Etiket: Ramazan2015
İftar Vermenin Fazileti
İftar vermek çok sevaptır. Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber Efendimiz, “Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları af olur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir.” buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben “Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilir.” buyurdu. (Beyheki)
Yine bir hadis-i şerifte, “Ramazanda bir misafire oruç açtırana Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır.” buyruldu. (V. Necat)
Yemek yedirmek çok sevaptır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevaptır. Oruç tutanın sevabı kadar sevap alır, oruçlunun sevabından ise eksilme olmaz.
Peygamber Efendimiz, “Ramazan ayında bir oruçluyu su ile iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.” buyurunca da, Eshab-ı kiram, “Su az ve kıymetli iken mi?” diye sual etti. Onlara cevaben “İsterse nehir kenarında versin, aynıdır.” buyurdu. (V. Necat)
Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
“Amellerin en faziletlisi, bir müminin ayıbını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.” (İsfehani)
“Allahü Teala, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.” (İmam-ı Gazali)
“Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.” (Taberani )
“Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.”(Tirmizi)
“Arkadaşına, sevdiği yemeği verenin günahları af olur.” (Bezzar)
Oruç Sağlığa Zararlı Mıdır?
Oruç tutmak sağlığa zararlı değildir. Çünkü Allahü Teala zararlı olan bir şeyi asla kullarına emretmez.
Bu konuda da tıp uzmanları diyor ki:
Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir. Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalp ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemeti artar.
Karaciğer, oruçlu iken, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalp rahatlar.
Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan bilhassa damar sertliği olanların sık sık oruç tutmaları iyidir. Oruç iken vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak vücudun sıhhati için önemlidir. Zekat, malın kiridir. Zekat veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekatını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Peygamber Efendimiz “Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatıysa oruçtur. Oruç tutun, sıhhat bulun!” buyurmuştur. (İbni Mace, Taberanî)
Yine hadis-i şerifte buyruldu ki:
“Oruç iç organları inceltir. Eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına, hayaline gelmeyen Allahü tealanın nimetleri ancak oruç tutana nasip olur.” (Taberani)
“Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü Teala, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.” (Buhari)
Orucun sevabı diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, “Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun mükafatını ben veririm.” buyruldu. (Buhari)
Her iyiliğin sevabını Allahü Teala verdiği halde, orucun sevabı için, “Ben veririm” buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü Tealanın mülkü olduğu halde, Kabe’ye Beytullah yani (Allah’ın evi) denmesi ona şeref vermek içindir. “Oruç bana mahsustur” demekle de ona özel bir şeref vermiştir.
Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevap verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevaptır.
Hadis-i şerifte, “Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler, oruçluya dua eder.” buyruldu. (Tirmizi)
Herhangi bir sebeple nafile oruç tutamayan, şükretmeli; misafirlere, fakirlere yemek yedirmelidir. Hadis-i şerifte, “Şükredip yemek yediren, sabredip oruç tutan gibidir.” buyruldu. (Tirmizi)
Şükredenlere çok mükafat verilecektir. Şükür, İslamiyet’e uymak demektir.
İmam-ı Rabbani hazretleri, “Ramazanda nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu aya saygısızlık edenin, bu ayda günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.” buyurmaktadır.
O halde bilhassa Ramazan ayında günah işlemekten daha çok sakınmak gerekir. Mübarek yerlerde yapılan ibadetlere de daha çok sevap verilir. Hadis-i şerifte, “Mekke’de bir Ramazan orucu tutmak, başka yerde tutulan bin Ramazan orucundan efdaldir.” buyruldu. (Bezzar)
Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Haller
Ramazan ayında oruç tutmamayı veya başlanılmış bir orucu bozmayı mubah kılan haller şunlardır:
- Yolculuk: Ramazan’da en az üç günlük yani 18 saatlik (yaklaşık 90 km. veya daha fazla mesafeli) bir yere gidecek kimse geceden oruca niyet etmeyebilir. Böylece o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri kazâ eder. Fakat mukim olan kimse oruca niyet ettikten sonra gündüz vakti yolculuğa çıksa bu yolculuk o ilk gün için özür sayılmaz. O gün orucuna devam etmelidir. Orucunu bozması mübah olmaz. Bununla birlikte o gün yola çıkar da ondan sonra orucunu bozarsa kendisine yalnız kaza gerekir. Çünkü orucunu yolculuk özrüne dayalı olarak bozmuştur. Zarar görmeyecekse yolcunun oruç tutması daha faziletlidir.

- Hastalık: Bir kimse oruç tuttuğu takdirde ölmekten veya hastalığının artmasından ya da uzamasından yahut aklının gitmesinden korkarsa oruç tutmayabilir veya tutmakta olduğu orucu bozabilir. Sonradan iyileşince tutmadığı günleri kaza eder. Orucun hastanın sağlığı hakkında tehlike teşkil edip etmediği konusunda Müslüman olan bir mütehassıs doktorun bilgisine başvurulmalıdır.

Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağını kesin derecesinde veya tecrübeyle bilen bir kimse oruç tutmayabilir. Bir mütehassıs müslüman doktorun tesbitiyle oruç tutamayacak derecede güçsüz olan veya tuttuğu zaman hasta olacağı kesin olan bir kimse de buna göre oruç tutmayabilir.
Hiç iyileşmeyecek hastalar, her günün orucu için bir fidye verirler.
- Hayız ve Nifas Hali: Bir kadın ramazanda gündüzün adet görmeye başlasa veya çocuk doğursa orucu bozulmuş olur. Artık adet günlerinde ve lohusa bulundukça oruç tutması caiz olmaz.
Ramazanda adet gören bir kadın, geceleyin adeti kesilmiş olsa, eğer adet günleri tam on gün ise ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az ise adeti kesildikten sonra imsak vaktine kadar yıkanması için yeterli bir süre varsa ve bir miktar da fazla vakit kalmış olursa yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmazsa, mesela, yıkanmasının arkasından hemen imsak zamanı olursa o gün oruca başlamaz. Çünkü on günden eksik adet görenler hakkında yıkanma süresi de adet vaktinden sayılır.
- Gebe ve Emzirme Hali: Gebe ve emzikli bir kadın ramazanda oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emzirme hali sona erince tutamadığı günleri kaza eder. Başkasının çocuğunu emziren için de durum aynıdır. Ancak çocuğa kendisinden başka süt verenin bulunmaması veya bulunsa bile çocuğun memesini emmemesi gerekir.

- Yaşlılık: Her gün biraz daha geriye giden ve yılın bütün mevsimlerinde oruç tutmaktan aciz olan yaşlı kimseler oruç tutmazlar. Kaza da etmezler. Çünkü oruç tutmaya güçleri yetmez. Bunlar tutamadıkları her gün için bir fidye verirler. İyileşme ümidi olmayan hastalar da yaşlılar gibidir.

- Şiddetli Açlık ve Susuzluk: Oruç tutan bir kimse açlık veya susuzluk sebebiyle aklına ve bedenine ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Bu korku bir tecrübeye veya bir belirtiye veyahut müslüman bir doktorun haberine dayanmalıdır. Bunu daha sonra kazâ eder. Hatta ölüm tehlikesi aşikarsa oruç tutması haram olur.
- İkrah ve Tehdit Altında Kalmak: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar vermekle tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Bozduğu orucu sonradan kaza eder.
Yukarıda sayılan hususlar oruç tutmamaya veya başlanılmış bir orucu bozmaya birer ruhsat olsa da bunlardan birine binaen oruç tutmayan kimsenin, başkalarının yanında açıktan yiyip içmesi uygun olmaz. Dini terbiye ve ramazana hürmet bunu gerektirir.




