Tevekkül ile İlgili Ayetler

Sözlükte “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” anlamlarına gelir. Kuran’ı Kerim’de de bu konuya değinilmiştir.

 

“Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talak,3)

“Mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.” (Şuara,217)

“Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab,3)

“Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Teğabün,13)

De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe,51)

“İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” (Hud,56)

 

Tevekkül

Sözlükte “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de tevekkül kavramı kırk ayette değişik fiil kalıplarında, dört ayette mütevekkil şeklinde yer almakta, vekil kelimesi çoğu Allah’ın sıfatı şeklinde yirmi dört yerde geçmektedir.

Bir çaresizlik anında Müslüman’ın çaldığı iki kapı vardır;

  1. Dertlerin maddi kapısı.  Bu, o dertle ilgili alınacak tedbir, çareye doğru gösterilen çabadır.
  2.  Dertlerin manevi kapısı. Bu da Allah’a sığınma ve tevekkül kapısıdır.

Çaba olmadan tevekkül çare olmadığı gibi, sadece tevekkülsüz çaba da çare değildir. Elmalılı bunu: “Unutmamak gerekir ki, tevekkül, görevini Allah’a havale etmek değil, emri O’na havale etmektir. Bir çokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terk etme sanırlar.Bu ise Allah’a tevekkül ve itimat değil, O’nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır. İyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini sevmektir” diye açıklar.

Hz. Peygamber’in, “Devemi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim yoksa bağlamadan mı?” diye soran bir sahabeye, “Önce bağla, sonra tevekkül et” şeklindeki cevabı  ilgili kaynaklarda tevekkülden önce tedbir almanın gerekliliğine delil sayılmıştır.

Tevekkül eden insan şunlardan kurtulur:

  1. Kainatın dilenciliğinden,
  2. Her hadisenin karşısında titremekten,
  3. Kendini beğenmişlikten,
  4. İnsanlara maskara olmaktan,
  5. Uhrevi sıkıntılardan,
  6. Dünya hadiselerinin tazyiki

Tevekkül

Sözlükte “güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek” anlamlarına gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmak demektir. Mesela bir çiftçi önce zamanında tarlasını sürüp ekime hazırlayacak, tohumu atacak, sulayacak, zararlı bitkilerden arındırıp ilaçlayacak, gerekirse gübresini de verecek, ondan sonra iyi ürün vermesi için Allah’a güvenip dayanacak ve sonucu O’ndan bekleyecektir. Bunların hiçbirisini yapmadan “Kader ne ise o olur” tarzında bir anlayış tembellikten başka bir şey değildir ve İslam’ın tevekkül anlayışıyla bağdaşmaz.

Tevekkül, Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül eden kimse Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı bir kimsedir. Fakat kadere inanmak da tevekkül etmek de tembellik, gerilik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mani de değildir. Çünkü her Müslüman olayların, ilahi düzenin ve kanunların çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde olup bittiğinin bilincindedir. Yani tohum ekilmeden ürün elde edilmez. İlaç kullanılmadan tedavi olunmaz. Sâlih ameller işlenmedikçe Allah’ın rızası kazanılmaz ve dolayısıyla cennete girilmez. Öyleyse tevekkül, çalışıp çabalamak, çalışıp çabalarken Allah’ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah’a bırakmaktır.

Yüce Allah bir ayette “…Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever” (Âl-i İmrân 3/159) buyurmuş, müminlerin bir başka varlığa değil, yalnızca kendisine güvenmelerini emretmiş, çünkü tevekkül edene kendisinin yeteceğini bildirmiştir. Hz. Peygamber de devesini salarak tevekkül ettiğini söyleyen bedeviye “Önce deveni bağla, Allah’a öyle tevekkül et” (Tirmizî, “Kıyamet”, 60) buyurarak tevekkülden önce tedbirin alınması için uyarıda bulunmuştur.