Ahir Zaman

“Ahir zaman”, dünya hayatının kıyamet kopmadan önceki son dilimi anlamındadır.

İslam inancına göre, alemin başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır. Ancak bu sonun ne zaman gerçekleşeceğini bilmek Cenab-ı Hakk’a mahsustur.

Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şu ayetlerle dile getirilmektedir:

Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” (Araf,187)

Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. (Lokman,34)

Hz. Peygamber’den (s.a.v.) sonra elçi gönderilmeyeceği için ona “ahir zaman peygamberi”, ümmetine de “ahir zaman ümmeti” denmiştir. Bu anlamda ahir zamanda yaşamakta olduğumuzu söyleyebiliriz. Efendimiz (s.a.v), ahir zamanda gerçekleşecek bazı fitne ve fesatları haber vererek ümmetinin bu konuda dikkatli davranmasını istemişlerdir. Kıyametin habercileri diyebileceğimiz bu fitneleri beyan eden hadis-i şeriflerin bir kısmı şöyledir:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan bulaşacak.”

“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helalden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.”

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği halde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği halde yemin edecek.”

İnsanların dünya (nimetlerinden en fazla istifade ederek) en mesut olanı, Allah’a ve Resulüne iman etmeyen alçak oğlu alçak olacak!”

“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.”

Günümüze de baktığımız zaman kadın-erkek ilişkileri, karma karışık laubalilikleri, göz, kulak ve gönül münasebetlerinde haram-helal ölçülerine dikkatsizlik, had safhaya ulaştığını görürüz. Ayrıca ailevi yıkıntılar arttı, boşanmalar çoğaldı.  Nesiller sahipsiz kaldı. Bu yüzden dine, imana sıkı sarılmak gerekir. Daha fazla beklemeden Müslümanlar güzel işler yapmakta birbirleriyle yarışmalıdır. Böyle bir zamanda helali aramak ve bulabilmek, dünkünden çok daha zor, fakat buna dikkat etmek, dünkünden çok daha önemlidir.

Merhamet ile İlgili Ayetler

İslam’ın öngördüğü merhamet her canlıyı kapsayacak kadar geniş bir vasfa sahiptir. Anne,baba,çocuklar,yaşlılar, kadınlar,yetimler,kimsesizler,yoksullar ve hastalar başta olmak üzere tüm insanlara ve canlılara şefkatli ve merhametli davranmak müminlerin görevidir.

“Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Hadis-i Şerif)

“Ayrıca ona tarafımızdan büyük şefkat ve merhametle birlikte tertemiz bir gönül ve yüce bir ahlak nasip ettik. O, günahlardan çok çok sakınan bir kimseydi.” (Meryem,13)

“O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç-açık bir yoksulu doyurmaktır.Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar ahiret mutluluğuna erenlerdir.” (Beled,12-18)

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Ali İmran,159)

“De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.” (Enam,12)

“Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”” (İsra,24)

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum,21)

“Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.” (Fetih,29)

 

Kadir Suresi

Kadir suresi Mekke döneminde inmiştir. 5 ayettir. Sure, Kadir gecesini anlattığı için bu adı almıştır. Kadr, azamet ve şeref demektir.

kadr1_5

Okunuşu

  1. İnna enzelnahu fi leyleti-lkadr
  2. Vema edrake ma leyletu-lkadr
  3. Leyletu-lkadri ḣayrun min elfi şehr
  4. Tenezzelu-lmela-iketu ve-rrühu fiha bi-iżni rabbihim min kulli emr
  5. Selamun hiye hatta matla’i-lfecr

Anlamı

  1. Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
  2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
  3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
  4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
  5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

Faziletleri

Cuma gecesi Kadir Suresini 1000 kere okuyan kimse Sevgili peygamberimizi rüyasında görür.

Kadir Suresini 100 kere okuyan kimsenin kalbine ismi Azamin ilham eder o kimse dilediği kadar dua eder ve duası kabul olur. Yani Cenab-i Hak, bu kimsenin hacetini istek dileklerini lütfederek verir.

Kadir Süresini 10 kere okuyan kimse bin küçük günahı bağışlanır.

Sabah ve akşam namazlardan sonra 3 kere okuyan kimse şeytanın şerrinden emin olur, tüm sıkıntılarından kurtuluş bulur.

Her türlü zor durumdan kurtulmak için Kadir Suresi 21 defa okunur.

Efendimizin Tuvalet Adabı

Peygamberimiz bu doğal ihtiyacın giderilmesine bile bir incelik, ölçü ve ahlak getirmiştir. Aynı zamanda bunu ilk Müslümanlar için bir öğretim konusu dahi yapmıştır.

Din dilinde büyük abdestten sonra taharetlenmeye yani temizlenmeye “istinca”, küçük abdestten sonra temizlenmeye ise “istibra” denir.Peygamberimiz de su ile taharetlenmiştir. Sevgili eşi Hz. Aişe de, suyun bulunduğu zamanlarda Resulullah’ın her tuvalet ihtiyacı sonrasında mutlaka su ile taharetlendiğini vurgulu bir dille beyan etmiştir. Hatta, eşleri aracılığı ile erkeklere haber göndererek, “Kocalarınıza su ile temizlenmelerini söyleyin. Ben onlara bunu söylemekten haya ediyorum ama bilmeliler ki, Allah Resulü su ile temizlenirdi.” der.

Tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığı da edinmemiz gereken bir alışkanlıktır. İbn Abbas, Resulullah’ın tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra ellerini yıkadığına dair gördüklerini şöyle anlatır: “Nebi (s.a.v) gece uykudan kalkıp tuvalet ihtiyacını giderdi. Sonra ellerini ve yüzünü yıkadı. Daha sonra da uyudu.”

Ayrıca tuvalete girerken ve çıkarken okunan dualar vardır;

Tuvalete girerken Euzü Besmele çekilip, “Allahümme inni euzü bike minel hubsi vel habais” duası okunur. Çıkarken ise Elhamdülillahillezi ezhebe anil eza ve afani” duası okunmalıdır.

Diğer adap kuralları ise şöyledir:

  • Tuvalete girerken elinde, Allahü tealanın ismi ve Kur’an-ı kerim yazılı bir şey bulunmamalıdır. Cepte veya kapalı olursa mahzuru olmaz. Boynunda Allah yazılı kolye bulunmamalı  eğer varsa bluz içine konmalı.
  • Tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla çıkılmalı.
  • Tuvalette konuşulmamalı, çok oturmamalı, şarkı söylememeli, sigara içmemeli, sakız çiğnenmemelidir.
  • Sol el ile taharetlenmeli. Sol elinde bir özür varsa, sağ elle istinca yapmasında özür yoktur.
  • Avret yerine ve necasete bakmamalı, tuvalete sümkürmemeli, tükürülmemelidir.
  • Zaruretsiz ayakta idrar yapılmamalıdır.
  • Tuvaletten çıkınca eller yıkanmalıdır.
  • Su bulunmazsa, taş ve benzerleriyle taharetlenmek, de su yerine geçer.

 

Sabır ile İlgili Hadisler

Sabr-ı cemil, başa gelen bela ve musibetleri hiçbir şekilde başkasına şikayet etmeden, onlara tahammül göstermektir.

Rivayete göre Efendimiz sabrı şöyle tarif buyurmuştur:

“Sabır üçtür:

  • Musibetlere karşı sabır,
  • Kullukta sabır,
  • Günah işlememekte sabır”

Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in sabırla ilgili hadisleri şöyledir;

Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre,  “Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, bilakis öfke anında kendisine hakim olandır.” buyurmuştur.

İbn Ömer’den nakledildiğine göre,  “İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecre nail olur.” buyurmuştur.

Ebu Yahya Suheyb b. Sinan’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle demiştir:

“Müminin durumu ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevinecek bir hal geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına sıkıntı gelecek olursa ona da sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Ebu Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah, Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Mümin bir kulumun dünyada sevdiği dostunu aldığım zaman, o kimse (sabrederse ve) Allah’tan ecir beklerse onun karşılığı cennettir.”

Hz. Aişe’den (ra) rivayet edildiğine göre ise o, Resulullah’a veba hastalığını sormuş, Allah Resûlü de ona şöyle cevap vermiştir:

” Veba, Allah Teala’nın dilediği topluluğa gönderdiği bir çeşit azaptı. Allah, onu Müminler için rahmet kıldı. Veba hastalığına yakalanan, sabredip ecrini umarak ve başına Allah’ın yazdığından başka hiçbir şey gelmeyeceğini bilerek memleketinde kalan kimse, şehit sevabına nail olur. “

Başka bir rivayete göre Hz. Peygamber şöyle demiştir: “Allah, Müslüman’ın vücuduna batan bir dikene varıncaya kadar meşakkat, hastalık, endişe, keder, acı ve kaygı gibi musibetleri, onun günahlarına kefaret kılar.”

Enes’ten (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle demiştir: “Allah, bir kulunun iyiliğini dilerse onun cezasını dünyada verir. Eğer bir kulunun kötülüğünü dilerse günahı karşılığı onu dünyada cezalandırmaz; kıyamet gününde cezasını tam olarak verir.”

Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Mükafatın büyüklüğü, sıkıntının büyüklüğü nispetindedir. Allah Teala bir topluluğu severse onları sıkıntıya uğratır. Kim haline razı olursa Allah da ondan razı olur. Kim de başına gelenden dolayı öfkelenirse gazaba uğrar.”