- Rabbin kim?
Rabbim Allah. - Dinin ne?
Dinim İslam. - Kitabın ne?
Kitabım Kur’an-ı Kerim. - Kimin kulusun?
Allah’ın kuluyum. - Kimin ümmetisin?
Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. - Müslüman mısın?
- Elhamdülillah, Müslümanım.
- Ne zamandan beri Müslümansın?
“Kâlû belâ” zamanından beri Müslümanım. - “Kâlû belâ” ne demektir?
Allah Teâlâ, dünyayı ve varlıkları yaratmadan önce dünyaya gelecek bütün insanların ruhlarını yarattı. Onları ilahî huzurda topladı ve kendilerine, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu. Ruhlar da, “Evet, bizim Rabbimiz Sen’sin!” dediler. Bu zamana “Kâlû belâ” denir. - Nereden geldin, nereye gideceksin?
Allah’tan geldim, Allah’a gideceğim. - Ne için geldin?
Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek için geldim. Çünkü Allah Teâlâ, insanları ve cinleri Kendisini tanımaları ve Kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. (Zâriyât Suresi, 56. ayet) - Ne olarak geldin?
Bütün insanlar, Müslüman olarak doğar ve dünyaya Müslüman olarak gelir. Ben de Müslüman olarak doğdum ve Müslüman olarak geldim. - Dini kısaca tarif ediniz?
Allah (celle celalüh) tarafından insanları eğitmek, onları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmak için peygamberler aracılığıyla bildirdiği ilâhî kuralların tamamıdır. - Akıllı insan kimdir?
İlâhî huzurda verdiği kulluk sözüne ömür boyu sadık kalan, dürüst bir inanca, faziletli ve ahlâklı bir gidişe sahip olan insandır. - Dinler kaç kısma ayrılır?
Dinler üç kısma ayrılır:
1. Hak Dinler: Allah (celle celalüh) tarafından peygamberler vasıtası ile insanlara bildirilen ve hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşan dindir. Bozulmadan günümüze kadar ulaşan tek hak din İslam Dini’dir.
2. Muharref (Bozulmuş) Dinler: Allah(celle celalüh) tarafından peygamberler vasıtası ile bildirilen, fakat sonradan insanlar tarafından asılları değiştirilen dinler. Hristiyanlık ve Yahudilik gibi.
3. Batıl Dinler: İnsanlar tarafından icat edilen dinlerdir. Putperestlik, Satanizm, Budizm gibi. - Bizim dinimiz hangisidir?
Bizim dinimiz, Hak katında tek din olan İslam Dini’dir. - Allah katında geçerli din hangisidir?
Allah katında (geçerli) din, şüphesiz İslam’dır. (Âl-i İmran Suresi , 9. ayet ) Kim İslam’dan başka bir din ararsa (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve ahirette zarara uğrayanlardan olacaktır. (Âl-i İmran Suresi, 85. ayet) - İslam Dini’nin gayesi nedir?
Getirdiği hükümlerle insanları hem dünyada hem de âhirette mutluluğa ulaştırmaktır. - İslam Dini kaç ana bölümde incelenir?
1. İman (itikat)
2. Allah’ın emir ve yasaklarına uymak (amel)
3.Çevresiyle iyi ilişkiler içinde bulunmak (ahlâk) - İslam Dini’nin özellikleri nelerdir?
1. Son dindir.
2. Bütün insanlığa gönderilmiştir.
3. Daha önce gönderilmiş bütün peygamberleri ve ilahî kitapları tasdik eder.
4. Önceki dinlerin hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. - İman ne demektir?
Allah Teâlâ’nın Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) aracılığıyla bildirmiş olduğu bütün esasların doğru olduğuna kalben inanmak, tasdik etmek ve bunu dil ile de söylemektir. - Kelime-i tevhit nedir?
“Lâilâhe illallah Muhammedü’r rasûlullah” cümlesidir. - Kelime-i tevhidin manası nedir?
Allah’tan başka ilah yoktur. Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun elçisidir (resulüdür). - Kelime-i şehadet ne demektir? “Eşhedü enlâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühû.” cümlesidir.
- Kelime-i şehadetin manası nedir?
Ben şehadet (şahitlik) ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve elçisidir (resulüdür). - Bir kimse İslam Dini’ne ne zaman girmiş olur?
Kelime-i tevhidi dili ile söyleyip kalbi ile kabul ve tasdik ettiği zaman girmiş olur. - İmanın doğru ve geçerli olmasının şartları nelerdir?
1. Hayattan ümit kesmeden önce iman edilmiş olmalı.
2. Dinî hükümleri reddeden herhangi bir söz veya davranış içinde bulunmamalı.
3. Dinî hükümlerin tamamının güzel olduğu kabul edilmeli. - İmanın çeşitleri nelerdir?
1. Tafsilî iman
2. İcmalî iman - Tafsilî iman ne demektir?
İman esaslarının her birine ayrı ayrı inanmaktır. - İcmalî iman ne demektir?
İman esaslarının hepsine birden inanmaktır. - İman-ı yeis (ümitsizlik imanı) ne demektir?
Ölmek üzereyken korkudan iman etmektir. (Firavun gibi). - İmanın şartları nelerdir?
1. Allah’a inanmak.
2. Meleklere inanmak.
3. Kitaplara inanmak.
4. Peygamberlere inanmak.
5. Ahiret gününe inanmak.
6. Kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah’ın yaratması ile olduğuna (Allah’tan geldiğine) inanmak - İmanın şartları nasıl ifade edilir (Amentü Nedir)?
“Âmentübillâhi vemelâiketihî vekütübihî verusülihî -velyevmil’âhiri vebilkaderi hayrihî veşerrihî minallâhîteâlâ velbâ’sü ba’del mevti hakkun Eşhedüenlâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû verasûlüh”,
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kazanın; hayrın ve şerrin Allah tarafından geldiğine, ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğine inandım. Allah’tan başka ilah yoktur. Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun elçisidir (resulüdür). - Mü’min kime denir?
Allah’ın varlığına ve birliğine, Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) de peygamberliğine kalpten inanan kimseye denir. - Müşrik kime denir?
Allah’ın eşi ve benzeri varmış gibi O’na ortaklar bulan, birden fazla ilah olduğuna inanan kimselere denir. - Kâfir kime denir?
Allah’ın varlığına ve birliğine, Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğine ve getirdiği esaslara inanmayan, bunu da açıkça söyleyen kimseye denir. - Münafık kime denir?
Allah’ın varlığına ve birliğine, Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğine ve getirdiği esaslara kalben inanmadığı hâlde dili ile inandığını söyleyen kimselere denir. - Münafıklığın belirtileri nelerdir?
Konuştuğunda yalan söylemek, söz verdiğinde sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek.
Hadislerdeki İllet ve Hikmeti Tespit Etmek
Hadisleri sağlıklı anlamanın ve yorumlamanın ilkelerinden biri de hadiste yer alan hükümlerin illetlerini ve hikmetlerini tespit etmektir. Bunu tespit etmek için sorulması gereken soru “niçin” sorusudur. Zira “niçin” sorusu, sadece anlamaya değil açıklamayı da gerektirir.
Kuşkusuz Hz. Peygamber in bir hüküm koyarken dikkate aldığı genel ve özel birtakım esaslar vardır. Genel ve küllî esaslar, makâsıdü’ş-şeria olarak bilinen dinin temel gaye ve ilkeleridir. Özel esaslar ise hükmün sebebini ve amacını ifade eden illet ve hikmet tir. Bir hadisteki hükmün bizler için nasıl bir anlam ifade ettiği, hadisin dayandığı sebep, illet ve hikmetin tespitine bağlıdır. Eğer illet devam ediyorsa hüküm de bakı kalacak, sebep ortadan kalkmışsa hüküm de ortadan kalkacaktır. Mesela, illet ve hikmeti bilinmezse Hz. Peygamberim, “Ateşte pişen yiyeceklerden dolayı abdest alın.” ~ hadisi gereği hemen hemen her yemekten sonra abdest almak gerekecektir. Ancak bu söze muhatap olan toplumun, bilhassa yağlı yiyeceklerden sonra, “Kokusu yokluğundan hayırlıdır.” deyip ellerini üzerine sürdüğü, Hz. Peygamberim, bu toplumu su kullanımına alıştırmak gibi bir amacının olduğu bilinir, aynca “vudû” kelimesinin de Arapçada “el yıkamak” manasına da geldiği tespit edilirse o takdirde hadis, “Ateşte pişen yiyeceklerden sonra ellerinizi yıkayın.” şeklinde anlaşılacaktır.
Öğle ve yatsı namazlarını geç kılmanın fazileti üzerinde duran Hz. Peygamber, ikindi namazının ilk vaktinde kılınması gerektiğini söylemiş, bu namazı geciktirmeye dahi razı olmamış ve güneşin batışından hemen önce kılanı gördüğünde ise şöyle demiştir: “Bu, münafık namazıdır. (Münafıklar) oturup güneşi gözetir, batışına yakın bir vakitte kalkıp (karga gibi) dört defa yeri gagalar ve Allah’ı az Zikreder.”
Aslında bütünlük ilkesini esas alırsak beş vakit namazın beşi de önemlidir. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Öyleyse Hz. Peygamber in, ikindi namazına atfettiği bu önem nasıl izah edilebilir?
Şah Veliynıllah Dihlevî, salt ibadetle ilgili bu konuyu dahi Medine toplumunun tarihsel ve toplumsal şartlarıyla izah etmiştir. Bir tarım toplumu olan Medine’de, insanları en çok namazdan alıkoyacak vakit, ikindi vaktidir; zira bu vakit, esnafın çarşı pazara, çiftçinin tarla ve bahçesine gittiği en uygun vakittir.
Gündüz iki vakitte mesai yapılıyordu: Biri, sabah namazından sonraki vakitti ki bu vakitte namaz yoktu ve öğle vakti gelmeden -iklim icabı- herkes evine çekiliyordu. Kaylûle (öğle uykusu) Arap’m vazgeçilmez alışkanlığıydı; hatta sıcak iklimden dolayı Hz. Peygamber, öğle namazının ikindi serinliğine doğru kılınmasının daha efdal olduğunu söylemişti.” Çalıştıkları ikinci vakit ise ikindi vaktiydi. İşte Dihlevîye göre, bu mesai insanları namazdan alıkoyduğu için Hz. Peygamber, terğîb ve terhîb kastıyla ikindi namazının önemi üzerinde hassasiyetle durmuştur.”
Abdest ve Faziletleri
Abdest maddi temizlik ile manevi temizliği içinde barındıran, kişisel temizliğimizi sağlamak ile beraber Müslümana gönül huzuru ve manevi güç veren bir ibadet adımıdır. Müslüman, abdest alarak hem ruhen hemde bedenen kendisini ibadete hazırlamış olmaktadır. Buna İslam dininde “hadesten taharet ve necasetten taharet” denilir. Vücutta görülen maddî bir pisliği temizlemek, necasetten taharettir, Görülmeyen bir pislik için temizlenmek ise, hadesten taharettir. Namaz kılmak için abdest almak, cünup iken yıkanmak gibidir.
Vücudun hasta olmasına sebep olacak mikrop yolları, abdest vesilesiyle günde beş defa temizlenmiş olur. Böylece birçok hastalığın önü alınmış vücudun sinir sistemi ve kan dolaşımı daha düzenli hale gelir. . Müslümana düşen mümkün olduğunca abdestli gezmek, çokça abdestli olmaktır. Abdestli olmak dinimizce büyük sevaptır, hemde güzel bir alışkanlıktır.
Abdestli gezmek sünnettir. Peygamber Efendimiz (asm) abdestsiz gezmezlerdi. Müslüman kimselerde bu sünneti olabildiğince yaşarsa büyük sevap kazanır.
“Allah temizdir, temizi sever.”
“Temizlik dinin yarısıdır.”
Her alınan abdest ile birlikte günahlar dökülüp gider ve mahşer gününde abdest azalarının her birinin de ayrı ayrı parlayacağı müjdelenmiştir.
Abdest Almanın Fazileti İle İlgili Bazı Hadisler:
1- Ebû Hüreyre (ra) rivayet etmiştir: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Dikkat edin! Size, Allah’ın hataları sildiği ve dereceleri yükselttiği amelleri haber vereyim mi? Meşakkatli de olsa abdesti tam ve adabına riayet ederek almak, uzak yerden camiye gitmek ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemektir.”
2- Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Abdest alan bir Müslüman, ağzına ve burnuna su verdiğinde ağzı ve burnu ile işlemiş olduğu günahları dökülür gider. Yüzünü yıkadığında yüzünden, hatta iki göz kapakları arasından günahları dökülür gider. Başını meshettiğinde hataları başından, hatta kulaklarından dökülür, gider. Ayaklarını yıkadığı zaman ayakları ile işlediği hataları ayaklarından, hatta tırnaklarının arasından çıkar gider. Böylece o kul, günah ve hatalarından temizlenmiş olur.”
3- Ömer bin Hattâb (ra) anlatmıştır: Allah Resulü (asm) şöyle buyurmuştur: “Kim güzelce abdest alır, abdestinde kuru yer kalmaz, sonra da ‘Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh’ derse, ona Cennet’in sekiz kapısı açılır! Dilediğinden girsin!”
Peygamberimiz Ümmetinden Görmediklerini Nasıl Tanıyacak?
Resûlullah bir kabristana geldiğinde şöyle buyurmuştur:
“Selam size ey mü’minler topluluğunun yurdu! Muhakkak biz de Allah dilerse size katılacağız. Biz kardeşlerimizi görmeyi arzu ederiz.” Yanındakiler:
“Ya Resûlallah biz senin kardeşlerin değil miyiz? deyince Resûlullah:
‘’Siz benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise daha sonra gelecek olanlardır.’’
Onlar; “Sonra gelecek ümmetini nasıl tanırsın, yâ Resûlallah?” diye sorunca şöyle buyurmuştur:
“Ne dersiniz bir adamın siyah atların arasında alnı beyaz sekili bir atı olsa, onu tanımaz mı?” deyince “Tabi ki tanır.” diye tasdik ettiler. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Onlar kıyâmet günü abdestten dolayı uzuvları beyaz ve parlak olarak gelirler de ben onları Havz-ı Kevser’e sokarım.” (Müslim, Cenâiz, 104)
Abdest, namaz için farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet yer almaktadır:
‘’Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve –başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın.’’
Ayetten anlayacağımız üzre abdestin dört farzı vardır.
Bunlardan ilki yüzü yıkamaktır. Sonrasında ise sırasıyla kolları dirseklerle birlikte yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklarla birlikte yıkamaktır.
Abdestimizin bozulmasına yol açacak durumlar nelerdir?
1-Vücudumuzun herhangi bir bölgesinden kan, veya herhangi bir maddenin çıkması.
2-İdrar, dışkı, mezi, meni, kan gibi bir necasetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması.
3-Yellenmek.
4-Ağız dolusu kusmak. Yemek veyahut safra olsun, abdest bozulmaktadır.
5-Namazda sesli olarak gülmek.
6-Cinsel ilişki veya aşırı temas.
Hadislerde Melek ve Şeytan
Din, madde ile manayı, şehadet ile gaybı, dünya ile ahireti birleştirerek değerlendirdiği için, bazen maddi dünyamızda görülmeyen varlıklara da çeşitli nedenlerle atıflarda bulunur. Bu cümleden olarak Hz. Peygamber, bazı hadislerinde olumsuz ve kötü şeyleri şeytanla irtibatlandırmış, buna mukabil iyi ve güzel işleri de meleklere isnad etmiştir. Böylece insan insanları yapmaya yönlendireceği davranıştan melek kavramı ile, sakındırmak istediği tutumları da şeytan kavramı ile ilişkilendirerek pek çok kavramın mana ve muhteviyatını somutlaştırmış, pek çok tutum ve davranışın da iyilik ve kötülük kaymağını bunlara bağlayarak anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Mesela, şu hadisi ele alalım: “Sizden biriniz uykudan uyandığında, (abdest alırken) üç defa burnunu temizlesin; zira şeytan insanın genzinde geceler.” Hz. Peygamberin temizlik konusunda eğitime muhtaç bir topluma sabah kalktıklarında burunlarını temizlemeleri gerektiğini söylemesini anlaşılabilir bir husustur; ancak gösterilen gerekçeyi zahirî anlamıyla anlamak mümkün değildir.
Hadislerde bu şekilde şeytan ile irtibatlandırılan hususlar, sadece temizlikten ibaret değildir. Mesela, toplum içinde iyi karşılanmasa da, insan vücudunun tabiî bir hareketi otan esneme de yine şeytanla ilişkilendirilmiştir. Ebü Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Esnemek şeytandandır. Sizden biriniz esneyeceği zaman mümkün olduğu kadar yutkunsun veya elini ağzına koysun.” Ebü Hüreyre’den gelen bir rivayette de esneme esnasında çıkan sesin, aslında insanın karnında gülen şeytanın sesi olduğu ifade edilir. Ebü Saıd el-Hudri’den gelen bir rivayette ise insan esnerken ağzı açılınca kamına şeytan girer. Eakat bu son rivayete göre esnemeyi engelleme emri olağan zamanlarda değil, namaz içerisindedir. Bu hadis de bir önceki gibi insanın atalet, gevşeklik ve rehavet anında esnediği, bunun ise şeytanın vesvesesine zemin hazırladığı şeklinde yorumlanmıştır.
Hz. Peygamberin, hadislerde olumsuz ve kötü şeyleri şeytana, iyi ve güzel işleri de meleklere isnad ederken çoğu zaman hakikî manayı kastetmediği, şeytan ve meleği birer temsil olarak kullandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Endülüslü alim Ebü Bekir İbnü’l-Arabî (543/1149) bunu şöyle özetlemiştir: “İslâm dininde çirkin otan her davranış şeytana, güzel otan her iş de meleklere nispet edilmiştir; zira şeytan kötülüğün, melek ise iyilik ve güzelliğin vasıtasıdır.” Râğıb el-İsfehânî (502/1108) de, insandaki kötü huylann (ahlâk-ı zemîme) şeytan diye isimlendirildiğini belirtmiştir.”
Hicri beşinci asırda bazı kimseler zamanın büyük âlimi Ebü Hâıuid Gazâlî’ye (505/1 111) gelerek bir hadisi anlamakta güçlük çektiklerini söylerler ve ondan kendilerine bunu izah etmesini isterler. Sorduktan hadisin anlaşılamayan kısmı şöyledir: “Şeytan insanın damarlarında banın dolaştığı gibi dolaşır.” Tabiî ki sorutan sorular sadece bu hadisten ibaret değildir; buna benzer beş on soru daha vardır. Ancak asıl öğrenmek istedikleri hususların başında, şeytanın insanın içinde veya kanında nasıl dolaştığıdır. Gazâlt’ye sorulan hadisin açıklamasına gelince, aslında hadis, bağlamından koparılmadan vürûd sebebi ile birlikte zikredilirse sorun teşkil eden bir tarafının kalmayacağı görülür. Müslim’in Enes b. Mâlik ve Hz. Safîyye’den rivayet ettiğine göre, bir gün Hz. Peygamber mescitte itikafta iken, hanımı Safîyye akşam vakti onu ziyaret etmeye gider; kendisinden ayrılacağı zaman ise Hz. Peygamber, onu uğurlamak ister. Yolda ensardan iki adamla karşılaşırlar. Her ikisi de Resûlullahı görünce adımlarını hızlandırırlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Durun!” der ve onlara yaklaşarak, “Bu yanımdaki kişi (eşim) Safiyye bnt. Huyeyy’dir.” deyince, ensardan sahâbıler, “Sübhânallâh! Biz sizin hakkınızda nasıl kötü düşünebiliriz?” derler. İşte bunun üzerine Hz. Peygamber, “Şeytan insanın damarlarında kanın dalaştığı gibi dalaşır:” der ve insanın kötü düşünce ve vesveselere kapılabileceğine işaret eder.
Hadisleri Hz. Peygamberin Gönderiliş Gayesi Çerçevesinde Değerlendirmek
Bütün hadisleri, özellikle de yaratılışın başlangıcı, dünyanın sonu, gelecekte ortaya çıkacak fitne ve kargaşalar, olağanüstü durumlar ve mucizelerle ilgili olan hadisler ile pozitif bilimlerle ilgili rivayetleri anlamaya çalışırken ve yorumlarken, öncelikle Hz. Peygamberin gönderiliş gayesini, tebliğ etmekle mükellef olduğu bilgilerin alanını ve üstlendiği temel vazifeyi dikkate almak gerekir. Onun vazifesi, yaratılışın nasıl başladığı (bedul-halk ) ve nasıl biteceği (kıyamet) üzerinden yaratılmışların hidayet ve saadeti ile ilgili esaslan tebliğ etmektir. Onun ilgi alanı, bir tabip hassasiyeti ile ceninin anne rahminde kaç günde teşekkül ettiğini, embriyo safhalarının nelerden ibaret olduğunu bildirmek değil, bu konular üzerinden Allah’ın kullarına yaratıcılarının kudret ve azametini anlatmaktır. ‘ ‘ Hz. Peygamberi iyi tanıyanlar onun büyüklüğünü sineğin kanadında tespit ettiği panzehirde değil kızgın çölün bereketsiz toprağında meydana getirdiği toplumun nezahetinde ve o toplumu her türlü mânevi kirlerden nasıl arındırdığında (tezkiye ) ararlar. Onu bilenler,
büyüklüğünü acve hurmasının hangi hastalıklara şifa olduğunu tespit edişinde değil hastalıklı kalpleri nasıl tedavi ettiğinde görecek, onun bedenleri tedavi eden biri (tabîbü’l-ebdân ) olmayıp, kalpleri tedavi eden bir doktor (talîbû’l-kulûb ) olduğunu anlayacaktır. Hatta onun büyüklüğünü sadece Burak ile semaya nasıl yükselip (urûc ) yedi kat gökte nasıl dolaştığında değil, aşağıların aşağısına (esfel-i safilin ) yuvarlanmış insanlığı yüksek değerlere nasıl kavuşturduğunda veya getirdiği değerlerin, insanlığın süfli bir hayattan ulvî bir hayata yükselişi için nasıl bir miraç vazifesi gördüğünde arayacaktır.
Meşhur Tatar âlimi Şihâbüddin Mercânîye (1889) göre İslam Peygamberinin en büyük mucizesi, onun getirdiği davete uygun olarak ortaya koyduğu hayat tarzıdır. O, bu mucizeyle yeryüzünün en bereketsiz topraklarında, bedevi bir toplumdan medeni bir toplum meydana getirmiştir. Binaenaleyh Resûl-i Ekrem’in getirdiği davete uygun olarak yaşamış olması, örnek bir hayat sergilemesi, rivayetlerde yer alan ve ona atfedilen bütün olağanüstülüklerden daha üstün ve daha muteberdir.




