İsmi Azam Duası

mekke-dua
İsmi Azam Duası Nedir?

Dua etmek

Bütün duaların en faziletlisi İsm-i A’zam duasıdır. İsm-i A’zam ile yapılan dua kabul edilir olduğu için Peygamberlerden başka bazı kimseler Süleyman’ın veziri gibi ondan istifade etmişlerdir. O’nunla yapılan dualara anında karşılığı verilmiştir. Öyle mübarek bir duadır ki, önünde engel duramaz. Çünkü o kınından çıkmış keskin bir kılıca benzer. Lüzumsuz yere onu kınından çıkarmamak, ancak icap ettiği zaman ondan faydalanmak gerekir. İsm-i Azam Duası ile dua edilmelidir. İsmi Azam duasında Allah’ın değişik isimleri şefaatçi kılınarak cehennem ateşinden Rahman’a sığınmak vardır. Bu duanın sabah ve ikindi namazlarından sonra okunması ayrı bir tevafuk özelliğine sahiptir.

İsmi Azam Duasının Arapçası:

“Bismillahirrahmanirrahim”

“Allahümme inni es’elüke ya alimel hafiyye, ve ya men-is-semau bikudretihi mebniyye, ve ya men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve ya men-iş-şemsü vel-kameru binuri celalihi müşrika ve mudıyye ve ya mukbilen ala külli nefsin mü’minetin zekiyye ve ya müsekkine ra’b-el-haifine ve ehl-et-takıyye, ya men havaicul-halki indehü makdıyye, ya men neca Yusüfe min rıkk-il-ubudiyye, ya men leyse lehü bevvabün yunadi vela sahibun yağşa ve la vezirun yu’ti ve la gayruhu rabbün yud’a ve la yezdadu ala kesretil-havaici illa keremen ve cuden ve sallallahu ala Muhammedin ve alihi ve a’tini süali inneke ala külli şey’in kadir.”

İsmi Azam Duasının Türkçesi:

“Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak, Celil ve Cebbar olan O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Ancak bütün kullarının hallerine vakıf olan ve kusurlarını örtbas edendir. Allah’tan başka ilah yoktur. Gece ile gündüzü halk eden O’dur. Allah’tan başka ilah yoktur. Tektir, şeriki yoktur, tektir ve birdir. Biz O’na hamdü sena ederiz. Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak O vardır, tektir, ortağı yoktur. Tek bir Allah’tır. Biz O’na ibadet ederiz. Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak O vardır, tektir ve ortağı yoktur. Tek bir ilahtır. Bizler O’na şükrederiz. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah tektir, ortağı yoktur, Muhammed O’nun Resulü’dür. Hay ve Kayyum O’dur. Allah’ın rahmeti mahlukatının en hayırlısı olan Muhammedin al ve ashabının ve hepsinin üzerine olsun. Şehadet ederim ki Sen hem Rabbimiz ve hem de Halikimizsin. Allah’ım, beni mağfiret eyle, ey Allah, ey Allah, ey Allah Rahmetinle beni yarlığa Zira, Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.

İsmi Azam Duasının Hikmeti

Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle rivayet etmiştir;

dua

“Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin, Allah’ın gazap ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım” O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez. Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı.

İçinde korku, dehşet ve huzursuzluk hissi duyulduğunda şu dua da okunabilir, “Euzü bi kelimatillahha’t-tammati min gadabihi ve şerri ibadihi ve min hemezatiş-şeytani ve en yehdurun” Anlamı, “Allah’ın bana kızmasından, kulların kötülüklerinden, şeytanın vesveselerinden ve bana kurduğu tuzaklardan Allah’ın tam kelimelerine sığınırım”

Salavat

Salavat getirmek, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammedi anmak ve O’na selam göndermek demektir. Peygamberimiz üzerine salavat getirirseniz, Allah Teala da sizin üzerinize salavat getirir demiştir. Allah’ın Resulüne salavat getirmek, en bereketli, en faziletli olan, saadeti dareyn için en faydalı ibadetler arasındadır. Hakkıyla yapıldığında sevabı da çok fazladır. Amelleri tahrir eder, yapılan hataları örter, kişilerin manevi derecelerini yükseltir.

salavat

Salavat getirmek için sadece “Allahümme salli ala Muhammed” demek de yeterlidir. Ancak bunun yanı sıra pek çok salavat çeşidi bulunmaktadır. Bunların arasında en çok okunanlar arasında, namazlarda tahiyyattan sonra okunan salli ve barik duaları yer alır. Bu çok kıymetli sözleri içeren eden salavat, Peygamberimiz’in adının geçtiği zamanlarda söylenmesinin dışında, ayrıca zikir olarak da söylenmektedir. Hz. Muhammed’e salatu selam getirmek, hem Allah’ın rahmetini hem de meleklerin dua ve istiğfarını kazanmak için vesile olacağına göre, bu olanağı ve fırsatı iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Örnek Salavatlar:

  1. Aleyhisselam”
    Anlamı; Allahın selamı, onun üzerine olsun.
  2. “Aleyhissalatu vesselam”
    Anlamı; Allahın salatu selamı onun üzerine olsun.
  3. “Sallallahu aleyhi ve sellem”
    Anlamı; Allahu Teala, Ona salatu selam etsin.
  4. “Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed”
    Anlamı; Allah’ım! Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve evladu iyaline rahmet eyle ya rabbim.
  5. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim”
    Anlamı;Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz olan Muhammed’e evladu iyaline ve ashabına salatu selam eyle. O’na rahmet et, selametlik ver.
  6. “Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin bi’ adedi ilmike ”
    Anlamı; Ey Allahım! Efendimiz Hz. Muhammed’e ve Efendimiz Hz. Muhammedin (S.A.V.) aline nihayetsiz olan ilminin adedince salatu selam ve bereketler ihsan eyle.
  7. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin mahtelefel-melevani ve teakabel-asarani ve kerraral-cedidani vestekbelel-ferkadani ve belliğ ruhahu ve ervaha ehl-i beytihi minnat-tahiyyete vesselame verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiran kesira”
    Anlamı; Allah’ım melevan, asaran, cedidan ve ferkadan yıldızları devam ettiği müddetçe Efendimiz Muhammed’e salat ve selam eyle. O’nun ve ehl-i beytinin ruhuna bizden saygı selam ulaştır.
  8. “Allhumme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahime ve Musa ve İsa ve ma beynehum minen’nebiyyine vel’murselin. Salevatullahi ve selamuhu aleyhim ecmain” Anlamı; Allahım ! Hz. Muhammed’e Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İsa ve bunların arasında ( gelip geçmiş bütün) peygamberlere rahmet ihsan eyle.
  9. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammed’in abdike ve resulike ve alel’muminine vel’muminati vel’muslimine vel’muslimati”
    Anlamı; Allahım! kulun ve Resulun Hz. Muhammed’e salat (Rahmet) et. Mümin olan erkek ve kadınlara, Müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.
  10. “Allahumme Salli ala Ruhi seyyidina Muhammed’in fil’ervahi ve salli ala cesedi seyyidina Muhammedin fil’ecsadi ve salli ala kabri seyyidina Muhammedin filkuburi. Allahumme belliğ minni tehiyyeten ve selama” Anlamı; Ey Allahım! Ruhlar içinde sevgili peygamberimiz Hz. Muhammedin ruhuna, cesetler içinde Hz. Muhammed’in cesedine, kabirler içinde Hz. Muhammed’in kabrine salatu selam eyle Allah’ım, benim selamımı sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in aziz ruhuna vasıl eyle (ulaştır).

Umre Nedir, Nasıl Yapılır?

umre

Umre, hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihram ile yapılan, tavaf ve sa’y yapmak ve saç kazımak veya kesmektir. Umrenin farzı ikidir. İhram ve tavaf. İhram umrenin şartı, tavaf ise rüknüdür. Sa’y ve tıraş olmak ise vaciptir.

 

umre

Umre Nasıl Yapılır?
1-
Mikat sınırlarının birinde ihrama girilir ve niyet edilir.

2- Telbiye, tekbir, tehlil salevat-ı şerife okunarak Harem-i şerife girilir. Niyet edilip umre tavafı yapılır.
Tavaf esnasında iztiba ve ilk üç şavtta remel de yapılır.

3- Tavaf namazından sonra Mes’aya gidilerek umrenin sa’yi yapılır.

4- Tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece umre tamamlanmış olur.
Umrede Arafat, Mina, Müzdelife’deki menasik, kudum ve veda tavafı yoktur.

İhrama Girilen Yerler:
Mekke’ye mikat sınırları dışındaki yerlerden gelenler yolları üzerindeki mikatlardan birinde ihrama girerler. Mekke’de bulunulduğu esnada umre yapmak istenirse, Mekkeliler gibi, Harem Bölgesi dışına çıkılarak ihrama girilir.

Umre Farz Mıdır?
İmam-ı Rabbani buyuruyor ki: Umreye gitmek farz ve vacip değildir, nafile ibadettir. Nafile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar, günah işlemek olur. (1/124)

Umrenin Zamanı Var Mıdır?
Umre için belirli bir vakit yoktur, her zaman yapılabilir. Ramazanda yapılması daha faziletlidir.

Çocuk ve Dua

cocuk-dua

Bir çocuğun hayatı dua ile başlar. Daha ana rahmine düştüğü ilk andan itibaren sağlıklı doğması, hayırlı bir evlat olması noktasındaki dualar, bir çocuk için gıyabında onun için yapılan ilk niyazlardır. Bu durum, ebeveyn için bir ömür boyu süren bir durumdur. O bakımdan anne-baba duası almak, din açısından da çok önemli görülmüştür. Hepimiz bu tür dualarla Yaratıcı’dan talep edildik, doğduk ve yaşadık. Bilelim veya bilmeyelim her anne ve baba, çocukları için devamlı dua halinde oldular. Çocuklar da bu dualarla büyüdüler. Hayata öyle katıldılar.

Çocuk, kendini idrak etmeye başladığı andan itibaren bu defa duayı müşahhas olarak evdeki büyüklerinin semaya açılan avuçlarıyla idrak eder oldu. Ne yapıldığını, ne söylendiğini bilmese dahi minicik avuçları semaya açıldı, dudakları kıpır kıpır dua etti. Dua ettik. Yaratılıştan getirdiğimiz fıtri temizliğimiz bu sayede korundu. Ardından henüz namaz çağına gelmeden önce dua, bir çocuğun hayatının en önemli ritüeli oldu. Gece, kendini uykunun kollarına teslim etmeden önce yatağımızın başucunda oturan büyükler, bize önce yatak dualarını öğrettiler. Bu dualar, bir çocuk için öylesine önemliydi ki dua edilmeden gözleri asla kapanmazdı. Dua, gecenin karanlığında uyku gölüne cesaretle girebilmemizin tek imkânıydı.

Hafızamızı bir yoklayalım. Hangimiz hatırlamaz ki “Yattım Allah kaldır beni/Rahmetine daldır beni/Can bedenden ayrılınca/İman ile gönder beni…” şeklindeki yatak dualarını… Dini öğrenmemiz de bu duaların sayesinde oldu. Allah, peygamber, Kur’an, melek..kavramları bu dualar arasından süzülüp çocuk kalbine indiler. “Yattım Allah kaldır beni/Nur deryasına daldır beni/Can bizden ayrılırken/İman ile Kuran ile gönder beni…” Kur’an’ı önce böyle telaffuz ettik, ardından duvarda temiz bir mahfaza içinde asılı yerinden saygıyla indirilip huşu ile okunmasına tanık olduk. “Yattım sağıma, döndüm soluma/Melekler şahit olsun dinime imanıma/Benden selam olsun/Varacak mekanıma/Yattım Allah kalkarım inşallah/Kalkmazsam lâ ilâhe illallah..” derken Allah, melek, ölüm, ahiret, din, iman, kavramları içimizde yerlerini birer birer almadılar mı?

Sonra, bu daların ardından gelen ninnilerle doldu kulaklarımız…. Onların da hepsi birer anne duası değil miydi? Genellikle mani şeklinde söylenen bu manzumelerde de yine dua vardı. “Ay doğar gökte Allah/Bu sevgi nedir Allah/Ya oğluma uyku ver/Ya bana sabır Allah..” şeklindeki bir ninni duanın ta kendisi değil miydi? Hepimiz, biliriz ki, biz böyle tanıştık dua kavramıyla… Onlarla sığındık gecenin karanlıklarına ve korkmadık hiçbir şeyden… Melekleri yanı başımızda hissettik. Görmediğimiz peygamberimizi bu dualarla sevdik. O’nun tarafından sevilmek istedik. Kimimiz Hz. Hasan kimimiz Hz. Hüseyin olmayı diledik. Hayata öyle başladık. Güçlü, dingin bir ruhla… Bunu dualarla gerçekleştirdik.

Dua ile çocuk arasındaki ilişkiyi, bir anne-babanın kendilerine emanet olarak verilen bir çocuğu Yaratıcı’nın kudret ellerine teslim etmekle duyduğu iç huzur ve güvenliğin ötesinde bir sebepte de aramak gerek… O da şudur: İnsan hangi yaşta olursa olsun, dua ederken beden elbisesinden sıyrılır adeta ruh kesilir baştan sona… Çünkü başka türlü olmaz aşkın bir varlıkla, yaratıcıyla çok özel bir iletişim kurabilmek. Yani bu anlamda dua ederken bir insan çocuk saflığına bürünmek durumundadır.

Çocuk safiyeti, ondaki gönül temizliği olmadan insan dua bilincine ulaşamaz. Bu yüzdendir ki çocuk, ruhuna dolan duaların aydınlığında artık hayata çıkarken, hayat içerisinde bir sürü zorluklarla karşılaşır, birçok istekleri olur. Çünkü ne korkularını ne sevinçlerini açık açık anlatabilmek çocuklara göre değildir. Kaçımız fark eder ki bir çocuk işte o anda mesela eve asık suratla gelen babasının yüzünün gülmesi için dua ettiğini… Adeta melekleri görürcesine kar yağarken ellerini açmasa bile yüreğiyle yaratıcıya seslendiğini… İşte bu masumiyet hissidir ki çocukta dua daha güzel bir anlama bürünür. Hele çocuk duasındaki doğallık çok dikkat çekicidir. O, dua ederken sadece yüreğini konuşturur. Kendini koruyan kudret önünde en masum haliyle teslimiyet içredir.

Ya da insanın acizliğini bilinçle idrak etmesi çok önemlidir. Zira bir kudretin huzurundadır. Bütün nefsi mülahazalardan uzak, kendisi acz makamında olmalıdır. Yaşı ve yapısı gereği henüz büyümemiş bir çocuğun acizliği ne müthiş bir teslimiyetin ifadesidir. Artık, yemekte dua, sabah kalktığında dua, yolculukta dua, okula giderken dua, sınava başlarken dua… Bu böyle devam edip gider. Duayla doğan çocuk, duayla büyür. Onunla güç kazanır. Onunla korunur bütün tehlikelerden.

Hayatta olan şeylerin edebiyata girdiği bildiğimiz bir gerçektir. Öyleyse şimdi de bu durumu şairlerin dilinden izleyelim:

Şairler için “büyümemiş çocuklar” denir. Ya da “İçindeki çocuk”u öldürmeyen kişi olarak bilinir şairler. Bundan olacak ki, bir şair hangi yaşa gelirse gelsin, o ana kadar hangi konularda şiirler yazarsa yazsın dua ile temasını hiç kesmez. Dua şiirleri yazarken, bir yandan da kimi zaman çocukluğuna döner ve çocuk diliyle dualar eder şiirinde… Edebiyatımızda böyle çocuk duası temasını işleyen pek çok şiir bulunmaktadır. Bunlara bakıldığında da aynı durum görülür. Çocuk, Allah’la senli benli, samimi bir iletişim içindedir. Sadece ondan ister. Ahmet Urfalı’nın şirinden şu bölüme bakalım: “Her gün doğar güneşim/Annem babam kardeşim/Ulu çınarlar eşim/Yeni dal ver Allah’ım” Ya da “Gerçeği görsün gözüm/Doğruyu bulsun özüm/Güzeli desin sözüm/Tatlı dil ver Allah’ım…”

Bir çocuk böyle dua eder mi? O zaman çocukluğumuzu hatırlayalım. Böyle dualar etiğimizi mutlaka hatırlayacağız demektir.

Çocuk gönlünde o kadar geniş ve sınırsız bir evren vardır ki bu durum dualarına da yansır. İstediklerini herkes için ister. Kendini şu ya da bu insanla/insanlarla, ülkeyle/ülkelerle sınırlamaz. Bu noktada yine çocuk dualarını şiirleştiren başka bir şaire, Ali Akbaş’a kulak verelim: “Gün ola, düğün ola/Düşte gördüğüm ola/Ya yaza, ya kışa/Ayrılar kavuşa/Dargınlar barışa/Sayrılar sağ ola/Bozkırlar bağ ola…”

Görüldüğü gibi burada yer, kişi, zaman, coğrafya yoktur. Geniş bir tasavvur çerçevesindedir söylenenler.

Bir de Selami Yıldırım’a bakalım: “Bir beyaz kağıdım, kalem değmemiş/Bahtımı kara yazma Allah’ım/Gönlümü dilekçe eyledim sana/Gülen gözlerimi üzme Allah’ım…” ya da “Babama güç ver, anneme sabır/Hayatın yüküyle ezme Allah’ım/Sana yöneldim açtım elimi/Gönlüme sınır çizme Allah’ım…” dizeleri de çocuğun dua ettiği varlığı kavrama biçimiyle ilgili ilginç ipuçları vermiyor mu bize? Elbette vermektedir.

Söz şairlerden açılmışken asıl hatırlamamız gereken isim elbette Fazıl Hüsnü Dağlarca olmalıdır. Zira dua kavramının çocuk ruhundaki yansımalarını konu edinen ve böylece çocuğun Allah’la olan bu samimi iletişimi konusunda müstakil bir kitap yazan odur. “Çocuk ve Allah” isimli kitabında o da duanın çocuk ruhundaki yerini çok çarpıcı dizelerle anlatır: “Ve senin duaların varsa/Benim de vardı/Çocuğum geceleri dua et/İnsan uzaklaşabilir Allahtan…”

Edebiyatımızda bu anlamda pek çok örnek bulmak mümkündür. Ama hepsinde ortak olan nokta çocuk diliyle daha doğrusu kalbiyle yapılan duaların hususiliği, içtenliği ve evrenselliğidir. Zira bir çocuk sadece kendisi, anne-babası için değil mesela ölmekte olan bir kedisi için, tanımadığı yoksul çocuklar için de dua eder. O bakımdan insanın hangi yaşta olursa olsun duayı çocuğun Yaradan’ı ve yaratılanları kavrama biçimiyle dua edilmesi duanın her zaman saf, içten olmasında önemlidir.

Çocuklarımız dün olduğu gibi bugün de seccadelerinin üstünde ellerini semaya kaldırmış ninelerin, dedelerin, annelerin, babaların huzur ikliminde nefes alıp vermek istiyorlar. Onların meleksi yüzlerine iyice bir bakalım. İstedikleri sevgi, huzur değil mi? Böyle bir hayat ise her sözün, her davranışın duaya dönüştüğü bir hayat olabilir ancak. Böyle bir hayatı kurabilenler sonsuz baharın neşesine daha bu dünyada ulaşmış insanlardır. Bu mutluluk ise duanın Rabbani bağışıdır.

Modern zamanların hayatımızdaki dua gerçeğini örselediğini biliyoruz. Bu durum, özelilikle çocuklar için çok ciddi bir eksiklik olarak kendini hissettirmektedir. Bu bakımdan çocuğu dua ile tanıştırmak, karşılaştırmak gerekiyor. Onun ruhen sağlıklı yetişmesi, o yaşlarda alacağı dua eğitimiyle, terbiyesiyle çok yakından ilgilidir. Bir kez daha belirtmekte yarar var: Çocuk dinle ilgili temel kavramları dualar yoluyla içselleştirmek ve öğrenmektedir. Sonradan edinilecek kitabi bilgiler o yaşlarda çocuk kalbine yerleşenlerle asla aynı olmaz. Bu gerçek asla unutulmamalı…Sağlıklı bir din anlayışı, çocuk yaşlarda önce duygu olarak kazanılır sonra kitabi bilgilerle bu durum bilgi ve bilinç haline dönüşür.

Öyleyse bizlere kutlu birer emanet olarak verilen, bir ilahi bağış olarak sunulan çocuklarımızı geleneğimizde olduğu gibi dualarla büyütmek, onları birer dua insanı haline getirmek çok önemli görülmelidir. Gerek onların ruhen sağlıklı birer birey olarak yetişmeleri gerekse geleceğimizin mimarlarının onlar olacakları gerçeğinden hareketle evlerimizi dua edilen evler, dillerimizi dua eden diller haline getirmek gerekir.

 

Kaynak: Diyanet Avrupa Dergi, Aralık 2006

Hz. Muhammed ve Duaları

Dua

Peygamber Efendimiz, nasıl dua edileceğini bize öğretmek için dua etmiştir. Bazıları şunlardır:

“Allah’ım, bizi dostlarınla dost, düşmanlarınla düşman olanlardan eyle!” (Tirmizi)

“Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, kabul edilmeyen amel ve duadan sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, senden, bilip bilmediğim her hayrı ister, her şerden sana sığınırım.” (Taberani)

“Allah’ım, bizi dünya zilletinden ve ahiret azabından muhafaza eyle!” (Müslim)

“Allah’ım, günahımı affet ve rızkıma bereket ver!” (İ. Ahmed)

“Allah’ım, kötü huy, kötü iş, kötü arzu ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (Ebu Davud)

“Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, ölüm anındaki sıkıntılara karşı bana yardım et!” (Tirmizi)

“Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle!” (Bezzar)

“Allah’ım, beni çok zikreden ve emrine uyan kullarından eyle!” (Tirmizi)

“Allah’ım, ilmimi arttır!” (Tirmizi)

“Allah’ım, kulak, göz, dil, kalp ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, nankörlükten ve kabir azabından sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, bana hidayet, takva, tok gözlülük ve zenginlik nasip eyle!” (Müslim)

“Allah’ım, bana sıhhat, iffet, güzel ahlak ver ve kaderine rıza göstermemi nasip et!” (Taberani)

“Allah’ım, gazabından rızana, cezandan affına, azabından rahmetine sığınıyorum.” (Müslim)

“Allah’ım, her zorluğu bana kolaylaştır! Dünya ve ahirette afiyet ver!” (Taberani)

“Allah’ım, kalbimi ve amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten koru!” (Hatib)

“Allah’ım, beni ilimle zengin et, hilmle süsle, takva ile şereflendir!” (İ. Neccar)

“Allah’ım, iyiliğimi gizleyen, kötülüğümü yayan hilekar dosttan sana sığınırım.” (İ. Neccar)

“Allah’ım, ölüm anında, şeytanın galebesinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, kötü kadınların fitnesinden sana sığınırım.” (Hariiti)

“Allah’ım, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, bize öyle bir şifa ver ki, geride hiç bir hastalık kalmasın!” (Ebu Davud)

“Allah’ım, Cenneti elde edip Cehennemden kurtulmayı senden istiyoruz.” (Hikim)

“Allah’ım, sana dua edilince kabul ettiğin, bir şey istenince verdiğin, musibet ve sıkıntıların kalkması istenince kaldırdığın ismin hürmetine, senden istiyorum.” (İbni Mace)

“Ya Rabbi, ölümü bana kolaylaştır!” (İbni Ebi-d-dünya)

“Bizi açık ve gizli bütün günahlardan koru!” (Taberani)

“Allah’ım, ürpermeyen kalpten ve doymayan nefisten sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, düşkün ihtiyarlıktan sana sığınırım.” (Hikim)

“Allah’ım, bize dini musibet verme! Bize acımayanları başımıza musallat etme!” (Tirmizi)

“Allah’ım, bana öyle bir iman ve yakin ver ki, sonu küfür olmasın!” (Tirmizi)

“Allah’ım, denizlerin arasını ayırdığın gibi, beni Cehennem azabından koru!” (Tirmizi)

“Allah’ım, fakirlikte de, zenginlikte de tutumlu olmayı nasip et!” (Buhari)

“Allah’ım, borç altında ezilmekten ve düşmanın galebesinden sana sığınırım.” (Nesai)