Peygamberimizin Hayvan Sevgisi

Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

‘O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır’.( Secde: 7)
‘Hayvanları da O yaratmıştır’.( Nahl: 5)

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur’an-ı Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, ‘ümmet’ olarak isimlendirmektedir. En’am Suresi’nin 38. ayetinde; ‘Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler’ buyrulmaktadır. Bu ayeti kerimede, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Kendi lisanlarıyla

Canlı cansız yaratılmışların tamamı kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cum’a Suresinin birinci ayet-i kerimesinde şöyle denilmektedir: ‘Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.’ Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

hayvan-sevgisi

Bütün canlılara karşı merhamet

Resulullah (s.a.v.) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte: ‘Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin’. (Tirmizi, Birr, s. 16) Hadiste geçen ‘yerde olanlara’ ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Atalarımızın merhameti

*Hz. Peygamberin bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

* Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

* Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin ‘yaratılanı sev, Yaratan’dan ötürü’ şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

*Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

*Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

uhud-dagi

Bu ne sevgi Allah’ım

Efendimizi kadim bir dostunu ziyaret eder gibi zaman zaman Uhud Dağı’nı ziyaret ederdi. Bir baba dostuna, bir yarana varır gibi varırdı dağın eteklerine. Halleşir, dertleşirdi Uhud’la. Sinesinde amcasını saklayan Uhud. Şehit kanlarıyla yıkanan Uhud. Bazı arkadaşları tavrını anlamakta zorluk çekerlerdi. O da buyurdu ki: ‘ Uhud bir dağdır. Lakin o bizi sever, biz de onu severiz.’

Bizi de sev Efendim (s.a.v.)

Uhud Dağı Medine’nin kuzeyindedir. Nebi s.a.v. Tebük seferinden Medine’ye dönerken Uhud’u görünce yine duygulanmış ve bu sevgisini dile getirmiştir: ‘ İşte dağcağız. O bizi sever, biz de onu severiz.’

Şehadet ve tanıklık

Bir gün Efendimiz (s.a.v.) en yakın arkadaşları Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Allah onlardan razı olsun) ile Uhud’a çıkmıştı da bu sırada dağ hareketlenmiş, deprenmişti. Allah Rasulü s.a.v. dağa seslendi:

– Ey Uhud, uslu dur! Bil ki üstünde bir peygamber, doğru seciyeli bir zat ve iki de şehit bulunuyor.
(Buharî’nin Enes Ibn-i Mâlik’ten rivâyeti için bkz. Sahih-i Buhari (Cilt V, sh. 279, Hadîs no. 737; ve Cilt IX, sh. 343, Hadîs no. 1492

Yine Allah Rasulü (s.a.v.) bir dağın zirvesine çıktıklarında orada iki rekat şehadet, tanıklık namazı kılarlardı. Dağı, dağın toprağını tanık tutardı secdelerine.

Taştan katı kalpler!

‘… Kalpleriniz katılaştı. Şimdi onlar taşlar gibi hatta daha katıdır. Çünkü öyle taşlar var ki, çatlar, bağrından sular akar. Öyleleri de var ki Allah’a olan saygısından dolayı düşer, yuvarlanır, yerinden oynar…’ (Bakara, 74)

Kuşlara çok dikkat!

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (s.a.v.): ‘Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi’ buyurmuştur.

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz, ‘Cenab-ı Hakkın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını’, (Ebu Davud, 2/11) bildirmiş; ‘kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını’ emretmiştir. (Buhari. Edebü’l-Müfred, 139)

Dinimiz ne Yüce!

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.

Her canlı!

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz sahabîlere şu olayı nakleder: ‘Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: ‘bu hayvan da benim gibi susamış’ deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır’. Bunun üzerine sahabîler: ‘Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?’ diye sordular. Resulullah (s.a.v.): ‘Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır’ buyurmuştur.
(Tecrit, c. vii, s. 223)

 

 

Kaynak: http://islamdahayvansevgisi.blogspot.com.tr/2010/02/peygamber-efendimiz-sav-hayvan-sevgisi.html

Allah’a Sığınılacak 4 Şey

Esmaül Hüsna - Allah

Enes b. Malik (r.a)’den nakledildiğine göre Allah Resulü şu duayı yapardı:

“Ey Allahım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, işitilmeyen (kabul görmeyen) duadan ve doymayan nefisten sana sığınırım.” Sonra, ‘ey Allahım! Bu dördünden sana sığınıyorum’ derdi.” (Nesâî, İstiâze, 21)

 

Sevgili peygamberimizin çok anlamlı ve özlü dualarından birini içeren bu hadis, dört olumsuz şeyden Allah’a sığınmayı ifade ederken, karşılığında şu dört olumlu talebi de zımnen içermektedir: Faydalı ilim/bilgi, huşû duyan kalp, makbul dua ve kanaat eden nefis.

Sözlükte, boyun eğmek, teslim olmak, gözü yere çevirmek, tevazu göstermek gibi anlamlara gelen huşû, bir Müslümanın tam bir samimiyetle Allah’a bağlılığını, O’na gönülden teslimiyetini ifade eden bir kavramdır. “Onlar namazlarında huşu içindedirler.” (Mü’minûn, 2) diyen yüce Allah, âdeta dış dünya ile irtibatlarını keserek ruh ve bedenleriyle kendisine yönelen müminleri tavsif etmektedir. İşte Allah Rasulü, bu teslimiyeti ve bağlılığı göstermeyen, gösteremeyen kalpten Allah’a sığınmaktadır.

Kullarının her vesileyle kendisine yönelmelerini, dua etmelerini isteyen Cenab-ı Hak, “dua edin ki, karşılık vereyim” (Gâfir, 60) buyurmaktadır. Çünkü “O, kullarına yakın ve dua ettiklerinde dualarına icabet edendir.” (Bakara, 186) Çünkü “O, duaları işitendir.” (Âl-i İmran, 38) Çünkü “O, tövbeleri kabul edendir.” (Nasr, 3) İşte her gün yüz kere Cenab-ı Hak’tan bağış dileyen Allah Rasulü, (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 47) bütün samimiyetine ve teslimiyetine rağmen kabul edilmeyen duadan Allah’a sığınmakta, sanki, bununla, içtenlikle yapılmayan ve eylemle desteklenmeyen duaların karşılık bulmayacağı konusunda ümmetinin dikkatini çekmektedir.

“Zenginlik mal çokluğu ile değil gönül tokluğu iledir.” (Buhari, Rikâk, 15) buyuran sevgili peygamberimiz, doymayan nefisten de Allah’a sığınmıştır. Çünkü nefis onun ifadesiyle, “iki vadi dolusu malı olduğu halde üçüncüsünü isteyen” bir hırsa sahiptir. (Müslim, Zekat, 116) Çünkü nefis insanı kötülüğe yönlendirme potansiyelini taşımaktadır. (Yusuf, 53) Nefsinin dizginini eline alamayan insan her türlü tehlikeye açık durumdadır. Zira nefsi doyurmak kolay değildir. O, ya Rabbine yönelerek tatmin olacak (Fecr, 27-28) ya da karnını ancak toprak doyuracaktır. (Müslim, Zekât, 116)

İlmi, hakikatı araştırmanın bir aracı kabul edersek, hadiste sayılan dört maddenin birincisi olan faydasız ilmi, faydasız bilgi olarak anlamak daha isabetli görünmektedir. İlmi her vesileyle teşvik eden dinimiz, bununla, doğru, herkese yararlı bilginin elde edilmesini amaçlamıştır. Ancak ilim ve araştırma yolunda, kimsenin işine yaramayan, hatta kullanıldığında zararlı olabilecek bilgiye ulaşma ihtimali her zaman mevcuttur. Dolayısıyla ilim yolunda çalışan kimse elde ettiği bilgiyi doğru ve yararlı bir şekilde kullanarak sorumluluğunu yerine getirecek, kötü amaçlara alet edilebilecek bilginin yayılmasına yardımcı olmayacaktır. İşte Allah Rasûlü‘nün Rabbine sığındığı bilgi, kişinin dünyasına da ahiretine fayda sağlamayan, hatta zararlı olan bilgidir. Özellikle her türlü bilginin hiçbir sınır tanımadan dolaştığı ve bu yüzden sık sık bilgi kirliliğinden bahsettiğimiz günümüzde, Peygamber Efendimizin bu duası daha da önem kazanmaktadır.

Burada, hicri 3. asrın önemli hadis alimlerinden biri olan Dârimî’nin, (ö. 255), Sünen’inde yer verdiği ilimle ilgili uzunca bir rivayeti nakletmek istiyoruz. Bazı fakihlerden intikal ettiği bildirilen bu rivayet, ilim yolcularına ve taliplerine yapılan bir dizi nasihati içermekte ve bu yolda elde edilmesi gereken güzel hasletlere dikkat çekmektedir:

“Ey ilim sahibi! İlminle amel et, malının fazlasını ver, sözünün fazlasını ise Rabb’inin katında sana fayda verecek hadis gibi şeyler hariç, (kendinde) tut! Ey ilim sahibi! Bilip de amel etmediğin şey, kendisine kavuştuğun zaman Rabb’inin katında senin delilini ve mazeretini ortadan kaldıracaktır. Ey ilim sahibi! Allah’a itaatle emrolunduğun şeyler, O’na isyan konusunda yasaklandığın şeylerden seni alıkoyacaktır. Ey ilim sahibi! Asla, başkasının amelinde güçlü, kendi amelinde zayıf olma! Ey ilim sahibi! Başkasına ait olan şey, seni, kendine ait olandan alıkoymasın. Ey ilim sahibi! Alimlerle düşüp kalk, onlara yakın ol, onları dinle, onlarla çekişmeyi bırak. Ey ilim sahibi! İlimlerinden dolayı alimleri yücelt, cehaletlerinden dolayı cahilleri küçük bil ama onları uzaklaştırma, yaklaştır ve onlara öğret! Ey ilim sahibi! Anlamadığın sözü bir mecliste asla söyleme. Sana söylediğini bilmedikçe de hiç kimsenin sözüne cevap verme! Ey ilim sahibi! Allah hakkında da insanlar hakkında da aldanma. Allah hakkında aldanmak onun emrini terk etmekle, insanlar hakkında aldanmaksa onların arzularına uymakla olur.

Allah’tan, O’nun, seni kendinden (azabından) sakındırdığı gibi sakın. İnsanların da fitnesinden sakın. Ey ilim sahibi! Gün ışığı, ancak güneşle kemale erdiği gibi hikmet de, ancak Allah’a itaatle olgunlaşır. Ey ilim sahibi! Ekin ancak su ve toprakla yetiştiği gibi, iman da ancak ilim ve amelle elverişli hale gelir. Ey ilim sahibi! Her yolcu azığını yanına alır ve ihtiyaç duyduğu zaman onu yanında bulur. Bunun gibi her amel yapan da, ahirette ameline ihtiyaç duyduğunda, dünyada yaptığı ameli yanında bulacaktır. Ey ilim sahibi! Allah seni ibadetine teşvik ettiği zaman, bil ki O sadece, senin, O’nun katındaki değerini sana açıklamak istemiştir. Bu sebeple O’ndan başkasına yön çevirme ki, O’nun verdiği değerden zilletine düşmeyesin. Ey ilim sahibi! Taş ve demir taşıman, söylediğini kabul etmeyenlere (veya anlamayanlara) söz anlatmandan daha kolaydır. Söylediğini kabul etmeyenlere (anlamayanlara) söz anlatan kimse, ölüye seslenen ve kabir ehline sofra hazırlayan kimse gibidir.” (Dârimî, Mukaddime,56)

Kaynak: http://dua.diyanet.gov.tr

İman ile Amel Arasındaki Bağ

Amel, iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir. Esasen tasdik ve ikrar da birer ameldir. Ancak amel deyince daha çok kalp ve dil dışında kalan organların ameli anlaşılmaktadır. Bu durumda iman ile amel birbirinden ayrı şeyler olmasına, amelin imanın bir parçası olmamasına rağmen, her ikisi arasında çok sıkı bir bağ ve ilişki bulunmaktadır.

         a) Amel İmanın Ayrılmaz Parçası Değildir

Ehl-i sünnet bilginlerine göre amel, imanın parçası, rüknü ve olmazsa olmaz unsuru değildir. Bu sebeple bütün dini esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle buyrukları yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helal saymadığı müddetçe mümin sayılır. Çünkü:

  1. Kur’an-ı Kerim’de “İman edenler ve salih amel işleyenler…” diye başlayan pek çok ayet vardır. Bu ayetlerde iman edenlerle salih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel imanın bir parçası olsaydı, “iman edenler” denildikten sonra bir de “salih amel işleyenler” denmesine gerek olmazdı.
  2. Bazı ayetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Mesela: “Her kim mümin olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar” (Taha 20/112) buyrulmuştur. Eğer iman ile amel aynı şey veya amel imanın parçası olsaydı, o zaman ayrı ayrı zikredilmezdi ve iman, amelin geçerli olmasının şartı sayılmazdı.
  3. Bazı ayetlerde de büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği ifade edilmiştir. Bunlardan birinde: “Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin…” (el-Hucurat 49/9; ayrıca bk. el-Bakara 2/178; etTahrim 66/8) denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyerek ameli terkeden kişilerden “müminler” diye söz edilmiştir.
  4. Peygamber Efendimiz döneminden itibaren büyük din bilginleri, kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde dinin emrettiği amelleri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri yaptıklarını helal ve meşru görmedikleri sürece mümin saymışlar, ancak bu kimselerin günahkar mümin olduklarını ifade etmişlerdir. Bu, Ehl-i sünnet alimlerinin ortak görüşüdür.
    b) Amelin Gerekliliği ve İmanla Olan İlgisi

    Amel ile iman arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kur’an-ı Kerim‘in bir- çok ayetinde iman ile sahih amel yan yana zikredilmiş, müminlerin salih amelleri işleyerek maddi-manevi gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. Çünkü düşünce ve kalp alanından eylem ve hareket alanına çıkamamış olan iman meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması salih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanın olgunluğuna ermek, imanı üstün bir dereceye getirmek ve böyle iman sahiplerine Allah’ın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır sergileyip yasakları çiğnerse, dine, Allah’a ve Peygamber’ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır, günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gider. O halde amelin hem imanı güçlendirmede üstlendiği rol, hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına aracı olması ve Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi bakımından önemi çok büyüktür.

Kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/

Besmelenin Faziletleri

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
(Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü Teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü Teâlânın yardımı ile bu işimi yapabiliyorum.)
Adem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile sırat köprüsünden geçer.
Peygamber efendimiz, “Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü Teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.” buyurdu.
Besmelenin Fazileti
*Hadis-i şerifte: “Kur’an-ı Kerim’e saygı göstermek, Euzübesmele okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı Kerim’in anahtarı, besmeledir.” buyuruldu.
*Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzübesmele okumak sünnettir. Allahü Teâlâ: “Kur’an-ı Kerim okuyacağın zaman Euzübesmele söyle.” buyuruyor. (Nahl 98)
*Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken besmele çekmek küfürdür.

*İyi işlere Besmele ile başlamalıdır!

*Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki]
*Eve girerken besmele çekilirse şeytan: “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider. [Tibyan]
*Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü Teâlâ Cehennemden çıkarır. [Tergibussalat]
*Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü Teâlâ da razı olur. [Deylemi]
*Yemeğe besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur. [Taberani]
*Besmele ile yenen yemek bereketli olur. [İbni Mace]
*Sıkıntıya düşen: “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.” [Deylemi]
* Bin kere besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur. [Tergibussalat]
* Helaya girerken çekilen besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler. [T. Salat]
* Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır. [Tergibussalat]
* Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur. [İbni Sünni]
* Şeytandan korunmak için, yemeğe besmele ile başlamalıdır.[Taberani]
* Su içerken besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç. [İbni Sünni]
* Yemeğe başlarken, Allahü Teâlânın adını anın, yani besmele çekin! Başında besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin! [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]
*Besmele ile başlanılan iş bitince de, Elhamdülillah demeli, yani Allahü Teâlâya şükretmelidir!
BESMELENİN SIRLARI:
*Besmele 19 harftir. Buda Cehennem Zebanilerinin sayısına denktir. Kim besmeleyi çok okur, bunu adet haline getirirse, Allah; okuyanı Zebanilerden korur. Ayrıca okuyanın rızkını çoğaltır, dünya ve ahirette makam ve mevkisini arttırır.
* Besmeleyi günlük hayatta dilinden hiç düşürmeyenin Allah ölüm acısını hafifletir, kabir sorularını basitleştirir, kabir azabından korur, hesabı kolay ve zahmetsiz olur.
* Besmeleyi, kişi yatmadan abdestli olarak 21 kere okursa, o gece; şeytan, cin, insan şerrinden, yangından, zelzeleden ve eceli gelmemişse ani ölümden emin bir şekilde uyur. Gece boyunca güven içinde olur.
* Besmele halis bir niyetle 70 defa yağmur yağması için okunursa yağmur yağar.
* Besmele 100 defa büyülü veya ağrı çeken birine her gün okunursa Allah büyüyü ortadan kaldırır, ağrıyı geçirir.
* Bir arzusu, isteği olan besmeleyi 113 defa Cuma günü hatip minberde iken okur ve hatible dua eder ve isteğini talep ederse arzusu yerine gelir.
* Besmele 313 defa pazar günü güneş doğarken, abdestli olarak, kıbleye yönelerek okur ve 100 defa Peygamber Efendimize S.A.V. salatü selam okursa; okuyanın rızkı artar ve bollaşır.
* Besmeleyi 787 defa isteğinin olması, düşmanlarından kurtulması, bir musibetin kalkması için niyet ederek okunursa istek yerine gelir.
* Besmele oruçlu olarak 787 defa kimsenin olmadığı yerde, kıbleye yönelerek okunur ve buna 7 gün devam edilirse okuyan istek ve arzusuna kavuşur.
* Besmele 40 gün sabah namazının ardından kalkmadan 2500 defa okunursa, okuyanın kalp gözü açılır, esrar ilimlerine vakıf olur.
* Besmeleyi günde 1000 defa okuyanın hem dünyada, hemde ahirette Allah ihtiyaçlarını yerine getirir.
* Besmeleyi her gün sabah ve gece 1000 defa okumaya devam eden; sıkıntıdan, üzüntüden ve hatta hapisten bile kurtulur.
* Besmeleyi 12000 defa okuyup, her 1000 de 2 rekat namaz kılıp ihtiyacını dilerse, isteği yerine gelir, ihtiyacı karşılanır.
* Güneş doğarken güneşe karşı oturup 300 defa besmele, 300 defa salavat getiren her işinde başarılı olur ve rızkı çoğalır, bereketlenir.
* Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup, muhabbet ve sevgisi istenilen kişiye içirilirse, içenin kalbinde okuyana veya niyetine okunana karşı sevgi ve muhabbet meydana gelir.
* Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup 7 gün sabah güneş doğarken içilirse içen kişinin zihni açılır, unutkanlığı gider.
* 40 Gün riyazet ederek, tam bir itikat ile sabah namazının ardından 2500 defa besmele okuyan kişi ilim sahibi olur, her şeyi rüyasında görür ve bazı sırlara vakıf olur.
* Besmeleyi gece yarısı 786 defa 7 gece okursa maksadı ve isteği gerçekleşir.
* Hastanın şifa bulması için, hastaya 1000 defa besmele okunur. Ardından 1000 defa Fatiha Suresi okunur. 1000 defa Salavat getirilir ve hastanın şifaya kavuşması için dua edilir.
* Besmeleyi 786 defa 7 gün ara vermeden okuyup isteğini, maksadını Allah’dan dileyenin isteği yerine gelir.
* Bir maksadı, bir arzusu, isteği olan kişi temiz ve tenha bir yerde kıbleye yönelerek 1000 besmele okur, sonra 2 rekat namaz kıldıktan sonra “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ecmaiyn” diyerek isteğini, maksadını talep eder ve sonra 1000 defa besmele okuyup tekrar 2 rekat namaz kılıp ardından tekrar selatü selam okuyarak dua eder bu şekilde tekrar ederek 12000 besmele ve 11 saltü selam okuduktan sonra isteğini Allah dan niyaz ederse maksadı ve isteği gerçekleşir.
* Borçlu olan veya rızkı dar olan kişi ceylan derisi üzerine; safran, misk ve gül suyu karışımı mürekkep ile besmeleyi yazıp öd ve anber ile tütsüledikten sonra üzerinde taşırsa yokluktan ve darlıktan kurtulur.
* Cam bardak içine 40 besmele yazıp, zemzem suyu doldurup hastaya içirilirse hasta şifaya kavuşur.
* Besmele 81 defa yazılıp uykusunda korkan çocuğun boynuna asılırsa korkusu kalmaz.
* Besmele 35 defa yazılıp eve veya iş yerine asılırsa o yerin bereketi artar. İş yerinin kazancı çoğalır. Cin, şeytan şerrinden, yangından ve kem gözlerden korunmuş olur.
* Besmele 70 defa ölünün üzerine okunursa kabir azabı hafifler, Münker ve Nekir in sorularında zorluk çekmez.
* Besmeleyi kapısının üzerine yazan kişi helaktan emin olur.

Kederli Anlarda Okunacak Ayet-i Kerimeler

Dua etmek

1. “Ve iy yemseskellahu bi durrin fela kaşife lehu illa hu ve iy yuridke bi hayrin fela radde li fadlih, yüsibü bihi mey yeşau min ıbadih, ve hüve’l-ğafuru’r-rahim.”

Ve eğer Allah sana bir keder dokunduracak olursa, onu Ondan başka açacak yoktur; ve eğer O, sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun lütfunu reddedecek yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine nasip eder. O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(Yunus, 107)

 

2.“Kul ley yusibena illa ma keteballahu lena, hüve Mevlana ve alallahi fel- yetevekkeli’l-mü’minun.”

De ki: Bize hiçbir zaman Allah’ın yazdığından başka bir şey ulaşmaz. O, bizim Mevlamızdır ve müminler onun için yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!”
(Tevbe,51)

 

3.“Ve ke eyyim min dabbetil la tahmilu rizkaha, Allahu yerzukuha ve iyyaküm ve hüve s-semiu’l-âlim.”

“Nice hayvanlar var ki, rızkını (yanında) taşıyamaz; Allah onlara da rızık veriyor, size de! O her şeyi işitendir, bilendir.”
(Ankebut, 60)

 

4.“Ma yeftehıllahü linnasi mir rahmetin fela mümsike leha, ve ma yümsik fe la mursile lehu mim ba’dih, ve hüve’l-azizu hâkim.”

“Allah insanlara rahmetinden her neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak kimse yoktur. Her neyi de tutar kısarsa onu da ondan sonra salacak yoktur. O, öyle güçlüdür, öyle hikmet sahibidir.”
(Fatır, 2)

 

5.“Ve lein seeltehüm men haleka’s-semavati ve’l-arda le yekulünnallah, kul eferaeytüm ma ted’une min dunillahi in eradeniyallahu bi durrin hel hünne kaşifatü durrihi ev eradeni bi rahmetin hel hünne mümsikatü rahmetih, kul hasbiyallahu aleyhi yetevekkeli’l-mütevekkilun.”

“Andoldun ki, onlara: ‘O gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan kesinlikle Allah’tır’ diyeceklerdir. De ki: ‘Gördünüz ya, Allah’tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O’nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O’nun rahmetini (engelleyip) tutabilirler mi?’ De ki: Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep ona dayanır!”
(Zümer, 38)

 

6.“Inni tevekkeltü alallahi rabbi ve rabbiküm, mâ min dabbetin illa hüve ahizüm bi nasıyatiha, inne rabbi ala sıratım müştekim.”

“Her halde hem benim Rabbim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a güvenip) dayanmışım. Hiç (bir) yerde bir debelenen (canlı) yoktur ki perçemini O tutmuş olmasın! Şüphe yok ki Rabbim doğru bir yol üzerindedir.”
(Hud, 56)

 

7.“Fe in tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü’l-arşi’l-azim”

“Eğer aldırmazlarsa de ki: “Bana Allah yeter! Ondan başka ilah yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O büyük arşın sahibidir!”
(Tevbe,129)