Ramazanda Cennet Kapıları Açılır

Bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor:

“Ramazan ayının ilk gecesi olduğu zaman şeytanlar ile cinlerin azgınları zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır, onlardan hiç biri açılmaz. Cennet kapıları açılır ve onlardan hiç biri kapanmaz. Bir münadi şöyle seslenir: Ey hayırlı şeyler yapmak isteyen kimse! Bu isteğini yerine getir, hayırlı işleri yap, ey kötü işler yapmak isteyen insan! Bu isteğinden vazgeç. Allah Ramazan ayında birçok insanı cehennemden azat eder. Bu durum Ramazanın her gecesinde devam eder. Ramazan ayı girdiği zaman sema kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur.” (Tirmizî, “Savm”, 1; bk. Buhârî, “Savm”, 5)

Hadiste geçen cennet kaplarının açılması, cehennem kaplarının kapanması, şeytanların ve cinlerin azgnlarının zincire vurulması mecazi anlamda olup Ramazan ayının Allah katındaki değerine, ilahî rahmetin tecellisinin çokluğuna, müminlerin bu ayda daha fazla sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, Allah ve Peygambere itaat edip ibadete sarlması, günahlardan uzak durması gerektiğine işaret eder.

Kuran ve Ramazan Ayı

Ramazan ayını önemli ve değerli kılan hususların başında son ilahi mesaj Kur’ân’ın bu ayda indirilmeye başlamış olması gelir. İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç ibadeti, bu ayda tutulur. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi Ramazan ayı içerisindedir. Bu ayda yapılan ibadetlere diğer aylara göre daha çok sevap verilir. Bu ay af ve mağfiret, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, bolluk ve bereket ayıdır.

Kur’ân, Ramazan Ayında İndirilmeye Başlanmıştır

Kur’ân’ın Ramazan ayında indirildiği, Bakara Suresinin 185. ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

“O Ramazan ayı ki, Kur’ân o ayda indirilmiştir.” (Bakara, 2/185)

Kur’ân- Kerim’in indirilmesi miladi 610 yılında Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde sabaha karşı, Hira’da ibadetle meşgul olduğu sırada, vahiy meleği Cebrail’in Peygamberimize Alak suresinin ilk beş ayetini getirmesiyle başlamıştır.  Duhân suresinin ikinci ve üçüncü ayetlerinde Kur’ân’ın mübarek bir gecede indirildiği bildirilmektedir:

“Hâ Mîm. Apaçık olan kitaba yemin olsun ki, biz onu (Kur’ân’ı) mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz, insanları uyarıcıyız.” (Duhân, 44/1–3)

İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre, ayette sözü edilen “mübarek gece” Kadir Gecesi’dir. Kur’ân’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği ise Kadir suresinde açıkça bildirilmiştir.

“Şüphesiz, biz onu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik.”

Kur’ân’ın Hz. Peygambere verilmesi “inzal” ve “tenzil” kelimeleri ile ifade edilmektedir.  Kur’ân’ın Ramazan ayında mübarek bir gece olan Kadir Gecesi’nde “inzal” edildiğinin bildirilmesi genel olarak iki şekilde izah edilmiştir:

Kur’ân Kadir Gecesi’nde, bir defada Levh-i Mahfuzdan, dünya semasına (Beytü’l-İzze’ye) indirilmiş, buradan da 23 senede Peygamberimize verilmiştir. Kur’ân-ın Levh-i Mahfuz’da bulunduğu Bürûc suresinin 21–22. ayetlerinde açıkça bildirilmektedir:

“Hayır, o (kitap), şanı yüce bir Kur’ân’dır. O, Levh-i Mahfuz’dadır.”

Kur’ân’ın Beytü’l-İzze’ye toptan indirildiğini ve buradan Peygamberimize peyderpey verildiğini sahabeden Abdullah ibn Abbas söylemiştir:

“Kur’ân, Kadir Gecesi’nde yakın semaya toptan bir seferde indirildi, bundan sonra yirmi senede (peyderpey Hz. Peygamber’e) indirildi.”

“Kur’ân Ramazan ayında indirildi”, “mübarek bir gecede indirildi” ve “Kadir Gecesi’nde indirildi” demek, Kur’ân bu ayda indirilmeye başladı demektir. Kur’ân’ın tamamı zikredilmiş bir kısmı kastedilmiştir. Belagat ilminde buna “mecaz-i mürsel” denir. Bakara suresinin başında olduğu gibi birçok ayette, Kur’ân’ın bir parçasına da “Kitap” ve “Kur’ân” denilmektedir. Kur’ân’ın toptan değil ayet ayet, sure sure indirildiği Kur’ân’da açıkça bildirilmektedir:

“İnkâr edenler, “Kur’ân, ona bir defada toptan indirilmeli değil miydi?” dediler. Biz, Kur’ân’la senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle parça parça indirdik ve onu (sana) ağır ağır okuduk.” (Furkan, 25/32)

“Biz Kur’ân’ı, insanlara dura dura okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu peyderpey indirdik.” (İsrâ, 17/106)

Ayetler, hem Kur’ân’ın parça parça indirildiğini hem de parça parça indirilmesinin gerekçesini beyan etmektedir. Kadir Gecesi’nin Ramazan ayı içerisinde olduğu ayetle sabittir. Ancak Ramazan ayının kaçıncı gecesi Kadir Gecesi’dir, kesin olarak belli değildir, bu konuda ittifak da yoktur. Ancak ağırlıklı görüş, Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının 27. gecesi olduğu yönündedir.

Kur’ân bütün insanların kılavuzu, yol göstericisidir. (Bakara, 2/185) İnsanları en doğru olana iletir. (İsrâ, 17/9) Okunması ibadettir, her harfine bir hasene/güzel amel sevabı verilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.),

“Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa ona on hasene (sevabı) verilir. Haseneye (güzel amele) on katı ile mükâfat verilir. Size elif lam mim bir harftir demiyorum. Elif bir harf, lam bir harf, mim bir harftir.” (Tirmizî, “Fedâilü’l-Kur’ân”, 16) buyurmuştur.

Her Müslümanın bu emirlere uyarak Kur’ân’ı öğrenmesi ve sürekli okuması gerekir. Bu emri yerine getirenler ilahi övgüye mazhar olurlar. Çünkü Yüce Allah Kur’ânı okuyanları övmektedir:

“Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler. Allah kendilerine mükâfatlarını tam olarak versin ve kendi lütfundan daha da artırsın diye (böyle yaparlar.) Şüphesiz o Allah, çok bağışlayandır, Şükrün karşılığını çokça verendir.” (Fâtr, 35/29–30)

Peygamberimiz,  “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir” (Tirmizî, “Fedâilü’l-Kur’ân”, 15) anlamındaki hadisi ile Kur’ân’n okunmasını ve hükümlerinin öğrenilmesini teşvik etmektedir.

Yine sevgili Peygamberimiz Kur’ân’ öğrenen, okuyan, emir ve yasaklarına riayet eden kimselerin en hayırlı ve en faziletli kimseler olduğunu, okunan Kur’ân’ın kıyamet gününde sahibine şefaatçi olacağını bildirerek müminleri Kur’ân öğrenmeye ve okumaya teşvik etmiştir:

“Kur’ân’ı öğrenin ve okuyun.” (Tirmizî, “Fedâilül-Kur’ân”, 2)

Kur’ân’ı okumaktan maksat, onu anlamak, anlamaktan maksat hükümlerini uygulamaktr. Allah’n kelamını okumak, onun ışığından yararlanmak her Müslümanın en büyük arzusu olmalıdır. Kur’ân’ı okumanın amacı hayatımızı ondaki ilahî emir ve yasaklara uydurmaktır. Bunun için de Kur’ân’ı anlamak ve üzerinde gereği gibi düşünmek gerekir. Kur’ân’ı anlamaksızın onun sadece metnini okumak sevap olmakla birlikte asıl amaç onu anlamak ve uygulamaktır. Kur’ân, asla dünyalık amaçlarla okunmamalı, bir kazanç aracı yapılmamalıdır. Kur’ân’ın inmeye devam ettiği süreçte sahâbîler inen sure ve ayetleri titizlikle takip eder, onları öğrenir ve hükümlerini uygulamaya koyarlardı. Anlayamadıkları, tereddüt ettikleri yerleri Rasûlullah’a sorarlardı.

Peygamberimiz, “Ahir zamanda Kur’ân-ı okuyan, ancak okudukları gırtlaklarını aşmayan bir topluluk gelecektir.” (Ahmed, II, 621 ) buyurmuştur. Kur’ân’ı orijinal metninden anlamak Arapça’y ve Kur’ân’a has bazı ilimleri bilmeyenler için mümkün değildir. Ancak, bu gibi kimseler Kur’ân meallerinden ve tefsir kitaplarından yararlanabilirler.

Kur’ân’ın Ramazan ayında indirilmeye başlanması itibariyle Müslümanlar bu ayda Kur’ân okumaya daha fazla önem verirler, evlerde ve camilerde mukabele ve hatimler okurlar.

“Mukabele”, Kur’ân’ı birinin yüzünden veya ezbere okuması diğerlerinin de onu Kur’ân’dan veya ezbere takip etmesi veya dinlemesidir. Mukabele geleneği, Peygamberimiz ile vahiy meleği Cebrail’in uygulamasına dayanır. Cebrail, her yıl Ramazan ayında inen Kur’ân ayetlerini Peygamberimize okuyarak arz eder, böylece yazılan ve ezberlenen Kur’ân bölümleri kontrol edilirdi. Cebrail, Kur’ân’ı Peygamberimize vefat ettiği yılın Ramazan ayında iki defa arz etmişti.

Nafile Oruçlar

nafile oruç

Aşağıdaki günlerde oruç tutmak nafiledir:

1- Misafir ve hacda olmayan için, arefe günü oruç tut­mak sünnettir.

2- Muharrem ayının dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmak sünnettir.

3- Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak.

4- Her ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri oruç tut­mak.

5- Şevval ayında altı gün oruç tutmak.

Buna mukabil, nezir veya kaza olmazsa veya dini bir sebep yoksa yalnız cuma ve cumartesi veya pazar günü oruç tutmak mekruhtur.

Nafile orucun mazeretsiz bozulması mekruhtur. Misafir­lik bir mazerettir. Ev sahibi kırılacağı takdirde nafile oruç bozulabilir. Sonra kaza etmesi de gerekmez.

Evli olan kadının kocasından izinsiz nafile oruç tutması mekruhtur.

Daha önce oruç tutmayan kimsenin şabanın on beşinci gününden itibaren oruç tutması da mekruhtur.

Farz-ı ayın ve nezir orucunu bozmak haramdır.

Bayram ve şek günleri oruç tutmak haramdır.

Ramazan Bayramı

ramazan bayramı

ramazan bayramı

Ramazan-ı Şerif’in son günü ile bayramın ilk günü arasındaki geceye Ramazan Bayramı gecesi denir.

Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

“Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı’nın gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.” (İbni Mace, Taberani)

“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tövbe reddolmaz.

Ramazan Bayramı’nın ve Kurban Bayramı’nın birinci geceleri Berat Gecesi ve Arefe gecesi.” (İsfehani)

“Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib Gecesi, Berat Gecesi, Cuma Gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.” (İbni Asakir)

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.

Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hz. Ebu Bekir, kızı Aişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Resulullah’ın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e “Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir.” buyurdu. (Buhari)

Dargın olanların, bayramı beklemeyip hemen barışması gerekir. Allahü Teala ve Peygamber Efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır.

Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: “Din kardeşiyle 3 günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.” (Ebu Davud)