Allah’ın Sıfatları

Allah’ın (c.c) sıfatlarını tüm Müslümanların mutlak bilmesi gerekir. Tüm müslümanların Allah’ın kusursuz sıfatlar taşıdığına inanması da farzdır. Allah’ın on dört tane sıfatı bulunmaktadır. Bunlar ikiye  ayrılarak açıklanmaktadır. Allah’ın Zati sıfatları altı adet, Subuti sıfatları ise sekiz adettir.

Zati sıfatları, Allah’ın zatına mahsus olan sıfatlardır. Bu sıfatların hiçbir mahluk ile bağlantısı yoktur.

Sübuti sıfatları ise, mahluklarla bağlantılı olan sıfatlardır. Bunlardan, yaratmak sıfatı hariç, diğerlerinden kullarına da sınırlı olarak ihsan etmiştir. Bu sıfatlarında da, hiç değişiklik olmaz. Bunlar da, zati sıfatlar gibi ezelidirler. Onun diri olması, bilmesi, işitmesi, görmesi, kudreti, dilemesi ve söylemesi kullarınkine hiç benzemez, bunların sadece isimleri benzer. Onun zatını ve sıfatlarının hakikatini anlamak mümkün değildir.

Hiç bir mahluk, asla yaratıcısını anlayamaz, kavrayamaz.

Peygamber efendimiz:

Allahü Teâlâ’nın yarattıklarını düşününüz, O’nun zatını düşünmeyiniz. Çünkü siz O’nun kadrini takdir edemez, O’nu anlamaya güç yetiremezsiniz buyurmuştur.

Bir başka hadis-i şerifte de buyruldu ki:

Allahü Teâlâ, hatıra gelen her şeyden uzaktır.”

Allah’ın Zati Sıfatları

1-Vücûd: Allah vardır. Vacib-ül vücûddür. Yani varlığı lazımdır. Diğer varlıklar gibi kendisini var edecek bir başkasına ihtiyacı yoktur. Onun yok olduğu hiçbir an düşünülemez. Allah’ın varlığının ezeli olduğunu anlatan sıfatıdır.

2- Kıdem: Allah’ın varlığının evveli, başlangıcının olmadığını anlatan sıfatıdır.

3-Beka: Allah’ın varlığının sonsuz olmasını açıklayan sıfatıdır.

4-Vahdaniyyet: Allah’ın tek olduğunu, eşsiz ve benzersiz olduğunu açıklayan sıfatıdır.

5- Muhalefetün-lilhavadis: Allah’ın zatında ve sıfatlarında hiçbir mahlukun zat ve sıfatlarına benzemediğini açıklayan sıfatıdır.

6- Kıyâm bi-nefsihi: Allah mekana muhtaç değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiyaçtan münezzehtir. Bu kainatı yokluktan varlığa getirmeden önce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep öyle olduğunu açıklayan sıfatıdır.

Allah’ın Subuti Sıfatları

1-Hayat: Allah’ın yaşadığını anlatan sıfattır. Ancak O’nun hayatı yaratılmışlarınkine benzemez ve sonsuz ve sınırsızdır.

2- İlm: Allah’ın her şeyi bildiğini anlatan sıfatıdır. Bilmesi mahlukatın bilmesi ile aynı manayı taşımaz. Karanlık gecede, karıncanın, kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve bilir. İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini, niyetlerini bilir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.

3-Sem’: Allah’ın her şeyi duyması manasındaki sıfattır ve O’nun duyması yaratılmışların duyması gibi değildir. Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.

4- Basar: Allah görür. Aletsiz ve şartsız görür. Göz ile görmek değildir. Allah’ın görmek için herhangi bir uzva ihtiyaç duymamasını anlatan sıfatıdır.

5- İrade: Allah dilediğini yaratır. Her şey O’nun dilemesi ile var olur. İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur. Allah’ın isteği ile her şeyin emele gelebileceğini anlatan sıfatıdır.

6- Kudret: Allah, her şeye gücü yeticidir. Hiçbir şey Ona güç gelmez. O’na kimsenin galip gelemeyeceğini anlatan sıfatıdır.

7- Kelam: Allah, söyleyicidir. Söylemesi alet, harfler, sesler ve dil ile değildir. Allah’ın hiçbir kelimeye, cihaza ve uzva gereksinim duymadığını anlatan sıfatıdır.

8-Tekvin: Evrendeki her şeyin şüphesiz yaratıcısı Allah’tır ve O’ndan başka yaratıcı yoktur. Allah’tan başkası için yaratıcı dememelidir.

Allah’ın Sıfatlarını Açıklayan Ayetler

“O, her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı apaçıktır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.” (Hadid Suresi 3. ayet.)

“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir, gelip geçici, yok olucudur. Ancak Yüce ve Cömert olan Rabb’ımızın varlığı bâkîdir, ebedidir, son bulmaz.” (Rahman Suresi: 26-27. ayetler.)

“Ey Muhammed de ki: Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.” (İhlas Suresi)

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şura Suresi: 11. ayet.)

“Ölümsüz, diri olan Allah’a güven, Onu özenerek tesbih et.” (Furkan Suresi, 58. ayet.)

“İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Al-i Imran Suresi, 23. ayet.)

“Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece OL demektir ve o hemen oluverir.” (Nahl Suresi, 40. ayet.)

Hiç kimse ve hiçbir şey Allah’ın sıfatlarına ortak ve benzer olamaz.

 

Ettehiyyatü Duası’nın Hikayesi

Ettehiyyatü duası, miraç gecesi semaya yükseldikten sonra Cebrail A.S’ın bizzat şahit olduğu, Hz. Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Sallahu Aleyhi Vesselem’in, Allah’u Teala ile aralarında perdeler kalkarak gerçekleşen dilek ve temenni sözlerinin dile getirilmiş halidir.

Allah’u Teala, kainatı onun yüzü suyu hürmetine yarattım dediği Allah Resulü, gök sema ehlinde, onu selam vererek karşılamıştır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah’u Teala’nın huzuruna varınca Cenab-ı Hakk’a hürmetlerini arz etmek niyetiyle

– “Ettehıyyatü lillahi vessalavatü vettayyibatü” demiş,

Allah’u Teala O’nu karşılayıp selamlayarak

-“Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh” demiş,

Tekrar Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) konuşarak

– “Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin”

cümlesiyle Allah’ın selamına mukabelede bulunmuş ve Allah ile Peygamber Efendimiz’in bu güzel konuşmalarına şahit olan Cebrail ‘de bu manzaraya

“Eşhedü enlailahe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh” diyerek eşlik etmiştir ve böylece Ettehıyyatü duası ortaya çıkmıştır.

Hz. Peygamber Efendimiz şu şekilde buyurmuşlardır:

Bunu söylediğiniz zaman Allah’ın rahmeti ve bereketi gökte ve yerde bulunan her salih kula erişir.”

Ettehiyyatü duası kelime- i şehadet ile sona ermiştir.

Hz. Muhammed Efendimiz yeniden söz alıp şu sözlerle hitap etmiştir:

“Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulu olduğuna şehadet ederim.”

Yani burada anlaşılacağı üzere Ettehiyyatü duası Allah’ın, Peygamberimizin ve Cebrail’in ortak sözüdür. Bir başka ifadeyle Allah’ın en büyük peygamberin ve en büyük meleğin sözlerinden oluşmaktadır.

Tahiyyat yani ettehiyyatü duası iki şehadet cümlesi içinde barındırdığı için adına “teşehhüd” denilmiştir.

Tahiyyat ise Tahiyye kelimesinin çoğuludur. Tahiyye ise selam, beka, azamet, afet ve noksanlardan uzak olmak, mülk, her çeşit tazim, büyüklenmek demektir.

Ettehiyatü Duası Arapça

للهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّـبَاتُ، اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَىعِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ. أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

Ettehiyyatü Duası Okunuşu ve Anlamı

Ettehiyyatu lillahi vessalevatu vettayibat
“Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a dır.”

Esselamu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakatuhu
“Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”

Esselamu aleyna ve ala ibadillahis-Salihîn.
“Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun.”

Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasuluh.
“Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir.”

Ettehiyyatü Dua’sı Nerede Okunur?

Ettehiyatü duası bütün namazların ilk ve son oturuşlarında okunur.

İslamiyet Allah’ın selamını temsil eden dindir. Bu dini yaşayanlar salihlerdir.

Cenab-ı Hak, İslamiyet ve İslamiyet’i yaşayan salihler hürmetine dünyamıza barış ve esenlik lütfetsin. Üzerimize hidayetini arttırsın ve bizi de salihlerden eylesin.

Amin.

 

 

 

Dinimizde Niyet ve Amel

Niyet, kastetmek, karar vermek, kalbin bir şeye yönelmesi, ne yaptığını bilerek yapmak anlamına gelir. Kişinin kalpteki tercihidir. Niyet her şeyin özü ve başıdır; amellerin ruhudur.

Niyet ile iman birbirini doğuran, birbirini doğrulayan, birbirini gerekli kılan, birbirini tamamlayan iki temeldir. İman ve itikat, halis ve makbul niyetin tarlasıdır. İyi bir niyet de doğru imanın ve itikadın meyvesidir.

Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

“Kıyamet günü Allah’ın huzuruna öyle bir kul getirilir ki, adamın sıradağlar gibi iyi amelleri vardır. Fakat bu arada: “Falancada hakkı olan gelip alsın.” diye bir ses duyulur. Bu ses üzerine birçokları gelip adamın iyi amellerinden hakları kadarını alıp götürürler. Sonunda iyi amelleri tükenip te adam şaşkın gibi ortada kalınca, Allah kendisine şöyle buyurur: “Benim katımda sana ait öyle bir hazine var ki, ondan ne senin ne meleklerin ne de kullarımın haberi yoktur.” buyurur. Adam: “Ya Rabbi, nedir o hazine?” diye sorunca, Allah ona şöyle buyurur: “Bu hazine, senin niyet edip de yapamadığın iyiliklerdir. Onların her birisi için defterine yetmiş kat sevap yazdım.”

Anlatıldığına göre İsrail oğullarından bir abit, bir gün bir kum yığınının yanından geçerken o kumun un olmasını ve onunla o yıl büyük bir kıtlık içinde bunalan yöre halkının karnını doyurabilmeyi özledi. Bunun üzerine Allah, o zamanın peygamberine vahyederek şöyle buyurdu: “O kuluma, görmüş olduğu kum yığını kadar unu olmuş ta hepsini halka dağıtmış gibi sevap yazdığımı bildir.

Yine anlatıldığına göre kıyamet günü bir kul Allah’ın huzuruna getirilince sağ eline verilen amel defterinde hac, umre, zekat, sadaka gibi birçok ameller görür ve içinden: “Bunların hiç birini ben işlemedim, herhalde bu benim amel defterim değil.” der. Bunun üzerine Allah kendisine şöyle buyurur: “Oku, o senin amel defterindir. Sebebine gelince, sen ömrün boyunca: “Keşke param olsaydı da hacca gitseydim. Keşke param olsaydı da zekât ve sadaka verebilseydim, Allah yolunda savaşabilseydim.” der dururdun. Ben de niyetinde samimi olduğunu bildiğim için yapmayı özlediğin o amellerin tümünün sevabını sana yazdım.”

O halde Hadis-i Şerif ile buyrulduğu üzere Ameller, niyetlere göredir.”

Amellerin sahih olması niyetlerin salih olmasıyla mümkündür. Amellerin sevabı ancak sahih ve salih bir niyet ile mümkündür. Niyet, kalbin amelidir. Bu sebeple dilin bunda bir yükümlülüğü yoktur.

Peygamberimizin (s), aşağıdaki hadis-i şerifte ifade buyurduğu üzere, Allah (c.c), insanları, soy soplarına ve şekillerine göre değil, halis niyetlerin merkezi olan kalplerine göre değerlendirir.

“Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” 
Allah (c.c); insanların inanç, karar ve eylemlerinden bizzat kalbi sorumlu tutar. Buna karşılık, dil bir şeye niyet etmiş iken kalp bu düşünceye katılmazsa, niyet makbul olmaz. Şüphe yok ki Allah, insanların gözlerden uzakta gizlice yaptığı şeyleri de kalplerinden geçen duygu ve düşünceleri de bilir. Her hain bakıştan ve gönülden geçen her duygudan  haberdardır. Bu sebeple Allah insanın samimi niyetine değer verir.

“Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (16/Nahl 97)


Ayetten de anladığımız üzere, Allah salih amel işleyenlere bu dünyada güzel bir hayat ve ahirette ise mükafatlar vadediyor. Bu yüzden, salih amel işlemek, insanları Allah’a yakınlaştıracak ve aynı zamanda onlar için hayatlarını daha güzel hale getirecektir.

 

Fetih Suresi ve Fazileti

Dua etmek

İslamın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’in kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Kur’an okumanın faziletleri Kur’an’ın her suresi ve ayeti için geçerlidir. Bu faziletler doğrudan bizleri Kur’an okumaya teşvik ederler. Bu nedenle Fetih suresinin de fazileti ve sırları bütün insan sınıflarına, bütün memleketlerde ve bütün devirlerde insan hayatının bütününe, maddi ve manevi bir hidayet rehberidir. Kerim’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkandır.

Fetih suresi Kur’an-ı Kerim’in kırk sekizinci suresidir.  Hicretin altıncı yılında Hudeybiye andlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında nazil oldu. Yirmi dokuz ayet-i kerimedir. İslamiyet’in yakında elde edeceği fethi, başarı ve zaferi müjdelediğinden Suret-ül-Fetih denilmiştir. Surede; Peygamber Efendimiz ve müminler için verilen ve verilecek olan nimetler, münafıkların ve müşriklerin uğrayacağı azap hatırlatılmakta ve cihaddan geri kalanlar ve daha başka konular anlatılmaktadır.

Fetih suresiyle ilgili Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

ghadeer-671612-unsplashBu gece bana bir sure indirildi. O benim için, güneşin, üzerine doğduğu her şeyden daha se­vimlidir.” Sonra Resulullah Fetih suresini okudu.

Bir diğer Hadis-i Şerifte ise bu faziletli sureden Fetih suresini okuyan kimseye hudeybiye ağacının aItında Hz. Muhammed (Sav)’e biat eden kimse gibi sevap vardır. şeklinde bahsedilmiştir.

FETİH SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU

1 – İnna fetahna leke fetham mübına

2 – Li yağfira lekellahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yütimme nı’metehu aleyke ve yehdiyeke sıratam müstekıyma

3 – Ve yensurakellahü nasran azıza

4 – Hüvellezı enzeles sekınete fı kulubil mü’minıne li yezdadu imanem mea ımanihim ve lillahi cünudüs semavati vel ard ve kanellahü alımen hakıma

5 – Li yüdhılel mü’minıne vel mü’minati cennatin tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha ve yükeffira anhüm seyyiatihim ve kane zalike ındellahi fevzen azıyma

6 – Ve yüazzibel münafikıyne vel münafikati vel müşrikıne vel müşrikatiz zannıne billahi zannez sev’ aleyhim dairatüs sev’ ve ğadıbellahü aleyhim ve leanehüm ve eadde lehüm cehennem ve saet masıyra

7 – Ve lillahi cünudüs semavati vel ard ve kanellahü azızen hakıma

8 – İnna erselnake şahidev ve mübeşşirav ve nezıra

9 – Li tü’minu billahi ve rasulihi ve tüazziruhu ve tuvekkiruh ve tusebbihuhu bükreten ve ezıyla

10 – İnnellezıne yübayiuneke innema yübayiunellah yedüllahi fevka eydıhim fe men nekese fe innema yenküsü ala nefsih ve men evfa bi ma ahede aleyhüllahe fe se yü’tıhi ecran azıyma

11 – Se yekulü lekel mühallefune minel a’rabi şeğaletna emvalüna ve ehluna festağfir lena yekulune bi elsinetihim ma leyse fi kulubihim Kul fe mey yemlikü leküm minellahi şey’en in erade biküm darran ev erade biküm nefa bel kanellahü bima ta’melune habıra

12 – Bel zanentüm el ley yenkaliber rasulü vel mü’minune ila ehlıhim ebedev ve züyyine zalike fı kulubiküm ve zanentüm zannes sev’ ve küntüm kavmen bura

13 – Ve mel lem yü mim billahi ve rasulihı fe inna a’tedna lil kafirıne seıyra

14 – Ve lillahi mülküs semavati vel ard yağfiru li mey yeşaü ve yüazzibü mey yeşa’ ve kanellahü ğafurar rahıyma

15 – Se yekulül mühallefune izen talaktüm ila meğanime li te’huzuha zeruna nettebı’küm yürıdune ey yübeddilu kelamellah kul len tettebiuna kezaliküm kalellahü min kabl fe se yekulune bel tahsüdunena bel kanu la yefkahune illa kalıla

16 – Kul lil muhallefıne minel a’rabi se tüd’avne ila kavmin ülı be’sin şedıdin tükatilunehüm ev yüslimun fe in tütıy’u yü’tikümüllahü ecran hasena ve in tetevellev kema tevelleytüm min kablü yüazzibküm azaben elıma

17 – Leyse alel a’ma haracüv ve la alel a’raci haracüv ve la alel meriydı harac ve mey yütıılahe ve rasulehu yüdhılhü cennatin tecrı min tahtihel enhar ve mey yetevelle yüazzibhü azaben elıma

18 – Le kad radıyallahü anil mü’minıne iz yübayiuneke tahteş şecerati fe alime ma fı kulubihim fe enzeles sekınete aleyhim ve esabehüm fethan karıba

19 – Ve meğanime kesiraten ye’huzuneha ve kanallahü aziyzen hakiyma

20 – Ve adekümüllahü meğanime kesiraten te’huzuneha fe accele leküm hazihı ve keffe eydiyen nasi anküm ve li tekune ayetel lil mü’minıne ve yehdiyeküm sıratam müstekıyma

21 – Ve uhra lem takdiru aleyha kad ehatallahü biha ve kanellahü ala külli şey’in kadıra

22 – Ve lev katelekümüllezıne keferu le vellevül edbara sümme la yecidune veliyyev ve la nesıyra

23 – Sünnetellahilletı kad halet min kabl Ve len tecide li sünnetillahi tebdıla

24 – Ve hüvellezı keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm bi batni mekkete mim ba’di en azferaküm aleyhim ve kanellahü bi ma ta’melune basıyra

25 – Hümüllezıne keferu ve sadduküm anil mescidil harami vel hedye ma’kufen ey yeblüğa mehılleh ve lev la ricalüm mü’minune ve nisaüm mü’minatül lem ta’lemuhüm en tetauhüm fe tüsıybeküm minhüm mearratüm bi ğayri ılm li yüdhılellahü fı rahmetihı mey yeşa’lev tezeyyelu le azzebnellezıne keferu minhüm azaben elıma

26 – İz cealellezıne keferu fi kulubihimül hamiyyete hameyyetel cahiliyyeti fe enzelellahü sekınetehu ala rasulihi ve alel mü’minıne ve elzemehüm kelimetet takva ve kanu ehakka biha ve ehleha ve kanellahü bi külli şey’in alıma

27 – Le kad sadekallahü rasulehür ru’ya bil hakk le tedhulünnel mescidel harame in şaellahü aminıne muhallikıyne ruuseküm ve mükassıriyne la tehafun fe alime ma lem ta’lemu fe ceale min duni zalike fethan karıba

28 – Hüvellezı erseIe rasulehu bil hüda ve dınil hakkı li yuzhirahu aled dıni küllih Ve kefa billahi şehıda

29 – Muhammedür rasulüllah vellezıne meahu eşiddaü alel küffari ruhamaü beynehüm terahüm rukkean süccedey yebteğune fadlem minellahi ve rıdvana sımahüm fı vücuhihim min eseris sücud zalike meselühüm fit tevrati ve meselühüm fil incıl ke zer’ın ahrace şat’ehu fe azerahu festağleza festeva ala sukıhı yu’cibüz zürraa li yeğıyza bihimül küffar veadellahüllezıne amenu ve amilus salihati minhüm mağfiratev ve ecran azıyma

FETİH SURESİ TÜRKÇE MEALİ

1 – Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik.

2 – Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.

3 – Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.

4 – İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.

5 – Mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.

6 – Ve o Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!

7 – Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

8 – Şüphesiz biz seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

9 – Ki, Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, ve bunu takviye edip, O’na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O’nu tesbih edesiniz.

10 – Herhalde sana bey’at edenler ancak Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.

11 – Yakında a’rabilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, “Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah’tan bizim bağışlanmamızı dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O’na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

12 – Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helaki hak etmiş bir topluluk oldunuz.

13 – Kim Allah’a ve Resulüne iman etmezse şüphesiz biz, kafirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.

14 – Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.

15 – Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar: “Bırakın biz de arkanıza düşelim.” diyeceklerdir. Onlar, Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size: “Bizi kıskanıyorsunuz.” diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir.

16 – A’rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.

17 – Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.

18 – And olsun o ağacın altında (Hudeybiye’de) sana bey’at ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.

19 – Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

20 – Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve Allah sizi doğru yola iletsin.

21 – Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah’ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah her şeye kadirdir.

22 – Eğer kafirler sizinle savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.

23 – Allah’ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

24 – O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.

25 – Onlar inkar eden ve sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle, mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkar edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

26 – O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliyyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.

27 – And olsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.

28 – Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.

29 – Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükafat vaat etmiştir.

FETİH SURESİ FAZİLETLERİ

Rivayet Edildi ki:

  • Her kim Ramazan-ı Şerif hilalini gördüğü zaman, Fetih suresini 3 defa okursa, Allah’u Teala o kulunun rızkını gelecek sene aynı güne kadar bol bol ihsan eder, geçim sıkıntısı çekmez.
  • Bu sureyi 7 kere okuyan kimse her müşkülünü halledip her muradına nail olur.
  • Her kim 33 kere Fetih suresini okursa, hapisten kurtulur.
  • Olmasını istediği bir iş için bu sureyi üç veya beş veya yedi günde 41 defa okursa, o iş bi-iznillah hallolur.
  • Sıkıntı ve bunalımda olan bir kişi bu sureyi okursa, Allah’u Teala lütuf ve keremiyle o kimsenin gam ve kederini, sıkıntı ve üzüntüsünü giderir.
  • İmam Sa’lebi (rahimehullah) Fetih Suresinin fazileti hakkında şöyle buyurdu:
  •  “Fetih suresini okuyanların, meleklerin tesbihlerinden ve zikirlerinden nasibi vardır.
  • İşleri bakımından sıkıntıda olanlar okursa, Allah’u Teala o kimselerin işlerini kolaylaştırır ve sıkıntıdan kurtarır.
  • Her kim Besmele ile beraber Fetih Suresinin 1-3 ayetlerini okumaya devam ederse, işleri açılır ve büyük nimetlere kavuşur.
  • Fetih suresinin 29. ayetini okursa, duası kabul olur, dünya ve ahirette büyük rızıklara ulaşır, maddi ve manevi sıkıntılar için büyük faydası vardır. Bu ayeti yazıp üzerinde muska şeklinde taşırsa, Allah’u Teala o kişiyi görünür görünmez bütün kaza ve belalardan korur.

 

 

 

 

Hz. Ebu Hureyre Kimdir?

Hz. Ebu Hureyre (Ra) Eshab-ı kiram arasında en çok hadis-i şerif bilen ve rivayet edenlerdendir. Miladın 600. yılında doğmuştur. İsmi hakkında değişik rivayetler olup, en doğru rivayete göre isminin Abdurrahman bin Sahr olduğu bildirilmiştir. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi ise Ebu Hureyre’dir. Bu isimle tanınmasını şöyle anlatır;

Bir gün kaftanımın içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resûlullah ( sav) gördü. “Nedir bu?” buyurdu. Ben de, “kedicik” dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sav) bana “Ey kedicik babası (ebu hureyre) buyurdu.

Ebu Hureyre hicretin 7. senesinde Hayberde Müslüman oldu. Gençliğinde fakirlik ve sıkıntı içinde yaşadı. Müslüman olduğunda da 30 yaşını aşmıştı.

Tufeyl bin Amr (ra) Peygamber efendimiz(sav)’in  duası ve emri üzerine kabilesini İslama davet edince ilk kabul eden Ebu Hureyre oldu. Hicretin 7. yılında Tufeyl bin Amr ( ra) iman edenlerle birlikte Yemen’den ayrıldılar. 70 kişiden fazla bir kafile halinde Medine’ye geldiler. Ebu Hureyr e(ra) bir an önce Peygamberimizi (sav) görmek, Ona kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyordu. Bu halini su beyitle dile getirmiştir:

“Yâ leyleten min tûlihâ ve anâihâ,
Âlâ ennehâ min daret-il-küfri necceti.”

(Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculuktur, kurtaran beni küfür ve inkâr yurdundan…)

Medine’ye geldiği sırada Peygamberimiz (sav) Hayber’in fethine gitmişti. Peygamberimiz (sav) Hayber’de olduğu için Medine’ye gelen bu kâfile doğruca Haybere hareket etti. Peygamberimizin ( sav) yanına vardıklarında Peygamberimiz (sav ) Ebû Hureyre’ye bakıp,

“Sen kimlerdensin?” buyurdu.

Ebû Hureyre(ra)

-“Devs kabilesindenim!” dedi.

Peygamberimiz ( sav ) “Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm” buyurdu.

Bundan sonra Ebu Hureyre (ra) Peygamberimize (sav) müslüman olduğuna dair biat etti. Eliyle musafeha ederek, müslüman olduğunu bildirdi.

Ebu Hureyre(ra) gelirken yolda kölesini kaybetmişti Peygamberimizle (sav) otururken kölesi çıkageldi.

Peygamberimiz (sav) “İşte kölen geldi” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Hureyre ( sav): “Şahid ol ki o, hürdür. Ben onu Allah rızası için âzâd ettim” dedi. Hayber’in fethinden sonra Peygamber efendimiz (sav) Ebû Hureyre(ra)’ye  ve Yemen’den gelen Devs’lilere Hayber’de alınan ganimetlerden hisse verdi. Sonra Medine’ye döndüler. Bundan sonra Ebu Hureyre (ra) Yemen’e dönmeyip annesi ile birlikte  Medine’de kaldı.

O, işi gücü olmayan, kimsesiz ve fakir bir kimseydi. Medine’de peygamberimizin himayesinde yaşadı. Suffe Ashabı denilen sahabelerin ileri gelenlerinden oldu. Resulullah ’dan hiç ayrılmadı. Hz. Ebu Hureyre’den sahabe ve tabimden olmak üzere 800 kişi hadis rivayet etmiştir. Bu da onun İlmî üstünlüğünü ve hadis rivayetindeki müstesna yerini göstermeye yeter. Ona niçin çok hadis rivayet ettiği sorulduğunda, ilmi gizlemenin haram olduğunu söylemiştir.

Resulullah’ın bu değerli sahabesi gerçek bir takva ve ilim hazinesiydi. İbadet etmek ve bildiğini duyurmaktan zevk alırdı. Hz. Ömer zamanında Bahreyn Valiliği yapmış, daha sonra da birtakım idari görevler aldıktan sonra Medine’ye gelerek, vefat edinceye kadar orada kalmıştır.

Ebu Hureyre(ra) hoş sohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi. Emirlik ve valilik ona kibir vermedi, üstelik alçak gönüllülüğünü arttırdı.

Ebu Hureyre, 678 senesinde 78 yaşında iken Medine-i Münevvere’de vefat etti.