Peygamber efendimiz, “Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü Teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.” buyurdu.
*İyi işlere Besmele ile başlamalıdır!
"Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." Ankebût Sûresi (29), 45
*İyi işlere Besmele ile başlamalıdır!
* Her işe besmele ile başlamak.
* Suyu üç yudumda oturarak, kıbleye dönerek içmek.
* Su içerken başında “besmele” çekmek, sonunda “elhamdülillah” demek.
* Tuvalete girerken sol ayakla girmek, çıkarken sağ ayakla çıkmak.
* Tuvalete girerken “ALLAHümme inni euzü bike minerricsil habisi muhbusi mineşşeytanirraciym.” çıkarken de “Elhamdülillahi anil eza ve afani” demek.
* Tuvalete tükürmemek, orada konuşmamak, bir şey yememek, oradan çabuk çıkmak.
* Def-i hacette bulunmadan önce bir miktar su dökmek.
* Tuvalete başı kapalı girmek (idrardan çıkan asitin ilk temas ettiği yer saç kökleri olduğu için başı kapalı olmazsa saç dökülmesine sebep olur.)
* Mutfakta bir kabı kullanmadan önce onu temiz su ile durulamak.
* Açıkta kalan yiyeceklerin üzerini örtmek.
* Ayakkabıları giymeden önce ters çevirip silkelemek.
* Kıyafetleri sağdan giyip, soldan çıkartmaya başlamak.
* Sofraya oturmadan hayalen mideyi üçe bölmek 1/3 su, 1/3 yemek, 1/3 hava.
* Acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan sofradan kalkmak.
* Yemeğe tuz ile başlamak.
* Yemeği ayrı tabaklarda değil de ortak tabakta yemek, yerken önünden almak, yemeğin ortasına dokunmamak.
* Misafire bir bardak su bile olsa ikramda bulunmak, mümkünse etli yemek ikram etmek.
* Çörek otu yemek.
* Sofrada yeşillik, evde sirke bulundurmak.
* Sofrada sol ayak kalçanın altında, sağ ayak karın bölgesine kırılmış vaziyette oturmak,
bağdaş kurmamak (sofrada ayak değiştirmek doymanın alametidir).
* Kur’an-ı Kerim‘i hüzünle, mümkünse ağlayarak okumak.
* Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
* Hastayı üçüncü gününden sonra da iyileşmezse ziyaret etmek. Hastanın olduğu yerde çorba pişirmek.
* Hapşırınca “elhamdülillah” diyene “yerhamukellah (bayan ise “yerhamukillah”) demek.
* Uykudan kalkınca elleri en az üç defa yıkamadan yiyecek kabına dokunmamak.
* Akşam üzeri önce perdeyi çekmek, sonra ışığı açmak.
* Banyodan son çıkma sırasında ayaklara soğuk su dökmek.
* Tabakta hiçbir şey kalmayacak şekilde yemek tabağını sünnetlemek. Sonra bir miktar su koyup onu kaşıksız içmek.
* Tek sayıyı tercih etmek.
* Cuma günleri farz olmasa bile gusül abdesti almak, güzel koku sürünmek, sadaka vermek, beyaz giyinmek, tırnak kesmek.
* Yatarken yatağa çarşaf sermek.
* Gece, günlük kıyafetleri çıkarınca katlamak.
* Sabah namazı vakti çıkınca ilk 45 dk (Keraat vakti) ve akşam ezanının okunmasına 45 dk kala uyumamak .
* Güneş tam tepede iken yani öğle vakti bir miktar uyumak, uyuyamıyorsa bile 10 dk gözleri kapatmak .
* Gece yatmadan önce 3 defa toz sürme çekmek (Göz hastalıklarına şifadır).
* İşrak namazı kılmak.
* Konuştuğu kimseye bedeniyle dönerek konuşmak.
* Kapıyı üç kez bekleyerek çalmak.
* Kapıyı çalarken kapının ya sağında ya da solunda beklemek, karşısında durup da içeriyi
izlememek.
* Baş kıbleye gelecek şekilde sağ el sol yanak altında, sol el iki diz arasında, dizler de
karın bölgesine bükülü vaziyette yatmak.
* Başı ağrıdığında tülbent ile sıkıca sarmak.
* Abdest alırken kıbleye dönmek, sonunda üç yudum su içmek.
* Yolda önüne bakarak hızlı adımlara yürümek.
* Selamlaştığı insana sağ elini uzatmak, işaret ve baş parmağı arasındaki boşluğu karşıdaki insanın aynı yerine temas ettirmek. (Elin bu kısmında muhabbet damarları varmış.)
* Saçları gece yatmadan hemen önce ve kıbleye dönerek her gün taramak, ortadan ayırmak.
* Yanında misvak, ayna, kesici bir alet, yakıcı bir alet, güzel koku ve tarak taşımak.
* Gece abdestli yatağa girmek (Ölüm gelirse şehit hükmünde olmak için).
* Gece yatmadan önce “Felak ve Nas Sureleri”ni okuyup iki elini birleştirerek üflemek ve vücudunun her yerine sürmek.
1. “Ve iy yemseskellahu bi durrin fela kaşife lehu illa hu ve iy yuridke bi hayrin fela radde li fadlih, yüsibü bihi mey yeşau min ıbadih, ve hüve’l-ğafuru’r-rahim.”
Ve eğer Allah sana bir keder dokunduracak olursa, onu Ondan başka açacak yoktur; ve eğer O, sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun lütfunu reddedecek yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine nasip eder. O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(Yunus, 107)
2.“Kul ley yusibena illa ma keteballahu lena, hüve Mevlana ve alallahi fel- yetevekkeli’l-mü’minun.”
De ki: Bize hiçbir zaman Allah’ın yazdığından başka bir şey ulaşmaz. O, bizim Mevlamızdır ve müminler onun için yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!”
(Tevbe,51)
3.“Ve ke eyyim min dabbetil la tahmilu rizkaha, Allahu yerzukuha ve iyyaküm ve hüve s-semiu’l-âlim.”
“Nice hayvanlar var ki, rızkını (yanında) taşıyamaz; Allah onlara da rızık veriyor, size de! O her şeyi işitendir, bilendir.”
(Ankebut, 60)
4.“Ma yeftehıllahü linnasi mir rahmetin fela mümsike leha, ve ma yümsik fe la mursile lehu mim ba’dih, ve hüve’l-azizu hâkim.”
“Allah insanlara rahmetinden her neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak kimse yoktur. Her neyi de tutar kısarsa onu da ondan sonra salacak yoktur. O, öyle güçlüdür, öyle hikmet sahibidir.”
(Fatır, 2)
5.“Ve lein seeltehüm men haleka’s-semavati ve’l-arda le yekulünnallah, kul eferaeytüm ma ted’une min dunillahi in eradeniyallahu bi durrin hel hünne kaşifatü durrihi ev eradeni bi rahmetin hel hünne mümsikatü rahmetih, kul hasbiyallahu aleyhi yetevekkeli’l-mütevekkilun.”
“Andoldun ki, onlara: ‘O gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan kesinlikle Allah’tır’ diyeceklerdir. De ki: ‘Gördünüz ya, Allah’tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O’nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O’nun rahmetini (engelleyip) tutabilirler mi?’ De ki: Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep ona dayanır!”
(Zümer, 38)
6.“Inni tevekkeltü alallahi rabbi ve rabbiküm, mâ min dabbetin illa hüve ahizüm bi nasıyatiha, inne rabbi ala sıratım müştekim.”
“Her halde hem benim Rabbim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a güvenip) dayanmışım. Hiç (bir) yerde bir debelenen (canlı) yoktur ki perçemini O tutmuş olmasın! Şüphe yok ki Rabbim doğru bir yol üzerindedir.”
(Hud, 56)
7.“Fe in tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü’l-arşi’l-azim”
“Eğer aldırmazlarsa de ki: “Bana Allah yeter! Ondan başka ilah yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O büyük arşın sahibidir!”
(Tevbe,129)
Namaz İslam dininin direği ve yüce Allah’ın en yüce zikri sayılır. Hiçbir bina direği olmadan sağlam kalamaz ve Allah insanın ebedi saadetinin kavşağı olan İslam dinini namaz direği olarak bina etmiştir. İmam Rıza as şöyle buyuruyor: ‘Namaz, kendi yaratanını unutmamak ve yolundan sapmaması için her gece ve gündüzde Allah’ın sürekli yad edilmesini gerekli kılmıştır. Namaz her türlü itaatsizlikten ve fesat ve sapkınlıktan korunması için yüce Allah’ın sürekli yad edilmesi ve onun mazharına dikkat edilmesi aracıdır’. Beş vakit namaz kılınması ergenlik yaşına ulaşanlar için vaciptir ve namazın kılınmaması büyük günah sayılmaktadır ve insanın amellerinin heba olmasına neden olur.
Allah Resulü şöyle buyurmakta: ‘Benim şefaatim namazını hafife alanları kapsamamakta ve Allah’a and olsun ki böyle birisi Kevser havuzu kenarında asla bana yönelmez’. Rivayetler ve hadislerde belirtildiği gibi, namaz için bol bereketler zikredilmiştir ki bunlar, Allah’a yönelmek, fesat ve sapkınlıktan uzak kalınması, kötü ahlakın önlenmesi, kibir ve bencillikten uzak kalmak, gafletin terk edilmesi , pak ve nurlu bir yaşama yönelmektir. Namazın insan saadetine olan sonsuz önemini dikkate alarak bazı kimseler bu farizayı yerine getirmiyor ve kendi şakavetine neden olmaktadır. Ancak neden bazı Müslümanlar bu pak ve saf çeşmeden mahrumdurlar. Dini terbiye uzmanları bu sorunun kökünün insanların çocukluğunda yattığı inancında. Namaz öyle bir farizadır ki her gün 5 vakitte ve insana özel anlarında vacip olmaktadır.
Hastalık ve kabiliyetsiz olmak ve hatta savaş, namaz kılmamak için bir neden sayılmaz. Bu ilahi fariza kızlar için 9 yaşında ve erkekler için 15 yaşında vacip sayılsa da ancak bunun için özel terbiye şartlarını gerekli kılmaktadır. Eğer bu özel terbiye şartları ebeveynlerce ihmal edilirse şahsiyet sebatına sahip olmayan genç yaşındaki bir kimse için büyük zorluklar ortaya çıkarır. İslam dinindeki tavsiyelerde bir kimsenin dini terbiyesi onun dünyaya gelmesinden önceki döneme geri dönmekte. Bu konuda bir takım rivayetler ve hadisler vardır ki ebeveynlere ceninin oluşmasından önce ve hamilelik döneminde Allah’tan gafil olunmaması ve helal ve haramı dikkate almaları tavsiye olunmakta. Kuran okuyun ve vacip olan şeyleri yerine getirin ve haram malı kullanmayın ve yemek yemekte dikkat edin. Bir çocuğun Allah’a yönelmesine hazırlanması o kadar hayatidir ki İslam peygamberinin hadislerinde bir bebeğin kulağına ezan ve şehadet kelimesinin okunması tavsiye olunmuştur.
Çocuklar küçük yaşında ebeveynlerini örnek almaktadır. Daha yeni oturmayı ve durmayı öğrenen bir çocuk babası ve annesini taklit ederek secde etmekte. Bu taklitçilik ileri yaşlarda da devam etmekte ve çocuk şevkle namaz hareketlerini taklit etmekte. Eğer baba ve anneler namazlarını dikkatsizlikle okurlarsa veya bazen okuyup bazen de okumaz iseler bu olay çocuğun zihninde iyi iz bırakmaz. Buna karşılık düşünün ki ezanın okunmasından önce kendilerini namaz kılmaya hazırlayan anne ve baba abdest alırlar ve uygun elbise giyerler ve paklıklarını sağlıyorlar ve parfüm sürerler ve ezan sesini duyduklarında şevkle namaz ikame ederler. Böylesi bir evde yaşayan çocuk namazı zevkli bir sevindirici bir amel olarak addeder.
Bu çocuk hiçbir amelin namaz kadar ebeveynleri sevindiremediğini anlamaya başlar. Öyle ise çocuğun namaza ilgi duymasını sağlamanın ilk adımı ebeveynlerin namaza ilgi duyduklarının gösterilmesidir ki bu yolla çocuk namazın önemi ve konumunu öğrenir. Çocuklarını İran’daki iyi çocuk yuvalarına bırakan ebeveynler bir süre sonra anladılar ki çocukları namaza özel ilgi duymaktadırlar. Bu ebeveynler olayı ciddi şekilde takip ettikten sonra adı geçen çocuk yuvaları müdürlerin her gün seccadeleri herhangi bir sınıfta serdiklerini ve güzel bir çarşafla namaz ikam ettiklerini gördüler. Adı geçen çocuk yuvası hanım müdürü merakla kendisine yaklaşan çocuğa güzel kokulu parfüm sürmeye başladı. O namaz hakkında küçük yaştaki çocuklarla konuşmadan kendi el hareketleriyle onları namazı kast ettiklerini anlatmaya çalışıyorlar.
Ehlibeyt rivayetlerinde namazın çocuklara adım adım öğretilmesine vurgu yapılmıştır. İmam Sadık as bu konuda şöyle buyuruyor: ‘bir çocuk 3 yaşına girdiğinde onu 7 kez Lailahaillallah, ardından onu rahat bırakın. 3 yıl 7 aylık ve 20 gününü doldurunca çocuğa öğretilecek ikinci cümle Muhammed Resulullah kelimesini öğretin ve bunu 7 kez tekrarlasın. 4 yaşına varınca 7 kez peygambere salavat getirsin ve ardından onu rahat bırakın’. Bu hadisin devamında çocuk 5 yaşına varınca kıbleye doğru secde etsin ve 6 yaşının sonunda ona namazı ikame etmesini öğretin ve rükû ve secde etmeyi ona öğretin. 7 yaşın sonunda çocuk elleri ve yüzünü yıkamayı öğrensin ve ona namaz kılmasını söyleyin. 9 yaşın sonunda namaz ve abdesti öğretin. İmam Sadık as’ın sözü edilen hadisindeki ‘ardından onu rahat bırakın’ sözü, bu merhalede çocuğa kendi haddinden fazlası işleri ona yaptırılmaması vurgusuna işaret edilmektedir.
Öyle ise bir çocuk 15 yaşına varınca namaz kılma yükümlülüğü altına girer ve namazı terk etmesi onun için büyük günah sayılır ve ilahi azabı gerektirir. Dini terbiye konularında güzel bakış açılarına sahip olan Hüccetulislam Penahiyan hiçbir zaman çocukların namaz kılmaları yönünde teşvik edilmeleri için onlara namazın rahat bir şey olduğunu söylemeyin zira bu durumda namaz onlar için önemsiz bir iş sayılır. Çocuklara namazın çok önemli bir fariza olduğunu öğretin. Çocuğun büyümesi ve akıllı olmasıyla çocuksu dille Allah’ın nimetlerini şükretmesini ve namazın felsefesini söyleyin. Çocuğun namaz konusunda teşvik edilmesi ilk başta onun namaz kılmak için teşvik sayılır ancak onun fikri yönden gelişmesi yetmez. Dini terbiye uzmanları çocuk 7 yaşından itibaren edep öğrenmesi gerekir.
Ebeveynler, öğretmenler karşısında edepli olmak zaruridir. Diğer yandan teşekkür etmek terimi, çocuğun 7 yaşından itibaren öğrenmesi gereken ibaredir. Çocukluğundan beri edepli ve terbiyeli olunmayı öğrenen kimse namazı Allah’a yönelik edepli olmak ve Allah’ın nimetlerini şükretme manasında olduğunu öğrenir. Allah resulü ve ehlibeytinin hadisleri uyarınca namazın çocuklara öğretilmesi onun ergenlik dönemine bırakılmamalıdır üstelik çocuğa adım adım Lailahaillallah ibaresi öğretilmesi gerekir ve bu iş çocuğun yaşına göre olmalıdır. Bu dönemde çocuktan haddinden fazla görev verilmemesi gerekir. Çocuk namazı şevk ve zevkle öğrenmesi gerekir ve ona namazı muhabbetle öğretilmesi lazım.
Kaynak: http://turkish.irib.ir/makaleler/dini-makaleler
Kur’an-ı Kerim, kâinat kitabının bir tercümesi, Yüce Allah tarafından insanlık için çizilmiş bir hayat programı, bütün ilim ve hakikatlerin aslı ve kaynağı olmakla beraber, aynı zamanda bir dua, bir zikir ve fikir kitabıdır.
Mü’minler hem onun mânâ ve muhtevasıyla amel ederler, hem de ruhlarını serinletmek, kalblerini nurlandırmak, Rablerine yalvarmak ve o yüce âlemlerde mesafe almak için maddî ve mânevî bir temizlik yaparak huşû ve huzur için okumaya başlarlar.Kur’ân bir ibadet kitabıdır. Lâfzıyla ibadet edilen tek kitaptır.
Her ne sûretle olursa olsun, Kur’ân’la meşgul ol-mak ibadetin tâ kendisidir. Hiç mânâsını anlamasak da Kur’ân-ı Kerîmi okumak, dinlemek; hatta yüzüne, hattına, yazısına bakmak ve huzurunda hürmetle durmak bile i-badettir, sevaptır.
Kur’ân okumak farzdır ve Allah’ın emridir. Namazın bir rüknü de kıraattir. Yani namaz kılabilecek miktarda Kur’ân ezberleyip okumak farzdır. Kur’ân-ı Kerîmin dışında hiçbir kitabın lâfzını, kelimelerini ezberlemek farz değildir. Bunun için Müslümanlar, mânâsını hiç anlamasalar da Kur’ân-ı Kerîmi bir ibadet şevkiyle Cenâb-ı Hakkın mübarek bir kelâmı olması hasebiyle severek ve sevi-nerek okurlar.
Kur’ân-ı Kerîmi okumak aynı zamanda bir peygamber âdeti ve tavsiyesidir. Bir hadiste Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) bu tavsiyeyi ve uhrevî mükâfatını şöyle dile getirirler:
‘Kur’ân’ı okuyunuz. Çünkü o kıyamet gününde size şefaatçi olarak gelecektir.’
Kur’ân’ın kendisini okuyana şefaat edeceği gibi, okuyan da başkalarına, özellikle yakınlarına şefaat hakkına sahiptir.
Hazret-i Ali’nin rivâyet ettiği bir hadiste Resulullah (a.s.m.) bu konuda şöyle buyururlar:
‘Kim Kur’ân-ı Kerîmi okuyup ezberler, onun helal kıldığını helal kabul eder ve haramını haram sayarsa, o sebeple Allah onu Cennetine koyar ve hepsi de Cehennem-lik olan yakınlarından on kişiye şefaat yetkisi verir.’
Kur’ân okuyan insanın makamı, mevkii ve rütbesi yüksektir. Meşhur, tanınmış ilim ve fikir adamlarıyla, mâneviyat ve velâyet ehli ile bizzat konuşmak, onların sohbetinde bulunmak insana ne kadar huzur ve mutluluk verir, ne kadar sevinç ve saâdete sevk eder.
İnsan böyle bir görüşmekten ne kadar zevk alır, haz duyar, değil mi? Ya huzurunda olduğu, konuştuğu Âlemlerin Rabbi ise durum ne kadar mânâ ve değer kazanacaktır. Tahmini bile hayalimizin alamayacağı kadar derindir. İşte Kelâm-ı Kadim olan Kur’ân’ı okuyan insan bu hazza ulaşabilecek bir imkana ermektedir.
Sadece Kur’ân ehline bir müjde olan bu haberi Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle bildirir:
‘Kim Rabbiyle konuşmaktan hoşlanırsa Kur’ân okusun.’
* * *
İnsan yaratılışı gereği yükselmek, ilerlemek, belli bir yere gelmek, el üstünde tutulmak ister. Ama asıl yücelik ve yükseklik ebedî âlemdeki makamdır.
Kur’ân insanın bu duygu ve isteklerini tatmin ediyor, ruh dünyasını zenginleştiriyor, ona bitmez tükenmez bir hazinenin kapısını açıyor.
Kur’ân ehlini âhirette bizzat İlâhî rahmet taltif ediyor, Rabbimiz ona ikram ve izzette bulunuyor, önüne ebedi saâdet ve huzur âlemleri açılıyor.
Bu mânâyı Ebû Hüreyre, Efendimizden (a.s.m.) şu şekilde haber veriyor:
‘Kur’ân-ı Kerîmi okuyup onunla amel eden mü’min kıyamet gününde gelince Kur’ân der ki: ‘Yâ Rabbi ona elbise giydir.’
‘Ona keramet tacı giydirilir.
‘Sonra tekrar der ki: ‘Yâ Rabbi ona ikramını arttır’
‘Bu sefer ona keramet elbisesi giydirilir.
‘Sonra der ki: ‘Yâ Rabbi ondan razı ol.’
‘Ve Allah ondan razı olur.
‘Sonra ona denir ki: ‘Kur’ân’ı oku ve yüksel’.
‘Okuduğu her âyet için ona bir hasene yazılır.’
Allah’ın razı olacağı, Kâinat Sahibinin hoşnut olacağı, Ezel ve Ebed Sultanının memnun olacağı bir ibadet, bir yaklaşma ve yakınlaşma süreci böylece Kur’ân’la gerçekleşir.
Bu arada Allah’a muhatap olma azim ve gayreti içinde bulunan bir kul olarak değişik zamanlarda farklı farklı ibadetler yaparız. Namaz kılar, oruç tutar, hayır hasenatta bulunuruz. Böylece Rabbimize yaklaşır, onun rızasına ermeye gayret ederiz. Ama öyle bir ibadet şekli vardır ki, bizi Allah’a en çok yaklaştıran, ‘Âbid’ gibi bir kulluk makamına ulaştıran sırlarla doludur.
Efendimizin (a.s.m.) dilinden bu güzellik şöyle mânâ kazanır:
‘İnsanların en âbidi (en çok ibadet edeni) en çok Kur’ân okuyanıdır.’
Kur’ân bir kalkan, manevi bir kale, felaketlerden koruyan bir siper, kalb ve ruh dünyamızı kurtaran manevi bir çelik yelektir. Dünya hayatımızı düzene, nizama soktuğu, disipline ettiği gibi, ebedî hayatımızı da tehlikelerden ko-rur, sonsuz azap acılarından muhafaza eder.
Ebû Umâme’nin rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu konuda şu hakikati bildiriyor:
‘Kur’ân’ı okuyun. Çünkü Allah Teâla, Kur’ân’ı içinde bulunduran bir kalbe azap etmez.’
Hadisten dünyadaki stres, depresyon, panik ve benzeri psikiyatrik kalbî ve ruhî dertlerden Kur’ân sayesinde kurtulmanın mümkün olduğu anlaşıldığı gibi, Cehennemden de varlığımızın merkezi olan kalbimizin korunacağı anlaşılmaktadır.
Efendimiz (a.s.m.) insanları inanç bakımından Kur’ân okuyan ve okumayan olarak iki meyveye ve iki bitkiye benzetir. Çok orijinal olan bu benzetmede önemli bir ha-kikat anlatılır. Hadis-i şerifi Ebû Mûsa el-Eş’arî rivâyet ediyor. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
‘Kur’ân okuyan mü’min, kokusu hoş ve tadı güzel portakal gibidir.
‘Kur’ân okumayan mü’min de, tadı güzel kokusu ol-mayan hurma gibidir.
‘Kur’ân okuyan münafık, kokusu güzel ve tadı acı o-lan reyhan bitkisi gibidir.
‘Kur’ân okumayan münafık ise, kokusu olmayan ve tadı acı Ebû Cehil karpuzu gibidir.’
Hadiste ifade edildiği gibi, Kur’ân okuyan ve okuma-yan mü’minin hali bellidir. Her ikisi de derecesine göre güzeldir; fakat inancı bakımından içten pazarlıklı münafığın durumu içler acısıdır.
Böyle bir insan Kur’ân okusa da Kur’ân’ın kendisine bir faydası yoktur, çünkü kalbi imandan mahrumdur. Kendisi yanan, tükenen, etrafını aydınlatan, fakat ışıktan ve nurdan mahrum kalan bir mum gibidir.
Kur’ân-ı Kerîm ferdi olarak, tek başına okunabildiği gibi, cemaat halinde toplu olarak da okunur. Bu aynı za-manda bir Kur’ân ve iman dersidir. Hem okunur, hem de mânâsı ve anlattıkları üzerinde müzakere edilir, tartışılır, hakikatleri kavranmaya, akla ve kalbe sindirilmeye çalışılır.
Böyle bir cemaatin okuduğu Kur’ân, konuştuğu Kur’ân, düşündüğü Kur’ân, içi Kur’ân, dışı Kur’ân’dır. Melekler etraflarını kuşatır, rahmet imdadına yetişir, latifeler ve hissiyatlar tatmin olur, Cenâb-ı Hak da bu insanları kendi yüce katında anar.Bu ruhanî anı Ebû Hüreyre’nin rivâyetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle anlatıyor:
‘Herhangi bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Kur’ân-ı Kerîmi okurlar ve aralarında müzakere ederlerse mutlaka üzerlerine kalb huzuru, gönül ferahlığı iner. Allah’ın rahmeti kendilerini kaplar, melekler kendilerini kuşatır ve Allah da onları kendi katındakiler içerisinde anar.’
Hadiste ifade edilen ‘Allah’ın evleri’nden murat, cami ve mescitler olduğu gibi, Allah’ın adının anıldığı, mü’minlerin biraraya gelerek Kur’ân okudukları ve ilmî sohbetler yaptıkları herhangi bir mekân da olabilir.
Kur’ân-ı Kerîm hem gündüz okunur, hem de gece okunur. Ubeydü’l-Mekkî’nin rivâyet ettiği bir hadiste Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu konuda şöyle buyururlar:
‘Ey Kur’ân ehli! Kur’ân’ı kenarda terk etmeyiniz. Onu hakkıyla tilavet ederek gece gündüz okuyun, yayın.’
Zaten Hazret-i Osman’ın (r.a.) ifade ettiği gibi ‘Eğer kalbleriniz temiz olursa Allah’ın kelâmına doymazsınız.’
Özellikle geceleyin Kur’ân okumak insanın kalben uyanık kalmasına, gaflet ve aymazlıktan kurtulmasına, Kur’ânî bir şuûr içinde geceye girmesine, gecenin karanlığını Kur’ân nuruyla aydınlatmasına vesile olur.
Ebû Hüreyre’nin rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem bu hususta şöyle buyururlar:
‘Kim bir gecede on âyet okursa gafil kimselerden yazılmaz.’ Ancak gece Kur’ân okurken insana ağırlık çöker, uyku basar ve uyuklar. Bu esnada nasıl hareket edileceği dahi hadiste belirtilir.
Ebû Hüreyre anlatıyor. Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem buyurdular ki:
‘Sizden biri geceleyin kalkınca Kur’ân diline dolaşıp ne dediğini anlamamaya başlayınca hemen yatsın.’
Her gece Kur’ân’dan belli bir bölüm okuyan insan, şâyet müsait değil de o gece okuyamazsa ne yapacağı hususunu yine hadisten öğreniyoruz.
Abdurrahman bin Abdi’l-Kârî anlatıyor. Ömer bin Hattab’ın şöyle söylediğini işittim. Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem buyurdular ki:
‘Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmını okumadan uyursa, bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde sanki gece (her zamanki vaktinde) okumuş gibi aynı sevaba nail olur.’