Dinimizde Şans Oyunları

Sonucunun ne olacağı belli olmayan bir şeye bağlanıp kolayca malı elden çıkarmak veya bu yoldan kolayca para kazanmak dinimizde haramdır.  Piyango ve spor toto gibi oyunlar bu yolla kazanç sağladığı için ve kumar sayıldığı için İslamda yeri yoktur. Bu oyunlar kumarın bütün özelliklerini taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye Devri’nde de olduğu bilinmektedir.

Cahiliye devrinde müşrik Arapların da bu günkü piyangoya benzeyen bir kumarları vardı ki bununla övünç duyarlardı. Mesela bir deve keser, 28 hisseye ayırırlardı. İştirakçiler devenin parasını verir ve aralarında çekiliş yapıldı. On tane okları vardı. Bunlardan üçü boş, yedisi dolu idi. Bu oklar bir torbaya doldurulur ve güvenilir bir kişi her iştirakçi namına bir kura çeker, boş çıkanlar hisse alamaz, dolu çıkanlar da hisselerini fakirlere verirlerdi. Dinimiz bunu kumar sayarak yasaklamıştır. İslamiyet kumarın her çeşidini haram kılmıştır. Piyango da bu haram oyunların içindedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.”
(Maide Suresi, 90. Ayet)

 

 

Hz. Adem’in Af Duası

dua etmek

Aişe validemiz buyurmuştur ki;

Allahu Teala Adem’in tövbesini kabul etmek isteyince Adem, Kabe’ye gelip 7 kere tavaf etti. O gün, Kabe bina edilmiş değildi; ancak kırmızı bir tepe gibi yeri belliydi.Sonra kalkıp iki rekat namaz kıldı ve şöyle dua etti.

Okunuşu:

Allahümme inneke ta’lemü sırrî ve alâniyyetî fekbel me’ziratî ve ta’lemü hâcetî fe-e’tınî sü’lî ve ta’lemü mâ fi nefsî fağfirlî zünûbî Allahümme innî es’elüke îmânen yubâşiru kalbî ve yakînen sâdikan hatta e’leme ennehû len yusîbenî illâ mâ ketebtehû aleyye ver-rıdâ bimâ kassemtehû lî yâ zel-celâli vel-ikrâm.

Anlamı:

“Ey Allah’ım! Şüphesiz ki, Sen benim gizli ve açık her şeyimi bilirsin; o halde özrümü kabul et. İsteğimi bilirsin; öyleyse dileğimi ver. Nefsimdekini bilirsin; benim günahlarımı bağışla.

Ey Allah’ım! Ben Senden kalbime işleyen bir iman isterim ve öyle doğru bir yakin (şüphesiz inanç) isterim ki; o sayede ben, başıma ancak senin bana yazdığın şeylerin gelebileceğini bileyim. Ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım! Senden bana taksimine rıza vermeni dilerim.”

Bunun üzerine Rabbimiz O’na:

“Ey Adem! Muhakkak ki ben seni affettim. Senin zürriyetinden her kim bana gelir de, senin yaptığın şu duayı yaparsa mutlaka ben onu mağfiret ederim, gam ve kederini kaldırırım, iki gözünün arasındaki fakirliği söker alırım, her tacirden fazla ona ticaret nasip ederim; ta ki o istemese de dünya ona boyun eğerek gelir.” diye vahyetti.
(İmam Gazali,İhya,İhtaf;5/71)

Helak Olan Kavimler – Ad Kavmi

“Ad halkına gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler. Allah onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. Şimdi onlardan hiç arta kalan bir şey görüyor musun?”
(Hakka Suresi, 6-8)

Ad Kavmi, Kurân’da adı geçen eski Arap kavimlerinden biridir. Hz. Nuh’tan sonra yaşamış olan bu kavme, peygamber olarak Hz. Hûd gönderilmiştir. Ad kavmi, Hûd’u yalanlayıp onun getirdiği dini inkar ettiği için şiddetli bir rüzgarla cezalandırılmıştır.

Ad, Nuh’un torunlarından Avs’ın oğludur. Avs’ın babası İrem, İrem’in babası ise Hz. Nuh’un oğlu Sam’dır. Tarihçiler ve tefsirciler, Âd kavmini “Âd-ı ûlâ” ve “Âd-ı uhrâ” olmak üzere iki kısma ayırırlar. Hz. Hûd’un peygamber olarak gönderildiği kavim, “Âd-ı ûlâ”dır. Necm suresinin 50. ayetinde, “Allah daha önce gelen Âd’ı helâk etti” denilmektedir. Bu yüzden tefsirciler, Ad ve Hz. Hûd’la ilgili olarak Kurân’da zikredilen benzer/ortak olayların tümünün ilk Ad kavmiyle ilgili bulunduğuna dair aynı görüştedirler.

Ad kavminin helâk edilmesinden sonra bu kavimden kurtulanların soyundan 2. Âd, yani “Âd-ı uhrâ” ortaya çıkmıştır. Zemahşerî’ye göre, İrem şehrine sahip olan da bu 2. Âd kavmidir. Ancak Kurân’da ilk Âd kavminden bahsedildiği halde, diğer 2. kavimden açıkça söz edilmemektedir. Yine Kurân’da İrem şehrinden bahsedilirken, bu şehrin hangi Âd kavmine ait olduğu açıkça belirtilmemiştir. Tefsir kaynaklarında kaydedildiğine göre İrem, Âd’ın dedesidir. Bu durumda İrem şehrinin ona izâfe edilmesi ve ilk Âd kavmi ile ilgili olması olasılığı daha yüksek görünmektedir.

ad-kavmi-yemenÂd kavminin yaşadığı coğrafi bölge Yemen’dir. Bu kavim, Yemen’de Uman’la Hadramut (Hadramevt) arasındaki geniş çöl bölgesinde yaşamıştır ki Kurân’da da Hz. Hûd’un Ahkaf bölgesinde yaşayan bir kavme peygamber olarak gönderildiği anlatılmaktadır. Bu kavim, İslam’ın zuhurundan sonra asırlarca önce tarih sahnesinden çekilmesine rağmen hatırası Arap geleneğinde her zaman canlı kalmıştı.

Âd kavmiyle ilgili bilgiler, genellikle Kurân’a dayanmaktadır. Kurân’a göre bu kavim, olağanüstü saraylara, mallara, sürülere ve eşsiz bağ ve bahçelere sahipti. Bu yüzden gurur ve kibre kapılmış olan Âd kavmi, putlara tapmaya başlamış, insanlara zulmederek azgınlık ve taşkınlıkta bulunmuştur. Allah, Hz. Hûd’u bu kavme peygamber olarak göndermiş, fakat kavmi onu yalanlayarak kendisine karşı çıkmıştır.

Hz. Hud, yeryüzünde bağlar, bahçeler ve ekinlerle bolluk ve bereket yaşayan, sahip olduğu fiziki güç ve kuvvetle büyüklük taslayan Ad kavminin kendisini yalancılık ve delilikle suçlamasına karşılık onlara verilen bunca nimetlere karşılık sadece Allah’a şükredip iman etmelerini istiyordu. Hz. Hûd’un onları uyarması, Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatarak Allah’a inanmalarını istemesine karşı onlar, “İster öğüt ver ister verme, bizce birdir, fark etmez” diyerek kendilerine yapılan uyarıları dinlememişlerdir. İsyan ve inkarlarının cezası olarak Allah, önce yağmurlarını keserek kuraklık sebebiyle ünlü İrem bağlarını kurutmuş, daha sonra kasıp kavuran bir rüzgarla onları cezalandırmıştır. 8 gün süren bu rüzgar, Kurân’ın betimlemesine göre Ad kavmini hurma kütükleri gibi bulundukları yerden söküp atmıştır. Hz. Hûd ve ona inanan müminlerse bu felaketten kurtularak 2. Ad kavminin çekirdeğini oluşturmuşlardır.

Ad kavmi Hûd Suresi’nde Hz. Hûd ve kavmi arasında geçenler ayrıntılı olarak anlatılmaktadır:

Ad (halkına da) kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu, günahkarlar olarak yüz çevirmeyin.’ ‘Ey Hud’ dediler. ‘Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz. Biz: ‘Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır’ (demekten) başka bir şey söylemeyiz.’ Dedi ki: ‘Allah’ı şahit tutarım, siz de şahitler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. O’nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın. Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır.’ Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hûd’u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli-ağır bir azaptan kurtardık. İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O’nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hûd kavmi Ad’a (Allah’ın rahmetinden) uzaklık (verildi).
(Hûd Suresi, 50-60)

Ad Kavmi’nden bahseden diğer bir sure ise Şuara Suresi’dir.

Bu surede Ad Kavmi’nin bazı özelliklerine dikkat çekilir. Buna göre Ad, “yüksek yerlere anıtlar inşa etmekte” ve “ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları edinmekte” olan bir kavimdir. Ayrıca bozgunculuk yapıp, zorbaca davranmaktadır. Hz. Hûd, kavmini uyardığında ise, onun sözlerini “geçmiştekilerin geleneksel tutumu” olarak yorumlarlar. Başlarına bir şey gelmeyeceğinden de son derece emindirler:

hud-kavmiAd (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Hûd: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti. ‘Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz? Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının. Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.’ Dediler ki: ‘Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da. Bu, geçmiştekilerin ‘geleneksel tutumundan başkası değildir. Ve biz azap görecek de değiliz.’ Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
(Şuara Suresi, 123-140)

 

El-Mü’min

El-Mü’min esması gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanları koruyup rahatlatan anlamlarını taşır. El-Mü’min, emniyet ve güven veren, inanan kullarını korku ve endişelerden emin kılan demektir.

Kainatın tek sahibi, Mâlik el-Mülk olan Allah, bu ismini, kendisine iman eden kullarına vermiş, halifesi kıldığı kulunu, ismi ile şereflendirmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet “Ey iman edenler”, “gerçek müminler” diye başlar ve Allah’ın inanan, samimi gönülleri muhatap alarak, kullarıyla konuşmasıyla sürer.

Yüce Allah, mümin kulunu, dünyada da ahirette de yalnız bırakmaz. Dünyada, kulunun imanını ve yakînini artırarak, manevi yönden huzur, güven verir, acılara ve zorluklarına karşı güçlü kılar. Ve kendisine dayanmayı öğreterek, dünya hayatını huzur içinde geçirmesini sağlar.

Tevbe Suresi, 51: “De ki: “Bize Allah’ın bizim lehimize yazdığı (takdir ettiği) şeyden başkası bize dokunmaz. O, bizim Mevlâ’mızdır, müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”

İnanan kuluna güven verendir O! Her türlü korkudan, endişeden emin kılandır. Mü’min kuluna “elçi”ler göndererek, elinden tutandır.

Kötü hastalıklara yakalanmamak için bu zikir günde 137 kere tekrar edilir. Bu zikri okumaya devam edenlerde müminde olması gereken özellikler zuhur eder ve yalan söylemez, gıybet etmez, zinaya düşmez, kötü ahlaktan muhafaza olur.

  • Her gün sabah namazının ardından 167 defa Ya Mü’min ismini zikreden sıkıntıya düşmez. Dili, yalan ve küfürden uzaklaşır. Riyadan, zinadan, kibirden, hasedden, kötü ahlaktan uzak olur.
  • Her gün 1132 defa Ya Mü’min ismini zikreden hastalıklardan ve sıkıntılardan kurtulur. 43 gün, 5 vakit namazların ardından, 136 defa Ya Mü’min ismini zikreden arzusuna kavuşur.
  • Her gün okumayı adet haline getiren muhtaçlık hissetmez, kimseye muhtaç olmaz, düşman şerrinden muhafaza olur, dili kötü söz söylemez.
  • 43 gün boyunca her namazdan sonra 136 kere Ya Mümin ismini zikreden kişiler tüm istek ve dileklerine kavuşur. Düşman şerrinden muhafaza olurken kimseye de muhtaç olmaz.

Neden Allah’ı Zikretmeliyiz?

Zikir, Rabbimizi anmaktır. Allah’ın ihsanını ve ikramını hatırlamaktır, Allah’la konuşmaktır. Kur’an-ı Kerim’de zikrediniz buyurur. Zikir en büyük ibadettir. Zikir; anma-hatırlama, belli duaları belli bir sayı ve şekilde okuma, Allah’ı dil ve kalp ile yadetme ve hayatı duyarak yaşayıp varlığın koridorlarında gezerken hemen her nesneden Allah’a ait bir mesaj alma demektir. Zikir, kalbin pasını siler, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur, şeytanın tuzağına düşmekten korunur.

Yüce Allah buyurdu: “Beni anın, ben de sizi anayım.”

Peygamberimiz buyurdu: “Amellerin en hayırlısı Allah’ı zikretmektir.” (Buhari Davut: 6)

Allah şöyle buyurur: “Kulum beni andıkça Ben de onunlayım!” (İ. Canan Hadis Ans.17/505) 

Kainatın yaratıcısı olan Allah, sadece insanları ve cinleri kendisine iman etsinler ve istikamet üzere yaşasınlar diye yarattığını belirterek bunun dışında yarattığı her varlığı tek görevi Allah’a kulluk olan insanlara hizmet etsinler diye yaratmıştır.  Görüldüğü gibi kainatta her şey insanın emrine yaratılmış ve biz insanlar da Allah’ı çokça zikretmek ve ibadet etmek ile mükellef kılınmışsak yapılması gereken şey, Allah’ın isimlerine ve bir ayette de ifade edildiği gibi Allah’ın ipine sıkı sıkıya bağlanmak olmalıdır.

Bir insana seslenmeden kendisinin size cevap vermesini bekleyemezsiniz, Hak katında da değeriniz, Allah’a ne kadar seslendiğiniz ya da ne kadar içten seslendiğiniz ile doğru orantılı olacaktır. Bu açıdan hadiseleri değerlendirdiğimizde yukarıda da bahsettiğimiz gibi yaratıcının 99 (Esma-ül Hüsna) isminin her biri farklı isteklerimizi gidermek için muktedir ve belirlenen ölçülerde tekrarlandığında istenilen amaçlara ulaşmada hem maddi hem manevi rehberdir.

Biz kullara verilen sonsuz nimet karşısında Rabbimizi çokça anmalıyız. Unutmayalım ki Allah, O’nu ananlarla beraberdir.