Namazın Sünnetleri Nelerdir?

Sünnetin hükmü: Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur.

Namazın Başlıca Sünnetleri Şunlardır:

1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet erkekler için sünnettir. (kadınlara mekruhtur.)

2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)

3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak, ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek,

4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere- imamın iftitah tekbirine yakın olmak,

5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler; sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğin; kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.)

(Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğin! kavramazlar)

6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,

7. Sübhaneke okumak.

8. “Euzubillahi mineşşeytanirracîm”demek.

9. Her rekatta fatihadan önce “Bismillahirrahmanirahim” demek.

10. Fatihanın sonunda imamın ve ona uyanların “Amin” demesi.

11. “Sübhaneke, Eüzü-Besmele ve Amin”i içinden okumak,

12. Sabah ve öğle namazlarında fatihadan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa süre okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse dilediği ayet ve süreyi okur.

13. Rükûa varırken “Allahü Ekber” demek.

14. Rükûda dizlerim ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerim tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)

15. Rükûda dizlerim ve dirseklerim dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükûda dizlerim bükük bulundururlar.)

16. Rükûda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarım biraz meyilli bulundururlar.)

17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.

18. Rükûda üç kere “Sühhane Rahbiye’l-azîm” demek.

19. Rükûdan kalkarken “SemiAllahu ilmen hamideh’ demek.

20. Rükûdan doğrulunca “Rabbena leke’l-hamd” demek.

21. Secdeye varırken yere; önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak

22. Secdeden kalkarken önce başını sonra ellerini daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.

23. Secdelere varırken “Allahü Ekber” demek,

24. Secdelerden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

25. Secdelerde yüzünü iki elleri arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak,

26. Secdelerde üçer kere “Sübhane Rabbiye ‘l-ala ” demek-

27. Erkeklerin, secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması- (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)

28. îki secde arasında oturmak.

29. iki secde arasında, birinci oturuşta (Ka’de-i Gla) ve son oturuşta (Ka’de-i ahîre) elleri uylukları üzerine koymak.

30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarım kıbleye karşı getirmek- (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)

31. Ettehiyyatü’nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.

işaret; Kelime-i şehadette “La ilahe” derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, “illellah” derken de indirmek suretiyle olur

32. Ettehiyyatü’yü içinden okumak.

33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatiha okumak. (ilk iki rekatlarda fatiha okumak ise vaciptir.)

34. Son oturuşta “Ettehiyyatü”den sonra “Allahümme sallı, Allahümme barik” ve bunlardan sonra da dua okumak.

35. Selam verirken başını evvela sağa. sonra sola çevirmek.

36. Selamda “Esselamu aleyküm ve Rahmetullah” demek.

37. İmam her iki tarata selam verirken kendisine uyan cemaatı ve hafeze meleklerini selamlamayı niyet etmek.

38. İmama uyan, selamında cemaati ve imamı niyet etmek.

39. Tek başına kılan; selamında melekleri niyet etmek.

40. İmam sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.

41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.

42. İmama sonra dan uyan kimse, yetişemediklerim kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.


Namazın Mekrûhları Nelerdir?

1. Namazın içinde sağa sola bakmak
2. Elbise veya vücut ile oynamak. (Vücuda yapışan elbiseyi küçük bir hareketle silkelemekte bir beis yoktur)
3. Özürsüz, parmağını çıtlatmak
3. Secde yerindeki taşları temizlemek
4. Elini böğrüne koymak
5. Bir yerini bir veya iki kere kaşımak. (Namazda burun akıntısını silmek yere akıtmaktan evlâdır.)
6. Özürsüz bağdaş koymak
7. İnsan yüzüne karşı kılmak
8. Kor halindeki ateşe karşı namaza durmak
9. Bir kimsenin önünde, başı üzerinde, sağında, solunda arkasında veya elbisesinde bakan kimsenin kolayca görebileceği kadar belirgin resim varken namaz kılmak
10. Gerinmek, esnemek
11. Tehiyatta ayak parmaklarını dikip, ökçelerin üzerinde durmak
12. Kaynaklarını (kalçalarını) yere koyup dizlerini göğse çekerek veya elleri yere koyarak oturmak
13. Yenisi ve güzeli varken eski ve kötü elbise ile kılmak. (müstehap olan her zaman adet olanı giymektir. Gecelikler, giyilmesi adet olan elbiselerden olduğu için onunla namaz kılmakta kerahet yoktur.)
14. Başı açık kılmak. (Alçak gönüllülük maksadıyla olursa mekruh olmaz.)
15. Secdede veya secde dışında elinin veya ayağının parmaklarını kıbleden çevirmek
16. Cemaatle namaza duracağında önünde yer varken safa girmeyip, arkada durmak
17. Kabre karşı namaz kılmak
18. Necasete karşı perdesiz namaz kılmak
19. Kadınla, perdesiz bir hizada durup ayrı ayrı namaz kılmak
20. Tuvalete gitme ihtiyacı varken sıkışık olarak namz kılmak
21. Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden evvel kaldırmak
22. Secdede bir ayağını kaldırmak
23. İmamdan evvel rüku’a gitmek
24. İmamdan evvel secdeye gitmek
25. İmamdan evvel secdeden kalkmak
26. Secdeye giderken özürsüz olarak ellerini dizlerinden evvel yere koymak
27. Özürsüz, yere veya duvara dayanarak kalkmak
28. Namazda alnından toprak silkmek
29. Bir rekatte okuduğu zammı sure ile, bunu takip eden rekatte okuduğu zammı süre arasında sadece bir sure atlamak
30. Bir sonraki rekatta, bir önceki rekatta okuduğu zammı surenin evvelinden sure veya ayet okumak
31. Farz namazlarda bir sureyi bir rekatta iki defa okumak, veya bir sureyi her iki rekatte okumak
32. Farzın ikinci rekatinde, birinci rekatte okuduğundan üç ayet fazla okumak
33. İmama uyanın imamla birlikte Kur’an okuması
34. Özürsüz, alnındaki sarığın üzerine secde etmek
35. Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak
36. Kıyamda sağa veya sola eğik vaziyette durmak
37. Özürsüz, tek ayak üstünde durmak
38. Namaz içinde ayet ve tesbihleri parmakla saymak
39. Cemaatle namaz kılınırken yalnız namaz kılmak
40. İmamın mihraptan başka yere durması
41. İmamın bir zirâ (50cm) alçak yerde durup, cemaatin imamdan yüksekte durması
42. İmamın bir zirâ (50cm) yüksek yerde durması; (Eğer imamın yanında bir kişi bulunursa mekruh olmaz.)
43. “Besmele” ve “âmin”i açıktan okumak
44. Kırâatı rükua inerken tamamlamak
45. Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kırâati (okumayı) yerinde yapmamak
46. Rüku ve secde tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek
47. Omuzu açık ve kolları sıvalı olarak namaz kılmak
48. Önünde bir canlının geçmesi ihtimali olan yerde önüne sütre (herhangi bir cisim) dikmeyi terk etmek
49. Bir şeyi koklamak
50. İşitilmeyecek derecede üflemek (işitilecek dercede üflenirse namaz bozulur)
51. Başa mendil ve benzeri bir şeyi sarıp tepesini açık bırakmak
52. Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak
53. İkinci defa toplanan cemaate imam olacak şahsın mihraba durması.

Hz. Peygamber’in Dilinden

Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

İslam’da dua, sadece Allah’a yakarış demek değildir. Dua aynı zamanda yaratıcıya olan
iman ve teslimiyetin bir ifadesidir. Kulluğun özüdür. O, hem imanın pratik bir yansıması olması, hem de amel olarak önemlidir. Bu açıdan dua, insanın Allah nezdindeki değerini de belirlemektedir. Nitekim yüce Allah, “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77) buyurmaktadır. Hz. Peygamber sözlerinde duanın önemine işaret buyurmuşlar ve kendisi de günlük hayatında sık sık dua etmişlerdir. Bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi, Deavat,1) Bunun için beş vakit namazın her rekatında okuduğumuz ve Allah’a layık en güzel özgü cümlesi ile başladığımız Fatiha Suresi, en güzel dua ayetlerini içermektedir. Sevgili Peygamberimiz samimiyetle yapılan bir duanın kabul edileceğini şöyle belirtmektedir: ”Şüphesiz ki Allah, çok hayalı ve çok cömerttir. Bir kimse ellerin açıp dua ettiğinde onu boş çevirmekten haya eder.” (Dua,13)

Bu hadis-i şerif, lütuf ve keremi sonsuz olan Rabbimizin kendisine el açıp yalvaran kullarının isteklerine karşılık vereceğini ve onları rahmetinden mahrum bırakmayacağını göstermektedir. Diğer bir hadis-i şerifte ise şu açıklama yer almaktadır: “Herhangi bir Müslüman; bir dua ile Allah’a yalvarırsa bu dua günah işlemek ve akraba ile ilgiyi kesmek için olmadıkça yüce Allah, ona şu üç şeyden birini verir.

-Ya duasını kabul edip istediğini dünyada verir.
-Yahut ona vereceğini ahireti için saklar.
-Veya duasına karşılık ondan dengi bir kötülüğü uzaklaştırır.

Bunun üzerine ashabı kiramdan bazıları:

-“Öyleyse biz çok dua ederiz.” Dediler.

Peygamberimiz de:

– “Allah’ın lütfu ihsanı istediğinizden daha çoktur.” buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz duanın Allah katında çok faziletli bir ibadet olduğunu, kendisine dua edip yalvaran kullarını çok sevdiğini bildirmiş ve: “Kabul edileceğine inanarak Allah’a dua ediniz. Biliniz ki; yüce Allah şuursuz ve gaşet içinde bulunan bir kalpten çıkan duayı kabul etmez.” (Tirmizi, Deavat, 11) buyurarak duanın kabul edileceği hususunda tam bir kanaate sahip olmamızı istemiş, şüphe ve tereddüde düşülmemesini vurgulamıştır.
Peygamberimiz, sadece sıkıntıya düştüğümüz ve darda kaldığımız zamanlarda değil, sıkıntısız ve sevinçli zamanlarda da dua etmemizi vurgular. O, bu konuda şöyle buyurur: “Sizin herhangi birinizin duası acele etmediği ve “dua ettim de duam kabul edilmedi” demediği sürece kabul edilir.” (ibn Mace, Dua, 7) “Sıkıntılı ve tasalı zamanlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi kimi sevindirirse o, bolluk ve rahatlıkta çok dua etsin” (Tirmizi, Deavat,11)

Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizin hadis-i şerişerinde dua üzerinde böyle ağırlıklı
olarak durulması, duaya dinimizin verdiği önemi ve müminlerin manevî dünyasındaki yerini göstermektedir. Peygamberimiz, duanın rahmet hazinelerinin kapısını açan bir anahtar olduğunu hadislerinde şöyle belirtmektedir: “Kimin için bir dua kapısı açılırsa, onun için rahmet kapıları açılmıştır.” (Tirmizi, Deavat,101) Bu hadis-i şerifte, dua ile ilâhî rahmet kapısını çalan kimseler için bu kapının açılacağı ve dileklerinin yerine getirileceği müjdelenmektedir. Hayatta arzu ettiğimiz bir işi başarabilmek için, maddî imkanları kullanarak elden gelen gayreti göstermek dinimizin emri olduğu gibi, karşımıza çıkan tehlikelerden korunmak maksadıyla her türlü tedbiri almak da dini görevimizdir. Bunların gerçekleşmesi için her an Allah’ın yardımına muhtaç olduğumuz bir gerçektir. Konu ile ilgili Efendimizin beyanları şöyledir:

“Şüphesiz dua inen belaya da fayda verir. İnmeyene de fayda verir. Ey Allah’ın kulları duaya devam ediniz.” Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere, kaderde yazılı olan ve henüz meydana gelmeyen bir bela ve musibet, dua sebebiyle önlenir. Eğer meydana gelmesi kesinleşmiş ise, dua sayesinde Allah insana sabır ve dayanma gücü verir. Böylece o olayın olumsuz etkileri azalmış ve dolayısıyla meydana getireceği acı ve üzüntü de hafiflemiş olur. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, sadece dua ile yetinerek çalışmayı bırakmak son derece yanlıştır. Bu sebeple Müslüman, başarıya ulaşmak için bütün gücü ile çalışacak, bununla beraber kendisine güç ve kuvvet vermesini Yüce Allah’tan isteyecek, tehlikeler karşısında da her türlü tedbiri alacak aynı zamanda bela ve musibetlerden korunmak için Allah’ın himayesine sığınacaktır. Yüce Allah, meydana gelecek olayları takdir ettiği gibi, bunların sebeplerini de takdir etmiştir. Dua da manevî sebeplerden biridir. Karşımıza çıkan herhangi bir tehlikenin, dua ederek Allah’ın yardımı ile önlenmesi de kaderin bir parçasıdır. Cenab-ı Hak, her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Dua da bela ve musibetlerin önlenmesinin sebeplerinden biridir. Bütün olaylar ve bunların maddî ve manevî sebepleri kaderde mevcuttur. Bizim görevimiz sebeplere yapışmak ve sonucu Allah’tan beklemektir.

Bu konuda bizim için en güzel örnek sevgili peygamberimizdir. O, her zaman çalışmayı tavsiye etmiş, tembelliği ve boş oturmayı yermiş, tehlikelere karşıda daima tedbirli olmamızı istemiştir. O, duaların en güzelini yaptığı gibi, en mükemmel tedbirleri de almıştır. Müşriklerin on bin kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüğünü haber alan Peygamberimiz, ashabı ile istişare ederek düşmanın şehre girmesini önlemek için Medine’nin çevresine hendek kazmaya karar verdiler. Çok yoğun çalışma ile kısa sürede hendeği kazdılar. Düşman ordusu Medine önlerine gelince hendekle karşılaştı ve içeri giremedi. Dışarıdan şehri kuşattı. Zaman zaman hücuma geçtilerse de, Müslümanlar nöbet bekleyerek bu hücumlara karşı Medine’yi korudular. Peygamberimiz de bizzat sabahlara kadar nöbet bekledi. Düşman yirmi yedi gün boyunca kuşatmayı sürdürdü. Şehirde kıtlık baş gösterdi, Müslümanlar çok sıkıntı çektiler. Yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Onları ancak Allah’ın yardımı kurtarabilirdi. İşte bu sırada Peygamberimiz, düşman ordusunun bozguna uğraması için etkili bir dua yaptı.

Allah’a yalvardı. Çok geçmeden duanın etkisi görüldü. Çünkü Yüce Allah duasını kabul etmişti. Düşman askerlerinin bulunduğu tarafta çok şiddetli bir fırtına çıktı. O kadar şiddetli idi ki, düşmanın neyi varsa alt üst oldu, tutunacak halleri kalmadı. Daha fazla dayanamadılar. Büyük bir korkuya kapıldılar. Fırtına, düşman bırakıp kaçana kadar devam etti. Sabah olunca Medine çevresinde bir tek düşman kalmamış, fırtına da dinmişti. Böylece Müslümanlar büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu.

Bu olayda da görüldüğü gibi, Peygamberimiz düşman tehlikesine karşı hem elden gelen
her türlü tedbiri almış, hem de dua ederek Allah’tan yardım istemiştir. Peygamberimizin yukarıda zikredilen bazı hadislerine göre, insanın ruhunda meydana gelen ruhî sıkıntıların, psikolojik rahatsızlıkların ve kalpteki ümitsizlik hastalığının en tesirli ilacı duadır. Dua, bir Müslümanın, Cenab-ı Hak’kın bütün müşkülleri çözmeye kadir olduğuna dair inancının göstergesidir. Bu inanç, insanı iç huzura kavuşturur, ona güven duygusu verir. Hayatın zevkini tattırır. Acı ve üzüntüleri giderir.

Kabeyi Görünce Yapılan Dua

 

Gaziantepli’iydi. Yalnızdı. Kocası öleli epeyce olmuştu. Çocukluğunda köyün hocasından öğrendiği kadarıyla namazını kılıyor, hiçbir vakti kaçırmıyordu. Altmış yaşlarında falan olmalıydı. Rahmetli annesi  çeşme yapıldığı sene doğduğunu söylerdi. Babasını hiç hatırlamıyordu. O küçük  iken ölmüştü. Oğlu yoktu. Altı kızı vardı. Onlar da evlenmişti.  Kocasından kalan beş altı parça tarlayı paylaşabilmek için damatlarının birbirlerine ettikleri, onu çok üzmüştü.

Eşiyle beraber oturduğu yıkık dökük evde artık tek başına yaşıyordu. Herkes kendi işiyle meşgul olduğundan, bayramda seyranda gelip gidenlerin dışında pek arayıp soran olmuyordu. Kızları da hâliyle el yanındaydı. Bu yüzden onların yanında zaten kalamazdı. Onlar da çoluğa çocuğa karışmışlardı. Ne kadar isteseler de pek gelemiyorlardı. Yalnızdı.

Daima ilk şafaktan önce horozlar ötmeye başladığında kalkardı. Zaten en çok hoşlandığı şey, şafak sökmeden kalkıp namaz kılmaktı. Zaten sık sık oruç tuttuğu için sahura kalkardı. Kendi elleriyle kurduğu zeytinler ise en çok hoşlandığı yiyecekti. Cenab-ı Allah’ın, hiç kimsenin sesini duymadığı zamanlarda sesini duyacağını, hiç kimsenin yanında olmadığı zamanlarda yanında olacağını, hiç kimsenin imdadına yetişemeyeceği zamanlarda imdadına yetişeceğini çok iyi biliyor ve O’na güveniyordu.

fiunun bunun işine giderek kendi el emeğiyle kazandığı üç beş kuruştan yıllardır tasarruf ediyor, belki bir gün mübarek yolculuk nasip olur diye, yapabildiği kadarıyla her ay, şehre inenlere beş on dolar ısmarlıyor, bunları yastığının altında biriktiriyordu.

Rüyasında Kâbe’yi görmüştü. Çok uzaklarda gibiydi. Fakat ilginç bir şekilde Kâbe’den çıkan bir ışık huzmesi, dağların taşların üzerinden uzanarak, ta ona kadar ulaşmış ve onu âdeta bulutların üzerinden uçuruyormuş gibi alıp götürürken uyanmıştı. Müthiş heyecanlanmıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. Acaba bu rüyasını birilerine anlatsa mıydı, yoksa anlatmasa mıydı. Kararsızdı.

O gün, işine gittiği adamın hanımı, hac kayıtlarının başladığını ve hacca yazılacaklarını söyleyince, kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. O kadar heyecanlanmıştı ki, ‘ben de sizinle gelip yazılabilir miyim?’ diye sordu, evin hanımına. O da ‘Tabi’ dedi. Onlarla birlikte şehre inip müftülüğe gidip hacca yazıldı.  Nihayet beklenen gün gelip çattı. Havaalanına gittiler. Hayatında ilk defa uçak görüyordu. Fakat bütün bunlar onu hiç ilgilendirmiyordu. Onun kafasında hep Kâbe vardı. Uçak nasıl kalktı nasıl indi, hava limanından nasıl ayrıldılar? Bütün bunlarla pek ilgisi olmadı. Uçakta olsun, otobüsle giderken olsun, hep birlikte söylenen telbiyeye sesini yükseltmeden, fakat bütün içtenliğiyle eşlik ediyordu.

Din görevlisinin, Mekke-i Mükerreme’ye girerken yaptırdığı duaya, yürekten  ‘Amin!’ dedi.  Eşyalarını kalacakları yere koyduktan ve abdest aldıktan sonra Kâbe’ye gitmek üzere çıktılar. Çok heyecanlıydı. Kafasında hep Kâbe’yi görünce yapacağı ilk dua vardı. Çünkü din görevlisi, Kâbe’yi görünce içten yapılacak ilk duanın geri çevrilmeyeceğini söylemişti. Buna öylesine inanmıştı ki, kafasında hep yapacağı o dua vardı. Ne istemeliydi?

Kafileyle birlikte yürüyordu. Yürümek ne kelime, âdeta uçuyordu. Ne aralarından geçtikleri  büyük büyük oteller, ne etrafında iki tarafa akan mahşeri kalabalık onu ilgilendiriyordu. Kafilenin okuduğu telbiyeye büyük bir içtenlikle, sessizce eşlik ediyor ve yürüyordu. Âdeta hedefe kilitlenmiş gibiydi.

Nihayet Harem-i fierif’e girdiler. Bir yığın direğin arasından geçtiler ve o an…Bir anda Kâbe’yi görüverdi. İnanılmaz bir heyecan yaşıyordu. Allah kendisine Kâbe’yi görmeyi nasip etmişti. Yıllardır beklediği, hayalini kurduğu ve özlemini çektiği tablo gerçek olmuştu. İçi içine sığmıyordu. Bunun gerçekleşmiş olduğuna bir türlü inanamıyordu. Beytullah karşısındaydı. O kadar güzeldi ki… Etrafında tavaf yapan insanlarla birlikte gördüğü manzara o kadar hoşuna gitti ki, o anda oradan hiç ayrılmamak geçti içinden. Hep orada bulunmak ve hiç ayrılmamak… Gözlerine hücum eden sevinç göz yaşlarına bir türlü hakim olamıyordu. Ve ağzından o ilk dua cümleleri dökülüverdi: ‘Allah’ım emanetini burada al. Sana burada kavuşayım.’ Hocanın yaptırdığı duaya da ‘Amin’ dedi. Sonra hoca tavafa niyet ettirdi ve tavafa başladılar.

Tavaf yapan kalabalığın arasında kendi dünyasındaydı. Bu kalabalığın içinde, gözü Kâbe’de olduğu hâlde yörüngeye girmiş ve âdeta kendi kontrolü kendi elinden çıkmıştı, kendiliğinden gidiyor gibiydi. Sanki bu yürüyüşünde kendisinin hiçbir etkisi yoktu. Hayatında hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Bulutların üstünde yürüyor gibiydi. Kâbe’nin etrafındaki kaçıncı dönüşündeyken bilmiyoruz, başı dönmeye başladı. Düşecek gibi oldu. Yanındaki kadının koluna tutunarak ayakta durabiliyordu. Hoca durumu fark edince, onu tavaf alanının dışına çıkararak, metafın dışındaki ilk merdivenlere oturttu ona ‘Biraz dinlen, sonra ben gelir, tavafını tamamlattırırım’ dedi ve yanına kafiledeki kadınlardan birini bırakarak ayrıldı.

fiimdi artık bu vaziyette, doya doya Kâbe’ye bakıyordu. Gözünü ondan hiç ayırmıyordu. Yanındaki kadın orada bulunan zemzem kaplarından su doldurup geldi. Zemzemi ona veren kadın, bir an zemzem bardağının elinden düştüğünü gördü. Başı kadının kucağına düşüverdi. Gözleri Kâbe’ye kilitlenmiş kalmıştı…

Yanındaki kadının telâşını görenler, sağlık görevlilerine haber verdiler. Bir sedyeye koyup Harem’in sağlık merkezine götürürlerken yanındaki kadın, son olarak Kâbe’yi gören gözlerini kapattı. Böylece bu göz kapakları, bir daha dünyaya açılmamak üzere kapandı. Gaziantep’in kırmızı topraklarında çalışarak, kendi el emeğiyle kazandığı helâl paralarla Kâbe’ye taşınan bu yorgun beden, bir ambulansa konarak Diyanet Mesfele Üçüncü Bölge bürosunun önüne götürüldü ve cenaze namazına katılmak isteyen kafile arkadaşlarına haber verildi. Mekke-i Mükerreme’de defnedilmek üzere ambulans hareket etti. Yıl 1995.

Dr. Ekrem Keleş

Din işleri Yüksek Kurulu Uzmanı

(Diyanet Aylık Dergi,Ocak 2005)

 

Namazın Sünnetleri Nelerdir?

Sünnetin hükmü: Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur.

Namazın Başlıca Sünnetleri Şunlardır:

1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet erkekler için sünnettir. (kadınlara mekruhtur.)

2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)

3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak, ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek,

4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere- imamın iftitah tekbirine yakın olmak,

5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler; sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğin; kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.)

(Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğin! kavramazlar)

6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,

7. Sübhaneke okumak.

8. “Euzubillahi mineşşeytanirracîm”demek.

9. Her rekatta fatihadan önce “Bismillahirrahmanirahim” demek.

10. Fatihanın sonunda imamın ve ona uyanların “Amin” demesi.

11. “Sübhaneke, Eüzü-Besmele ve Amin”i içinden okumak,

12. Sabah ve öğle namazlarında fatihadan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa süre okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse dilediği ayet ve süreyi okur.

13. Rükûa varırken “Allahü Ekber” demek.

14. Rükûda dizlerim ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerim tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)

15. Rükûda dizlerim ve dirseklerim dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükûda dizlerim bükük bulundururlar.)

16. Rükûda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarım biraz meyilli bulundururlar.)

17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.

18. Rükûda üç kere “Sühhane Rahbiye’l-azîm” demek.

19. Rükûdan kalkarken “SemiAllahu ilmen hamideh’ demek.

20. Rükûdan doğrulunca “Rabbena leke’l-hamd” demek.

21. Secdeye varırken yere; önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak

22. Secdeden kalkarken önce başını sonra ellerini daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.

23. Secdelere varırken “Allahü Ekber” demek,

24. Secdelerden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

25. Secdelerde yüzünü iki elleri arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak,

26. Secdelerde üçer kere “Sübhane Rabbiye ‘l-ala ” demek-

27. Erkeklerin, secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması- (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)

28. îki secde arasında oturmak.

29. iki secde arasında, birinci oturuşta (Ka’de-i Gla) ve son oturuşta (Ka’de-i ahîre) elleri uylukları üzerine koymak.

30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarım kıbleye karşı getirmek- (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)

31. Ettehiyyatü’nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.

işaret; Kelime-i şehadette “La ilahe” derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, “illellah” derken de indirmek suretiyle olur

32. Ettehiyyatü’yü içinden okumak.

33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatiha okumak. (ilk iki rekatlarda fatiha okumak ise vaciptir.)

34. Son oturuşta “Ettehiyyatü”den sonra “Allahümme sallı, Allahümme barik” ve bunlardan sonra da dua okumak.

35. Selam verirken başını evvela sağa. sonra sola çevirmek.

36. Selamda “Esselamu aleyküm ve Rahmetullah” demek.

37. İmam her iki tarata selam verirken kendisine uyan cemaatı ve hafeze meleklerini selamlamayı niyet etmek.

38. İmama uyan, selamında cemaati ve imamı niyet etmek.

39. Tek başına kılan; selamında melekleri niyet etmek.

40. İmam sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.

41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.

42. İmama sonra dan uyan kimse, yetişemediklerim kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.


Namazın Mekrûhları Nelerdir?

1. Namazın içinde sağa sola bakmak
2. Elbise veya vücut ile oynamak. (Vücuda yapışan elbiseyi küçük bir hareketle silkelemekte bir beis yoktur)
3. Özürsüz, parmağını çıtlatmak
3. Secde yerindeki taşları temizlemek
4. Elini böğrüne koymak
5. Bir yerini bir veya iki kere kaşımak. (Namazda burun akıntısını silmek yere akıtmaktan evlâdır.)
6. Özürsüz bağdaş koymak
7. İnsan yüzüne karşı kılmak
8. Kor halindeki ateşe karşı namaza durmak
9. Bir kimsenin önünde, başı üzerinde, sağında, solunda arkasında veya elbisesinde bakan kimsenin kolayca görebileceği kadar belirgin resim varken namaz kılmak
10. Gerinmek, esnemek
11. Tehiyatta ayak parmaklarını dikip, ökçelerin üzerinde durmak
12. Kaynaklarını (kalçalarını) yere koyup dizlerini göğse çekerek veya elleri yere koyarak oturmak
13. Yenisi ve güzeli varken eski ve kötü elbise ile kılmak. (müstehap olan her zaman adet olanı giymektir. Gecelikler, giyilmesi adet olan elbiselerden olduğu için onunla namaz kılmakta kerahet yoktur.)
14. Başı açık kılmak. (Alçak gönüllülük maksadıyla olursa mekruh olmaz.)
15. Secdede veya secde dışında elinin veya ayağının parmaklarını kıbleden çevirmek
16. Cemaatle namaza duracağında önünde yer varken safa girmeyip, arkada durmak
17. Kabre karşı namaz kılmak
18. Necasete karşı perdesiz namaz kılmak
19. Kadınla, perdesiz bir hizada durup ayrı ayrı namaz kılmak
20. Tuvalete gitme ihtiyacı varken sıkışık olarak namz kılmak
21. Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden evvel kaldırmak
22. Secdede bir ayağını kaldırmak
23. İmamdan evvel rüku’a gitmek
24. İmamdan evvel secdeye gitmek
25. İmamdan evvel secdeden kalkmak
26. Secdeye giderken özürsüz olarak ellerini dizlerinden evvel yere koymak
27. Özürsüz, yere veya duvara dayanarak kalkmak
28. Namazda alnından toprak silkmek
29. Bir rekatte okuduğu zammı sure ile, bunu takip eden rekatte okuduğu zammı süre arasında sadece bir sure atlamak
30. Bir sonraki rekatta, bir önceki rekatta okuduğu zammı surenin evvelinden sure veya ayet okumak
31. Farz namazlarda bir sureyi bir rekatta iki defa okumak, veya bir sureyi her iki rekatte okumak
32. Farzın ikinci rekatinde, birinci rekatte okuduğundan üç ayet fazla okumak
33. İmama uyanın imamla birlikte Kur’an okuması
34. Özürsüz, alnındaki sarığın üzerine secde etmek
35. Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak
36. Kıyamda sağa veya sola eğik vaziyette durmak
37. Özürsüz, tek ayak üstünde durmak
38. Namaz içinde ayet ve tesbihleri parmakla saymak
39. Cemaatle namaz kılınırken yalnız namaz kılmak
40. İmamın mihraptan başka yere durması
41. İmamın bir zirâ (50cm) alçak yerde durup, cemaatin imamdan yüksekte durması
42. İmamın bir zirâ (50cm) yüksek yerde durması; (Eğer imamın yanında bir kişi bulunursa mekruh olmaz.)
43. “Besmele” ve “âmin”i açıktan okumak
44. Kırâatı rükua inerken tamamlamak
45. Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kırâati (okumayı) yerinde yapmamak
46. Rüku ve secde tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek
47. Omuzu açık ve kolları sıvalı olarak namaz kılmak
48. Önünde bir canlının geçmesi ihtimali olan yerde önüne sütre (herhangi bir cisim) dikmeyi terk etmek
49. Bir şeyi koklamak
50. İşitilmeyecek derecede üflemek (işitilecek dercede üflenirse namaz bozulur)
51. Başa mendil ve benzeri bir şeyi sarıp tepesini açık bırakmak
52. Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak
53. İkinci defa toplanan cemaate imam olacak şahsın mihraba durması.

Kenzül Arş Duası

Bismillahirrahmanirrahim

La ilahe illellahül melikül hakkul mübin.

La ilahe illellahül hakemül adlül metin.

Rabbüna ve rabbü abainel evvelin.

La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.

La ilahe illellahü vehdehu la serike leh,lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyül la yemutü ebeden biyedihil hayru veileyhil masiru ve hüve ala küllü sey´in kadir.

Ve bihî nesteînü ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

La ilahe illellahü sükran li ni´metih.

La ilahe illellahü ikaran bi rububiyyetih.

Ve sübhanellahi tenzihen li azametih..

Es´elükellahümme bi hakkismikel mektubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenatubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cenahi mikaile aleyke ya rab.

Ve bihakkismikel mektubi ala cebheti israfile aleyke ya rab:

Ve bihakkismikel mektubi ala keffi azraile aleyke ya rab.

Ve bi hakkismikellezi semmeyte bihi münkeran ve nekiran aleyke ya rab.

Ve bihakkismike ve esrari ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi temme bihil islamü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi telekkahü ademü lemma hebeta minel cenneti fe nadake fe lebbeyte düaehü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi sitü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi kavveyte bihi hameletel arsi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikelmektubi fittevrati vel incili vezzeburi vel fürkani aleyke ya rab.

Ve bihakkismikeila münteha rahmetike ala ibadike aleyke ya rab.

Ve bihakki temami kelamike aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ibrahimü fecealtennara aleyhi berden ve selamen aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi ismailü fe necceytehü minezzebhi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikllezi nadake bihi hudü aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi ya´kubü fe ra.dedte aleyhi basarahu yusufe aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi davüdü fe cealtehü halifeten fil ardi ve elente lehül hadide fi yedihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi deake bihi süleymanü fe a´taytehül mülke fil ardi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi eyyubü fe necceytehu minel gammillezi kane fihi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi isebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevta aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi musa lemma hatabeke aletturi aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadetke bihi asiyetümraetü fir´avne fe razaktehel cennete aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihi benu israfile lemma cavezulbahra aleyke ya rab.

Ve bihakkismikellezi nadake bihil hidiru lemma mesa alel mai aleyke ya rab.

Ve Bihakkismikellezi nadake bihi muhammedün sallallahü aleyhi ve selleme yevmel gari fe necceytehu aleyke ya rab.

Inneke entel kerimül kebiru.

Hasbünellahü ve ni´mel vekil.

Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.

Ve sallallahü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi vesellem

Duamızın Anlamı:

Melik (kral), Hakk, Mübin Allah’tan başka ilah yoktur. Hakem, Adl ve Metin Allah’tan başka ilah yoktur. Bizim ve eski atalarımızın Rabbidir. Senden başka İlah yoktur. Sen arınıksındır. Ben zalimlerden oldum. Allah’tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Yönetim onundur. Övgüler onun içindir.

Diriltir ve öldürür. O diridir ve ebediyen ölmez. Hayır onun kontrolündedir, dönüş onadır. Ve O her şeye gücü yetendir. Ve onunla yardım isteriz. İyilik yapmaya, kötülükten kaçmaya güç kuvvet sadece yüce ve her şeyi bilen Allah’tandır.

Nimetlere şükür olarak, ondan başka ilah yoktur. Rabblığının ikrarı olarak, ondan başka ilah yoktur. Yüceliğini arındırmak için, Allah noksanlıklardan arınıktır.

Ey Allahım! Ya Rabbi! “Cebrail’in kanadında yazılı ismin hürmetine, Mikail’in kanadı üzerinde yazılı ismin hürmetine, İsrafil’in alnında yazılı ismin hürmetine, Azrail’in avucunda yazılı ismin hürmetine, ve senin verdiğin Münker ve Nekir ismi hürmetine, ve kullarının sendeki sırları hürmetine, İslam’ı kendisiyle tamamladığın ismin hürmetine, ve Adem’in senden öğrenip cennetten indirildiği zaman kendisiyle sana seslendiği ve senin de kabul ettiğin ismin hürmetine, Şit’in sana seslendiği ismin hürmetine,

Arşı taşıyan melekleri kendisiyle güçlendirdiğin ismin hürmetine, Tevrat’ta, İncil’de, Zebur!da ve Furkan’da yazılı ismin hürmetine, kullarına rahmetini sonsuza kadar ulaştırdığın ismin hürmetine, sözlerin tamamı hürmetine, İbrahim ateşe atıldığında hangi isminle sana seslendi de ateş soğuk ve selamet olduysa işte o ismin hürmetine, İsmail kesilirken hangi isminle seslendi de onu kesilmekten kurtardıysan işte o ismin hürmetine,

İshak hangi isminle sana yalvardı da sen onun ihtiyaçlarını karşıladıysan işte o ismin hürmetine, Hud hangi isminle sana seslendiyse işte o ismin hürmetine, Yakup sana hangi isminle dua etti de sen onun gözlerini ve çocuklarını ona geri verdiysen işte o ismin hürmetine, Davut hangi isminle sana seslendi de sen onu yeryüzüne halife yaptıysan ve demiri onun elinde yumuşattıysan işte o ismin hürmetine,

Süleyman hangi isminle sana dua etti de sen onu yeryüzüne kral yaptıysan işte o ismin hürmetine, Eyyüb hangi isminle sana seslendi de sen onu içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtardıysan işte o ismin hürmetine, Meryem oğlu İsa hangi isminle sana seslenip de onunla ölüyü dirilttiysen işte o ismin hürmetine,

Musa hangi isminle sana seslendi de sen ona Tur’da hitap ettiysen işte o ismin hürmetine Firavunun karısı Asiye sana hangi isminle seslendi de sen onu cennette rızıklandırdıysan işte o ismin hürmetine, israiloğulları sana hangi isminle seslendiler de denizi geçirdiysen işte o ismin hürmetine, Hızır hangi isminle seslendi de onu suda yürüttüysen işte o ismin hürmetine, Muhammed SAV sana mağarada hangi isminle seslendi de sen onu kurtardıysan işte o ismin hürmetine” senden istiyorum.

Hiç şüphesiz sen cömertsin, büyüksün. Bize Allah yeter. O ne güzel vekildir. İyilik yapmaya da kötülükten kaçmaya da güç kuvvet sadece yüce ve büyük Allah’tandır. Allah efendimiz Muhammed’e, ailesine ve arkadaşlarına destek versin, güvenliklerini sağlasın!

FAZİLETİ

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S. A. V.)‘den rivayete göre.

Şöyle buyuruyor:

“Cebrail bana dedi ki:

“Ey Muhammed, kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allah Teala onu, kıyamet gününde yüzü ayın on dördü gibi parlak olarak hasreder. Hatta bütün insanlar onu, bir peygamber veya melek sanırlar. Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz. Ona hesapsız ve azapsız, üzerine binip cennete girmesi için cennetten bir Burak getirilir.

Sırat köprüsünden şimşek gibi geçer. Onun günahı denizlerin suyundan, yağmurların damlasından, ağaçların yapraklarından, kumların adedinden, taşlardan daha fazla olsa bile, kendisine kabul olunmuş (nafile) hac ve bin umre sevabı yazılır.

Korkan kimse okursa, Allah onu korktuğundan emin kılar. Susayan kimse okursa, Allah onun susuzluğunu giderir. Aç olan okursa rızık verir,  açıkta olan okursa giyindirir, hasta okursa şifa verir, hastanın üzerine okunursa, hastalığından kurtulur, dünya veyahut ahiret ihtiyaçlarından birisi için okursa Allah istediğini verir. Bir düşmandan veya sultandan korktuğu için okursa, Allah onların şerlerinden korur ve mahlukattan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri kendisine ulaşmaktan men eder.

Borçlu olan okursa, Allah onu, borcunu ödemeye muvaffak kılar, hiçbir kimseye muhtaç olmaz. Eğer onu hasta olan yazıp üzerinde taşırsa iyileşir. Kadın taşırsa kocası ona ikram eder. Cinden, insden ve şeytandan, sancı ve hastalıklardan emin olur. Kayıp ise ailesine sağ salim kavuşur. Bu duayı okuyan için cin, melek istiğfar ederler. Ömrü bereketli olur.

Kim beş defa bu duayı okursa Peygamber Aleyhi sselam’ı rüyasında görür.

Ebu Bekir Sıddik (r.a.) bu duanın fazileti hakkında şöyle buyuruyor:

“Gece olsun gündüz olsun bu duayı okudum. Peygamber Aleyhisselamı rüyamda gördüm.”

Hazreti Ömer de şöyle buyuruyor: “Hiç bir hacetim olmadı ki onun için bu duayı okuyayım da giderilmesin.”

Hazreti Osman (r.a.) diyor ki:

“Ben Kur’an-ı Kerim’i ezberleyemezdim. Resulü EKrem (s.a.v.)’e bu hususu şikayet ettim. Bana bu duayı öğretti. Onu okuduğumda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeyi başardım.”

Hazreti Ali (k.v.) buyuruyor ki:

“Ben bu duayı okuduğum vakit düşmanıma galebe çalardım.”
Kim ki Fatiha’yı, îhlas suresini, Kâfırûn, Felak ve Nâs suresini üç kere okuyup sonra bu duayı okursa Allah onu karşılaştığı bütün varlıkların şerrinden korur ve her türlü hastalıktan, her zalimin şerrinden emin kılar ve bütün isteklerini verir.

Kim ki okuduğu gibi onu yazıp üzerinde taşırsa ve kim ki başının altına koyup uyursa, Allah Teala o kimsenin malından çalınanı ve evinden kaçanı geri iade eder. Akan suya okursa su durur yahut yanan ateşe okursa ateş söner. Dağ üzerine okursa dağ paramparça olur.

Kim ki iki rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha ve bir de ıhlas okuyup selam verdikten sonra bu duayı okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur. Bu duanın fazileti sayılmayacak kadar çoktur, biz burada kısa olarak zikrettik.

Kimseye Asr suresi okunursa, şifa bulur. Bir kimse bu sureyi dört ayrı kağıda yazıp, her birisini korunmasını istediği yerin dört ayrı köşesine yerleştirirse, Cenabı Hakk o yeri her türlü felakete karşı himaye eder.

kenzlardua0cg