Hz.Muhammed’in 99 Hadis-i Şerifi

99 Hadis-i Şerif;

Sabah namazına çok dikkat ederek geçirmemen gerekir. Çünkü sabah namazında çok büyük faziletler vardır.

Kalplerinizi az gülmek ve az yemekle ihya ediniz, açlıkla temizleyiniz ki yumuşasın ve parlasın.

Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.

Her kim Ramazan’ı tutar, sonra da ona Şevval’den altı gün ilave ederse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur.

Müslümanların derdini dert edinmeyen onlardan değildir.

Kişi haksız olarak bir şeye lanet ederse, o lanet kendine döner.

Dünyanın bela ve fitneden başka hiçbir şeyi kalmadı.

Akılca en mükemmeliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.

Kurban kesiniz. Onunla nefsi temizleyiniz. Bir kimse, gününde kurbanını alır, kıbleye yatırırsa, onun boynuzu, tersi, kanı, kılı ve her zerresi Kıyamet Günü o kimse için hazır olur.

Kıyamet günü Cennete ilk çağırılacak, varlıkta da darlıkta da Allah’a çok hamdedenlerdir.

Kıyamet gününde ilk hesaplaşacak kimseler, komşulardır.

Kıyamet gününde Ademoğlu, şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılmaz;
1.Ömrünü nerede ve ne suretle harcadığından,
2.Yaptığı işleri ne maksatla yaptığından,
3.Malını nereden kazandığından ve nerelere sarfettiğinden,
4-5.Vücudunu, sıhhatini nerede ve ne suretle yıprattığından.

Bütün insanlar günah işler, fakat günah işleyenlerin en hayırlısı, tövbe edenlerdir.

Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir.

Hiçbir farz namazı kasten terk etme. Kim namazı kasten terk ederse, İlahı koruma ve teminattan mahrum kalır.

Kim, insanların dini işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, Kıyamet günü onu ateşten bir gem ile gemler.

Kim, insanların kalbini çekmek için kelamın kullanılışını öğrenirse, Allah Kıyamet günü, ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez!

Şeytan tek başına olanla, iki kişi beraber olana sıkıntı verir. Eğer üç kişi olurlarsa onlara sıkıntı veremez.

İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı.

Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir.

Mü’min hazırlığı, avucu içine aldığıdır.

Ümmetim yağmur gibidir, evveli mi, ahiri mi daha hayırlıdır bilinmez.

Sattığı zaman, satın aldığı vakit ve (alacağını) istediği sırada kolaylık gösterene Allah merhametle muamele etsin.

Severken itidalden(ölçüden,sabırdan) ayrılma. Olur ki bir gün darılırsın, dost iken yaptığın aşırı hareketlerden mahcub olursun. Dargın olduğun zamanlarda da itidalden ayrılma. Olur ki bir gün dost olursun. Dargınken yaptığın hareketlerden mahcubiyet hissedersin.

Dostunu zaman zaman ziyaret et ki sevgin artsın.

Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin.

Fitneden kaçının! Çünkü o esnada dil, (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.

Edepsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Haya ise girdiğin şeyi güzelleştirir.

Kim her gün farzlar dışında on iki rekat (nafile) kılarsa Allah onun için cennette mutlaka bir ev inşa eder.

Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlaka bu, bir kısmına fitne olur.

Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse Ensar’a buğzetmesin.

Şiir vardır ki, hikmettir. Beyan vardır ki, büyüdür.

Kulun dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Kalbi doğru olmadıkça da imanı doğru olmaz.
Cehennemi kuşatan surun dört (ayrı) duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesafesi kadardır.

Dua rahmetin, abdest namazın, namaz Cennetin anahtarıdır.

Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.

Ümmetimden bir grup insan Kur’an’ı muhakkak surette okuyacak. Ancak bunlar, okun avı süratle delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar.

Veyl, cehennemde bir vadidir. Kafir orada, kırk yıl batar da dibine ulaşamaz.

Ne kadar yaşarsan yaşa, sonunda öleceksin; ne kadar seversen sev, sonunda ayrılacaksın; Dilediğini işle muhakkak karşılığını görürsün!

Allah gönderdiği her derdin, şifasını da göndermiştir.

Her namazın arkasında Ayetü’l Kürsi ‘yi okuyanın cennete girmesine ölümden başkası mani olamaz (ölünce cennete girer).

Kanaat, tükenmez bir hazinedir.

İman’ın efdali; nerede olursan Allah’ın seninle beraber olduğunu bilmendir.

Ticarete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticarettedir.

Ya hayır konuş, ya da sus.

Müslümanların gizli hallerini araştırmayınız. Kim Müslümanların gizli hallerini araştırırsa Cenab-ı Hakk onun gizli hallerini açığa vurur. Evinin içinde bile olsa onu rezil eder.

Musibetleri, hastalıkları ve sadakayı gizlemek salihlik hazinelerindendir.

Bir alim, şeytana karşı, (ibadete devam eden) bin abidden çetindir.

Kişinin iyiliği kendini sevindirir, kötülüğü de üzerse, işte o mü’mindir.

Doğru bir tacir, (kıyamet günü) peygamberler, sıdııklar ve şihitlerle beraber (haşr) olacaktır.

Ashabımdan birisi bir yerde ölürse, kıyamet günü onların nuru ve önderi olarak dirilir.

Nebi (s.a.v.) üzerine salavat okumak köle azat etmekten efdaldir.

Kim bir ayıbı (bulunan malı), o (kusuru)nu açıklamadan satarsa, Allah’ın daimi gazabı içinde kalır ve melekler durmadan ona lanet eder.

Kazancın en hayırlısı, insanın kendi eli ile olan ameli (sanatı, mesleği) ve her bir mebur (hileden uzak, iyi) ticaret muamelesidir.

Pişmanlık, tövbedir.

Kim bir serçeyi gereksizce öldürürse, o serçe kıyamet günü arşın altından şöyle seslenerek gelir : Sor şuna Ya Rab! Beni niçin menfaatsiz yere öldürdü.

Bir iş yapmak istediğin zaman iyice düşün. Eğer sonu iyi ve faideli ise yap. Eğer sonu zararlı ve günah ise terk et.

Ezan ile kamet arasında dua reddolunmaz.

Yazıklar olsun o kimseye ki halkı güldürmek için yalan söyler. Veyl (azabı) ona, veyl (azabı) ona, veyl (azabı) ona.

Sabah (namazı vakti) uykusu, rızka mani olur.

Hikmetin başı, Allah korkusudur.

Mü’min bir mide ile; kafir ise yedi mide ile yer.

Dilini tutmak hikmettir; ne var ki, yapanları pek azdır.

Kim bir mü’min kardeşinin ticaretindeki ikalesini kabul ederse, Cenab-ı Hakk da ahirette onun hatalarını bağışlar (düştüğü yerden kaldırır) mü’min kardeşine gösterdiği kolaylıktan dolayı onu mağfiret eder.

Yalan yere yemin etmek, evleri ıssız bırakır.

Kim, aza şükretmezse, çoğa şükretmez.

Dua ibadetin ta kendisidir.

Her ki Allah’a itaat etmemeye yemin ederse, Allah’a itaat etsin ve her kim asi olmaya yemin ederse Allah’a asi olmasın.

Kim bir şey üzerine yemin eder de başka bir şeyi yemin ettiği şeyden daha hayırlı görürse, hayırlı olan şeyi yapsın, yemininden dolayı keffaret versin.

Kim, iki çenesi ile iki bacak arasına sahip olursa, cennete girer.

Günahtan tövbe ederek dönen, hiç günah işlememiş gibidir.

İlme mani olmak helal olmaz.

Kim kırk sabah ihlas (üzerine ibadete devam) ederse kalbindeki hikmet menbaı lisanında zuhur eder.

Dünyada, garib gibi veya yolcu gibi ol ve kendini ashab-ı kubur (kabirdekiler)den say!

Kim, bir zümreye benzemeye çalışırsa, o, onlardandır.

Dinde namazın yeri, vücutta başın yeri gibidir.

Sirkenin balı bozduğu gibi, kötü ahlak ameli ifsad eder.

Ahlak güzelliği, kişinin saadetindendir.

Kim, davet edilmediği bir yemeğe giderse, hırsız olarak girmiş ve yağmacı olarak çıkmış olur.
Hz.Muhammed

Esma-ül Hüsna “Er Rahim”

errahimsıfatıRabbimizin Er-Rahim sıfatı Kur’an-ı Kerim içerisinde 220 defa geçmektedir. Ahirette iken sadece dostlarına, iman ehline, rahmet ve merhamet eden anlamına gelmektedir. Yeryüzünde şevkat ve merhamete ihtiyacı olmayan hiç bir canlı yoktur. Bu yüzden akıllı veya akli dengesi yerinde olmayan, bilinçli ya da bilinçsiz hemen her varlıkta rahmet ve merhamet eseri görülmektedir. Sadece insanlara özgü değil, hayvanlara, bitkilere her canlıya merhamet etmek, eş dost, akraba ve yakınlara merhametli davranmak gerekmektedir.

Merhametli olmak aynı zamanda merhamet görmek ve onu hak etmek demektir. Bu açıdan bakıldığında Yüce Allah’ın hiç bir ayrım yapmadan her türlü varlığa gösterdiği geniş ve engin merhametinin nedeni açıkça anlaşılmaktadır.

Ya Rahim ismini zikreden bir kişi, kaza beladan ve kötülüklerden korunur. Günde 100 kez Er-Rahim ismini okuyanın kalbi yumuşar, Allah’ın rahmetini kazanır. Kötülüklerden muhafaza olur.

Hz. Musa Kimdir? Hz. Musa’nın Hikayesi

Hz.Musa İsrailoğulları’na gönderilen peygamberlerden üçüncüsüdür. İsrailoğulları’ndan İmran’ın oğludur.  Allahü teala ile konuştuğu için O’na “Kelimullah” denilmiştir. Mısır’da doğmuş ve yaşamıştır. Hz. Musa Yakub Peygamber’in soyundandır. Harun’un ise kardeşidir.
Hz. Yusuf’tan sonra, İsrailoğulları büyüyüp genişledikçe farklı kabilelere bölünmeye başladı. Bunlar Hz. Yakub ve Hz. Yusuf’un bildirdikleri dine inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır’da yaşayan Kıbti soyundan gelenler ve putlara tapanlar İsrailoğulları’nın büyümesini istemedikleri için sürekli onlara eziyet etmekteydi. Başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı.
Bu zamanda falcılık meslek haline getirilmiş ve ülkenin her tarafında kahinler çoğalmaya başlamıştı. Firavun bir gece rüyasında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’ın yerli halkını yaktığını, İsrailoğulları’na ise hiç zarar vermediğini gördü. Rüyayı yorumlayan kahinler, İsrailoğulları’ndan gelecek bir kişi devletinizi batıracak dedi. Bundan korkan Firavun İsrailoğulları’ndan doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kanun çıkardı.

Bu olay karşısında İsrailoğulları’nın sıkıntıları daha da arttı. Firavun’un emrine karşı gelenler topluca öldürülmeye başlandı. Bu dönemde Hz. Musa dünyaya geldi. Annesi oğlunun ölmemesi için onu bir sala koyup ve Nil Nehri’ne bıraktı.

 Kur’an-ı Kerim’de bu olay şöyle ifade edilmektedir;
“Musa’nın annesine şöyle ilham ettik: Bu çocuğu emzir; sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu suya bırakıver, boğulmasından korkma, ayrılmasından kederlenme. Çünkü biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.” (Kasas Suresi)

hz. musaMusa nehir üzerinde akıp giderken akıntı bebeği Firavun’un sarayına doğru sürükledi. Firavun’un karısı Asiye, bebeği görerek yakalayıp saraya götürdü ve evlat edindi. Onu emzirmek için pek çok süt anne getirtti. Musa bebek hiç birinin sütünü içmedi.

Annesi, çocuğunun Firavun’un sarayına alındığını ve süt annesi arandığını öğrendi ve saraya gitti. Firavun’un karısı Asiye Hanım onu süt anneliğine kabul etti. Böylece kimsenin haberi olmaksızın kendi oğlunu Firavun’un sarayında büyüttü.

Hz. Musa yetişkin bir insan olana kadar ileride devletini yıkacağı firavunun sarayında güvenle büyüdü. Bir gün gördü ki; İsrailoğullarından biriyle bir Kıbti kavga ediyor. Hz. Musa aralarına girip ayırmak için Kıbtiyi itip hafifçe göğsüne vurdu. Adam yere kafasını çarptı ve öldü. Hz. Musa yaptığından pişman oldu ve şehri terk etti. Mısır’dan ayrılarak Medyen’e gitti. Orada Hz. Şuayb’ın kızlarından Safura ile evlendi. Daha sonra Mısır’a gitmek üzere Medyen’den ayrıldı.

Yolda Tur dağında mola verdiler ve burada Allahü teala ile konuştu. Allah ona peygamberlik verdi. Elindeki asanın yılan olması mucizesi ve elini koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup, ışık yayması mucizeleri verildi. Büyük kardeşi Harun’la birlikte firavunu ikna edip Allah’a iman etmesini sağlamakla emrolundu. O da bu emri yerine getirmek için firavunun yanına gitti.

Kur’an-ı kerimde şöyle vahyedildiği bildirilmektedir:
“Bu iki mucize Firavun ve adamlarına karşı Rabbinin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir. Firavun’a git, doğrusu o azmıştır.” (Kasas sûresi)

Harun ile birlikte Firavun’a gidip onu dine davet ettiler ve İsrailoğulları’nı serbest bırakmasını istediler. Firavun kabul etmedi. Bunun üzerine Musa elindeki asasını yere bıraktı. Kocaman bir yılan olup, hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı, eli bir anda bembeyaz göründü. Bu mucizeler karşısında şaşıran Firavun, durumu vezirlerine anlatınca, o kahindir, büyücüdür dediler. Musa; “Size gelen gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz. Bu, sihir değildir. Bu, her şeyin yaratıcısı olan Allahü tealanın verdiği bir mucizedir.” diyerek onları imana davet etti. Firavun ve adamları inanmayarak reddettiler. Firavun; “Ey Musa! Sihirbazlığın ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana sihir göstereceğiz. Bir vakit ve yer tayin et.” diyerek ülkesindeki bütün büyücüleri topladı.

Hz. Musa Allah’a dua ederek, sihirbazlarla karşılaşmayı kabul etti. Mısır halkı önünde karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar, göz bağcılık ile bir takım yılanlar geziyor gibi gösterdiler. Bu sırada Musa elindeki asasını yere bırakıverdi. Mucize olarak dehşetli ve çevik bir yılan olup, sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri tek tek yuttu. Bunu gören sihirbazlar; “Bu mutlaka insan gücünün dışında bir mucizedir.” dediler ve Musa’ya inanmayı kabul ettiler. Bu olay karşısında Firavun iyice sinirlenip zulmünü arttırdı.
Firavun ve kavmi küfre devam edince, Allah onlara çeşitli felaketler ve belalar verdi. Önce şiddetli bir kuraklık oldu ve çetin bir kıtlığa tutuldular. Sonra su baskını, çekirge, haşarat ve kurbağa istilasına uğradılar. Başlarına bela geldikçe Musa’ya gidip belanın kaldırılmasını ve inanacaklarını söylediler. Fakat bela geçince devam ettiler.

Firavun, Musa’nın mucizeleri karşısında İsrailoğulları’nın Mısır’dan ayrılmalarına izin verdi. Musa bir vakit belirleyerek gece vakti bütün İsrailoğulları’nı toplayıp Mısır’dan çıktı. Bunun üzerine Firavun askerini toplayıp, peşlerine düştü ve sabaha doğru onlara Kızıldeniz kenarında yakaladı. Önlerinde denizi arkalarında düşmanı gören İsrailoğulları endişeye kapıldılar. Bu sırada Allahü teala Musa ‘ya:
hz musa“Asan ile denize vur.” (Şuara suresi) diye vahyetti. Hz. Musa bu emir üzerine asasını denize doğru vurdu. Deniz asasının dokunduğu yerden ikiye ayrıldı her bir tarafı yüksek bir dağ gibi açıldı. Önlerine çok geniş ve kupkuru on iki yol açıldı. On iki sülale olan İsrailoğulları bu yollardan yürüyüp hep birlikte karşıya geçtiler. Firavun, askerleriyle birlikte peşlerine düşüp denizde açılan yola girince yol kapanıp sularla doldu. Firavun askerleriyle birlikte sular altında kalarak boğuldu.
Hz. Musa Kızıldeniz’i geçtikten sonra, İsrailoğulları’nı Kenan Diyarı’na götürdü. Yolda putperest bir kavmin yurduna uğradılar. Bu kavim öküz suretinden yapılmış bir puta tapıyordu. Onların bu halini gören İsrailoğulları onlara uydular. Hz. Musa’ya; “Ya Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap.” dediler. Musa onlara; “Siz cahil bir kavimsiniz. Allah size nimet ve kurtuluş verdi. Allaha iman ediniz, şirkten ve putlardan kaçınınız…” diye nasihat etti.

Allah, Musa’ya bir kitap indireceğini vaat etmişti Hz. Musa’nın Tur Dağı’na çıkması bildirildi. Musa kardeşi Harun’u yerine vekil bırakıp, kendisi Tur Dağına çıktı. 40 gün orada kalıp, ibadet etti. Allah’ın kelamını işitti. Bu sırada Tevrat Hz. Musa’ya nazil oldu.

Musa dağda iken, Samiri adında biri İsrailoğulları’nın ellerindeki tüm altınları toplayıp eriterek bir buzağı heykeli yaptı. İşte sizin ilahınız budur diyerek İsrailoğulları’nı aldatınca, hepsi buzağıya tapmaya başladılar. Harun’u dinlemeyip, ona karşı çıktılar.

Musa Tur Dağı’ndan dönünce, bu hale çok kederlenip Samiri’yi reddetti ve yaptığı buzağı heykelini yakıp denize attı. Onlara, kendisine Tevrat’ın indirildiğini bildirdi. İsrailoğulları da Tevrat’ta bildirilen hükümlerle amel etmeye başladılar. Putlara tapmaktan vazgeçtiler. Şirkten kurtulup, iman ettiler.

İsrailoğulları Tih Sahrasında kaldıkları sırada bir süre susuz kadı. Allahü tealanın emriyle Musa asasını yere vurdu, on iki pınar fışkırıp İsrailoğulları için su çıkardı. Allah onlara “selva” denilen bıldırcın etinden kudret helvası ihsan etti. Bu nimetlere karşı nankörlük ettiler. İsrailoğulları böyle taşkınlıklar gösterdikleri için Allah onları 40 sene Tih Sahrası’nda kalmakla cezalandırdı. 40 sene perişan bir halde dolaşan İsrailoğulları yok olup gittiler.

Uzun bir zaman sonra İsrailoğulları’nın çocukları savaşacak şekilde yetiştirilip büyüdüler.Musa, onları alıp Lut Gölü’nün güney tarafına yerleştirdi. Buradan da hareket ederek Üç bin Unk adında zalim bir kralın ordusu ile savaşarak onları yendiler. Eriha şehrinin karşısındaki dağa çıktılar. Buradan Kenan diyarı gözüküyordu. Bu sırada 120 yaşında bulunan Hz. Musa vefat etti.

 

Esma-ül Hüsna “Er Rahman”

ER- RAHMAN

er-rahmanYarattığı bütün varlıklara ayırt etmeden nimet veren, merhamette bulunan, onları esirgeyen ve bağışlayan, sınırsız merhamet kaynağı olan anlamına gelir.

Esmanın Geçtiği Kuran-ı Kerim Ayetleri

Allahın sıfatları atasında özel bir manaya sahiptir. Kuran’da Allah ismi yerine kullanılan tek esma Er Rahman’dır. Allah’ın sıfatları arasında sıfat-ı has olarak bilinir. Yine Kuran’da aynı adla suresi olan tek esma Er Rahman’dır.

De ki : “Rabbinizi ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur. Namazda sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.” (İsra Suresi,110)

“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi : ” Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” (Araf Suresi, 156)

Merhamet etmek, acımak, esirgemek, korumak, affetmek, bağışlamak, nimet vermek, ikamet etmek anlamlarına gelir. Rahman kelimesi sözlük anlamı olarak temelde  çok merhametli olan demektir.

Kuran’da 57 kez geçen Rahman, Allah’a özgü bir sıfat olup Allah’tan başkaları için kullanılmamıştır. Bu isim “sıfat-ı galibe” olup Allah’ın güzel isimlerinin ikincisidir. Rahman kelimesi Kuran’da sadece tekil olarak kullanılmıştır, ikili ve çoğulu yoktur.

Allah’ın Rahman sıfatı Rahim sıfatından daha kapsamlı bir ifade taşır. Yüce Allah, Rahman sıfatının gereği olarak yarattığı bütün varlıklara merhamet eder. Bu konuda mümin-kafir, iyi-kötü, itaatkar-asi ayırımı yapmaz. O’nun bu muhteşem ve Mutlak merhameti her şeyi kuşatmıştır.

Ayetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman, onlara şöyle de: “Selam üzerinize olsun. Rabbiniz, kendi üzerine “rahmeti” yazdı. Öyle ki;sizden, kim cahillikle bir kötülük yapar, sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder (mürşidin önünde) ve ıslah olursa, o taktirde muhakkak ki O (Allah), Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahim (rahmet nurunu gönderen)’dir.” (En’am,14)

“Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi : ” Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” (Araf, 156)

Allah’ın Rahman sıfatını daha iyi anlayabilmek için, bu sıfatın insandaki tecellisi olan merhamet duygusunu anlamak gerekir. Yani bu manayı kavrayabilmek için çıkış noktası insandaki merhamet duygusu olmalıdır.

Merhamet ; güçsüz ve muhtaç olana vicdan sahibi insanın yardım etme isteği duymasıdır. Bunu yapabilmesi için insanın yalın ve sahih bir vicdana sahip olması şarttır. Yani insan özündeki saf ve temiz olan vicdan duygusu, insanı muhtaç olan bir kimseye doğru yardım etmek için yönlendirir. Ve merhamet duygunun en önemli unsuru tecelli eder ve insan ” Rahmet ” etmek ihtiyacı duyar.

Ama Allah’ın merhameti çok farklıdır. İnsan ve Allah merhameti arasında Allah ile insan arasındaki fark kadar fark vardır. İnsan merhamet ettiği zaman maddi manevi beklentiye girer. Kendisine de o duruma düştüğü zaman merhamet edilmesini bekler.

Allah’ın merhametinde bu yoktur. O sınırsız, karşılıksız, sürekli ve koşulsuz merhamet eden, mutlak merhametin kaynağıdır.

Allah hepimize merhamet eylesin. Amin.

Kuranı Kerim Okumak ve Anlamak

Yüce Allah’ın kelamı olan Kuran’ı okumak oldukça faziletli bir ibadettir. Kuran’da vurgu yapılan: “Allah’ın kitabını okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz rızıktan gizli ve açık harcayanlar, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar.” ayet ile Kuran okumanın önemine dikkat çekilmiştir.

“Ehl-i Kitap içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır” (Al-i İmran)

“Üç zümre vardır ki, onları Kıyametin dehşeti korkutmaz, onlar için hesap zorluğu yoktur, diğerlerinin hesabı bitinceye kadar onlar misk tepecikleri üzerindedirler. Bunlardan birisi, Allah’ın rızasını kazanmak için Kur ân okuyan kimsedir.” (Taberanî’)

“Allah evlerinden birinde, Allah’ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için toplanan kimselerin üzerine sekine iner, onları rahmet kuşatır, melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katında bulunanlara överek anlatır.” (Ebu Davud)

Peygamberimiz, Kuran okuyan mümini hem kokusu hem de tadı güzel olan bir meyveye benzeterek, onun meleklerle beraber olacağını da buyurmuştur. (Buhari)
Kuran’ın manasını anlamak isteyen bir kimse, din alimlerinin kitaplarını okumalı. Bu kitapların hepsi, Kuranı Kerim’den ve hadisi şeriflerden alınmıştır.

Bir ayetin manasını anlamak demek, Allahü tealanın, bu ayette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu ayetin herhangi bir tercümesini okuyan, tam olarak bu manayı öğrenemez. Tercüme edenin anlamış olduğunu öğrenir. Hiçbir Kur’an tercümesinden din öğrenilemez. Bu konuya yönelik Hazret-i Ebu Bekir “Kur’anı kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler. buyurdu.

Kuranı Kerim‘i anlamak için Resulullahın açıklamalarını bilmek gerekir. Sünneti de anlamak için Eshabı kiramın ve alimlerin açıklamalarını okumak, bilmek gerekir.

kuran okumak

Gece Kuran Okuma

Kuran okumak, tarih boyunca Müslümanlar tarafından önemle yerine getirilmiş ve daha çok da geceleri okunmuştur. Gece okuma konusunda Cenabı Hak, “Geceleyin onunla teheccüd kılmak için kalk” (İsra) buyurmaktadır. Bu ayet: “Gecenin derinliklerinde, kalbin bütün meşgale ve eğlencelerden uzak kaldığı anlarda kişinin okuduğu Kuran, nefse ağır ve vücuda yorucu gelse bile, daha etkili olur ve kalbe yerleşir.” (Fevatih) şeklinde açıklanmıştır.

“Gecenin yarısında kalk (namaz kıl), yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır Kuran oku.” (Müzzemmil) ayeti: “Allah gece namazını emredince, peşinde Kuran okumayı zikretti. Efendimize, okuyacağı Kuran’ı yavaş yavaş okumasını emretti ki, kalbi tam bir huzura kavuşsun, ayetlerin anlamlarını düşünsün, istiğfar ayetlerini okuduğunda istiğfarda bulunsun böylece kalbi Allah’ın marifetiyle nurlansın.” (Lübâbü’t-Te’vil)