Büyük Günah Kavramı

Arapça’da kebîre (çoğulu kebâir) kelimesi ile ifade edilen büyük günah, bozgunculuğa sebep olan, hakkında tehdit edici bir nas (ayet ve hadis) bulunan, işleyenin dünyada veya ahirette cezalandırılmasına sebep olan büyük suçlar ve davranışlara denir.

Büyük günahların en büyüğü Allah’a şirk koşmak ve O’nu inkar etmektir (küfür). Büyük günahların neler olduğu konusunda hadislerde çeşitli bilgiler vardır. Peygamberimiz bir hadisinde, “Size büyük günahların en büyüklerinden haber vereyim mi? Onlar: Allah’a ortak tanımak, ana babaya itaatsizlik ve yalancı şahitliktir” buyurmuş, bir başka hadislerinde “Mahveden yedi günahtan sakınınız. Onlar: Allah’a ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, ribâ (faiz), savaştan kaçmak, iffetli ve iman sahibi bir kadına zina iftirasında bulunmaktır” diyerek, büyük günahların yedi tanesini zikretmiştir. Bir başka hadiste büyük günahların sayısı dokuz olarak belirtilmiş, ana babaya itaatsizlik ve Mescid-i Harâm’da yapılması yasak bir fiili işlemek de bunlara eklenmiştir (Ebû Dâvûd, “Vesâyâ”, 10).

Kalbinde inancı olduğu halde inancını diliyle söyleyen, fakat çeşitli sebeplerle ameli terk eden, dolayısıyla şirk ve küfür dışındaki büyük günahlardan birini işleyen (fâsık ve fâcir) kimse, işlediği günahı helal saymıyorsa mümindir, kafir değildir. Fakat büyük günah işlediği için ceza görecektir. Ancak bu kimse için tövbe kapısı açıktır. Yüce Allah böyle bir kimseyi ahirette dilerse affeder, şefaat olunmasına izin verir, dilerse günahı ölçüsünde cezalandırır. Neticede ise, kalbinde inancı bulunduğu için cennete girdirir.

Sahâbîlerden Ebû Zer el-Gıfârî’nin anlattığına göre, Hz. Peygamber: “Allah’tan başka hiçbir Tanrı yoktur deyip de bu inancı üzere ölen kimse cennete girer” buyurmuş, Ebû Zer, “O kişi zina yapsa, çalsa da mı?” diye sormuş, “Evet, zina yapmış, hırsızlık etmiş de olsa cennete girer” cevabını vermiştir. Ebû Zer soruyu üç kez tekrar edip aynı karşılığı alınca, dördüncü sorusunda Allah elçisi, “Ebû Zer bu durumdan hoşlanmasa bile o kimse cennete girer” buyurmuştur.

Hangi Dualar Kabul Olmaz?

1. Kafirlerin Duası Kabul Olmaz

İmansız insanların duaları kabul olmaz, çünkü dua bir ibadettir, ibadetlerin kabul olması için iman şarttır. (Mâide, 5/5; Beyyine, 98/5) İman olmadan yapılan ibadetler boşa gider, dolayısıyla dualar da boşa gider, kabul olmaz. Bu husus Kur’ân’da şöyle ifade edilmektedir:

“Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.”
(Râ’d, 13/14; Mü’min, 40/50)

2. Gafletle Yapılan Dualar Kabul Olmaz

Kabul olması için duanın şuurlu olarak yapılması gerekir. Çünkü dua bir ibadettir, ibadetler ancak bilinçli olarak ve samimiyetle yapılırsa kabul olur. Şuursuzca ve gafletle yapılan dualar boşa gider. Şu hadis, gaflet ile yapılan duaların kabul olmayacağını beyan etmektedir:

“Biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez.”
(Tirmîzî, De’avât, 66; bk. Hâkim, De’avât, No: 1817, I, 493)

3. Allah’a İsyan Halinde Yapılan Dualar Kabul Olmaz

Allah’a isyan halinde yapılan dualar kabul olmaz. Mesela içki içerken, kumar oynarken, gıybet ederken, hırsızlık yaparken, yalan söylerken yapılan dualar kabul olmaz. Aynı şekilde haram gıdalarla beslenen insanın duası da kabul olmaz. Haram gıdalar; insanın inancına, ameline ve ahlakına olumsuz etki yapar, çünkü haram gıdalar ile beslenen insan, Allah’a isyan halindedir. Hem Allah’a isyan edeceksiniz, hem de Allah’tan bir istekte bulunacaksınız. Bu, tezat bir durumdur. Şu hadis, bu gerçeği ifade etmektedir:

“Üstü başı dağınık, toz toprak içinde yollara düşen, ellerini göğe açıp ‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!’ diye yalvaran, buna karşılık; yediği, içtiği ve giydiği haram olan, haramla beslenen bir insanın duası nasıl kabul edilir?” (Müslim, Zekât, 65)

4. Kafirler İçin Yapılan Dualar Kabul Olmaz

Nuh Peygambere kavmi ile birlikte eşi ve bir oğlu da iman etmemişti. Meydana gelen tufanda babasının çağrısına aldırmayan oğlu, gemiye binmemiş, bir dağa sığınır kurtulurum demişti (Hûd, 11/42–43). Buna rağmen Nuh (a.s.), iman etmeyen oğlunun kurtulması için Allah’a şöyle yalvarmıştı:

“Nûh, Rabbine seslendi: ‘Rabbim, dedi, oğlum benim ailemdendir. Senin va’din/sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin!”
(Hûd, 11/45)

Bunun üzerine yüce Allah, Nuh Peygambere şöyle seslendi:

“Ey Nûh, dedi, o senin ailenden değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Bilmediğin bir şeyi benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim!”
(Hûd, 11/46)

Nuh (a.s.), bu ikaz üzerine şöyle dua etti:

“Nuh; ‘Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen, ben hüsrana uğrayanlardan olurum’ diye niyazda bulundu”
(Hûd, 11/47)

Yüce Allah, şu ayette Peygamberin münafıklar için yaptığı af dilemeyi kabul etmeyeceğini bildirmektedir:

“Onlar (münafıklar) için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allah onları affetmez. Böyledir, çünkü onlar, Allah’ı ve elçisini tanımadılar/inkar ettiler; Allah, yoldan çıkan kavmi doğru yola iletmez.”
(Tevbe, 9/80)

5. Riya Karışan Dualar Kabul Olmaz

Duanın riya ve gösterişten uzak olması, ihlas ile yapılması gerekir. İbadetlerin kabul olması için ihlas ile yapılması gerekir. Yüce Allah, ibadetlerin ihlas ile yapılmasını emretmektedir. (A’râf, 7/29; Beyyine, 98/5) İhlas, ibadetlerin kabul olma şartıdır.

6. Şirk Karışan Dualar Kabul Olmaz

İbadetlerin yalnız Allah’a yapılması gerekir. Yüce Allah, pek çok ayette duanın, sadece kendisine yapılmasını, kendisi ile birlikte başka ilahlara dua, ibadet edilmemesini istemektedir. Şu ayetleri örnek olarak zikredebiliriz:

“Allah’la beraber başka tanrıya dua / ibadet etme. O’ndan başka tanrı yoktur. O’ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.”
(Kasas, 28/88)

“Mescitler, Allah’a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.”
(Cin, 72/18)

“(Ey Peygamberim!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam.”
(Cin, 73/20; bk. Mü’minûn, 23/117)

Birinci ayette, başka ilahlara, ikinci ayette herhangi bir kimseye dua edilmemesi, üçüncü ayette sadece Allah’a dua edilmesi ve O’na hiçbir şeyin ortak koşulmaması emredilmektedir.

7. Günah Bir Fiili İşlemek ve Bir Farzı Terk Etmek İçin Yapılan Dua Kabul Olmaz

Haksız yere yapılan dualar kabul olmayacağı gibi bir günahı işleme veya bir farzı terk etme konusunda yapılan dualar da kabul olmaz. Şu hadis bu hususu açıkça ifade etmektedir:

“Zulüm olan bir fiili işlemek veya akrabalık bağlarını koparmak için veya dua ettim de kabul edilmedi demediği sürece Müslümanın duası kabul olur.”
(Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, 132, No: 2811)

Ayetlerle Yasaklar

Kuranı-Kerim

Haksız Yere Hiçbir Cana Kıymayın

Haksız Yere Cana Kıymak

Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun hakkını alması için velisine söz hakkı verdik. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Zaten kendisine bu yetki verilmekle o, alacağını almıştır.
İsra, 33

Yüce Rabbimizin biz insanlara bahşetmiş olduğu en büyük nimet hayattır. Bu nedenle yüce Allah, haksız yere cana kıymayı kesin olarak yasaklamıştır. Haksız yere canına kıyılan kişinin ailesine kısas yani bu suçu işleyene aynısı ile karşılık vermek hakkı tanınmıştır. Ayetlerde: “Ey aklı ve gönlü işleyenler, kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.” (2/179) buyrularak haksız yere cana kıyan bir katilin öldürülmesinin, Allah tarafından insanlara bahşedilmiş olan yaşam hakkının bu kadar kolay ortadan kaldırılmasının önüne geçeceği yani kısas uygulamasının insanların bu konuda daha hassas olmalarını sağlayacağına dikkat çekilir. Günümüzde pek çok kişi yasalardaki boşlukları ya da bir af ümidini fırsat bilmekte bundan cesaret alarak gözünü kırpmadan insanların canına kıyabilmektedir. Kısas, özellikle kırsal kesimlerde sıkça rastlanan töre cinayetlerinin de ciddi anlamda önünü kesecek bir uygulamadır. Adeta dinselleştirilmiş töre uygulamaları sebebiyle yıllarca pek çok insanın haksız yere katledildiği bilinmektedir. Yine ayette ifade edildiği gibi kısas hakkı tanınan tarafın öldürmekte sınır tanımazlık edip aşırılığa gitmemesi emredilir. Kan davaları sebebiyle yıllarca haksız yere pek çok insanın canına kıyıldığını gördük. Kan davası güdülen taraflar açısından da kısas hakkı ilk defa haksız yere öldürülen tarafındır. Diğer taraf bu davayı sürdürdüğü her defasında haksız yere cana kıymaya devam etmekte ve dolayısıyla her seferinde ilk defa öldürülen tarafa kısas hakkı doğurmaktadır. Tüm bunlar ve benzeri uygulamalar dikkate alındığında yüce Allah’ın aziz kılmış olduğu cana haksız yere kıymanın ayetler tarafından yasaklanarak karşılığında ölüm cezasının verilmesinin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır. Şüphesiz yerdeki ve gökteki tüm canlılar Allah’ın yüce sanatının birer göstergesi olarak insanların hizmetine sunulmuşlardır. Pek çok hayvanın etinden, sütünden, gücünden, yününden ve benzeri özelliklerinden faydalanırız. Bu sebeple tüm canlıları da yüce Allah’ın nimeti olarak görmek, onlara zulmetmemek ve sadece zevk için yapılan avcılık ve benzeri cana kıymaların insanlık dışı davranışlar olduğunu bilmek gerekir.

Gıybet Etmeyin

Gıybet etmek

“Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin!”

Hucurat, 12

Ayetten de görüldüğü gibi Allah her konuda gerçek bilgiye sahip olunmasını istemektedir. Zannederek hatalı bir şekilde haksız yere insanlara çeşitli yakıştırmalarda bulunmak ve insanların ayıplarını ortaya çıkarmak yasaklanmıştır. Yine insanların arkasından olur olmaz şekilde konuşmak, inananların arasını bozacak türlü söz ve eylemlerde bulunmak da yasaklanmıştır. Zanda bulunduğunuz bir kişiye yaptığınız yakıştırmada yanılıyor ve bu yüzden günaha giriyor olabilirsiniz. İnsanlar hakkında gıybet etmeyi: “Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi?” (49/12) şeklinde oldukça çarpıcı bir benzetme ile kınayan ayetler inananları gıybet etmekten ve zanda bulunmaktan men etmektedir. Samimi bir inanan ise inanan kardeşinin kabahatlerini örten, ona hayırlı tavsiye ve öğütlerde bulunan kişidir.

İnsanlar Aleyhine Söz Taşımayın

“Şunların hiçbirine uyma: yemin edip duran, aşağılık, kötüleyip duran, söz götürüp getiren, hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, kaba, sonra da kötülükle damgalı.”

Kalem, 10-13

Toplum da insanların arasını bozmak için uğraşıp duran ve yaptığı bu kötü davranıştan zevk alan insanlara şahit oluyoruz. Bu insanlar ufacık meseleleri bile abartarak aktarmakta ve insanların birbirine düşmelerini sağlamaktadır. İnananların bu gibi kişilerin oyununa gelmemeleri ve biri hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadıkça insanları kötülememeleri gerekir. Gerçek bir inanana düşen, ciddi meseleleri bile insanların arasında barış ve kardeşlik duygularını besleyici şekilde çözmeye yönelik girişimlerde bulunmaktır. İnsanların aleyhinde söz taşıyarak onları birbirine düşman eden kişilerin çok olduğu toplumlarda huzur ve barış kalmaz. Bu yüzden insanlar arasında fitne ve fesat çıkarmak gayesiyle kötülük için laf taşıyan kişilere fırsat vermemek ve bu kötülüklerinden kurtulmaları için onlara nasihat etmek gerekir.

Yalan Yere Şahitlik Yapmayın, Doğru Bildiğinize Şahitlikten Kaçınmayın  

“Şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.”

Bakara, 283

Kur’an ayetleri, insanlar arası adaletin temin edilmesi, hak ve hukukun sağlanması için: “Adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun.” (4/135) diye buyurmaktadır. İnsanların mağdur olmamaları için tanıklık ettiğimiz ya da hakkında sağlam bilgiye sahip olduğumuz konulardaki şahitlikten kaçınmamamızı söylemektedir. Şahitlikten kaçınılmaması gerektiği gibi yalan yere şahitlik de yapılmaması gerekir. Ayetlerde inananların özelliklerinden biri olarak: “Ki onlar, yalan şahitlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu bir tavırla geçip gidenlerdir.” (25/72) diye buyrulmakta ve yine “Şahitliği Allah için dosdoğru yapın…” (65/2) denilerek de yapılan şahitlikte doğru ve dürüst olunması emredilmektedir. Gerek para karşılığında gerekse sevdiği ya da tanıdığı birini beladan kurtarmak uğruna yalan yere tanıklık ederek mağdur durumdaki kişinin kendisini ya da ailesini daha da mağdur hale getiren sayısız örnekle karşılaşmak mümkündür. Hatta zaman zaman haksızlığa uğrayan kişi fakir biriyse şayet tanık olanların hiç biri onun lehine şahitlik etmeye yanaşmazken zengin biri için ise yalan yere şahitlik edecek pek çok insan çıkacaktır. Oysaki gerçek bir inanana yakışan adaleti gereğince yerine getirmek için insanların sosyal ve ekonomik durumlarına bakmaksızın tanıklıkta bulunmaktır. Bazen de insanlar şahit olduğu bir olaya tanıklık ederse pek fazla formalite ile uğraşmak zorunda kalacağını düşünerek yine tanıklıktan kaçınmaktadır. Oysa kaçınmış olduğu tanıklığa bir gün kendisi de ihtiyaç duyabilir ve şayet herkes bu şekilde davranırsa o da kendisi için tanıklık yapacak kimseyi bulamayabilir. Görüldüğü gibi toplumsal düzenin sağlanabilmesi ve insanların haksızlığa uğratılmaması için şahitlikten kaçınılmaması ve adaletin doğru bir şekilde temin edilmesi gerekir. Hiç şüphesiz yüce Allah yapmakta olduklarımızı en iyi şekilde görmekte ve her şeye en güzel şekilde tanıklık etmektedir.