Hz. Muhammed’in İhsanı

Bütün peygamberler gibi Hz. Muhammed (s.a.v.) muhsin bir insan idi. “İhsan” kavramının üç anlamı vardır:

a) Bir şeyi iyi ve güzel yapmak,
b) İyi, doğru, güzel ve yararlı fiiller işlemek,
c) İyilik etmek, ikramda ve ihsanda bulunmak ve iyi davranmak.

Peygamberimiz (s.a.v.) “ihsanı”

; َ َ اك نَُّه يَر ِ فا َ اه ُ َ تر ت ُك ْن َ ْن َ Uَ ْ ِ فا َ اه ُ َ تر َنَّ َك َ اO َ كا َُد َ ْب تع ا ْن َ َ ا ْلاِ ْح َس ُ ان َ

“İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O, seni görüyordur” şeklinde tarif etmiştir.

İhsanı üç kısımda ele alabiliriz:

a) Allah’a karşı ihsan. Bu üç şekilde gerçekleşir: 

l) İman etmek.

2) Allah’ın emirlerine uymak (şükür, itaat ve salih amel)

3) Yasaklarından kaçınmak.

b) İnsanlara karşı ihsan. Bu da üç şekilde gerçekleşir.

1) Ana-babaya karşı ihsan: Onlara öf bile dememek, onları azarlamamak, onlara güzel söz söylemek, onlara karşı merhametli ve mütevazi olmak, onlara dua etmek.

2) Eşlerin birbirlerine karşı ihsanı: Haklara riâyet etmek, hainlik etmemek ve karşılıklı saygı ve sevgi göstermek.

3) Diğer insanlara karşı ihsan: İnsanlara maddi manevi menfaat sağlamak, onların haklarına riayet etmek, ihtiyaçlarını gidermek, öğüt vermek, iyiliğe ve hayra teşvik etmek, onları kötülük ve haramlardan men etmek, onlara doğru yolu göstermek, güzel söz söylemek, güler yüzlü davranmak, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak, ırzlarına, mallarına ve canlarına tecavüzde bulunmamak.

c) İnsanın nefsine karşı ihsanı. Bu da üç şekilde gerçekleşir:

1) Şartlarına uygun iman etmek,

2) Salih ameller işlemek,

3) Haram ve yasaklardan kaçınmak, kendisine dünya ve ahirette zarar veren davranışları terk etmek.

Bir insanın “muhsin” vasfını kazanabilmesi için; Mü’-min, Müslüman, müstakim, muttaki, sabırlı, ihlaslı ve salih bir insan olması, salih ameller, hayır ve hasenat işlemesi gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.), bütün bu hasletlere sahipti. Onu örnek almak isteyen kimsenin de muhsin vasfını kazanması şarttır.

 

Manevi Mucize Kur’an

Kur’an her çağdaki akıl sahibi insana hitap eden, akıllara durgunluk verecek
derecede büyük ve ebedî bir mûcizedir. Diğer peygamberlerin mûcizeleri
dönemleri geçince bittiği, onları yalnız o dönemde yaşayanlar gözlediği halde,
Kur’an mucizesi kıyamete kadar sürecek bir mucizedir.

Hz. Peygamber bir hadislerinde “Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları bir mûcize verilmiş olmasın. Bana mucize olarak verilen ise, ancak Allah’ın bana vahyettiğidir” buyurmuştur (Buhârî, “İ‘tisâm”, 1).

Kur’ân-ı Kerîm, hem söz hem de anlam yönünden mucizedir. O, Arap edebiyatının zirvede olduğu bir dönemde inmiş, Araplara kendisinin bir benzerini getirmeleri için meydan okumuş, üslubu, şaşırtıcı nazmı (ifadesi, lafzı), fesahat ve belagatıyla onları aciz bırakmıştır. Ümmi olan Peygamber’in, Allah’tan aldığı vahiy ile insanlara bildirdiği Kur’an, en yüksek gerçekleri kapsamaktadır. Bilim ve tekniğin sonradan ulaştığı gerçekleri Kur’an asırlarca önceden haber vermiş, hiçbir buluş ve bilimsel gelişme, onun içeriği ile ters düşmemiştir.

Hz. Muhammed’in Adaleti

Peygamberimizin hayatında insan davranışları açısından en önemli ilkelerden biriside adalettir. Peygamberimiz (s.a.v.) her işinde adil bir insan idi. Bu Ona Allah’ın bir emri idi.

“Adalet”; ifrat ve tefrit arasında orta yolu takip etmek, dinen haram kılınan şeylerden kaçınıp hak yol üzere dosdoğru olmak, büyük günahlardan sakınmak, küçük günahlarda ısrar etmemek, insana dünya ve ahirette zarar veren söz, fiil ve davranışları terk etmek, kötü olanı ve kötülük yapanı cezalandırmak, iyi olanı ve iyilik yapanı ödüllendirmek, tevhit üzere olmak ve zulmü terk etmektir.

“Adalet” genel olarak üç kısma ayrılır:

  1. Kişi ile Allah arasında olan adalet. Bu; insanın Allah’ın haklarına riâyet etmesi, iman edip ibadet etmesi, haram ve yasaklardan kaçınıp emirlerini yerine getirmesidir.
  2. Kişi ile nefsi arasında olan adalet. Bu; insanın; nefsini, onu helâk edecek şeylerden men etmesi, arzularına uymaması, nefsinin haklarına riâyet etmesidir.
  3. Kişi ile diğer insanlar arasında olan adalet. Bu; kişinin, insanların haklarına saygı göstermesi, hainlik etmemesi, her hususta insaflı olması, zulmü ve kötülüğü terk etmesidir.

Bunun için;

1) Sözde adil olunmalıdır. Sözde adalet doğru sözlü olmak, hakkı ve doğruyu konuşmaktır. Yüce Allah,

َى … ْ ب ا قر ُ ْ َ ك َ ان َ ذ لُ َ وا ولَو ِ ف ْاعد َ ْ ُم ا قْلت َذ ُ ِ َ … وا

“…Yakınlarınız dahi olsa konuştuğunuz zaman adil olun…” (En’âm 6/152)

ِ ًيدا سد َ ً ْلا وُقولُ َ وا قو ُ َّ وا اتُق َ وا اOَ َن ِ َ ين I ام َا الَّذ يَ` َ ا اُّP

“Ey mü’minler, Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb 33/70)

Peygamberimiz (s.a.v.)

, َ ْس ُك ْت ي ِ ا ا ْول َُقْل َ خًْfَ فالْي ِ ِر َ ْمِ ْ الاIخ َو والْي اOَ ُن بِ ِ ِ َ ْن َ ك َ ان يُ ْؤم م

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun ya da sussun”

 صَدَقdة ََة َ ّب ِ الطي َِلَمُة َّ الْك َ

“Güzel söz sadakadır” buyurmuştur .

2) Şahitlik adil olunmalıdır. Bu, dosdoğru şahitlik yapmaktır. Yüce Allah

, ْ ِ ُكم ُْفس ان ْ َ ع Iَ\ ولَو َ O ِ ِ َ اء ِ ْص ِط ُ Mَهَد` َّامِ َ6 بِالْق ُ َ وا قو ُ ُ وا كن َن ِ َ ين I ام َا الَّذ يَ` َ ا اُّP ًfا … ِ فق ًّ َ ا ا ْو َ ي ِ ْن يَ ُك ْن َ غن ِ ِ َ6 ا َ ب و ْالاَ ْقر ْ ِن َ َدي ِ َال ِالْو او َ

“Ey mü’minler! Adaleti titizlikle ayakta tutun. Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun…” buyurmuştur. (Nisâ 4/135)

3) Yargıda adil olunmalıdır. Bu, haklıya hakkını, haksıza cezasını vermek, emanetleri ehline tevdi etmektir. Yüce Allah,

 ا ْن َ ْ بَ ْ6 َالنَّ ِ اس ُم ا ح َك ْمت َذ َ ِ ا وا َه َ ِ ا ْهل َ ` َانَ ِ ات اِI ت َؤُّد ْ وا الاَم ا ْن ُ َ ْ ُ ُرُكم ْم اO يَأ َّن َ ِ ا … ِ ل َ ْد ْ ُكُموا بِالْع َت

“Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletli hüküm verin…” buyurmuştur. (Nisâ 4/58)

4) Aile hayatında adaletli olunmalıdır. Bu; eşlerin birbirlerine, ana-babaların çocuklarına, çocukların da ana-babalarına karşı saygılı olmaları ve haklarına riâyet etmeleridir.

5) Ölçü ve tartıda adil olunmalıdır. Bu; ticaret kurallarına riayet etmek, insanlara haksızlık yapmamak, onları kandırmamak, eksik ve yanlış tartmamaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)

, َّا ن ِ م ْ َس َ َ ا فَلي َ ْن َ غ َّشن م

“Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur.

6) İş ve davranışlarda adil olunmalıdır. Bu; her işi yerli yerinde ve en iyi bir şeklide yapmak, görevleri ehline tevdi etmektir. Peygamberimiz (s.a.v.)

, ِ الس َاعة ِ ِر َّ َظ َه َ ا فانْت ِ ا ْهل َ ِ َ َ غْf ِ ُ ا ْر ا وِّسَد ْ الاَم َذ ُ ِ ا

“İşleri ehli olmayana verildiği zaman kıyamet saatini gözleyin”,

 ِ ِه َ ْفس ن ِ ِ يهِ مَ ُ ا |ِ ُّب ل َخ ِ لا َّ ُى |ِ َّب حت َ ْ ا َحُد ُكم ُنَ ِ ُ ْؤم َي لا

“Sizden biriniz kendisi için isteyip arzu ettiği şeyi (mü’- min) kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek manada) iman etmiş olamaz”167 buyurmuştur.

Adalet her işin başıdır. Bu sebeple olmalı ki Yüce Allah,

 و ْالاِ ْح َسانِ … َ ِ ل َ ْد ْ بِالْع ُُكم ُر ْم اO يَأ َّن َ ِ ا

“Gerçekten Allah, adaleti , ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl 16/90)

 ا ْن َ ْ بَ ْ6 َالنَّ ِ اس ُم ا ح َك ْمت َذ َ ِ ا وا َه َ ِ ا ْهل َ ` َانَ ِ ات اَِ ت َؤُّد ْ وا الاَم ا ْن ُ َ ْ ُُكم ُر ْم اO يَأ َّن َ ِ ا … ِ ل َ ْد ْ ُكُموا بِالْع َتح

“Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle emreder…” buyurmuştur. (Nisâ 4/58)

Peygamberimiz (s.a.v.) hayatı boyunca her söz, fiil ve davranışında adil olmuştur. Onu kendisine örnek edinmek isteyen kimse de adil olmak zorundadır.

Hz. Muhammed’in İnancı

Peygamberimiz (s.a.v.) kamil, hakiki ve muvahhit bir mü’min/Müslüman idi. Son din İslamın ilk iman edeni idi. Kur’an’da, onunla ilgili olarak,

 6َ ِ ِم ْسل ُ اَّوَل ْ الم َ ا ُك َون َ ْنَ ِ لا ْ ُت ِر ام َوُ

“Bana Müslümanların ilki olmam emrolundu” denilmiştir. (Zümer 39/12)

Kur’an’da “hakîki mü’min” kavramı geçmektedir:

 َ ُاتُه ْ I اي ِ م ْه عَلي َ ْت َ ي ِ ا تل َذ ُ ِ وا َ ْ قُل ُُوcم و ِجَل ْت ُ اOَ ُ َ ِر َذ ُ ا ذك ِ ِ َ ين ا ُ َون الَّذ ن ِ نَّ َp ْ المُ ْؤم ِ ا ِ َّ ـp وم ِ ُيم َون َّ الصIل َوة َ ِ َ ين يُق * الَّذ َ ََّكُل َون َو ْ يَت ِ م ّه ِ رَب ا وَعَ\ َ ً ْ اِ َيpن ُم ادْl َز َ ْ ِ م ّه ِ رَب َْد d ات عِ ن َ َج در َ ْ حًّق َُ ا Rم َ ُ َون ن ِ ُ ْ المُ ْؤم ِ َك ُ هم * اولIئ ُ ُق َون ِ ْف ْ يُن َ ُاهم َ َز ْقن ر d يم dق َ ك ِر ِ ْز ور ة َ dَ ِر َ ْغف َو

“Mü’minler ancak Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman (o âyetler), imanlarını artıran ve yalnız Rab’lerine güvenen kimselerdir. Onlar, namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar hakiki müminlerdir…” (Enfal 8/2-4)

Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberlik öncesinde de asla putlara tapmamıştır. Peygamber olarak görevlendirildikten sonra insanları tevhide, gerçek imana davet etmiştir. Peygamberin davet ettiği ve Kur’an’da Allah’ın gerçek mü’min olarak nitelediği manada imana sahip olabilmek için; kesin bir şekilde iman edilmesi, imanda asla şüphe olmaması, Kur’an’ın ve Peygamberin haber verdiği şeylerin bütününe, azapla karşılaşılmadan, yeis haline düşülmeden önce iman edilmesi, imana şirk karıştırılmaması, iman esaslarının kalp ile tasdik edilmesi, ayetlerden yüz çevrilmemesi ve Allah ve Resulünün hükümlerine razı olunması, ayetlerin ve dini hükümlerin alay konusu edilmemesi (Kehf, 18/106) gerekir.

Peygamber

Dini; insanlara tebliğ eden,sözlü ve uygulamalı olarak açıklayan peygamberdir. Kur’an’da “resul” ve “nebi” kelimeleri ile ifade edilen “peygamber”, Farsça bir kelime olup “haber getiren” demektir. Kur’an’da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bazen “nebi” bazen de “resûl” kelimesiyle hitap edilmiştir.Peygamberimiz (s.a.v.) hem nebî hem resuldür.

Peygamberlik çalışmakla elde edilecek bir görev değildir.

 ه … َُ ت َ َسال ِ ل ر ُ َ [ع ْ َ ث ُ ْ حي َ ُ لم َ ع ْ ا َ … ا ُOَ

“… Allah, elçiliği kime vereceğini en iyi bilir…” Peygamberlerin ilki, Adem (a.s.) sonuncusu da Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.

Peygamberlerin bir kısmının ismi, Kur’an’da zikredilmiş (25 veya 28), bir kısmının ise zikredilmemiştir. Yüce Allah, bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

 ص ْ ص ُ ق ْ َ ن ْU َ ن ْ َ م ْ هم ُْ ن ِ وم ك َ َ ْ لي َ َولََقْد َ ارَْسْلنَا رُ ُس ًلا مِ ْن َ قبْلِ َك مِنُْهمْ مَ ْن َ ق َص ْصنَ َ ا ع ك … َ ْ لي َ ع

“(Ey peygamberim!) Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var…” (Mü’min 40/78)

Ebu Zer’il-Ğıfârî;

– Ya Resulallah! Nebilerin evveli hangisidir, diye sormuş Peygamberimiz (s.a.v.) de; Adem’dir demiştir.

– O nebi mi idi diye sormuş, evet nebi idi cevabını vermiştir.

– Ya Rasulallah! Nebilerin sayısı kaçtır, diye sormuş, 124.000 dir diye cevap vermiştir.

– Ya Rasulallah! Onlardan kaçı resuldür demiş, 315’i (veya 313’ü) cevabını vermiştir.

Peygamberlerin hepsi aynı derecede değildir. Şu ayet bu gerçeği ifade etmektedir:

 ْ هم ُ ض َ ْ ع َ ع ب فَ َ َ ور تِْل َك الرُّ ُسُل َ ف َّضْلنَا بَعْ َضُهمْ َ عَ\ بَعْ ٍض مِنُْهمْ مَ ْن َ كَّلمَ ُ اOَ ات … ج ٍ َ َ در َ

“O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir…” (Bakara 2/253)

Peygamberlerin bir kısmı azim sahibi büyük peygamberlerdir. Bunlar; Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (s.a.v.)’dir.24 Bu peygamberler aynı zamanda peygamberlerin seyyidleridir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise bu beşinin seyyididir. Kıyamet gününde de insanların seyyidi olacaktır. Öncekilerin ve sonrakilerin en değerli insanı Hz. Muhammed (s.a.v.)dir.

Amerikalı Yahudi asıllı Jules Masserman, Time Dergisi’nde  “Liderler Nerede” başlıklı yazısında bir çok tarihi şahsiyeti tahlil ettikten sonra,”bütün zamanların en büyük lideri Muhammed’dir” demiştir. Yine Amerikalı yazar Michael H. Hart, dünyada etkili olmuş 100 kişiyi tanıtan bir eser yazmış, ilk sırayı Peygamberimize vermiştir.

Fransız tarihçisi La Martin, Hz. Muhammed (s.a.v.) için, “Ondan daha büyük insan var mıdır?” diye sormuş ve “ondan daha büyük insan yoktur, Muhammed gerçekten en büyüktür” demiştir.

Kıyamet gününde “Hamd Sancağı” Hz. Muhammed (s.a.v.)’e verilecek, bütün peygamberler onun bu sancağı altında toplanacaklardır.

Kıyamet gününde Muhammed ümmeti, insanlara, Muhammed (s.a.v.) da Müslümanlara ve diğer ümmetlerin şahitlerine şahitlik edecektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) diğer peygamberlerden farklı olarak bütün insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.); İbrahim (a.s.)’in duası,34 ve İsa (a.s.)’ın müjdesidir. (Saf 61/6)

 َ َالمِ َ6 ْلع ِ ًَة ل َّ رَ ْz َ َ اك اِلا َْسْلن َ َ ا ار َوم

“Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.” (Enbiyâ 21/107)

Bizlere Allah’ın bir lütfu ve nimetidir:

 …ْ ِ م ِه ُْفس ان ْنَ ِ ْ رَُسولاً م َ َث فِيهِ م ْذ بَع ِ ِ َ6 ا ن ِ اO َ عَ\ ْ المُ ْؤم مَ َّن ُ لََقْد

“Andolsun Allah mü’minlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük lütufta bulunmuştur…” (Âl-i İmrân 3/164)

ه ْذن ِ ا ِ اO ب ِ َ ِ ًا ا ا * وَداعِ ي َ ً ِ ير ِذ ا ون َ ً ّ ر ِ َش ُب ا وم ًد َ ِ َ َ اك َ اه َْسْلن ار نَّا`َ ِ ُّ ا ِى َا النَّب َ َااُّP ي ًfا ِ اجا مُن ً َ ‘ِ َو

“Ey peygamber! biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı, davetçi, aydınlatıcı ve ışık veren bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45-46)

Müminlerin şefaatçisidir.

d ِ يم رَح dف رَ ُؤ 6َ ِ ن ِ … بِ ْالمُ ْؤم

“… Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Uyulacak, arkasından gidilecek en güzel örnektir.

. َ ْم َو والْي ْ ُج َ وا اOَ َ ْن َ ك َ ان يَر ِ لم َdة ح َسن ة َ dَ ا ْسو اOُ ْ ِ  رَُسولِ ِ لََقْد َ ك َ ان لَ ُكم ًfا ِ اO َ كث َ َ وَذ َكر َ َ ِ ر ْالاَخ

“Andolsun ki Resulullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21) ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Âyette geçen “üsve-i hasene”; uyulacak, arkasından gidilecek en güzel örnek, nümune-i imtisal demektir. Peygamberimiz (s.a.v.), kimler için ve hangi konularda örnektir?

Âyette, “sizin için” denilmektedir. Bundan maksat, Müslümanlardır. Âyette, Hz. Peygamberi örnek alacakların üç niteliği zikredilmiştir:

  1. Allah’ın sevabını ümit edenler,
  2. Ahireti arzu edenler,
  3. Allah’ı çok zikredenler.

Allah’ın sevabını ümit etmeyen, ahiret gününe imanı olmayan ve Allah’ı zikretmek hatırına bile gelmeyen kimseler, Resulüllah’ı kendilerine örnek ve rehber edinmezler. Peygamberimiz (s.a.v.); iman, ibadet ve ahlakta, zorluklara tahammülde, azim ve iradede, söz, fiil ve davranışlarda âyette vasıfları zikredilenler için bir nümune-i imtisaldir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in din ile ilgili görevi sadece ilâhî vahyi insanlara tebliğ etmekten ibaret değildir. Eğer Peygamberin görevi sadece dini tebliğ olsaydı, o insanlara örnek gösterilmezdi. Peygamberimiz (s.a.v.) hem dini insanlara tebliğ etmiş hem din kurallarını sözlü ve uygulamalı olarak açıklamıştır. Kur’an’da yer almayan konularda hükümler, kurallar ortaya koymuştur.