Peygamberimizin Hayvan Sevgisi

Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

‘O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır’.( Secde: 7)
‘Hayvanları da O yaratmıştır’.( Nahl: 5)

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur’an-ı Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, ‘ümmet’ olarak isimlendirmektedir. En’am Suresi’nin 38. ayetinde; ‘Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler’ buyrulmaktadır. Bu ayeti kerimede, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Kendi lisanlarıyla

Canlı cansız yaratılmışların tamamı kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cum’a Suresinin birinci ayet-i kerimesinde şöyle denilmektedir: ‘Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.’ Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

hayvan-sevgisi

Bütün canlılara karşı merhamet

Resulullah (s.a.v.) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte: ‘Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin’. (Tirmizi, Birr, s. 16) Hadiste geçen ‘yerde olanlara’ ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Atalarımızın merhameti

*Hz. Peygamberin bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

* Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

* Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin ‘yaratılanı sev, Yaratan’dan ötürü’ şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

*Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

*Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

uhud-dagi

Bu ne sevgi Allah’ım

Efendimizi kadim bir dostunu ziyaret eder gibi zaman zaman Uhud Dağı’nı ziyaret ederdi. Bir baba dostuna, bir yarana varır gibi varırdı dağın eteklerine. Halleşir, dertleşirdi Uhud’la. Sinesinde amcasını saklayan Uhud. Şehit kanlarıyla yıkanan Uhud. Bazı arkadaşları tavrını anlamakta zorluk çekerlerdi. O da buyurdu ki: ‘ Uhud bir dağdır. Lakin o bizi sever, biz de onu severiz.’

Bizi de sev Efendim (s.a.v.)

Uhud Dağı Medine’nin kuzeyindedir. Nebi s.a.v. Tebük seferinden Medine’ye dönerken Uhud’u görünce yine duygulanmış ve bu sevgisini dile getirmiştir: ‘ İşte dağcağız. O bizi sever, biz de onu severiz.’

Şehadet ve tanıklık

Bir gün Efendimiz (s.a.v.) en yakın arkadaşları Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Allah onlardan razı olsun) ile Uhud’a çıkmıştı da bu sırada dağ hareketlenmiş, deprenmişti. Allah Rasulü s.a.v. dağa seslendi:

– Ey Uhud, uslu dur! Bil ki üstünde bir peygamber, doğru seciyeli bir zat ve iki de şehit bulunuyor.
(Buharî’nin Enes Ibn-i Mâlik’ten rivâyeti için bkz. Sahih-i Buhari (Cilt V, sh. 279, Hadîs no. 737; ve Cilt IX, sh. 343, Hadîs no. 1492

Yine Allah Rasulü (s.a.v.) bir dağın zirvesine çıktıklarında orada iki rekat şehadet, tanıklık namazı kılarlardı. Dağı, dağın toprağını tanık tutardı secdelerine.

Taştan katı kalpler!

‘… Kalpleriniz katılaştı. Şimdi onlar taşlar gibi hatta daha katıdır. Çünkü öyle taşlar var ki, çatlar, bağrından sular akar. Öyleleri de var ki Allah’a olan saygısından dolayı düşer, yuvarlanır, yerinden oynar…’ (Bakara, 74)

Kuşlara çok dikkat!

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (s.a.v.): ‘Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi’ buyurmuştur.

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz, ‘Cenab-ı Hakkın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını’, (Ebu Davud, 2/11) bildirmiş; ‘kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını’ emretmiştir. (Buhari. Edebü’l-Müfred, 139)

Dinimiz ne Yüce!

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.

Her canlı!

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz sahabîlere şu olayı nakleder: ‘Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: ‘bu hayvan da benim gibi susamış’ deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır’. Bunun üzerine sahabîler: ‘Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?’ diye sordular. Resulullah (s.a.v.): ‘Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır’ buyurmuştur.
(Tecrit, c. vii, s. 223)

 

 

Kaynak: http://islamdahayvansevgisi.blogspot.com.tr/2010/02/peygamber-efendimiz-sav-hayvan-sevgisi.html

Hz. Yusuf’un Kuyuda Ettiği Dualar

Hz-Yusuf-Kuyu

Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf Allah’a sığınmış ve şu duayı okumuştur: 

“Ya şâhiden gayre gâibin ve ya karîben gayre baîdin ve ya gâliben gayre mağlûbin. Ic’al lî min emrî ferecen ve mahrecâ. ”

Anlamı:

“Ey gâib olmayan şâhid! Ey uzak olmayan yakın! Ey mağlûb olmayan gâlip! Şu içinde bulunduğum durumdan kurtulup çıkmamı nasip eyle! / Beni bu içinde bulunduğum durumdan kurtar.”

Bu esnada Allah, Cebrail’e; “Kuluma yetiş ey Cebrail!” dedi.

Cebrail derhal yetişerek onu boğulmaktan kurtardı ve onu, suyun içindeki bir kayanın üstüne oturttu. Sonra Yusuf  Allahü tealanın selamını tebliğ etti ve “Sen kardeşlerine bir gün bu yaptıklarını haber vereceksin!” dedi. Ayrıca dua etmesini, Allah’a yalvarmasını, O’na yapılan duaları kabul edeceğini söyledi. Şu şekilde dua etmesini bildirdi:

“Allahümme ya kâşife külli kürbetin ve ya mûcibe külli da’vetin ve ya câbire külli kesîrin ve ya müyessire külli asîrin ve ya sâhibe külli garîbin ve ya mûnise külli vahîdin ve ya lâ ilâhe illâ ente es’elüke en’tec’ale lî ferecen, mahrecen ve en takzife hubbeke fî kalbî hatta lâ yekûne lî hemmün ve lâ zikru gayrike ve en tehfezanî ve terhamenî ya Erhamerrâhimîn”

Anlamı:
Ey her belayı kaldıran, her duayı kabul eden, kırık kalpleri saran, iyileştiren, her güçlüğü kolaylaştıran, her garibin sahibi ve yalnızların teselli edicisi, ey kendisinden başka ilah olmayan! Beni içinde bulunduğum sıkıntıdan kurtarmanı, onun için bana bir çıkış yolu nasip etmeni, muhabbetini kalbime koymanı, böylece benim için senden başka bir düşünce ve zikir olmamasını, her türlü musibetten muhafaza buyurmanı, bana merhametinle muamele etmeni isterim. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım!”

Bu duanın üzerine Hz. Yusuf’un etrafı melekler tarafından sarılmış, kuyuda yalnızlık çekmesine engel olmuşlardır.

Allah hepimize Hz. Yusuf’un sabrını ve iffetini nasip etsin.

Dinimizde Şans Oyunları

Sonucunun ne olacağı belli olmayan bir şeye bağlanıp kolayca malı elden çıkarmak veya bu yoldan kolayca para kazanmak dinimizde haramdır.  Piyango ve spor toto gibi oyunlar bu yolla kazanç sağladığı için ve kumar sayıldığı için İslamda yeri yoktur. Bu oyunlar kumarın bütün özelliklerini taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye Devri’nde de olduğu bilinmektedir.

Cahiliye devrinde müşrik Arapların da bu günkü piyangoya benzeyen bir kumarları vardı ki bununla övünç duyarlardı. Mesela bir deve keser, 28 hisseye ayırırlardı. İştirakçiler devenin parasını verir ve aralarında çekiliş yapıldı. On tane okları vardı. Bunlardan üçü boş, yedisi dolu idi. Bu oklar bir torbaya doldurulur ve güvenilir bir kişi her iştirakçi namına bir kura çeker, boş çıkanlar hisse alamaz, dolu çıkanlar da hisselerini fakirlere verirlerdi. Dinimiz bunu kumar sayarak yasaklamıştır. İslamiyet kumarın her çeşidini haram kılmıştır. Piyango da bu haram oyunların içindedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.”
(Maide Suresi, 90. Ayet)

 

 

Hz. Adem’in Af Duası

dua etmek

Aişe validemiz buyurmuştur ki;

Allahu Teala Adem’in tövbesini kabul etmek isteyince Adem, Kabe’ye gelip 7 kere tavaf etti. O gün, Kabe bina edilmiş değildi; ancak kırmızı bir tepe gibi yeri belliydi.Sonra kalkıp iki rekat namaz kıldı ve şöyle dua etti.

Okunuşu:

Allahümme inneke ta’lemü sırrî ve alâniyyetî fekbel me’ziratî ve ta’lemü hâcetî fe-e’tınî sü’lî ve ta’lemü mâ fi nefsî fağfirlî zünûbî Allahümme innî es’elüke îmânen yubâşiru kalbî ve yakînen sâdikan hatta e’leme ennehû len yusîbenî illâ mâ ketebtehû aleyye ver-rıdâ bimâ kassemtehû lî yâ zel-celâli vel-ikrâm.

Anlamı:

“Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, Sen benim gizli ve açık her şeyimi bilirsin; o halde özrümü kabul et. İsteğimi bilirsin; öyleyse dileğimi ver. Nefsimdekini bilirsin; benim günahlarımı bağışla.

Ey Allah’ım! Ben Senden kalbime işleyen bir iman isterim ve öyle doğru bir yakin (şüphesiz inanç) isterim ki; o sayede ben, başıma ancak senin bana yazdığın şeylerin gelebileceğini bileyim. Ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım! Senden bana taksimine rıza vermeni dilerim.”

Bunun üzerine Rabbimiz O’na:

“Ey Adem! Muhakkak ki ben seni affettim. Senin zürriyetinden her kim bana gelir de, senin yaptığın şu duayı yaparsa mutlaka ben onu mağfiret ederim, gam ve kederini kaldırırım, iki gözünün arasındaki fakirliği söker alırım, her tacirden fazla ona ticaret nasip ederim; ta ki o istemese de dünya ona boyun eğerek gelir.” diye vahyetti.
(İmam Gazali,İhya,İhtaf;5/71)

Helak Olan Kavimler – Ad Kavmi

“Ad halkına gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler. Allah onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. Şimdi onlardan hiç arta kalan bir şey görüyor musun?”
(Hakka Suresi, 6-8)

Ad Kavmi, Kurân’da adı geçen eski Arap kavimlerinden biridir. Hz. Nuh’tan sonra yaşamış olan bu kavme, peygamber olarak Hz. Hûd gönderilmiştir. Ad kavmi, Hûd’u yalanlayıp onun getirdiği dini inkar ettiği için şiddetli bir rüzgarla cezalandırılmıştır.

Ad, Nuh’un torunlarından Avs’ın oğludur. Avs’ın babası İrem, İrem’in babası ise Hz. Nuh’un oğlu Sam’dır. Tarihçiler ve tefsirciler, Âd kavmini “Âd-ı ûlâ” ve “Âd-ı uhrâ” olmak üzere iki kısma ayırırlar. Hz. Hûd’un peygamber olarak gönderildiği kavim, “Âd-ı ûlâ”dır. Necm suresinin 50. ayetinde, “Allah daha önce gelen Âd’ı helâk etti” denilmektedir. Bu yüzden tefsirciler, Ad ve Hz. Hûd’la ilgili olarak Kurân’da zikredilen benzer/ortak olayların tümünün ilk Ad kavmiyle ilgili bulunduğuna dair aynı görüştedirler.

Ad kavminin helâk edilmesinden sonra bu kavimden kurtulanların soyundan 2. Âd, yani “Âd-ı uhrâ” ortaya çıkmıştır. Zemahşerî’ye göre, İrem şehrine sahip olan da bu 2. Âd kavmidir. Ancak Kurân’da ilk Âd kavminden bahsedildiği halde, diğer 2. kavimden açıkça söz edilmemektedir. Yine Kurân’da İrem şehrinden bahsedilirken, bu şehrin hangi Âd kavmine ait olduğu açıkça belirtilmemiştir. Tefsir kaynaklarında kaydedildiğine göre İrem, Âd’ın dedesidir. Bu durumda İrem şehrinin ona izâfe edilmesi ve ilk Âd kavmi ile ilgili olması olasılığı daha yüksek görünmektedir.

ad-kavmi-yemenÂd kavminin yaşadığı coğrafi bölge Yemen’dir. Bu kavim, Yemen’de Uman’la Hadramut (Hadramevt) arasındaki geniş çöl bölgesinde yaşamıştır ki Kurân’da da Hz. Hûd’un Ahkaf bölgesinde yaşayan bir kavme peygamber olarak gönderildiği anlatılmaktadır. Bu kavim, İslam’ın zuhurundan sonra asırlarca önce tarih sahnesinden çekilmesine rağmen hatırası Arap geleneğinde her zaman canlı kalmıştı.

Âd kavmiyle ilgili bilgiler, genellikle Kurân’a dayanmaktadır. Kurân’a göre bu kavim, olağanüstü saraylara, mallara, sürülere ve eşsiz bağ ve bahçelere sahipti. Bu yüzden gurur ve kibre kapılmış olan Âd kavmi, putlara tapmaya başlamış, insanlara zulmederek azgınlık ve taşkınlıkta bulunmuştur. Allah, Hz. Hûd’u bu kavme peygamber olarak göndermiş, fakat kavmi onu yalanlayarak kendisine karşı çıkmıştır.

Hz. Hud, yeryüzünde bağlar, bahçeler ve ekinlerle bolluk ve bereket yaşayan, sahip olduğu fiziki güç ve kuvvetle büyüklük taslayan Ad kavminin kendisini yalancılık ve delilikle suçlamasına karşılık onlara verilen bunca nimetlere karşılık sadece Allah’a şükredip iman etmelerini istiyordu. Hz. Hûd’un onları uyarması, Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatarak Allah’a inanmalarını istemesine karşı onlar, “İster öğüt ver ister verme, bizce birdir, fark etmez” diyerek kendilerine yapılan uyarıları dinlememişlerdir. İsyan ve inkarlarının cezası olarak Allah, önce yağmurlarını keserek kuraklık sebebiyle ünlü İrem bağlarını kurutmuş, daha sonra kasıp kavuran bir rüzgarla onları cezalandırmıştır. 8 gün süren bu rüzgar, Kurân’ın betimlemesine göre Ad kavmini hurma kütükleri gibi bulundukları yerden söküp atmıştır. Hz. Hûd ve ona inanan müminlerse bu felaketten kurtularak 2. Ad kavminin çekirdeğini oluşturmuşlardır.

Ad kavmi Hûd Suresi’nde Hz. Hûd ve kavmi arasında geçenler ayrıntılı olarak anlatılmaktadır:

Ad (halkına da) kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu, günahkarlar olarak yüz çevirmeyin.’ ‘Ey Hud’ dediler. ‘Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz. Biz: ‘Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır’ (demekten) başka bir şey söylemeyiz.’ Dedi ki: ‘Allah’ı şahit tutarım, siz de şahitler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. O’nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın. Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır.’ Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hûd’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli-ağır bir azaptan kurtardık. İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O’nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hûd kavmi Ad’a (Allah’ın rahmetinden) uzaklık (verildi).
(Hûd Suresi, 50-60)

Ad Kavmi’nden bahseden diğer bir sure ise Şuara Suresi’dir.

Bu surede Ad Kavmi’nin bazı özelliklerine dikkat çekilir. Buna göre Ad, “yüksek yerlere anıtlar inşa etmekte” ve “ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları edinmekte” olan bir kavimdir. Ayrıca bozgunculuk yapıp, zorbaca davranmaktadır. Hz. Hûd, kavmini uyardığında ise, onun sözlerini “geçmiştekilerin geleneksel tutumu” olarak yorumlarlar. Başlarına bir şey gelmeyeceğinden de son derece emindirler:

hud-kavmiAd (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Hûd: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti. ‘Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz? Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının. Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.’ Dediler ki: ‘Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da. Bu, geçmiştekilerin ‘geleneksel tutumundan başkası değildir. Ve biz azap görecek de değiliz.’ Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
(Şuara Suresi, 123-140)