Ayetlerde “Cehennem”

cehennem

“O inkarcı kafirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.” (3:12)

“O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı tadın (denecektir).” (3:106)

“Allah onlara: Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin! der. Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: “Rabbimiz ! İşte şunlar bizi doğru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateşinden kat kat azab ver”. Allah der ki: “Herkesin azabı kat kattır, fakat siz bilemezsiniz”. (7:38)

“Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın” (7:39)

“Şüphesiz ki ayetlerimizi inkar eden kafirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (4:56)

“Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: “Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb’imizin ayetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık” dediklerini bir görsen!” (6:27)

“Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: “Bu, bir gerçek değil midir?”. Onlar da: “Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir” derler. Rableri de onlara: “Öyleyse inkarınız sebebiyle azabı tadın!” der.” (6:30)

“Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de :”Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!” derler.” (7:47)

“A’raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler: Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı.” (7:48)

“Cehennemdekiler, cennettekilere: “Bize biraz su akıtın veya Allah’ın size verdiği rızıktan bize de verin.” diye seslenirler. Cennettekiler de: “Allah, bunların ikisini de kafirlere haram kıldı.” derler” (7:50)

“(Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: “Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık”. Allah da:”Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız” der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.” (6:128)

 

“Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.” (7:40)

“Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.” (7:41)

“Cennet ehli, cehennem ehline: “Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da “evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: “Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun!” (7:44)

 

cehennem

“Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.” (7:51)

“Mallarını, Allah yolundan engellemek için sarfeden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarfedecekler. Varsın sarfetsinler, sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler.” (8:36)

“Allah, murdarı temizden ayırdetmek için ve bir de murdar kısmını birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya getirmek ve topunu birden cehenneme koymak için böyle yapar. İşte bunlar o hüsran içinde kalanların ta kendileridir.” (8:37)

“O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!” denilecek.” (9:35)

“Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.” (14:16)

“Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir.” (14:17)

“Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım.” Onlara: “Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?” denilir.” (14:44)

“”Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir.” (15:43)

“Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır.” (15:44)

“(O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: “Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk.” (Onlara): “Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir.” (16:28)

“O halde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin” denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür! (16:29)

“Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer” (17:18)

“Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!” (18:29)

 

Kaynak: meal.ihya.org

Cuma Hadisleri

Kabe'de Namaz

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Adem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı. ”

Semüre’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir. ”

Selman’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Bir kimse cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını yağlayıp tarar veya evindeki güzel kokudan süründükten sonra camiye gider, fakat orada yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz, sonra Allah Teala’nın kendisine takdir ettiği kadar namaz kılar, daha sonra sesini çıkarmadan imamı dinlerse, o cumadan öteki cumaya kadar olan günahları bağışlanır.”

Yine Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve manasız bir iş yapmış olur. ”

Yine Ebu Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur. ”

Ebu Hüreyre ile İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre bu iki sahabi Resulullah’ın minber üzerinde şöyle buyurduğunu duymuşlardır: “Bazı kimseler cuma namazlarını terk etmekten ya vazgeçerler veya Allah Teala onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.”

“Biriniz cuma namazına gideceği zaman boy abdesti alsın.”

Ebu Said el–Hudri’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Her baliğ olan kimseye cuma günü boy abdesti almak gereklidir. ”

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Bir kimse cuma günü cünüplükten temizleniyormuş gibi boy abdesti aldıktan sonra erkenden cuma namazına giderse bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır. İkinci saatte giderse bir inek, üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi sevap kazanır. Dördüncü saatte giderse bir tavuk, beşinci saatte giderse bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap elde eder. İmam minbere çıkınca melekler hutbeyi dinlemek üzere topluluğun arasına katılır. ”

Yine Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah cuma gününden söz ederek şöyle buyurdu: “Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir Müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir. ” Resul–i Ekrem o zamanın pek kısa olduğunu eliyle gösterdi.

Ebu Bürde İbni Ebu Musa el–Eş`ari şöyle dedi: Bir gün Abdullah İbni Ömer bana: Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Resulullah’dan bir hadis rivayet ettiğini duydun mu? diye sordu. Ben de: Evet, duydum. Babam, Resulullah’ı şöyle buyururken işittiğini söyledi: “O vakit, imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan süre içindedir. ”

Evs İbni Evs’den rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokca salatü selam getiriniz; zira sizin salatü selamlarınız bana sunulur. ”

 

Salavat

Salavat getirmek, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammedi anmak ve O’na selam göndermek demektir. Peygamberimiz üzerine salavat getirirseniz, Allah Teala da sizin üzerinize salavat getirir demiştir. Allah’ın Resulüne salavat getirmek, en bereketli, en faziletli olan, saadeti dareyn için en faydalı ibadetler arasındadır. Hakkıyla yapıldığında sevabı da çok fazladır. Amelleri tahrir eder, yapılan hataları örter, kişilerin manevi derecelerini yükseltir.

salavat

Salavat getirmek için sadece “Allahümme salli ala Muhammed” demek de yeterlidir. Ancak bunun yanı sıra pek çok salavat çeşidi bulunmaktadır. Bunların arasında en çok okunanlar arasında, namazlarda tahiyyattan sonra okunan salli ve barik duaları yer alır. Bu çok kıymetli sözleri içeren eden salavat, Peygamberimiz’in adının geçtiği zamanlarda söylenmesinin dışında, ayrıca zikir olarak da söylenmektedir. Hz. Muhammed’e salatu selam getirmek, hem Allah’ın rahmetini hem de meleklerin dua ve istiğfarını kazanmak için vesile olacağına göre, bu olanağı ve fırsatı iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Örnek Salavatlar:

  1. Aleyhisselam”
    Anlamı; Allahın selamı, onun üzerine olsun.
  2. “Aleyhissalatu vesselam”
    Anlamı; Allahın salatu selamı onun üzerine olsun.
  3. “Sallallahu aleyhi ve sellem”
    Anlamı; Allahu Teala, Ona salatu selam etsin.
  4. “Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed”
    Anlamı; Allah’ım! Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve evladu iyaline rahmet eyle ya rabbim.
  5. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim”
    Anlamı;Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz olan Muhammed’e evladu iyaline ve ashabına salatu selam eyle. O’na rahmet et, selametlik ver.
  6. “Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin bi’ adedi ilmike ”
    Anlamı; Ey Allahım! Efendimiz Hz. Muhammed’e ve Efendimiz Hz. Muhammedin (S.A.V.) aline nihayetsiz olan ilminin adedince salatu selam ve bereketler ihsan eyle.
  7. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin mahtelefel-melevani ve teakabel-asarani ve kerraral-cedidani vestekbelel-ferkadani ve belliğ ruhahu ve ervaha ehl-i beytihi minnat-tahiyyete vesselame verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiran kesira”
    Anlamı; Allah’ım melevan, asaran, cedidan ve ferkadan yıldızları devam ettiği müddetçe Efendimiz Muhammed’e salat ve selam eyle. O’nun ve ehl-i beytinin ruhuna bizden saygı selam ulaştır.
  8. “Allhumme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahime ve Musa ve İsa ve ma beynehum minen’nebiyyine vel’murselin. Salevatullahi ve selamuhu aleyhim ecmain” Anlamı; Allahım ! Hz. Muhammed’e Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İsa ve bunların arasında ( gelip geçmiş bütün) peygamberlere rahmet ihsan eyle.
  9. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammed’in abdike ve resulike ve alel’muminine vel’muminati vel’muslimine vel’muslimati”
    Anlamı; Allahım! kulun ve Resulun Hz. Muhammed’e salat (Rahmet) et. Mümin olan erkek ve kadınlara, Müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.
  10. “Allahumme Salli ala Ruhi seyyidina Muhammed’in fil’ervahi ve salli ala cesedi seyyidina Muhammedin fil’ecsadi ve salli ala kabri seyyidina Muhammedin filkuburi. Allahumme belliğ minni tehiyyeten ve selama” Anlamı; Ey Allahım! Ruhlar içinde sevgili peygamberimiz Hz. Muhammedin ruhuna, cesetler içinde Hz. Muhammed’in cesedine, kabirler içinde Hz. Muhammed’in kabrine salatu selam eyle Allah’ım, benim selamımı sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in aziz ruhuna vasıl eyle (ulaştır).

Çocuk ve Dua

cocuk-dua

Bir çocuğun hayatı dua ile başlar. Daha ana rahmine düştüğü ilk andan itibaren sağlıklı doğması, hayırlı bir evlat olması noktasındaki dualar, bir çocuk için gıyabında onun için yapılan ilk niyazlardır. Bu durum, ebeveyn için bir ömür boyu süren bir durumdur. O bakımdan anne-baba duası almak, din açısından da çok önemli görülmüştür. Hepimiz bu tür dualarla Yaratıcı’dan talep edildik, doğduk ve yaşadık. Bilelim veya bilmeyelim her anne ve baba, çocukları için devamlı dua halinde oldular. Çocuklar da bu dualarla büyüdüler. Hayata öyle katıldılar.

Çocuk, kendini idrak etmeye başladığı andan itibaren bu defa duayı müşahhas olarak evdeki büyüklerinin semaya açılan avuçlarıyla idrak eder oldu. Ne yapıldığını, ne söylendiğini bilmese dahi minicik avuçları semaya açıldı, dudakları kıpır kıpır dua etti. Dua ettik. Yaratılıştan getirdiğimiz fıtri temizliğimiz bu sayede korundu. Ardından henüz namaz çağına gelmeden önce dua, bir çocuğun hayatının en önemli ritüeli oldu. Gece, kendini uykunun kollarına teslim etmeden önce yatağımızın başucunda oturan büyükler, bize önce yatak dualarını öğrettiler. Bu dualar, bir çocuk için öylesine önemliydi ki dua edilmeden gözleri asla kapanmazdı. Dua, gecenin karanlığında uyku gölüne cesaretle girebilmemizin tek imkânıydı.

Hafızamızı bir yoklayalım. Hangimiz hatırlamaz ki “Yattım Allah kaldır beni/Rahmetine daldır beni/Can bedenden ayrılınca/İman ile gönder beni…” şeklindeki yatak dualarını… Dini öğrenmemiz de bu duaların sayesinde oldu. Allah, peygamber, Kur’an, melek..kavramları bu dualar arasından süzülüp çocuk kalbine indiler. “Yattım Allah kaldır beni/Nur deryasına daldır beni/Can bizden ayrılırken/İman ile Kuran ile gönder beni…” Kur’an’ı önce böyle telaffuz ettik, ardından duvarda temiz bir mahfaza içinde asılı yerinden saygıyla indirilip huşu ile okunmasına tanık olduk. “Yattım sağıma, döndüm soluma/Melekler şahit olsun dinime imanıma/Benden selam olsun/Varacak mekanıma/Yattım Allah kalkarım inşallah/Kalkmazsam lâ ilâhe illallah..” derken Allah, melek, ölüm, ahiret, din, iman, kavramları içimizde yerlerini birer birer almadılar mı?

Sonra, bu daların ardından gelen ninnilerle doldu kulaklarımız…. Onların da hepsi birer anne duası değil miydi? Genellikle mani şeklinde söylenen bu manzumelerde de yine dua vardı. “Ay doğar gökte Allah/Bu sevgi nedir Allah/Ya oğluma uyku ver/Ya bana sabır Allah..” şeklindeki bir ninni duanın ta kendisi değil miydi? Hepimiz, biliriz ki, biz böyle tanıştık dua kavramıyla… Onlarla sığındık gecenin karanlıklarına ve korkmadık hiçbir şeyden… Melekleri yanı başımızda hissettik. Görmediğimiz peygamberimizi bu dualarla sevdik. O’nun tarafından sevilmek istedik. Kimimiz Hz. Hasan kimimiz Hz. Hüseyin olmayı diledik. Hayata öyle başladık. Güçlü, dingin bir ruhla… Bunu dualarla gerçekleştirdik.

Dua ile çocuk arasındaki ilişkiyi, bir anne-babanın kendilerine emanet olarak verilen bir çocuğu Yaratıcı’nın kudret ellerine teslim etmekle duyduğu iç huzur ve güvenliğin ötesinde bir sebepte de aramak gerek… O da şudur: İnsan hangi yaşta olursa olsun, dua ederken beden elbisesinden sıyrılır adeta ruh kesilir baştan sona… Çünkü başka türlü olmaz aşkın bir varlıkla, yaratıcıyla çok özel bir iletişim kurabilmek. Yani bu anlamda dua ederken bir insan çocuk saflığına bürünmek durumundadır.

Çocuk safiyeti, ondaki gönül temizliği olmadan insan dua bilincine ulaşamaz. Bu yüzdendir ki çocuk, ruhuna dolan duaların aydınlığında artık hayata çıkarken, hayat içerisinde bir sürü zorluklarla karşılaşır, birçok istekleri olur. Çünkü ne korkularını ne sevinçlerini açık açık anlatabilmek çocuklara göre değildir. Kaçımız fark eder ki bir çocuk işte o anda mesela eve asık suratla gelen babasının yüzünün gülmesi için dua ettiğini… Adeta melekleri görürcesine kar yağarken ellerini açmasa bile yüreğiyle yaratıcıya seslendiğini… İşte bu masumiyet hissidir ki çocukta dua daha güzel bir anlama bürünür. Hele çocuk duasındaki doğallık çok dikkat çekicidir. O, dua ederken sadece yüreğini konuşturur. Kendini koruyan kudret önünde en masum haliyle teslimiyet içredir.

Ya da insanın acizliğini bilinçle idrak etmesi çok önemlidir. Zira bir kudretin huzurundadır. Bütün nefsi mülahazalardan uzak, kendisi acz makamında olmalıdır. Yaşı ve yapısı gereği henüz büyümemiş bir çocuğun acizliği ne müthiş bir teslimiyetin ifadesidir. Artık, yemekte dua, sabah kalktığında dua, yolculukta dua, okula giderken dua, sınava başlarken dua… Bu böyle devam edip gider. Duayla doğan çocuk, duayla büyür. Onunla güç kazanır. Onunla korunur bütün tehlikelerden.

Hayatta olan şeylerin edebiyata girdiği bildiğimiz bir gerçektir. Öyleyse şimdi de bu durumu şairlerin dilinden izleyelim:

Şairler için “büyümemiş çocuklar” denir. Ya da “İçindeki çocuk”u öldürmeyen kişi olarak bilinir şairler. Bundan olacak ki, bir şair hangi yaşa gelirse gelsin, o ana kadar hangi konularda şiirler yazarsa yazsın dua ile temasını hiç kesmez. Dua şiirleri yazarken, bir yandan da kimi zaman çocukluğuna döner ve çocuk diliyle dualar eder şiirinde… Edebiyatımızda böyle çocuk duası temasını işleyen pek çok şiir bulunmaktadır. Bunlara bakıldığında da aynı durum görülür. Çocuk, Allah’la senli benli, samimi bir iletişim içindedir. Sadece ondan ister. Ahmet Urfalı’nın şirinden şu bölüme bakalım: “Her gün doğar güneşim/Annem babam kardeşim/Ulu çınarlar eşim/Yeni dal ver Allah’ım” Ya da “Gerçeği görsün gözüm/Doğruyu bulsun özüm/Güzeli desin sözüm/Tatlı dil ver Allah’ım…”

Bir çocuk böyle dua eder mi? O zaman çocukluğumuzu hatırlayalım. Böyle dualar etiğimizi mutlaka hatırlayacağız demektir.

Çocuk gönlünde o kadar geniş ve sınırsız bir evren vardır ki bu durum dualarına da yansır. İstediklerini herkes için ister. Kendini şu ya da bu insanla/insanlarla, ülkeyle/ülkelerle sınırlamaz. Bu noktada yine çocuk dualarını şiirleştiren başka bir şaire, Ali Akbaş’a kulak verelim: “Gün ola, düğün ola/Düşte gördüğüm ola/Ya yaza, ya kışa/Ayrılar kavuşa/Dargınlar barışa/Sayrılar sağ ola/Bozkırlar bağ ola…”

Görüldüğü gibi burada yer, kişi, zaman, coğrafya yoktur. Geniş bir tasavvur çerçevesindedir söylenenler.

Bir de Selami Yıldırım’a bakalım: “Bir beyaz kağıdım, kalem değmemiş/Bahtımı kara yazma Allah’ım/Gönlümü dilekçe eyledim sana/Gülen gözlerimi üzme Allah’ım…” ya da “Babama güç ver, anneme sabır/Hayatın yüküyle ezme Allah’ım/Sana yöneldim açtım elimi/Gönlüme sınır çizme Allah’ım…” dizeleri de çocuğun dua ettiği varlığı kavrama biçimiyle ilgili ilginç ipuçları vermiyor mu bize? Elbette vermektedir.

Söz şairlerden açılmışken asıl hatırlamamız gereken isim elbette Fazıl Hüsnü Dağlarca olmalıdır. Zira dua kavramının çocuk ruhundaki yansımalarını konu edinen ve böylece çocuğun Allah’la olan bu samimi iletişimi konusunda müstakil bir kitap yazan odur. “Çocuk ve Allah” isimli kitabında o da duanın çocuk ruhundaki yerini çok çarpıcı dizelerle anlatır: “Ve senin duaların varsa/Benim de vardı/Çocuğum geceleri dua et/İnsan uzaklaşabilir Allahtan…”

Edebiyatımızda bu anlamda pek çok örnek bulmak mümkündür. Ama hepsinde ortak olan nokta çocuk diliyle daha doğrusu kalbiyle yapılan duaların hususiliği, içtenliği ve evrenselliğidir. Zira bir çocuk sadece kendisi, anne-babası için değil mesela ölmekte olan bir kedisi için, tanımadığı yoksul çocuklar için de dua eder. O bakımdan insanın hangi yaşta olursa olsun duayı çocuğun Yaradan’ı ve yaratılanları kavrama biçimiyle dua edilmesi duanın her zaman saf, içten olmasında önemlidir.

Çocuklarımız dün olduğu gibi bugün de seccadelerinin üstünde ellerini semaya kaldırmış ninelerin, dedelerin, annelerin, babaların huzur ikliminde nefes alıp vermek istiyorlar. Onların meleksi yüzlerine iyice bir bakalım. İstedikleri sevgi, huzur değil mi? Böyle bir hayat ise her sözün, her davranışın duaya dönüştüğü bir hayat olabilir ancak. Böyle bir hayatı kurabilenler sonsuz baharın neşesine daha bu dünyada ulaşmış insanlardır. Bu mutluluk ise duanın Rabbani bağışıdır.

Modern zamanların hayatımızdaki dua gerçeğini örselediğini biliyoruz. Bu durum, özelilikle çocuklar için çok ciddi bir eksiklik olarak kendini hissettirmektedir. Bu bakımdan çocuğu dua ile tanıştırmak, karşılaştırmak gerekiyor. Onun ruhen sağlıklı yetişmesi, o yaşlarda alacağı dua eğitimiyle, terbiyesiyle çok yakından ilgilidir. Bir kez daha belirtmekte yarar var: Çocuk dinle ilgili temel kavramları dualar yoluyla içselleştirmek ve öğrenmektedir. Sonradan edinilecek kitabi bilgiler o yaşlarda çocuk kalbine yerleşenlerle asla aynı olmaz. Bu gerçek asla unutulmamalı…Sağlıklı bir din anlayışı, çocuk yaşlarda önce duygu olarak kazanılır sonra kitabi bilgilerle bu durum bilgi ve bilinç haline dönüşür.

Öyleyse bizlere kutlu birer emanet olarak verilen, bir ilahi bağış olarak sunulan çocuklarımızı geleneğimizde olduğu gibi dualarla büyütmek, onları birer dua insanı haline getirmek çok önemli görülmelidir. Gerek onların ruhen sağlıklı birer birey olarak yetişmeleri gerekse geleceğimizin mimarlarının onlar olacakları gerçeğinden hareketle evlerimizi dua edilen evler, dillerimizi dua eden diller haline getirmek gerekir.

 

Kaynak: Diyanet Avrupa Dergi, Aralık 2006

Hz. Muhammed ve Duaları

Dua

Peygamber Efendimiz, nasıl dua edileceğini bize öğretmek için dua etmiştir. Bazıları şunlardır:

“Allah’ım, bizi dostlarınla dost, düşmanlarınla düşman olanlardan eyle!” (Tirmizi)

“Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, kabul edilmeyen amel ve duadan sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, senden, bilip bilmediğim her hayrı ister, her şerden sana sığınırım.” (Taberani)

“Allah’ım, bizi dünya zilletinden ve ahiret azabından muhafaza eyle!” (Müslim)

“Allah’ım, günahımı affet ve rızkıma bereket ver!” (İ. Ahmed)

“Allah’ım, kötü huy, kötü iş, kötü arzu ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (Ebu Davud)

“Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, ölüm anındaki sıkıntılara karşı bana yardım et!” (Tirmizi)

“Allah’ım, beni çok şükreden ve çok sabreden kullarından eyle!” (Bezzar)

“Allah’ım, beni çok zikreden ve emrine uyan kullarından eyle!” (Tirmizi)

“Allah’ım, ilmimi arttır!” (Tirmizi)

“Allah’ım, kulak, göz, dil, kalp ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, nankörlükten ve kabir azabından sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, bana hidayet, takva, tok gözlülük ve zenginlik nasip eyle!” (Müslim)

“Allah’ım, bana sıhhat, iffet, güzel ahlak ver ve kaderine rıza göstermemi nasip et!” (Taberani)

“Allah’ım, gazabından rızana, cezandan affına, azabından rahmetine sığınıyorum.” (Müslim)

“Allah’ım, her zorluğu bana kolaylaştır! Dünya ve ahirette afiyet ver!” (Taberani)

“Allah’ım, kalbimi ve amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten koru!” (Hatib)

“Allah’ım, beni ilimle zengin et, hilmle süsle, takva ile şereflendir!” (İ. Neccar)

“Allah’ım, iyiliğimi gizleyen, kötülüğümü yayan hilekar dosttan sana sığınırım.” (İ. Neccar)

“Allah’ım, ölüm anında, şeytanın galebesinden sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, kötü kadınların fitnesinden sana sığınırım.” (Hariiti)

“Allah’ım, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Nesai)

“Allah’ım, bize öyle bir şifa ver ki, geride hiç bir hastalık kalmasın!” (Ebu Davud)

“Allah’ım, Cenneti elde edip Cehennemden kurtulmayı senden istiyoruz.” (Hikim)

“Allah’ım, sana dua edilince kabul ettiğin, bir şey istenince verdiğin, musibet ve sıkıntıların kalkması istenince kaldırdığın ismin hürmetine, senden istiyorum.” (İbni Mace)

“Ya Rabbi, ölümü bana kolaylaştır!” (İbni Ebi-d-dünya)

“Bizi açık ve gizli bütün günahlardan koru!” (Taberani)

“Allah’ım, ürpermeyen kalpten ve doymayan nefisten sana sığınırım.” (Müslim)

“Allah’ım, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, düşkün ihtiyarlıktan sana sığınırım.” (Hikim)

“Allah’ım, bize dini musibet verme! Bize acımayanları başımıza musallat etme!” (Tirmizi)

“Allah’ım, bana öyle bir iman ve yakin ver ki, sonu küfür olmasın!” (Tirmizi)

“Allah’ım, denizlerin arasını ayırdığın gibi, beni Cehennem azabından koru!” (Tirmizi)

“Allah’ım, fakirlikte de, zenginlikte de tutumlu olmayı nasip et!” (Buhari)

“Allah’ım, borç altında ezilmekten ve düşmanın galebesinden sana sığınırım.” (Nesai)