Orucun Müstehapları

“Müstehap”  bazen yapıp bazen terk edilen şeylerdir. “Sevilen, beğenilen” anlamına gelir. Edeb ve mendub da denir. Efâl-i mükellefin’dendir. İslam’da yapılınca sevap sayılan, yapılmayınca günah olmayan eylemlere verilen isimdir.

a) Sahur yemeğini geciktirmek
Bu geciktirme, tan yerinin ağarıp ağarmadığından şüphe edilecek kadar olmamalıdır.

b) Tan yeri ağardığından şüphe edilmesi halinde bir şey yememek.
Şüpheli durumlardan kaçınmak takva gereğidir. Ancak bu durumda olan kimse, bir şeyler yerse o günkü orucu kaza etmesi gerekmez.

c) Hayız, nifas ve cünüp olanlar için tan yeri ağarmadan önce gusletmek.
Böylece gündüz oruçlu iken gusletme sırasında ağızdan ve burundan vücuda su girmesi ihtimali de önlenmiş olur.

d) Aile fertlerine ve arkadaşlara iyilikte bulunmak.

e) Yoksul ve düşkünlere bol bol sadaka vermek.

f) İlimle meşgul olmak, Kur’ân’ı okuyup anlamaya çalışmak.

g) Özellikle Ramazanın son on gününde itikâfa girmek.

 

Ramazan Orucu Günahlara Kefaret Olur

“Kişi, çoluk-çocuğu, malı ve komşusu sebebiyle günaha girebilir. Namaz, oruç ve zekât bu günahlara kefaret olur.”
(Buhârî “Savm”, 3)

“Kim inanarak ve sevabını umarak Ramazan orucunu tutarsa Allah o kimsenin geçmiş günahlarını bağışlar.”
(Buhârî, “Syâm”, 6)

Hadiste, günahların küçük veya büyük olduğu beyan edilmeden mutlak olarak oruç tutan kimsenin bağışlanacağı bildirilmektedir. Ancak Kur’ân ve sünnet bütünlüğü içinde konuyu ele aldığımız zaman içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık yapmak ve namaz kılmamak gibi büyük günahlardan ve kul hakkı içeren günahlardan kurtulmak için şartlarına uygun tövbe etmek, hak sahibine hakkını ödemek ve helalleşmek gerekir.

Tutulamayan Ramazan Orucunun Kazası

“Kaza” zamanında usulüne uygun olarak yerine getirilemeyen namaz, hac ve oruç gibi ibadetlerin, başka bir zamanda yerine getirilmesi demektir. Kaza orucu vaktinde tutulmayan veya tutulamayan veya niyetlendikten sonra her hangi bir sebeple bozulan
Ramazan orucunun Ramazan dışında tutulması demektir. Kazaya kalan oruçların tutulması farzdır. Allah Teâlâ,

“Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar” buyurmuştur. (Bakara, 2/184)

Kazaya kalmış orucu bulunanlar, ilk fırsatta bu oruçlarını kaza etmelidirler.

Oruç tutmaya engel meşru bir mazeret sebebi ile Ramazan orucunu tutamayan bir kimse, bu engelin Ramazanda gündüz ortadan kalkması halinde günün kalan kısmın bir şey yemeden içmeden oruçlu imiş gibi geçirir. Çünkü oruç tutanlarla aynı şartları taşımaktadır, bu sebeple onlar gibi davranması gerekir. Ramazanda gündüz bülûğa eren çocuk, Müslüman olan gayr-i müslim, iyileşen hasta, hayız hali biten kadın,
yolculuğu sona eren yolcu, şek gününde yiyip içen sonra Ramazanın girmiş olduğunu anlayan kimse ile orucunu kasten bozan kimsenin durumlar da böyledir.

Şafiî mezhebine göre bu kimselerden, günün başında oruç kendisine farz olmamış kimselerin günün kalan kısmını yemeden ve içmeden geçirmeleri müstehaptır.
Bununla birlikte bu kimse mazeretli olduğunu bilmeyen kimsenin yanında açıktan yiyip içemez. Çünkü kendisini töhmet altında bırakmış olur. (Şîrazî, II, 587–588)

Oruç tutması gerekirken oruca hiç başlamayan yahut başladıktan sonra kasten bozanların ise o günü yemeden ve içmeden geçirmeleri gerekir. (Şîrazî, II, 610)

Ramazan orucunun kazası için belli bir zaman yoktur. Oruç tutmanın yasak olduğu günler dışında yılın her vaktinde kaza orucu tutulabilir. Kaza oruçlar peşpee tutulabileceği gibi, ayrı ayrı günlerde de tutulabilir. Oruç kefaretinde olduğu gibi peşpee tutulma şart yoktur.

 

Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Mazeretler

Oruç tutmanın imkansız veya çok meşakkatli, zor veya sakıncalı olduğu bazı özel durumlar sebebi ile bu oruç tutulmayabilir. İslam dininde kolaylık temel prensiptir. Dini yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında insan takatinin sınırları zorlanmaz. Kur’ân- Kerim’de,

“Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara, 2/286)

“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” (Bakara, 2/185) buyrulmuştur.

Oruç tutmamayı mübah kılan bu özel durumlar şunlardır:

1. Hastalık:

Ramazan ayı içerisinde oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ile oruç tuttuğu takdirde hastalığının artacağından endişe edenler oruç tutmayı ertelerler. Bu durumda, kişisel endişeler değil, tıp uzmanlarının tespitleri dikkate alınır. Daha sonra sağlıklarına kavuştukları zaman tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bu konuda ruhsat şu ayete dayanmaktadır:

“Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar.” (Bakara, 2/184)

2. Yolculuk:

Dini anlamda yolcu, en az 90 km. mesafedeki bir yere gitmek üzere bulunduğu şehirden ayrılan ve gideceği yerde Hanefilere göre 15 günden az bir süre, şafiî mezhebine göre giriş ve çıkış günleri hariç dört günden az bir süre kalacak olan kimsedir. (Şirâzî, II, 590)

Bir kimse Ramazan günlerinde yolcu olursa oruç tutmayabilir. Tan yerinin ağarmasından yani oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kimse ise o günkü orucu bozmaz, oruçlu olmaya devam eder. Ancak orucu bozacak olursa, sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez. (Mevsîlî, I, 134)

Yolculuk sebebi ile tutulamayan oruçlar, Ramazan ayından sonra kaza edilir. Kur’ân-ı Kerim’de bu husus yukarıda zikrettiğimiz ayette açıkça beyan edilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) çıktığı bir yolculukta oruç tutmamıştır. (Tirmizî, “Savm”, 18) ve başka bir münasebetle de öyle buyurmuştur:

“(Eğer sıkıntı veriyorsa) yolculukta oruç tutmak iyilikten değildir.” (Tirmizî, “Savm”, 18)

Bu hadisin hükmü, oruç tutunca sıkıntıya düşecek misafirler için söz konusudur. Bir kimseye misafirlikte oruç tutmak sıkıntı vermeyecekse oruç tutabilir. Nitekim sahabeden, Hamza b. Amr el-Eslemî, Hz. Peygamberden misafirlikte iken oruç tutup tutamayacağını sormuş, bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.),

“İstersen oruç tut istersen tutma” cevabını vermiştir. (Tirmizî, “Savm”, 19)

Misafirlikte iken sahabeden bazısı oruç tutmuş bazısı tutmamıştır. Ne oruç tutanlar tutmayanlar ne de tutmayanlar oruç tutanları ayıplamıştır. Gücü ve sağlığı yerinde olan tutmuş, zayıf olanlar tutmamıştır. (Tirmizî, “Savm”, 18)

3. Hamilelik: 

Hamile kadınlar da doğacak çocuğun gelişmesinden endişe edilmesi halinde oruç tutmazlar. (Tirmizî, “Savm”, 21) Daha sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler. Hamilelik bu konuda hastalık hükmündedir.

4. Emzikli Olma:

Çocuk emzirmek durumunda olan kadınlar, tıpkı hamile kadınlar gibi, süt emen çocuğun sütten kesilip gıdasız kalmasından endişe edilmesi halinde oruç tutmazlar. Daha sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler. Süt emen çocuğun emziren kadının kendi çocuğu olması ile başkasının çocuğu olması arasında fark yoktur. Şu kadar var ki, başkasına ait bir çocuğun emzirilmesi durumunda, çocuğu emzirecek başka kadının bulunmaması gerekir.

5. Yaşlılık:

Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan ve artık oruç tutma imkanı bulamayan kimseler oruç tutmazlar. Oruç tutamadıkları her gün için bir iftar sadakası miktarı fidye verirler. Kur’ân’da konu ile ilgili olarak öyle buyrulmuştur:

“(Yaşlılık ve hastalık gibi meşru bir sebeple) oruca zor güç yetirenler (oruç tutmazlar ve) bir yoksul doyumu fidye verir.” (Bakara, 2/184)

6. Dayanılmayacak Derecede Açlık ve Susuzluk:

Oruç tutması halinde açlık ve susuzluk sebebiyle sağlık yönünden herhangi bir tehlike ile karşı karşıya kalacak olan kimse oruç tutmayı başka bir zamana erteler. Bu konuda doğacak zarar tecrübe veya uzman bir doktorun beyan ile anlaşılır.

“Hz. Peygamber Efendimiz, bir yolculuk sırasında bir kalabalık ve gölgelendirmeye çalıştıkları bir adam gördü, “Bu nedir? diye sordu. ‘Oruçlu biri, (fenalık geçirdi)’ diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah “Yolculuk sırasında oruç tutmak iyilik değildir’ buyurdu.” (Buhârî, “Savm”, 35)

7. Çok Ağır İşlerde Çalışmak:

Çok ağır ilerde çalışmak durumunda olan kimse, oruç tuttuğu takdirde sağlığının bozulacak olması halinde orucunu erteleyebilir. Oruç tutmaya başlayan bir kimse çalıştığı iş sırasında sağlığı bozulacak derecede oruç tutmakta zorlanırsa orucunu bozabilir. Böyle meşru bir mazeret olmadıkça bozamaz. Bedir ve Mekke’nin fethi savaşı Ramazan ayına denk gelmiş, sahabe savaşın yoğunluğu ve sıkıntısı sebebiyle oruç tutmamıştır. Konu ile ilgili olarak Hz. Ömer öyle demiştir:

“Rasûlullah ile Ramazan ayında Bedir ve Mekke’nin fethi savaşlarını yaptık. Her iki savaşta da oruç tutmadık.” (Tirmizî, “Savm”, 20) Hatta sahabeden Ebû Said (r.a.),

“Peygamberimiz Ramazan ayında yönettiği bir savaşta başladığımız orucu bozmamızı emretti” demiştir. (Tirmizî, “Savm”, 20)

8. Geçici Olarak Aklını Yitirmek, Bayılmak:

Geçici olarak aklını yitiren veya Ramazan ayının tamamını baygın ya da aklı başında olmaksızın geçiren kimse oruç tutmakla yükümlü değildir. Çünkü bu durumda olan kimse, hükmen Ramazan ayına ulaşmam sayılır. Fakat Ramazanın bazı günlerinde iyileşirse o günlerde oruç tutar ve oruçlu geçirmediği günleri Ramazandan sonra kaza eder.

Teravih Namazı

cemaat namazı

“Teravih” kelimesi rahatlatmak, dinlendirmek anlamlarına gelen “tervîha” sözcüğünün çoğuludur. Din ıstılahında ise teravih; Ramazan ayında, yatsı namazı ile vitir namazı arasında kılınan nafile namazdır. Her dört rek’atinin sonunda bir miktar oturulup dinlenildiği için bu namaza “teravih namazı” ad verilmiştir.

Teravih namazı, erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Hz. Peygamberimiz kendisi teravih namazı kılmış ve müminlerin de teravih namazın kılmalarını teşvik etmiştir. Bir hadis-i şerifte;

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak teravih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır”  buyrulmuştur.

namaz

Hz. Aişe validemiz Peygamberimizin teravih namazı kılması ile ilgili olarak şu bilgiyi vermiştir: “Bir gece yarısı camiye gidip teravih namazı kıldı, insanlar da onunla birlikte kıldılar. Sabah olunca insanlar bunu birbirlerine anlattılar. Bunun üzerine ertesi gece camide daha çok cemaat toplandı. Hz. Peygamber mescide geldi teravih namazı kıldı, halk da ona uyup teravih namazı kıldı. Sabah olunca bu durumu halk yine birbirine anlattı. Üçüncü gecede camiye daha çok insan geldi. Hz. Peygamber mescide gelip teravih namazı kıldı, cemaat de onunla birlikte teravih namazı kıldı. Dördüncü teravih namazı kılmak üzere gelen halkı cami almadı. Fakat Hz. Peygamber teravih kılmak üzere camiye gitmedi. İnsanlar “namaz!” diye seslenmeye başladılar. Hz. Peygamber yine de camiye gitmedi. Nihayet sabah namazına gitti. Sabah namazını kıldırdı, cemaate döndü, kelime-i şahadet getirdi. Sonra şöyle konuştu. “Dün geceki durumunuzdan haberdarım. Sizin cemaatle teravih namazı kılmaya olan arzunuzu gördüm. Sizinle teravih namazı kılmaya engel bir durumum yoktu. (Müslim, “Salâtü’l-Müsafirîn”, 177) Fakat gece namazı (yani teravih namazı) size farz olur da bundan aciz olursunuz diye korktum.” (Müslim, “Salâtü’l-Müsafirîn”, 178)

Peygamberimizin zamanında bu üç günün dışında teravih cemaatle kılınmadı. Herkes kendisi kıldı. Bu durum Hz. Ömer’in devlet başkanlığı zamanına kadar devam etti. Hz. Ömer halife olunca, halkın camide dağınık bir şekilde kıldığı teravih namazının cemaatle kılınmasının daha hoş olacağını düşündü. Übey ibn Ka’b’ı imam yaptı. Halkın Übeyy ibn Ka’b’in arkasında teravih namazı kıldıklarını görünce,

“Ne güzel bir uygulama oldu” dedi. (Malik, “Salât fi Ramazan”, 2)

Teravih namazı nafile bir ibadettir. Bu nedenle, yorgunluk, meşguliyet ve benzeri sebeplerle, teravih namazı evde 8, 10, 12, 14, 16 veya 18 rekat olarak kılınabilir. Bu şekilde kılınması halinde yine sünnet yerine gelmiş olur. Ancak cemaatle camide kılmanın sevabı daha çoktur.

Peygamberimiz nafile olarak kıldığı gece namazlarını ikişer ikişer veya dörder dörder kılmıştır. Bu itibarla teravih namazı iki veya dört rekatta bir selam verilerek kılınabilir. Dört rekat kılınınca biraz dinlenmek müstehaptır. Bu dinlenmelerde lâ ilâhe illâllah ve salât ve selam cümleleri okunur.

Teravih namazını kıldıran imam, okuyuşu uzatarak cemaati bıktırmamalı; çabuk kıldırarak namaza noksanlık getirmemelidir. Teravih namazında da diğer namazlarda olduğu gibi, kıraatin gereği gibi yapılmasına ve ta’dil-i erkâna riayet edilmesine özen gösterilmelidir.

Teravih namazı Ramazan ayının bir sünnetidir, bu itibarla mazeretleri sebebiyle oruç tutamayanlar da teravih namazı kılabilirler.

Hayırlı Ramazanlar…