Sen bizi sonsuz rahmetinle bağışla Allah’ım!

Ya Rabbi!

Sen bize güvendin, biz senin güvenine layık olamadık. Sana verdiğimiz sözlerimizi tutamadık Allah’ım!

Senin doğru yolundan ayrılan bizler, bugün insanlığın bütün umutlarını tüketmek üzereyiz Allah’ım.

İnsanoğluna bahşettiğin yeryüzünü biz kendi ellerimizle nasıl da güvensiz bir yer haline getirdik.

Silahların ölüm kusma gücüyle övünür olduk.

Kendi ürettiğimiz korkularla acı bir hüsranı kendimize yakın ettik Allah’ım.

Biz insanlar, insanın yaşama hakkını hiçe sayan silahlar ürettik. Menfaatlerimiz uğruna savaşlar çıkarttık. Özgürlük adına katliamlar yaptık. Bütün insanlığı bu yanlışlardan kurtar Allah’ım!

Bunları ihtiraslarımız uğruna kendi ellerimizle biz yaptık ve bize karşı biz kullandık Allah’ım!

Nimetlerinle bezediğin dünyamızı, bu “karar ve sükunet yurdu”nu doymak bilmez arzularımızın peşinde nasıl da hor kullandık Allah’ım!

Şehvetlerimizin peşinde dünyamızı kirlettik, ormanlarımızı, nehirlerimizi, denizlerimizi tükettik, senin emanetine biz insanlık olarak hıyanet ettik Allah’ım!

Ya İlahi,

Nazargahın olan kalplerimizin, kendi yaktığımız ateşlerde kararmış birer taş parçası haline gelmesine izin verme Allah’ım!

Senin kulların uzayı, ayı fethe çıktı, ama dünyayı açlık ve sefalete terk etti Allah’ım!

Lütuf ve rahmeti sonsuz olan Allah’ım! Bizleri bu utanç yükünden kurtar!

Yüce Rabbim!

Bizleri işitip akleden, düşünüp kavrayan, adaletle tedbir
alan kullarından eyle!

Bu isyanlarımız karşısında yardımını, lütfunu bizAdem oğullarından esirgeme Allah’ım!

Biliyoruz ki, ne özgürlük vadeden sistemlerimiz, ne refah vadeden ekonomilerimiz, ne barış ve işbirliği vadeden küresel örgütlerimiz, ne huzur vadeden ahlak nazariyelerimizin hiçbiri, ama hiçbiri bu hale geleceğimizi bize gösteremediler.

Bizi sen uyardın, rahmetinle bize gönderdiğin elçilerin uyardı, bize sadece onlar doğruyu hatırlattı Allah’ım!

Alçak gönüllü olmayı, haddini bilmeyi, tevazuyu, hakkaniyeti, birlik olmayı, adaleti, israf etmemeyi bize Sen hatırlattın, bize Sen öğrettin Allah’ım!

Şehevi aşırılıklara değil aile kurmaya, iffete ve sadakate bizi sen çağırdın Allah’ım!

Biliyoruz ki bütün Peygamberlerin, On emrinde Musa, Dağdaki vaazında İsa, Arafat’taki hutbesinde Muhammed Mustafa bizi bunlara çağırdı Allah’ım.

Bu mübarek mekanda bizlere selim akıl, rahmet yüklü kalp, şefkat odağı gönül bağışla ki yeniden senin çağrına uyabilelim Allah’ım!

Ya Rabbe’l-Âlemin!

Dünyanın dört bir yanından gelen; dilleri, ırkları, renkleri ve adetleri farklı, ama iman, niyet, duygu ve düşünceleri aynı olan milyonlarca Müslümanı Arafat’ta buluşturduğun gibi, kalplerimizi de sevginle buluştur ve kaynaştır Allah’ım!

Bizleri ayrılıklardan uzaklaştır, maddî ve manevî güçlerimizi birleştir, aramızdaki dayanışmayı güçlendir, ahirette de cennetinde buluştur yâ Rabbi!

Yâ Rabbe’l-Âlemin!

Dünyanın her neresinde olursa olsun ezilen, üzülen, horlanan, işkence gören; açlık, kıtlık ve sefalet çeken mazlumlara, biçarelere imdat eyle, himmetini, yardımını üzerlerinden esirgeme!

Büyük bir açlık, kuraklık ve kıtlık felaketiyle karşı karşıya olan Afrika’daki kardeşlerimize yardım eyle. Onların bu felaketlerden bir an önce kurtulmalarını, rahmete, bolluk ve berekete kavuşmalarını nasip eyle Allah’ım!

Allah’ım, Afrika’daki açlığın gerçek sebebi olan insanlığın aç gözlülüğünden bizleri koru.

Allah’ım, Afrika’daki kuraklığın en büyük sebebi olan yüreklerdeki merhamet kuraklığından bizleri koru.

Allah’ım, Afrika’daki kıtlığın asıl nedeni olan şefkat yoksunluğundan hepimizi muhafaza eyle!

Rabbimiz!

Server-i Asfiya Efendimizin;

“Kim Allah için hacceder; hayâsızlıkve günahlardan sakınırsa anasından doğduğu günkü gibi masum/günahsız olarak memleketine döner”

Hadisi Şerifine uygun bir şekilde haccımızı yapabilmeyi ve günahlarımızdan tamamen arınarak yurdumuza, yuvamıza kavuşabilmeyi nasip ve müyesser eyle Allah’ım!

Yüce Allah’ım,

Evimize döndükten sonra da; hata ve günahlarımızı tekrarlamadan, haramlara sapmadan, haksızlıklara arka çıkmadan, tefrikaya düşmeden, kimsenin hakkına hukukuna tecavüz etmeden, hatır gönül yıkmadan, şeytana, nefisimize, heva ve hevesimize uymadan, rızana ve dinine uygun bir şekilde yeni bir aşk, ihlas ve samimiyetle hayatımızı sürdürebilmeyi bizlere nasip ve müyesser eyle Allah’ım!

Arafat’ta arınan yüreklerimizi tertemiz tutabilmeyi bizlere ihsan eyle Allah’ım!

Bizlere hacı olmayı nasip ettiğin gibi ömür boyu hacı olarak kalmayı da nasip ve müyesser eyle.

Yâ Rabbe’l-Âlemin!

Aşkınla tutuşan gönüller hürmetine, zikrinle coşan diller hürmetine, gözlerden akan yaşlar hürmetine, huzurunda eğilen başlar hürmetine;

Ahir ve âkıbetimizi hayreyle Allah’ım! Dünya ve ahiretimizi ma’mur eyle Allah’ım! Bizleri sağlık ve afiyette dâim eyle! Ahlâkımızı güzel eyle! Kötülerle ve
kötülüklerle karşılaştırma Allah’ım!

Dert verip derman aratma! Dayanılmaz acılar verme! Bizleri darda ve zorda koyma! Senden başkasına muhtaç etme Allah’ım!

Son nefesimizde bizleri iman-ı kâmilden ayırma! Şeytanı imanımıza musallat eyleme! Bizlere ölüm acısı çektirme, kabir azabı yaşatma Allah’ım!

Mahşer günü yüzlerimizi kara çıkartma! Bizleri naîm Cennetinin vârislerinden eyle Allah’ım!

Ya İlahi!

Bu mübarek yerde okunan Kur’an-ı Kerimleri, hatm-i şerifleri ve kelime-i tevhitleri; yapılan tavafları, zikirleri, tesbihatı, dua ve niyazları, va’z-u nasihatleri ve getirilen salât-ü selamları Yüce katında en güzel şekliyle kabul eyle Allah’ım!

Bunlardan hâsıl olan ecir ve sevâbı;

Öncelikle Sevgili Peygamberimiz, Muhammed Mustafa’nın aziz, latif rûhuna hediye eyledik, vâsıl eyle Allah’ım!

Diğer bütün peygamberlerin, ehli beytin, ezvâc-ı tâhirâtın, ashâb-ı kiramın, tabiinin, alimlerin, salihlerin, şehitlerin, ahirete göç eden gaziler ile bütün ehl-i imanın ruhlarına hediye eyledik kendilerini haberdar eyle Allah’ım!

Şu anda mübarek Arafat meydanında bu duaya “amin” “amin” diyen bütün huccac-ı kiramın cümle geçmişlerinin ruhlarına da hediye ediyoruz, onları da hissedar eyle Allah’ım!

Yüce Allah’ım!

Bizlerden önce bu mübarek Arafat’ta vakfe yapmış olanları, şu anda vakfeye duranları, buradaki dualarımıza çok uzaklardan “amin” diyenleri iki cihanda aziz eyle!

Cümle geçmişlerinin ruhlarını şâd, makamlarını âli, mekânlarını cennet eyle! Kabirlerini Kur’an’ın nuruyla pür nûr eyle Allah’ım!

Bizlere de ecel şerbetini içeceğimiz son nefesimizde, Kelime-i şahadet ki buyurun:

Diyerek, ruhumuzu teslim edebilmeyi, iman ve selim bir kalp ile huzuruna gelebilmeyi cümlemize müyesser eyle Allah’ım!

Allah’ım!

Hac farizasını ifa etmek üzere yola çıkan, ancak Arafat’a ulaşamadan vefat eden kardeşlerimize de rahmetinle muamele eyle! Sen onların haclarını da yapılmış kabul eyle!

Bizlere de haccımızın kalan menasikini, kazasız belasız, elemsiz kedersiz tamamlayarak yurdumuza, yuvamıza salimen ve gânimen kavuşmayı nasip eyle Allah’ım!

Hacılarımızın hac ibadetlerini usulüne uygun ve kolay bir şekilde yapmalarını sağlamak amacıyla canla başla görev yapan her kademedeki görevliler ile maddî ve manevî emeği geçenlerden razı ol. Onları muvaffak eyle! İşlerini âsân eyle! İşlerinde kendilerine yardım
eyle Allah’ım!

Amin…