Manevi Mucize Kur’an

Kur’an her çağdaki akıl sahibi insana hitap eden, akıllara durgunluk verecek
derecede büyük ve ebedî bir mûcizedir. Diğer peygamberlerin mûcizeleri
dönemleri geçince bittiği, onları yalnız o dönemde yaşayanlar gözlediği halde,
Kur’an mucizesi kıyamete kadar sürecek bir mucizedir.

Hz. Peygamber bir hadislerinde “Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları bir mûcize verilmiş olmasın. Bana mucize olarak verilen ise, ancak Allah’ın bana vahyettiğidir” buyurmuştur (Buhârî, “İ‘tisâm”, 1).

Kur’ân-ı Kerîm, hem söz hem de anlam yönünden mucizedir. O, Arap edebiyatının zirvede olduğu bir dönemde inmiş, Araplara kendisinin bir benzerini getirmeleri için meydan okumuş, üslubu, şaşırtıcı nazmı (ifadesi, lafzı), fesahat ve belagatıyla onları aciz bırakmıştır. Ümmi olan Peygamber’in, Allah’tan aldığı vahiy ile insanlara bildirdiği Kur’an, en yüksek gerçekleri kapsamaktadır. Bilim ve tekniğin sonradan ulaştığı gerçekleri Kur’an asırlarca önceden haber vermiş, hiçbir buluş ve bilimsel gelişme, onun içeriği ile ters düşmemiştir.

Hz. Muhammed’in Adaleti

Peygamberimizin hayatında insan davranışları açısından en önemli ilkelerden biriside adalettir. Peygamberimiz (s.a.v.) her işinde adil bir insan idi. Bu Ona Allah’ın bir emri idi.

“Adalet”; ifrat ve tefrit arasında orta yolu takip etmek, dinen haram kılınan şeylerden kaçınıp hak yol üzere dosdoğru olmak, büyük günahlardan sakınmak, küçük günahlarda ısrar etmemek, insana dünya ve ahirette zarar veren söz, fiil ve davranışları terk etmek, kötü olanı ve kötülük yapanı cezalandırmak, iyi olanı ve iyilik yapanı ödüllendirmek, tevhit üzere olmak ve zulmü terk etmektir.

“Adalet” genel olarak üç kısma ayrılır:

  1. Kişi ile Allah arasında olan adalet. Bu; insanın Allah’ın haklarına riâyet etmesi, iman edip ibadet etmesi, haram ve yasaklardan kaçınıp emirlerini yerine getirmesidir.
  2. Kişi ile nefsi arasında olan adalet. Bu; insanın; nefsini, onu helâk edecek şeylerden men etmesi, arzularına uymaması, nefsinin haklarına riâyet etmesidir.
  3. Kişi ile diğer insanlar arasında olan adalet. Bu; kişinin, insanların haklarına saygı göstermesi, hainlik etmemesi, her hususta insaflı olması, zulmü ve kötülüğü terk etmesidir.

Bunun için;

1) Sözde adil olunmalıdır. Sözde adalet doğru sözlü olmak, hakkı ve doğruyu konuşmaktır. Yüce Allah,

َى … ْ ب ا قر ُ ْ َ ك َ ان َ ذ لُ َ وا ولَو ِ ف ْاعد َ ْ ُم ا قْلت َذ ُ ِ َ … وا

“…Yakınlarınız dahi olsa konuştuğunuz zaman adil olun…” (En’âm 6/152)

ِ ًيدا سد َ ً ْلا وُقولُ َ وا قو ُ َّ وا اتُق َ وا اOَ َن ِ َ ين I ام َا الَّذ يَ` َ ا اُّP

“Ey mü’minler, Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb 33/70)

Peygamberimiz (s.a.v.)

, َ ْس ُك ْت ي ِ ا ا ْول َُقْل َ خًْfَ فالْي ِ ِر َ ْمِ ْ الاIخ َو والْي اOَ ُن بِ ِ ِ َ ْن َ ك َ ان يُ ْؤم م

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır konuşsun ya da sussun”

 صَدَقdة ََة َ ّب ِ الطي َِلَمُة َّ الْك َ

“Güzel söz sadakadır” buyurmuştur .

2) Şahitlik adil olunmalıdır. Bu, dosdoğru şahitlik yapmaktır. Yüce Allah

, ْ ِ ُكم ُْفس ان ْ َ ع Iَ\ ولَو َ O ِ ِ َ اء ِ ْص ِط ُ Mَهَد` َّامِ َ6 بِالْق ُ َ وا قو ُ ُ وا كن َن ِ َ ين I ام َا الَّذ يَ` َ ا اُّP ًfا … ِ فق ًّ َ ا ا ْو َ ي ِ ْن يَ ُك ْن َ غن ِ ِ َ6 ا َ ب و ْالاَ ْقر ْ ِن َ َدي ِ َال ِالْو او َ

“Ey mü’minler! Adaleti titizlikle ayakta tutun. Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun…” buyurmuştur. (Nisâ 4/135)

3) Yargıda adil olunmalıdır. Bu, haklıya hakkını, haksıza cezasını vermek, emanetleri ehline tevdi etmektir. Yüce Allah,

 ا ْن َ ْ بَ ْ6 َالنَّ ِ اس ُم ا ح َك ْمت َذ َ ِ ا وا َه َ ِ ا ْهل َ ` َانَ ِ ات اِI ت َؤُّد ْ وا الاَم ا ْن ُ َ ْ ُ ُرُكم ْم اO يَأ َّن َ ِ ا … ِ ل َ ْد ْ ُكُموا بِالْع َت

“Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletli hüküm verin…” buyurmuştur. (Nisâ 4/58)

4) Aile hayatında adaletli olunmalıdır. Bu; eşlerin birbirlerine, ana-babaların çocuklarına, çocukların da ana-babalarına karşı saygılı olmaları ve haklarına riâyet etmeleridir.

5) Ölçü ve tartıda adil olunmalıdır. Bu; ticaret kurallarına riayet etmek, insanlara haksızlık yapmamak, onları kandırmamak, eksik ve yanlış tartmamaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)

, َّا ن ِ م ْ َس َ َ ا فَلي َ ْن َ غ َّشن م

“Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur.

6) İş ve davranışlarda adil olunmalıdır. Bu; her işi yerli yerinde ve en iyi bir şeklide yapmak, görevleri ehline tevdi etmektir. Peygamberimiz (s.a.v.)

, ِ الس َاعة ِ ِر َّ َظ َه َ ا فانْت ِ ا ْهل َ ِ َ َ غْf ِ ُ ا ْر ا وِّسَد ْ الاَم َذ ُ ِ ا

“İşleri ehli olmayana verildiği zaman kıyamet saatini gözleyin”,

 ِ ِه َ ْفس ن ِ ِ يهِ مَ ُ ا |ِ ُّب ل َخ ِ لا َّ ُى |ِ َّب حت َ ْ ا َحُد ُكم ُنَ ِ ُ ْؤم َي لا

“Sizden biriniz kendisi için isteyip arzu ettiği şeyi (mü’- min) kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek manada) iman etmiş olamaz”167 buyurmuştur.

Adalet her işin başıdır. Bu sebeple olmalı ki Yüce Allah,

 و ْالاِ ْح َسانِ … َ ِ ل َ ْد ْ بِالْع ُُكم ُر ْم اO يَأ َّن َ ِ ا

“Gerçekten Allah, adaleti , ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl 16/90)

 ا ْن َ ْ بَ ْ6 َالنَّ ِ اس ُم ا ح َك ْمت َذ َ ِ ا وا َه َ ِ ا ْهل َ ` َانَ ِ ات اَِ ت َؤُّد ْ وا الاَم ا ْن ُ َ ْ ُُكم ُر ْم اO يَأ َّن َ ِ ا … ِ ل َ ْد ْ ُكُموا بِالْع َتح

“Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle emreder…” buyurmuştur. (Nisâ 4/58)

Peygamberimiz (s.a.v.) hayatı boyunca her söz, fiil ve davranışında adil olmuştur. Onu kendisine örnek edinmek isteyen kimse de adil olmak zorundadır.

Hz. Muhammed’in İnancı

Peygamberimiz (s.a.v.) kamil, hakiki ve muvahhit bir mü’min/Müslüman idi. Son din İslamın ilk iman edeni idi. Kur’an’da, onunla ilgili olarak,

 6َ ِ ِم ْسل ُ اَّوَل ْ الم َ ا ُك َون َ ْنَ ِ لا ْ ُت ِر ام َوُ

“Bana Müslümanların ilki olmam emrolundu” denilmiştir. (Zümer 39/12)

Kur’an’da “hakîki mü’min” kavramı geçmektedir:

 َ ُاتُه ْ I اي ِ م ْه عَلي َ ْت َ ي ِ ا تل َذ ُ ِ وا َ ْ قُل ُُوcم و ِجَل ْت ُ اOَ ُ َ ِر َذ ُ ا ذك ِ ِ َ ين ا ُ َون الَّذ ن ِ نَّ َp ْ المُ ْؤم ِ ا ِ َّ ـp وم ِ ُيم َون َّ الصIل َوة َ ِ َ ين يُق * الَّذ َ ََّكُل َون َو ْ يَت ِ م ّه ِ رَب ا وَعَ\ َ ً ْ اِ َيpن ُم ادْl َز َ ْ ِ م ّه ِ رَب َْد d ات عِ ن َ َج در َ ْ حًّق َُ ا Rم َ ُ َون ن ِ ُ ْ المُ ْؤم ِ َك ُ هم * اولIئ ُ ُق َون ِ ْف ْ يُن َ ُاهم َ َز ْقن ر d يم dق َ ك ِر ِ ْز ور ة َ dَ ِر َ ْغف َو

“Mü’minler ancak Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman (o âyetler), imanlarını artıran ve yalnız Rab’lerine güvenen kimselerdir. Onlar, namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar hakiki müminlerdir…” (Enfal 8/2-4)

Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberlik öncesinde de asla putlara tapmamıştır. Peygamber olarak görevlendirildikten sonra insanları tevhide, gerçek imana davet etmiştir. Peygamberin davet ettiği ve Kur’an’da Allah’ın gerçek mü’min olarak nitelediği manada imana sahip olabilmek için; kesin bir şekilde iman edilmesi, imanda asla şüphe olmaması, Kur’an’ın ve Peygamberin haber verdiği şeylerin bütününe, azapla karşılaşılmadan, yeis haline düşülmeden önce iman edilmesi, imana şirk karıştırılmaması, iman esaslarının kalp ile tasdik edilmesi, ayetlerden yüz çevrilmemesi ve Allah ve Resulünün hükümlerine razı olunması, ayetlerin ve dini hükümlerin alay konusu edilmemesi (Kehf, 18/106) gerekir.

Peygamber

Dini; insanlara tebliğ eden,sözlü ve uygulamalı olarak açıklayan peygamberdir. Kur’an’da “resul” ve “nebi” kelimeleri ile ifade edilen “peygamber”, Farsça bir kelime olup “haber getiren” demektir. Kur’an’da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bazen “nebi” bazen de “resûl” kelimesiyle hitap edilmiştir.Peygamberimiz (s.a.v.) hem nebî hem resuldür.

Peygamberlik çalışmakla elde edilecek bir görev değildir.

 ه … َُ ت َ َسال ِ ل ر ُ َ [ع ْ َ ث ُ ْ حي َ ُ لم َ ع ْ ا َ … ا ُOَ

“… Allah, elçiliği kime vereceğini en iyi bilir…” Peygamberlerin ilki, Adem (a.s.) sonuncusu da Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.

Peygamberlerin bir kısmının ismi, Kur’an’da zikredilmiş (25 veya 28), bir kısmının ise zikredilmemiştir. Yüce Allah, bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

 ص ْ ص ُ ق ْ َ ن ْU َ ن ْ َ م ْ هم ُْ ن ِ وم ك َ َ ْ لي َ َولََقْد َ ارَْسْلنَا رُ ُس ًلا مِ ْن َ قبْلِ َك مِنُْهمْ مَ ْن َ ق َص ْصنَ َ ا ع ك … َ ْ لي َ ع

“(Ey peygamberim!) Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var…” (Mü’min 40/78)

Ebu Zer’il-Ğıfârî;

– Ya Resulallah! Nebilerin evveli hangisidir, diye sormuş Peygamberimiz (s.a.v.) de; Adem’dir demiştir.

– O nebi mi idi diye sormuş, evet nebi idi cevabını vermiştir.

– Ya Rasulallah! Nebilerin sayısı kaçtır, diye sormuş, 124.000 dir diye cevap vermiştir.

– Ya Rasulallah! Onlardan kaçı resuldür demiş, 315’i (veya 313’ü) cevabını vermiştir.

Peygamberlerin hepsi aynı derecede değildir. Şu ayet bu gerçeği ifade etmektedir:

 ْ هم ُ ض َ ْ ع َ ع ب فَ َ َ ور تِْل َك الرُّ ُسُل َ ف َّضْلنَا بَعْ َضُهمْ َ عَ\ بَعْ ٍض مِنُْهمْ مَ ْن َ كَّلمَ ُ اOَ ات … ج ٍ َ َ در َ

“O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir…” (Bakara 2/253)

Peygamberlerin bir kısmı azim sahibi büyük peygamberlerdir. Bunlar; Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (s.a.v.)’dir.24 Bu peygamberler aynı zamanda peygamberlerin seyyidleridir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise bu beşinin seyyididir. Kıyamet gününde de insanların seyyidi olacaktır. Öncekilerin ve sonrakilerin en değerli insanı Hz. Muhammed (s.a.v.)dir.

Amerikalı Yahudi asıllı Jules Masserman, Time Dergisi’nde  “Liderler Nerede” başlıklı yazısında bir çok tarihi şahsiyeti tahlil ettikten sonra,”bütün zamanların en büyük lideri Muhammed’dir” demiştir. Yine Amerikalı yazar Michael H. Hart, dünyada etkili olmuş 100 kişiyi tanıtan bir eser yazmış, ilk sırayı Peygamberimize vermiştir.

Fransız tarihçisi La Martin, Hz. Muhammed (s.a.v.) için, “Ondan daha büyük insan var mıdır?” diye sormuş ve “ondan daha büyük insan yoktur, Muhammed gerçekten en büyüktür” demiştir.

Kıyamet gününde “Hamd Sancağı” Hz. Muhammed (s.a.v.)’e verilecek, bütün peygamberler onun bu sancağı altında toplanacaklardır.

Kıyamet gününde Muhammed ümmeti, insanlara, Muhammed (s.a.v.) da Müslümanlara ve diğer ümmetlerin şahitlerine şahitlik edecektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) diğer peygamberlerden farklı olarak bütün insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.); İbrahim (a.s.)’in duası,34 ve İsa (a.s.)’ın müjdesidir. (Saf 61/6)

 َ َالمِ َ6 ْلع ِ ًَة ل َّ رَ ْz َ َ اك اِلا َْسْلن َ َ ا ار َوم

“Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.” (Enbiyâ 21/107)

Bizlere Allah’ın bir lütfu ve nimetidir:

 …ْ ِ م ِه ُْفس ان ْنَ ِ ْ رَُسولاً م َ َث فِيهِ م ْذ بَع ِ ِ َ6 ا ن ِ اO َ عَ\ ْ المُ ْؤم مَ َّن ُ لََقْد

“Andolsun Allah mü’minlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük lütufta bulunmuştur…” (Âl-i İmrân 3/164)

ه ْذن ِ ا ِ اO ب ِ َ ِ ًا ا ا * وَداعِ ي َ ً ِ ير ِذ ا ون َ ً ّ ر ِ َش ُب ا وم ًد َ ِ َ َ اك َ اه َْسْلن ار نَّا`َ ِ ُّ ا ِى َا النَّب َ َااُّP ي ًfا ِ اجا مُن ً َ ‘ِ َو

“Ey peygamber! biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı, davetçi, aydınlatıcı ve ışık veren bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45-46)

Müminlerin şefaatçisidir.

d ِ يم رَح dف رَ ُؤ 6َ ِ ن ِ … بِ ْالمُ ْؤم

“… Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Uyulacak, arkasından gidilecek en güzel örnektir.

. َ ْم َو والْي ْ ُج َ وا اOَ َ ْن َ ك َ ان يَر ِ لم َdة ح َسن ة َ dَ ا ْسو اOُ ْ ِ  رَُسولِ ِ لََقْد َ ك َ ان لَ ُكم ًfا ِ اO َ كث َ َ وَذ َكر َ َ ِ ر ْالاَخ

“Andolsun ki Resulullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21) ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Âyette geçen “üsve-i hasene”; uyulacak, arkasından gidilecek en güzel örnek, nümune-i imtisal demektir. Peygamberimiz (s.a.v.), kimler için ve hangi konularda örnektir?

Âyette, “sizin için” denilmektedir. Bundan maksat, Müslümanlardır. Âyette, Hz. Peygamberi örnek alacakların üç niteliği zikredilmiştir:

  1. Allah’ın sevabını ümit edenler,
  2. Ahireti arzu edenler,
  3. Allah’ı çok zikredenler.

Allah’ın sevabını ümit etmeyen, ahiret gününe imanı olmayan ve Allah’ı zikretmek hatırına bile gelmeyen kimseler, Resulüllah’ı kendilerine örnek ve rehber edinmezler. Peygamberimiz (s.a.v.); iman, ibadet ve ahlakta, zorluklara tahammülde, azim ve iradede, söz, fiil ve davranışlarda âyette vasıfları zikredilenler için bir nümune-i imtisaldir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in din ile ilgili görevi sadece ilâhî vahyi insanlara tebliğ etmekten ibaret değildir. Eğer Peygamberin görevi sadece dini tebliğ olsaydı, o insanlara örnek gösterilmezdi. Peygamberimiz (s.a.v.) hem dini insanlara tebliğ etmiş hem din kurallarını sözlü ve uygulamalı olarak açıklamıştır. Kur’an’da yer almayan konularda hükümler, kurallar ortaya koymuştur.

 

 

Hz. Muhammed’in Ahlakı

Peygamberimiz (s.a.v.), en güzel ahlaka sahip idi. Yüce Allah, Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili olarak,

 ِ ٍ يم ََ\ ُ خُل ٍق َ عظ نَّ َك لَع ِ َوا

“Gerçekten sen yüce bir ahlak üzeresin” buyurmuş60 Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisi de,

ق َ مَ َكارِم َُتمِّم ِ لا ِ ثْ ُت نَّ َ بُع ِ ا

“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” demiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) ahlaka çok önem vermiş;

 ِى ِ ْن ُ خُلق َ ْحس ِ َى فا ْ َت َ خْلق ا ْح َسن َّ َ ا َّللُهم َ

“Allah’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlakı mı da güzel yap.”

 َّ َها اِلا ِ َ ْح َسن ِ ِى لا ْد لاََP ا ْح َس ِن ْ الاَ ْخ َلا ِق َ و َ ِ ل َ ْح َس ِن ْ الاَ ْع َ ِى لاِ ن ِ َّ ْ اهد ا َّللُهم َ ْ َت ان َّ َ ََها اِلا ّئ ِ ِ َى سي َق لاَي َ ْ الاَ ْخ َلا ِق ّئ ِ وَسي َ ِ ل َ ْ الاَ ْع َ ّئ ِ ِ َى سي ن ِ وق ْ َت َ ان َ

“Allah’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en iyisine ancak sen hidâyet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru. Amel ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin.”

 وُسوءِ ْ الاَ ْخ َلا ِق اق َ َّف ِ ِ والن اق َ ّ َق ِ ِ الش َن ِ م ِ َك ّ َى ا ُع ُوذب ِ ن ِ َّ ا ا َّللُهم َ

“Allah’ım! Ayrılıktan, iki yüzlülükten ve ahlakın kötüsünden sana sığınırım.”64 diye dua etmiştir. İnsanları ahlaklı olmaya çağırmış ve;

ا َ ُكم ا ْح َسن َ ِ َامَة ي ِ َ الْق ْم ًسا يَو ِ ْ َ ¦ْل ِ ُكم َ ب ا ْقر َ و َّ َ َ ِ ْ ا ِّ ُكم ا َحب ْنَ ِ م َّن ِ ا

“Sizin bana en sevimli olanınız ve kıyamet gününde bana en yakın olanınız ahlakı en güzel olanınızdır” buyurmuştur.

İmanı “ahlak” kavramına dahil etmiş ve ا ْف َضُل َ ِ ِْ َيpن ِ الا ا ُّى َ “Hangi iman daha fazîletlidir” sorusuna, ح َسdن َ قdلُخ ُ ال َق” َgüzel ahlaktır” cevabını vermiş,”

 ُ ُ خُلًقا ُُهم ً َ ا ا ْح َسن ِ َ6 اِ َيpن ن ِ ا ْكَمُل ْ المُ ْؤم َ

“Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlakı en güzel olanlarıdır.”

ْ ُ خُلًقا َ ُ ـكم ا ْح َسن َ ْ َارُِكم خِ ي ْن ِ م َّن ِ ا “Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır” ve

 ح َس ٍن ْن ُ خُل ٍق َ ِ ِ م َامَة ي ِ َ الْق ْم ِ ِن يَو َْقُل ِ  مِ َيزانِ ْ المُ ْؤم اث َ ْئ َ َ اي م

“Kıyamet gününde müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır hiç bir şey yoktur” buyurmuştur. Yüce Allah, insanları,

والتَّ ْقو َ ّ ِ ِر الْب ُ َ وا عَ\ اون َ َ َوَتع

“İyilik (birr) ve takvada yardımlaşmaya” (Maide 5/1) çağırmış Peygamberimiz (s.a.v.) de,

 الخُل ِق ح ْس ُن ْ ُ ُّ ُ الِْy َ

“Bir (iyilik, salih ameller), güzel ahlaktır” demiş ve

 ح َس ٍن النَّ َ اس بِ ُخُل ٍق َ َوَخالِ ِق

“İnsanlara güzel ahlak ile muamele edin.” buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.), ahlâkî açıdan insanların en güzeli idi. Hz. Aişe validemize Peygamberimizin ahlâkının nasıl olduğunun sorulması üzerine,

 ْ ا ُن ا َ ك َ ان الُْقر ِ ّ ِ ِى َّن ُ خُلَق نَب ِ َفا

“Onun ahlakı Kur’an ahlakı idi” cevabını vermiştir. Bunun anlamı, Onun inancı, ameli, söz, fiil ve davranışları Kur’an’a uygundu demektir. Buna göre, iman edip salih ameller işlemek, İslam’ın emir ve yasaklarına riâyet etmek, insanlarla iyi ilişkiler içerisinde olmak ve kötülüklerden sakınmak güzel ahlak sahibi olmak demektir.

Peygamberimizin insanlarla olan ilişkileri, Müslümanlara tavsiye ettiği ve kendisinin de uyguladığı ahlâkî davranışları hadis ve siyer kitapları ile bize kadar ulaşmıştır.

Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r.a.), “Hind b. Ebî Hâle’den Peygamberi gözümün önünde canlandırmasını istedim çünkü o, Peygamberi çok güzel anlatırdı. Bununla amacım, onun gibi olmaya çalışmaktı” demiştir. Bunun üzerine Hind, Peygamberimizi şöyle tanıtmıştır:

– O daima düşünceli idi, lüzumsuz konuşmaz, az, öz ve anlamlı konuşurdu. Sözlerini tane tane söylerdi. Gereğinden fazla ve eksik konuşmazdı.

– Güzel huyluydu, kaba ve hafif meşrep değildi. Az bile olsa iyiliği küçümsemezdi. Gülmesi tebessüm şeklinde idi.

Hz. Hüseyin’in isteği üzerine babası Hz. Ali (r.a.) Pey-gamberimizi şöyle anlatmıştır:

“– Peygamberin yanında lüzumsuz şeyler konuşulmaz- dı. Onu ziyarete gelenler onun yanından hiç boş dönmez- ler, bir takım meseleler öğrenirlerdi. İnsanları kötülükler- den sakındırır, kimseye suratını asmazdı. Arkadaşlarıyla yakından ilgilenirdi. Kötülüklerden hoşlanmazdı. İşleri ter- tipli olurdu. Haktan taviz vermezdi. Onun kendisine özgü bir makamı yoktu, otururken ve ayakta iken daima Allah’ı zikrederdi. Bir meclise gelince boş bulduğu yere otururdu.

İnsanlara hoşgörülü davranırdı. Onun meclisinde yüksek sesle ve haram şeyler konuşulmazdı. Meclisinde büyüğe saygı ve küçüğe sevgi gösterilirdi. O, daima güler yüzlü, iyi huylu ve yumuşak davranışlı idi. Kötü huylu, kaba, şarlatan, yüz kızartıcı, herkesi ayıplayan ve alaya alan bir insan değildi. Ondan bir şey isteyen mahrum kalmazdı. Hiç kimseyi kötülemez, ayıplamaz ve kimsenin kötü tarafını öğrenmek istemezdi. Konuştuğu zaman arkadaşları susar, o sustuğu zaman arkadaşları konuşurdu. Onun yanında münakaşa yapılmazdı. Sözünü bitirmedikçe kimsenin sözünü kesmezdi.”

Hadis ve siyer kitaplarında Peygamberimizin güzel ahlakı, söz, fiil ve davranışları ile ilgili pek çok rivâyet vardır. Bu rivayetlere göre onun yüce ahlakının bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

– O; emin, güvenilir, mütevazı, edepli, , yumuşak huylu, affedici, çok merhametli, çok şefkatli kanaatkâr, muttaki, müstakîm, muhsin, salih ve sadık bir insandı.

– Asla büyüklenmez,85 kimseye kaba davranmaz86 ve kimseyi hakir görmezdi.

– Kötülüğe iyilikle muamele ederdi. Davete icabet eder, yapılan iyiliğe teşekkür ederdi.

– Zengin-fakir herkese eşit davranır, insanlar arasında ayırım yapmazdı.

– Özür dileyenin özrünü kabul ederdi, hoşgörülü idi.

– Çocukları çok sever, hastaları ziyaret eder, misafirlerine son derece ikramda bulunurdu.

– Nefret ettirmez, müjdeler, zorlaştırmaz, kolaylaştırırdı.

– Adaleti her yerde tatbik eder, zulmü hoş görmezdi.

 ِ َامَة ي ِ َ الْق ْم dت يَو َ ظُُل َ الظْلم َّن ُّ ِ فا َ َ َّتُق ُّ وا الظْلم ِ ا

“Zulümden sakın, çünkü zulüm, kıyamet gününde sahibini karanlıklarda bırakır” derdi.9

– Asla yalan söylemezdi. Doğru sözlüydü. Akrabalarıyla ilgilenir, emanetlere riayet eder, yoksulları doyurur, acizlerin işini görür, musibet ve felakete uğrayanlara yardım ederdi.

– Hiç “hayır” demezdi.101 Kendisinden bir şey talep edilince yapmak isterse “evet” der, yapmak istemezse sükut ederdi. – İnsanların en cömerdi ve cesuru idi.

– Ev işlerine yardım ederdi. Daima Allah’ı zikrederdi. İpekli elbise giymez, altın yüzük takınmaz,106 altın ve gümüş kaptan yemek yemezdi.107 Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem verirdi.” Güzel koku sürünmeyi severdi.

– Hiç bir yemeği ayıplamazdı.110 Yemeğe besmele ile başlar ve sağ eliyle yerdi. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı. İyice doymadan sofradan kalkardı. Suyu üç yudumda içerdi.

– Nefsi için kin tutmaz, öc almaz ve kimseye sövmezdi. Darılmaz ve dargın durmazdı.

– Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, zenginlik ve fakirliğin fitnesinden, fakirlik ve zilletten, faydasız ilimden, saygılı olmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan Allah’a sığınırdı.

– Allah’tan daima hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterdi.

– İnsanları renklerine, şekillerine ve servetlerine göre değil inanç, söz, fiil ve davranışlarına göre değerlendirirdi.

– İnsan haklarına, müminlerin birlikteliğine, birbirlerine sevgi, şefkat ve merhamet ile davranmalarına, kardeşliğe, kusurların bağışlanmasına, komşu haklarına, sevgi ve dostluğa, akrabalarla ilişkinin sürdürülmesine ve onlara iyilik yapılmasına, mal, can ve namus güvenliğine çok önem verirdi.

– Yetimlere bakılmasını, yoksulların doyurulmasını çocukların iyi yetiştirilmesini, misafirlere ikram edilmesini, kötülüğün iyilikle savılmasını ve insanlara güzel davranılmasını, selamlaşmayı, Müslümana yardım etmeyi, küçüklere sevgi, büyüklere saygı göstermeyi, güler yüzlü olmayı, doğruluğu, cömertliği, samîmiyeti iffetli ve hoşgörülü olmayı, adaleti, iyiliği, güzelliği ve temizliği yardım severliği ve insanlara faydalı olmayı teşvik ederdi.

– İnsanlara eziyet edilmesine, sövülmesine, lanetlenmesine, dövülmesine, zarar verilmesine, güçlük çıkarılmasına, işkenceye, kin tutmaya, dargın durmaya, öfkelenmeye, insanların aldatılmasına, haset edilmesine, arkadan çekiştirilmesine, gizli hallerinin araştırılmasına, komşuya eziyet edilmesine, iki yüzlülük yapılmasına, yalan söylenmesine, yalancı şahitlik yapılmasına emanete hıyanetlik edilmesine…. karşı çıkardı.

Peygamberimizin bu ve benzeri güzel davranışları hadisçilerin kurgulaması değil, gerçeğin ifadesidir. Bu davranışlar, Kur’an’ın emir ve yasaklarıyla da örtüşmektedir. Kur’an’ın; insanın söz, fiil ve davranışlarıyla ilgili emir ve yasaklarından her biri birer ahlâki kuraldır. Çünkü “ahlak” ancak bir söz, fiil, iş ve davranış sonucu ortaya çıkar. Peygamberimiz (s.a.v.) bu kuralları hayatında uygulamış ve müminlerin de uygulamasını istemiştir. Peygamberimizin Kur’an’da yer alan emir ve yasakları kendi hayatında uyguladığı göz önünde bulundurulduğunda Onun; şirk, küfür, nifak, isyan, riya, fısk, yalan, kibir, gurur, kendini beğenme, kıskanma, öfke, kin, hırs, cimrilik, israf, zulüm, şiddet, kusur araştırma, gıybet, dedikodu, gaflet, kaba davranma, kötü söz, içki, kumar, zina, hırsızlık, hainlik, kötü zan, emanete hainlik, kabalık, saygısızlık, kötülük, iftira, tembellik, alay etme, hilebazlık, sahtekârlık, sadakatsizlik gibi bütün kötü söz, fiil ve davranışlardan uzak olduğunu söyleyebiliriz.

Peygamberi örnek almak; onun gibi iman ve ahlak sahibi olmak, onun gibi güzel, söz, fiil ve davranışlarda bulunmak, onun gibi salih ameller işlemektir. Onu örnek almak, onun yaşadığı devrin gelenek ve göreneklerini devam ettirmek değildir. Din gereği yaptığı ve yapılmasını istediği şeyleri yapmaktır. Onun gibi yönetici, onun gibi öğretmen, onun gibi vaiz, onun gibi eğitimci, onun gibi baba, eş, tüccar, komşu, onun gibi muttaki, muhsin, salih, halim, merhametli, sadık, müstakim, âdil, hoşgörülü ve güzel ahlak sahibi bir mü’min olmaktır.

Bir insanın Peygamberin sahip olduğu Kur’an ahlakına sahip olabilmesi için;

  • Allah’a ve Peygamber (s.a.v.)’e karşı görevlerini yapması,
  • Nefsinin, ailesinin ve diğer insanların haklarına riâyet etmesi, onlara ihsan ve ikramda bulunması,
  • Diğer canlılara ve çevreye saygılı olması gerekir.

Peygamberimizin; fert, aile ve toplum hayatımızda bize model olabilecek altı niteliğini kısaca örnek olarak anlatmak istiyoruz. Bunlar Onun; adaleti, ihsanı, takvası, istikameti, hilmi ve merhametidir.