Çocuklar İçin Namazın Çekiciliği

cocuk-dua

Namaz İslam dininin direği ve yüce Allah’ın en yüce zikri sayılır. Hiçbir bina direği olmadan sağlam kalamaz ve Allah insanın ebedi saadetinin kavşağı olan İslam dinini namaz direği olarak bina etmiştir. İmam Rıza as şöyle buyuruyor: ‘Namaz, kendi yaratanını unutmamak ve yolundan sapmaması için her gece ve gündüzde Allah’ın sürekli yad edilmesini gerekli kılmıştır. Namaz her türlü itaatsizlikten ve fesat ve sapkınlıktan korunması için yüce Allah’ın sürekli yad edilmesi ve onun mazharına dikkat edilmesi aracıdır’. Beş vakit namaz kılınması ergenlik yaşına ulaşanlar için vaciptir ve namazın kılınmaması büyük günah sayılmaktadır ve insanın amellerinin heba olmasına neden olur.

Allah Resulü şöyle buyurmakta: ‘Benim şefaatim namazını hafife alanları kapsamamakta ve Allah’a and olsun ki böyle birisi Kevser havuzu kenarında asla bana yönelmez’. Rivayetler ve hadislerde belirtildiği gibi, namaz için bol bereketler zikredilmiştir ki bunlar, Allah’a yönelmek, fesat ve sapkınlıktan uzak kalınması, kötü ahlakın önlenmesi, kibir ve bencillikten uzak kalmak, gafletin terk edilmesi , pak ve nurlu bir yaşama yönelmektir. Namazın insan saadetine olan sonsuz önemini dikkate alarak bazı kimseler bu farizayı yerine getirmiyor ve kendi şakavetine neden olmaktadır. Ancak neden bazı Müslümanlar bu pak ve saf çeşmeden mahrumdurlar. Dini terbiye uzmanları bu sorunun kökünün insanların çocukluğunda yattığı inancında. Namaz öyle bir farizadır ki her gün 5 vakitte ve insana özel anlarında vacip olmaktadır.

Hastalık ve kabiliyetsiz olmak ve hatta savaş, namaz kılmamak için bir neden sayılmaz. Bu ilahi fariza kızlar için 9 yaşında ve erkekler için 15 yaşında vacip sayılsa da ancak bunun için özel terbiye şartlarını gerekli kılmaktadır. Eğer bu özel terbiye şartları ebeveynlerce ihmal edilirse şahsiyet sebatına sahip olmayan genç yaşındaki bir kimse için büyük zorluklar ortaya çıkarır. İslam dinindeki tavsiyelerde bir kimsenin dini terbiyesi onun dünyaya gelmesinden önceki döneme geri dönmekte. Bu konuda bir takım rivayetler ve hadisler vardır ki ebeveynlere ceninin oluşmasından önce ve hamilelik döneminde Allah’tan gafil olunmaması ve helal ve haramı dikkate almaları tavsiye olunmakta. Kuran okuyun ve vacip olan şeyleri yerine getirin ve haram malı kullanmayın ve yemek yemekte dikkat edin. Bir çocuğun Allah’a yönelmesine hazırlanması o kadar hayatidir ki İslam peygamberinin hadislerinde bir bebeğin kulağına ezan ve şehadet kelimesinin okunması tavsiye olunmuştur.

Çocuklar küçük yaşında ebeveynlerini örnek almaktadır. Daha yeni oturmayı ve durmayı öğrenen bir çocuk babası ve annesini taklit ederek secde etmekte. Bu taklitçilik ileri yaşlarda da devam etmekte ve çocuk şevkle namaz hareketlerini taklit etmekte. Eğer baba ve anneler namazlarını dikkatsizlikle okurlarsa veya bazen okuyup bazen de okumaz iseler bu olay çocuğun zihninde iyi iz bırakmaz. Buna karşılık düşünün ki ezanın okunmasından önce kendilerini namaz kılmaya hazırlayan anne ve baba abdest alırlar ve uygun elbise giyerler ve paklıklarını sağlıyorlar ve parfüm sürerler ve ezan sesini duyduklarında şevkle namaz ikame ederler. Böylesi bir evde yaşayan çocuk namazı zevkli bir sevindirici bir amel olarak addeder.

Bu çocuk hiçbir amelin namaz kadar ebeveynleri sevindiremediğini anlamaya başlar. Öyle ise çocuğun namaza ilgi duymasını sağlamanın ilk adımı ebeveynlerin namaza ilgi duyduklarının gösterilmesidir ki bu yolla çocuk namazın önemi ve konumunu öğrenir. Çocuklarını İran’daki iyi çocuk yuvalarına bırakan ebeveynler bir süre sonra anladılar ki çocukları namaza özel ilgi duymaktadırlar. Bu ebeveynler olayı ciddi şekilde takip ettikten sonra adı geçen çocuk yuvaları müdürlerin her gün seccadeleri herhangi bir sınıfta serdiklerini ve güzel bir çarşafla namaz ikam ettiklerini gördüler. Adı geçen çocuk yuvası hanım müdürü merakla kendisine yaklaşan çocuğa güzel kokulu parfüm sürmeye başladı. O namaz hakkında küçük yaştaki çocuklarla konuşmadan kendi el hareketleriyle onları namazı kast ettiklerini anlatmaya çalışıyorlar.

Ehlibeyt rivayetlerinde namazın çocuklara adım adım öğretilmesine vurgu yapılmıştır. İmam Sadık as bu konuda şöyle buyuruyor: ‘bir çocuk 3 yaşına girdiğinde onu 7 kez Lailahaillallah, ardından onu rahat bırakın. 3 yıl 7 aylık ve 20 gününü doldurunca çocuğa öğretilecek ikinci cümle Muhammed Resulullah kelimesini öğretin ve bunu 7 kez tekrarlasın. 4 yaşına varınca 7 kez peygambere salavat getirsin ve ardından onu rahat bırakın’. Bu hadisin devamında çocuk 5 yaşına varınca kıbleye doğru secde etsin ve 6 yaşının sonunda ona namazı ikame etmesini öğretin ve rükû ve secde etmeyi ona öğretin. 7 yaşın sonunda çocuk elleri ve yüzünü yıkamayı öğrensin ve ona namaz kılmasını söyleyin. 9 yaşın sonunda namaz ve abdesti öğretin. İmam Sadık as’ın sözü edilen hadisindeki ‘ardından onu rahat bırakın’ sözü, bu merhalede çocuğa kendi haddinden fazlası işleri ona yaptırılmaması vurgusuna işaret edilmektedir.

Öyle ise bir çocuk 15 yaşına varınca namaz kılma yükümlülüğü altına girer ve namazı terk etmesi onun için büyük günah sayılır ve ilahi azabı gerektirir. Dini terbiye konularında güzel bakış açılarına sahip olan Hüccetulislam Penahiyan hiçbir zaman çocukların namaz kılmaları yönünde teşvik edilmeleri için onlara namazın rahat bir şey olduğunu söylemeyin zira bu durumda namaz onlar için önemsiz bir iş sayılır. Çocuklara namazın çok önemli bir fariza olduğunu öğretin. Çocuğun büyümesi ve akıllı olmasıyla çocuksu dille Allah’ın nimetlerini şükretmesini ve namazın felsefesini söyleyin. Çocuğun namaz konusunda teşvik edilmesi ilk başta onun namaz kılmak için teşvik sayılır ancak onun fikri yönden gelişmesi yetmez. Dini terbiye uzmanları çocuk 7 yaşından itibaren edep öğrenmesi gerekir.

Ebeveynler, öğretmenler karşısında edepli olmak zaruridir. Diğer yandan teşekkür etmek terimi, çocuğun 7 yaşından itibaren öğrenmesi gereken ibaredir. Çocukluğundan beri edepli ve terbiyeli olunmayı öğrenen kimse namazı Allah’a yönelik edepli olmak ve Allah’ın nimetlerini şükretme manasında olduğunu öğrenir. Allah resulü ve ehlibeytinin hadisleri uyarınca namazın çocuklara öğretilmesi onun ergenlik dönemine bırakılmamalıdır üstelik çocuğa adım adım Lailahaillallah ibaresi öğretilmesi gerekir ve bu iş çocuğun yaşına göre olmalıdır. Bu dönemde çocuktan haddinden fazla görev verilmemesi gerekir. Çocuk namazı şevk ve zevkle öğrenmesi gerekir ve ona namazı muhabbetle öğretilmesi lazım.

 

Kaynak: http://turkish.irib.ir/makaleler/dini-makaleler

Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman’ın Benzerlikleri

Dünyada büyük bir hakimiyet kurduğu, Kuran’da bildirilen bir diğer Müslüman lider de Hz. Zülkarneyn’dir. Hz. Süleyman’ın hayatı ile Hz.Zülkarneyn’in hayatı arasında birçok yönden büyük benzerlikler bulunmaktadır:

1-YERYÜZÜNDE İKTİDAR SAHİBİ OLMALARI
Allah Hz. Zülkarneyn’e de, aynı Hz. Süleyman’a olduğu gibi, “yeryüzünde sapasağlam bir iktidar” (Kehf Suresi, 84) vermiştir. Ayette geçen “sapasağlam” ifadesiyle hem ekonomik, hem askeri, hem de siyasi açıdan güçlü bir iktidarın önemine dikkat çekilmiş olabilir. Hz. Zülkarneyn bu gücü sayesinde doğudan batıya büyük bir coğrafyaya hakim olmuş, nizam vermiş bir liderdir.
2-AKILLI VE İMANLI LİDERLER OLMALARI
Kuran’da Hz. Zülkarneyn’e “her şeyden bir yol (sebep)” (Kehf Suresi, 54) verildiği bildirilir. Bu ifadeyle, Hz. Zülkarneyn’in ferasetli, basiretli, her şeye çözüm bulan, akıllı bir lider olduğuna işaret edilmektedir. Hz. Süleyman da, Kuran’da, cinlerin, şeytanların yönlendirilmesinden devlet yönetimine kadar her konuda akıl örnekleri anlatılan bir peygamberdir.
Hz. Zülkarneyn, kitap boyunca ihtişamını anlattığımız Hz. Süleyman gibi çok güçlü ve tüm dünyaya nam salmış bir devletin başındadır. Kuran’da diğer kavimlerin ondan yardım talebinde bulunduğu ve karmaşık gibi gözüken sorunlarına çözüm istedikleri haber verilmektedir. Yönetimi altında bulunmayan topluluklarca dahi “yeryüzünde bozgunculuğu ve fitneyi önleyen bir kişi” olarak tanınmakta, sıkıntı içinde olan halklar ona başvurmaktadırlar. Kehf Suresi’nde “iki seddin önünde, hemen hemen hiçbir sözü anlamayan” şeklinde tanıtılan bir kavmin ondan yardım istediği şöyle bildirilir:
Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94)
namazniyaz esma3-ÜSTÜN ASKERİ GÜÇLERİ
Kitabın önceki bölümlerinde detaylı olarak gördüğümüz gibi Hz. Süleyman’ın çok güçlü orduları bulunmaktadır. Neml Suresi’nde şu şekilde bildirilir:
Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız. (Neml Suresi, 37)
Hz. Zülkarneyn’in de Hz. Süleyman gibi çok büyük bir askeri güce sahip olduğunu yine Kehf Suresi’ndeki bazı ayetlerden anlarız:
Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” Dedi ki: “Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azaplandırır.” (Kehf Suresi, 86-87)
Hz. Zülkarneyn yeryüzünde bozgunculuk çıkaran inkarcı toplulukları azaba uğratmakta, onların insanlara zulmetmelerine izin vermemektedir. Bunu da büyük askeri gücü sayesinde gerçekleştirmektedir. Bu ayetlerden, dünya hakimi olacak bir devletin çok büyük bir askeri güce sahip olması gerektiği anlaşılmaktadır.
4-ADALETLE HÜKMETMELERİ
Hz. Süleyman’ın adil yönetimini önceki sayfalarda detaylarıyla anlattık. Hz. Zülkarneyn’in uygulamalarının çok adaletli, hakkaniyetli olduğunu da Kuran’da anlatılan kıssasından anlamaktayız. Hz. Zülkarneyn’in kendisinden bozgunculuğa karşı yardım isteyen bir halka, hemen yardım etmesi bunun delillerindendir. Her iki kıssada da adil bir yönetime dikkat çekilmesi ise şunu göstermektedir: Dünyanın dört bir yanında güvenliği, huzuru, adaleti ve istikrarı sağlayabilmek için askeri ve polisiye güçle birlikte, çok güçlü bir hukuk sistemi de büyük bir önem taşır.
Şeyh Ali Bedevi’nin celi sülüs levhası, Zümer Suresi 53. ayet: (Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”
5-HEDİYE KABUL ETMEMELERİ
Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi’nin gönderdiği hediyeyi kabul etmediğini ve hediyeleri getiren elçilere çok hikmetli bir karşılık verdiğini belirtmiştik. Hz. Süleyman’ın cevabı şu şekildedir:
(Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi. (Neml Suresi, 36)
Hz. Zülkarneyn de yapacağı yardım karşılığında kendisine vergi vermek isteyen bu kavme şu karşılığı vermiştir:
Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır (Kehf Suresi, 95)
Hediyeyi kabul etmeyip, bu teklifi yapan kişilere tüm mülkün tek sahibinin Allah olduğunu hatırlatmaları onların samimi birer Müslüman olduklarının bir delilidir. Bu örnekler her Müslüman lider için çok önemli öğütler taşımaktadır.
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının kısa süreli faydalanmasıdır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir…
(Şura Suresi, 36)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)
6-DAİMA ALLAH’A YÖNELİP DÖNMELERİ
Hz. Süleyman’ın güzel ahlak özelliklerinin anlatıldığı bölümde, onun her an Allah’a yönelip dönen, ihlas sahibi bir kul olduğunu ayetlerle açıklamıştık. Süleyman Peygamber herhangi bir başarı elde ettiğinde, bir zafer kazandığında ya da Allah’tan kendisine bir nimet verildiğinde hemen Allah’a yönelip O’nu tesbih etmekte, tüm gücün Allah’a ait olduğunu zikretmektedir. Hz. Zülkarneyn de aynı güzel ahlaka sahiptir. Söz konusu kavmi bozgunculardan korumak için yaptığı seddin etkili olması karşısında Allah’ı şöyle zikretmiştir:
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. Dedi ki: “Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va’di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va’di haktır.” (Kehf Suresi, 97-98)
7-CİNLERE HÜKMETMELERİ
Bilindiği gibi Peygamberimiz, geçmişte yeryüzünde büyük hakimiyet kurmuş iki liderin Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Hz. Süleyman’da olduğu gibi, Hz. Zülkarneyn döneminde de cinler üzerinde bir hakimiyet kurulmuş olması söz konusu olabilir. İnsanların, kendilerine karşı Hz. Zülkarneyn’den yardım istedikleri Yecüc ve Mecüc isimli kavmin de bir cin topluluğu olma ihtimali olabilir.
Bu iki kıssada ve özellikle de Hz. Süleyman’la ilgili anlatılanlarda yoğun olarak cinler konusundan söz edilmesi, muhtemelen ahir zamana da işaretler içermektedir. Allah, ahir zamanda da cinleri ve şeytanları insanların hizmetine verecek olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
kuran okumak8-KATRAN VEYA ERİMİŞ BAKIR MADENİ KULLANMALARI
Hz. Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc’ü, ayette “aynel kıtri” olarak geçen maddeyi kullandığı bir set inşa ederek etkisiz hale getirmiştir:
“Bana demir kütleleri getirin”, iki dağın arası eşit düzeye gelince, “Körükleyin” dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: “Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.” (Kehf Suresi, 96)
“Aynel kıtri” kelime anlamı olarak “erimiş bakır madeni”nin yanı sıra “katran” manasına da gelmektedir. Kuran’da Hz. Zülkarneyn’in kullandığı “aynel kıtri”nin Hz. Süleyman’ın da emrine verildiği şöyle bildirilir:
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini (aynel kıtri) ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (Sebe Suresi, 12)
Ayetteki “aynel kıtri” ifadesi ile eritilmiş bakır ya da katranın Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in emrine verildiği bildirilmektedir. Resimlerde bakır ve katranın kullanımıyla ilgili örnekler görülmektedir.
Hem Hz. Zülkarneyn’in hem de Hz. Süleyman’ın “aynel kıtri”yi kullanması dikkat çekici bir benzerliktir. Hz. Süleyman, emrine verildiği bildirilen bu madde sayesinde kendi dönemindeki cinler ve şeytanlar üzerinde hakimiyet kurmuş olabilir. “Aynel kıtri” olarak geçen bu maddenin katran olma ihtimali vardır. Katran “gömlekleri katrandandır…” (İbrahim Suresi, 50) ayetiyle bildirildiği gibi cehennemde de bulunan bir maddedir.
Ayette Hz. Süleyman’ın emrine verilen bu maddeden bahsedildikten hemen sonra, cinlerin de ona hizmet ettiğinden söz edilmesi dikkat çekicidir. Hz. Süleyman da, Hz. Zülkarneyn de cinleri kontrol altına almak için bu maddeyi kullanmış olabilirler. Bu maddenin, cinlere etki eden bir özelliği olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
9-AHİR ZAMANA YÖNELİK MÜJDELER
Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in yaşadıkları dönemlerde gerçekleşmiş olan bu dünya hakimiyeti tüm Müslümanlar için çok büyük bir müjdedir. Çünkü bu kıssalarda ahir zamana yönelik önemli işaretler bulunmaktadır.
Allah’ın sınırlarını titizlikle koruyan, İslam ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak için ciddi bir çaba sarf eden ve hiçbir zorluk karşısında yılgınlık göstermeyen Müslümanlar, tarihin her döneminde mutlaka üstün geleceklerdir. Allah’ın yardımı ve desteği mutlaka onların yanında olacaktır. Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn yukarıda saydığımız özelliklerinin dünyadaki karşılığını güçlü bir hakimiyetle (ve elbette Allah’ın diğer pek çok manevi lütfu ile) almışlardır. Ahir zamanda aynı hakimiyet Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Bu, Allah’ın iman edenlere bir vaadidir. Bu hakimiyeti gerçekleştirecek olanlar ise, Peygamberimizin çeşitli hadislerinde de işaret edildiği gibi, söz konusu üstün vasıfları asırlardır karakterinde taşıyan şerefli Türk Milleti olacaktır.
Üç kıtaya nizam vermiş Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Türk Milleti, İslam ahlakını tüm dünya üzerinde hakim kılacak ve dünya halklarının özlemini çektikleri huzuru, barışı, sevgi ve neşe dolu bir dünyayı mutlaka oluşturacaktır. Adaletli, hoşgörülü, merhametli ve inanç sahibi Türk Milleti, bu görevi hakkıyla yerine getirecektir.
Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik…(Müminun Suresi, 19)

İslam’ı Öğrenme

Önceden bir başka dine mensupken veya dini bir inancı yokken sonradan Müslüman olan bir kimsenin hayatındaki en önemli dönüm noktası, hiç şüphesiz İslâm’a girdiği andır. Bu öyle bir an ki geçmişin tüm günahlarını silmekte ve Müslüman olan kişinin hayatında tertemiz, bembeyaz bir sayfa açmaktadır. Şu halde bu tertemiz sayfanın kirlenmemesi ve iyi bir başlangıç yapılması, o kimsenin dünya ve ahiret mutluluğu açısından çok önemlidir.

Zerrece tereddüde yer vermeyen temiz bir imanla İslâm’a girdikten sonra İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenme gayreti içine girmek gerekir. Çünkü İslâm’ın temel ve vazgeçilmez öğretilerini bilmeden İslâm’ı tam manasıyla yaşayabilmek pek mümkün olmaz. Gerçek bir mü’min, İslâm’ı iyi tanımalı, ona bilinçli bir şekilde sarılmalı ve onu hayata geçirmeye çalışmalıdır.

er-rahman

En iyi Müslüman Allah’a karşı en yüce saygı gösteren Müslümandır. Allah’a karşı en iyi saygı gösterebilmek İslâmi deyimiyle muttakilerden olabilmek için nasıl muttaki olunabileceğini bilmek gerekir. Bilgisiz bir şekilde İslâm’ı hayata geçirmek en azından istendiği şekilde hayata geçirmek pek mümkün olmaz bu durum, Işık olmadan, gece zifiri karanlıkta yol almaya benzer. Böyle bir kimse yoldaki işaretleri fark edemez ve muhtemelen farkında olmadan yoldan çıkabilir veya bir çukura yuvarlanabilir. İste bu sebeple hiç olmazsa asgari seviyede neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek; kimin doğru kimin yanlış söylediğini sezebilecek seviyede de olsa bir İslâmî bilgi elde etmek gayreti içinde olmak gerekir.

Az çok İslâmî bir bilgiye sahip olan insan, İslâm’ın aydınlık yolunu apaçık görebilir. Küfrün, şirkin, ahlâksızlığın İslâm’a ters düsen unsurlarını fark edebilir. En azından kendisine rehberlik yapmaya kalkan insanlardan hangisinin rehberlik yapabileceğini hangisinin yapamayacağını ayırt edebilir.

Çağımızda pek çok Müslüman, malesef, İslâm’ın güzelliklerini hayatlarına yansıtamamışlardır. Çünkü onlar da İslâm’ı yeterince öğrenebilmiş değillerdir. Bu yüzden yalnızca bugünkü Müslüman toplulukları taklit ederek İslâm’ı doğru bir şekilde hayata geçirebilmek pek mümkün olamaz.

Kur’an-ı Kerim, okumaları, anlamaları, içindekilere göre hareket etmeleri ve prensipleri ni hayata geçirmeleri için insanlara gönderilmiştir.

Peygamber Efendimiz de İslâm’ın nasıl hayata geçirileceğini bizzat yasayarak ve anlatarak göstermiştir. Öyleyse bir Müslüman, Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber Efendimizin İslâm’ı hayata geçiriş tarzını öğrenmeye gayret etmelidir ki, tam manasıyla Allah’a teslimiyet içinde olabilsin ve son peygamberin örnekliğinden yararlanabilsin.

İslâm’ı doğru kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeye çalışmalıdır. Bunun için İslâm’ı bilen kimselerin kılavuzluğundan yararlanmak en kestirme yoldur. İslâm’ı öğrenirken belli bir sıra takip edilmeli ve kendisini öncelikle ilgilendiren konular dan başlamalı. Bir Müslümanı kişisel olarak ilgilendiren en öncelikli konular ise yerine getirmekle yükümlü olduğu farzlar ve sakınması gereken haramlardır. Farzların basında da Müslüman olduğu günden itibaren kılmaya başlaması gereken günlük ibadeti beş vakit namaz gelir. Yeni İslâm’a girmiş bir Müslüman, bu konuda ya pratik olarak diğer Müslümanların kılavuzluğundan yararlanmalı yada konuyla ilgili hazırlanmış eğitici ve öğretici görüntülü yayınlardan istifade etmelidir.

Böylece bir mümin ilkönce yapabildiği kadarıyla günlük ibadeti olan namazları kılmaya baslar, bilahare yavaş yavaş eksikliklerini gidermeye gerekenleri öğrenmeye ve namazı usulüne uygun olarak kılmaya gayret eder.

 

Besmele

Adem aleyhisselama ilk gelen besmeledir. Müminler, besmele yardımı ile, sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası besmeledir. Peygamber Efendimiz, “Hoca çocuğa, besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının cehenneme girmemesi için senet yazdırır.” buyurdu.

Euzübesmele okumak = Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm

Besmele okumak = Bismillâhirrahmânirrahim
Hadis-i şerifte, “Kur’an-ı kerime saygı göstermek, Euzübesmele okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı Kerim’in anahtarı, besmeledir.” buyruldu. Sure okurken, Euzübesmele okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken euzübesmele okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken besmele okumak sünnettir.

Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzübesmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, “Kur’an-ı kerim okuyacağın zaman E’uzü… söyle” buyuruyor. (Nahl 98)

Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken besmele çekmek küfürdür.

İyi işlere besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:


“Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki]

“Eve girerken besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider.” [Tibyan]

“Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.” [Tergibussalat]

“Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.” [Deylemi]

“Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.”
 [İ. Rafii] 

“Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.”[Taberani]

“Besmele ile yenen yemek bereketli olur.” [İbni Mace]

“Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim”derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.” [Deylemi]

“Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.”
 [Tergibussalat]

“Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.” [T. Salat]

“Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır.”
 [Tergibussalat]

“Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.” [İbni Sünni]

“Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!”
 [Taberani]

“Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!”
 [İbni Sünni]

“Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!” [Ebu Davud,Tirmizi, Hâkim]

“Yemeğe başlayan kimse, Bismillahi desin. Bismillah demeyi unutursa, hatırlayınca “Bismillahi evvelehü ve âhirehü” desin.” [İbni Mace]

“Şeytandan korunmak için yemek yerken, istirahat ederken ve gece yatarken besmele çekin!) [Taberanî]

“Helaya girerken çekilen besmele, cinlerin gözüne perde olur, avret yerini göremezler.” [Tirmizî]

“Kapısını besmeleyle kapatan şeytandan korunur. Bir çubukla da olsa kapları besmeleyle örtün!” [İ. Hibban]

“Şeytan, besmele çekilmemiş yemeği kendine helâl görür.” [Müslim]

“Şeytandan korunmak için, eve girerken selam verin ve yemeği besmeleyle yiyin!” [Taberanî]

“Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.” [Tibyan]

“Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.” [Tirmizi]

İslam Ahlakı

İslam dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce sistemi göstermek mümkün değildir. Öyle ki Peygamber Efendimiz “İslam, güzel ahlaktır” buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlaka teşvik eden birçok güzel sözü vardır.

“Müminlerin imanca en kamil olanı, ahlakı en güzel olanıdır” “İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlaki en güzel olanlarınızdır” hadisleri bunlardan sadece ikisidir. Kur’an-ı Kerim’de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük, ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk, birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha, tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlaki hasletlere teşvik eden ve zulüm, haksızlık, riya, haset, gıybet, çirkin sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin, kötü zan, israf, bozgunculuk… gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok ayetin yer alması, Kur’an’da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir.

Peygamber Efendimizin güzel ahlaka teşvik eden ve kötü hasletlerden nehyeden hadisleri ise neredeyse bir kitap oluşturacak kadardır. O sadece bu sözleri söylemekle kalmamış, güzel ahlaki bizzat yasayarak insanlara örnek olmuş ve öğretmiştir.

Bu yüzden O’nun ahlaki, İslam ahlakının en güzel tatbikatını oluşturmaktadır. İste bu sebeple burada peygamberimiz Hz. Muhammed’in güzel ahlakından az da olsa söz etmek istiyoruz. Çünkü O gerçekten en güzel örnektir:

Peygamber Efendimiz güler yüzlü, nazik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi. Kati yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiçbir söz çıkmazdı. Başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse “içinizden bazı kimseler, söyle söyle yapıyorlar…” Şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlışı ve hataları düzeltirdi. Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz, kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah’a hürmetsizlik olmadıkça, sahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkan geçince öç almayı düşünmezdi.

Son derece iffet ve haya sahibiydi. Bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüstlükten ayrıldığı, saka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O’na henüz peygamberlik verilmeden önce “Muhammed’ül-Emin” denilmişti. Nitekim Peygamberliğini haber verdiği zaman, iman etmeyenler bile O’na “yalancı, yalan söylüyor” diyememiştir. En yakın akrabalarını safa tepesinde toplayıp onları İslam’a davet için, “Size su dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylesem, bana inanır mısınız?” dediği zaman: “Hepimiz inanırız. Çünkü sen yalan söylemezsin” diye cevap vermişlerdi. Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. “Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür. İyilik ve hayır da, kişiyi Cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddıklar zümresine yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız; Çünkü yalan insani kötülüğe sevk eder. Kötülük de kişiyi Cehenneme götürür. İnsan yalan söylemeye ve yalan aramaya devam ede ede, Allah katında nihayet yalancılardan yazılır” buyurmuştur.

Rasûlüllah (s.a.v.) insanların en cömerdi ve en kerimiydi. Eline gecen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.

Peygamberimiz son derece mütevazı ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu. Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün islerini kendi görür, ev islerinde hanımlarına yardim ederdi. Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemezdi. Fakir kimselerle düşüp kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin islerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmemezlik etmezdi. Yiyecek bir şey bulamayınca, aç yattığı da olurdu.

Bütün islerini tam bir düzen ve nizam içinde yapardı. Namaz ve ibadet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misafir ve ziyaretçilerini kabul edeceği hep belliydi. Vaktini boşa geçirmez, her anini faydalı bir isle değerlendirirdi. “İnsanların çoğu, iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: “Sıhhat ve boş vakit”, buyurmuştur.

İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ilk vahiyden sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:

“Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten aciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin…” diyerek O’nun peygamberliğini hemen kabul etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.

Çocukluğundan itibaren Medine’de 10 yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes: “Rasûlüllah (s.a.v)’e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin böyle yaptın, neden şunu yapmadın, diye beni azarlamadı” demiştir.

Peygamber Efendimizin bizzat yaşayarak, uygulayarak çizdiği bu ahlaki tablo, hiç şüphesiz İslam ahlaki hakkında bir fikir vermektedir.

*Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendisi için arzulamadığını başkaları için de arzulamamak,

*Olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak,

*Küçüklere sevgi büyüklere saygı,

*Affetmek, hoşgörülü davranmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak,

*Öfkeye hakim olmak,

*Sözünde durmak, ahde vefa göstermek,

*Doğruluk ve dürüstlükten zerrece taviz vermemek,

*Güvenilir olmak,

*Kibirden gururdan sakınmak mütevazi olmak,

*Cimrilikten, tamahtan uzak durmak,cömert olmak,

*Her hususta sabırlı olmak,

*Asla adaletten ayrılmamak,

*Maddi ve manevi temizliğe riayet etmek,

*Allah’ın kendisine verdiği sağlığına ve sıhhatine çok dikkat etmek,

*Boş vakitlerini hayırlı işlerde değerlendirmek.