Hz. Muhammed’in İbadeti

Peygamberimiz (s.a.v.), muhlis bir âbid idi. Bu, ona Allah’ın bir emri idi. Kur’an’da şöyle denilmektedir:

َ ين ِ الد ِ ًصا لَُه اO¢ ْ ُ ل َُد َ ا ْعب ا ْن َ ْ ُتَ ِر ` ُى ام ّ ِ ن ِ ُقْل ا

“(Ey Peygamberim!) De ki: bana Dini Allah’a özgü kılarak O’na ibadet etmem emredildi.” (Zümer 39/11)

Ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını gören Hz. Aişe (r.a.), Ona;

 فَق َال: َ َ َ َّخر َ َ ا تأ وم ِ َك َ ْب ْن َ ذن ِ َ م تَقَّدم َ لَ َك َ ِر ا? وَق ْد ُ غف َُع هَذ َ ا أََت ْصن َا رَُس َول ِ ي

“Ya Resulallah! Senin gelmiş ve geçmiş bütün günahların bağışlandığı halde56 (niçin) böyle yapıyorsunuz”, diye sorar. Rasulüllah (s.a.v.)

 ا ً ًْد َ ا Mُ كور ا ُك ُون َ عب َشَة َ! اَف َلاَ ِ َ َ ا عائ ي

Ya Aişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?” der.

 يxُة َ ِ ّ ُ ين النَّص ِ الد َ

“Din, ihlastır/samîmiyettir”58 buyuran Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisi ihlasla ibadet ettiği gibi insanları da Allah’a ibadet etmeye davet etmiştir. Bu Allah’ın bir emri idi:

 ُ َّ وا الط ُ اغ َوت… ب ِ َن اجت ْ و ُُد َ وا اOَ ِ ْ اعب ان َ ً ٍ رَُسولا َّة ام َ ِ ا  ُ ك ِلّ ُ َثْن َولََقْد

“Andolsun ki biz, “Allah’a ibadet edin ve Tağut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete/topluma bir peygamber gönderdik….” (Nahl 16/36)

Çünkü insan Allah’a ibadet etmesi için yaratılmıştır.59 Sözlükte, “itaat ve kulluk etmek, boyun bükmek” anlamına gelen “ibadet” kavramı din ıstılahında; “mükellef insanın nefsinin arzusu hilafına Rabb’ını tazim için yaptığı kalbi ve bedeni fiildir. İbadetin bir özel bir de genel anlamı vardır. Özel manada ibadet; namaz, oruç, zekat, hac ve dua… gibi görevleri ifa etmektir. Genel manada ibadet ise; Allah (c.c.) ve peygambere itaat edip isyan ve haramları terk etmektir. Kur’an da ibadet; iman, ahlak, namaz, hac, zekat, cihat, evlenme, boşanma, helal-harama riâyet, ticaret, ahde vefa, yemin, kefaret, ukubat… gibi Kur’an’ın başından sonuna kadar bütün hükümlerini uygulamayı, emir ve yasaklarına riâyeti ve sınırlarını korumayı ifade eder.

Fıkıh usulü kitaplarında Kur’an hükümlerinin “itikat, ibadet, ahlak, keffaret, muamelât ve ukubât” şeklinde kısımlara ayrılması anlatımı kolaylaştırmak içindir. Yoksa ahlakî ve amelî hükümler, ibadetlerden farklı şeyler demek değildir.

Uygulama itibariyle ibadetler dört kısma ayrılır:

a- İman, ihlas, niyet, tefekkür, marifet, sabır, havf ve reca… gibi kalbî/batînî ibadetler.

b- Namaz, oruç,zikir, tesbih, tehlil, tekbir, tahmid, dua, ana-babaya iyilik, sıla-i rahim… gibi vücut organlarıyla yapılan ibadetler.

c- Zekat, sadaka, infak… gibi mal / servet ile yapılan ibadetler.

d- Hac, malı ve canı ile cihat … gibi hem mal hem de beden ile yapılan ibadetler.

Allah’ın yapılmasını istediği şeyleri yapmak da, yasakladığı şeylerden kaçınmak da ibadettir. İbadetin kabul olması için dört şartın birlikte bulunması gerekir. Bunlar; iman, ihlas, niyet ve İslam’a uygunluktur. Hz. Muhammed (s.a.v.), her çeşidi ile ve şartlarına uygun olarak ömür boyu Allah’a ibadete devam etmiştir. Onu örnek almak isteyenlerin de aynı şekilde davranmaları gerekmektedir.

İstislah (Mesalih-i Mürsele)

İslam hukuk terminolojisinde maslaha terimi geniş anlamda kullanıldığında, hem “yarar sağlama”yı hem “zararı savma”yı ifade eder. Maslahanın bu iki yönü ayrı ayrı anlatılmak istendiğinde birincisi için “celbü’l-menfaa” (veya celbü’l-maslaha), ikincisi için “der’ü’l-mefsede” veya “def‘ü’l-mefsede” tabiri kullanılır.

shutterstock_171645842İslam bilginleri İslam dinindeki hükümlerin, kulların dünyevi ve uhrevi menfaatlerini sağlama ve onları dünyevi ve uhrevi zararlardan koruma amacını hedeflediği, yine şariin emrettiklerinin kulların yararına, yasakladıklarının da kulların zararına olduğu noktasında fikir birliği içindedirler. Ancak naslarda tüm olayların hükmü özel olarak belirlenmiş olmadığı için, karşılaşılan yeni olayların imkan varsa kıyas yoluyla, kıyasın mümkün olmadığı durumlarda naslardan çıkan genel ilkelere göre hükme bağlanmasına ihtiyaç vardır. İşte, -yorum yoluyla da olsa- nasların kapsamına girmeyen ya da “illet” bağı kurularak (kıyas yoluyla) nasta düzenlenmiş bir olaya bağlanamayan fıkhi bir meselenin hükmünü İslam fıkhının genel ilkelerine göre belirleme yöntemine “istislah”, bu metodu uygulayarak hükme ulaşırken esas alınan maslahatlara da “mesalih-i mürsele” denir.

İstislah, hukuk kuralları ile toplumsal vakıa arasında dengenin kurulmasına, nasların ilke ve amaçları ile kamu yararının birlikte gözetilmesine ve bu uyum içerisinde çözümler üretilmesine imkan vermekte olduğundan fıkıh usulünde fevkalade önemi haiz olmuştur. Bu metodu daha çok Maliki fakihlerinin kullandığı bilinmekle birlikte diğer mezheplerin de benzeri metotlar kullanarak nasların yorum ve uygulanmasında aynı esnekliğe ulaştıkları görülür. Mesela Hanefi fıkhında istihsan böyle bir işlev de görmüştür.

İnşirah Suresi

بسم الله الرحمن الرحيم (‘) أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (‘) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (‘) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (‘) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (‘) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (‘) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا(‘) فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ (‘) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

Okunuşu:

Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Elem neşrah leke sadrek
2- Ve vada’na ‘anke vizreke
3- Elleziy enkada zahreke
4- Ve refa’na leke zikreke
5- Feinne me’al’usri yüsren
6- İnne me’al’usri yüsren
7- Feiza ferağte fensab
8- Ve ila rabbike ferğab

Anlamı:

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

1- Senin için bağrını açmadık mı?
2- İndirmedik mi senden o yükünü?
3- O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü?
4- Senin şanını yüceltmedik mi?
5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.
6- Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!
7- O halde boş kaldığında yine kalk yorul!
8- Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O’na doğrul!

Faziletleri:

Bunalımda olanların, başı daralanların, kalp sıkıntısını gidermek isteyenlerin selamete çıkması, her türlü sıkıntıya karşı ümit var olmaları açısından motivasyon kaynağıdır.
6. Ayette de belirtildiği üzere, bir zorlukla karşılaşan kimseye iki kolaylık birden verileceği ifade edilmiştir. Bu da Allah(c.c)’ın rahmet nazarının ne kadar geniş olduğunun göstergesidir. Kulun sıkıntısı ne kadar büyük olursa olsun, kalpleri elinde bulunduran ve istediği gibi evirip çeviren Allah(c.c), dünya imtihanında kendisini terk etmeyip sabreden kullarına bu sabırlarının mükâfatı olarak iki kolaylık birden vereceğini müjdelemiştir. O halde kul, geçici dünya sıkıntılarına karşı sabretmeli, zorluklar karşısında isyankar olup ahiretini üç günlük dünya sıkıntısı için heba etmemelidir. Hz. Peygamber de bununla alakalı olarak,

‘’Elem neşrah leke’yi okuyan kimse bana gelip de sıkıntımı alan kimse gibidir’’ buyurmuşlardır.
Günde 79 defa okunması gerektiği rivayet edilmiş ve 5 vakit namazdan sonra okunması tavsiye edilmiştir.
* Bu sureyi okuyan kimsenin rızkı kolaylaşır.
Rızkı veren yüce Yaradanımız olduğu için kişi, emek sarf ettikten sonra tevekkül niyetiyle bu sureyi okur faydasını da rabbinden umarsa hayırlı rızık kapıları kendisine Allah’ın izniyle açılacaktır.
Her gün 7 defa okunması gerektiği rivayet edilmiştir.
Muradlarına ermek isteyen kimselerin isteklerinin kabulüne mazhar olur.
Duada ısrarcı olmak önemlidir. Kişi, muradının gerçekleşmesi için samimiyetle duasında ısrar eder ve İnşirah Suresini her namazdan sonra okursa ‘’Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır’’ ayetinin tecellisini Allah’ın izniyle görecektir.
Manevi anlamda ilerlemek isteyenlerin, elde etmiş olduğu ilmi muhafaza etmek isteyenlerin günde 79 defa okumaları gerekir.
Allah’ın izni ile kalp ve göğüsle ilgili hastalıklara şifa verir.
Burada da değinmek isterim ki;
Kişi, tedbirini almadan sadece kavli dua yapmak suretiyle Allah’tan yardım istememelidir. Dua ve surelerin tesiri, kişinin tedbirini almasından sonra kendisini hissettirecektir. Eğer fiili duayı yapmadan sadece kavli dua ile hareket edilecek olsaydı, bunu önce Resulullah’ın hayatında görürdük.
Bu sureyi okuyanda vesvese, korku, evham ve endişe de yok olur.
* Ezber kabiliyeti olmayan ya da unutkan olan kimseler için de hafıza kuvvetlendiricidir.
Bununla alakalı olarak bir kısım ulema, ezber sorunu yaşayanların İnşirah Suresi ayetlerini kâğıda yazıp zemzem suyunda yazıları silininceye kadar beklettikten sonra içmesini ezber kabiliyetinin açılması için çok faydalı görmüştür.
Bu sureyi okuyan kişinin üzerinden çalışma ve ibadet yapma tembelliği kalkar.
Sonuç olarak ise şunları söyleyebilirim; İnşirah Suresi ile rahatlamak, ferahlamak isteyen bir Müslüman, hayata bakış açısını gözden geçirerek bu surenin faydalarını yemek tarifi niteliğinde değil de uygulamaya geçirilmesi gereken tefekkür ayetleri olarak görmelidir.

Sedd-i Zerâi nedir?

Harama, kötü ve zararlı bir sonuca vasıta olan davranışların yasaklanması, kötülüğe giden yolların kapatılması demek olan sedd-i zerai‘, bütün İslam alimlerince benimsenen bir ilke olmakla birlikte daha çok Maliki ve Hanbeli mezheplerinde telaffuz edilen ve sıklıkla işletilen bir metot olmuştur.

Bunun karşılığında yer alan ve iyiliğe götüren yolların açılması anlamına gelen feth-i zerai‘ de yine İslam hukukunda hakim ilkelerden biridir. İslam’ın bir şeyi kötü ve zararlı görüp yasakladıktan sonra ona götüren, ona vasıta olan davranışı serbest bırakmayacağı açıktır. Ancak kötülüğe ulaşmakta vasıta olarak kullanılabilecek usul ve yollar insan zekasının üretim gücüne, dönem ve toplumlara göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebileceğinden İslam sadece yasaklardan söz etmiş, hangi yol ve vasıtaların bu yasağa götürebileceğinin tesbitini ve yasağa uyulması yönünde gerekli tedbirlerin alınmasını Müslümanlara bir sorumluluk olarak yüklemiştir.

İslam hukukçuları kötülüğe, haram ve zararlı olan şeye götürüp götürmemesi açısından fiilleri üç kısma ayırırlar:

a) Aslen caiz olmakla birlikte kötülüğe götürmesi çok şüpheli veya nadir olan davranışlar asli hükmü üzere bırakılmıştır. Mesela pazarda satılan üzümün şarap imalatında, silahın suç işlenmesinde kullanılması muhtemel olsa bile satıcıya bu kötü sonuçtan emin olmadığı sürece bir sorumluluk terettüp etmez.

b) Kötülüğe ve harama yol açması kesin olan davranışlar, mesela şarap imalatçısına üzüm satmak, kumarhane işletmecisine iş yeri kiralamak böyledir. Bu kabil işler sedd-i zerai‘ prensibi gereği genelde yasak sayılmıştır.

c) Kötülük ve harama yol açması kesin veya nadir olmayan fakat muhtemel olan davranışlara gelince Hanefi ve Şafiiler hukuki ilişkilerde istikrarı ve güven ortamını koruyabilmek için objektif delilleri ve şekli şartları esas almışlar ve kesin veya çok kuvvetli bir sebep-sonuç ilişkisi olmadığı sürece yasaklama yani sedd-i zerai‘ ilkesini işletme cihetine gitmemişlerdir. Maliki ve Hanbeliler ise aksi görüştedir. Mesela Maliki hukukçular bazı vadeli satışları, faize yol açacağı endişesiyle yasaklamışlardır. Hanbeliler de borçlunun alacaklısına mutat ölçü ve adetin dışında hediye vermesini, bir tür faiz hükmünde olacağı veya buna yol açabileceği endişesiyle caiz görmezler. Öyle anlaşılıyor ki, bir fiil ve işlem ile kötülük arasında kurulacak sebep-sonuç ilişkisi konusunda farklı bakış açıları ve değerlendirmeler gündeme gelebileceğinden, fakihler arasındaki görüş ayrılıkları, sedd-i zerai‘ ilkesini kabulden ziyade bu ilkenin yorum ve uygulamasında yoğunlaşmaktadır.

 

Haramdan Kaçınmanın Önemi

Müslümanlar, Allah’ın yasaklarını gerek maddi unsur ve gerekse nihai hedef itibariyle iyi kavrayabildikleri ölçüde iyi Müslüman olurlar, layık oldukları ölçüde dünyevi ve uhrevi karşılığa ulaşırlar. Bu konularda sünnetullah hakimdir. Kur’an’da, Allah’ın koyduğu ölçülere, sınır ve yasaklara uymayanların sadece kendilerine yazık ettiğinin sıklıkla tekrarlanması herhalde buna işaret etmektedir. Öte yandan İslam dininin bir şeyi haram kılışı ve gayri meşru olarak nitelendirmesi birçok hikmete dayanır. Dinin emir ve yasakları, kulun Rabbi karşısında ciddi bir sınav verişi anlamını taşıdığı gibi, emrin tutulmasının, yasağa uyulmasının kullara yönelik dünyevi ve uhrevi birçok yararı da vardır. Zaten bu, ilahi adaletin tabii bir sonucudur.
Ayrıca, dinin haram ve gayri meşru olarak ilan edip kaçınılmasını istediği şeyler, Müslümanın dünyasını zehir edecek, ona soluk aldırmayacak yoğunlukta ve ağırlıkta ve onu mahrumiyetler içinde bırakacak tarzda da değildir. Aksine her yasağın meşru zeminde alternatifi, daha iyisi ve temizi gösterilmiştir. Çirkin ve kötü olan yasaklanmış, iyi ve temiz olan helal kılınmıştır. Eşyada asıl olan helal ve serbest oluştur. Bunun için de İslam ancak çok gerekli ve önemli durumlarda yasaklar koymuş, öte yandan zaruretler, beklenmedik şartlar, zorlamalar ve hayati tehlikeler karşısında bazı yasakların geçici olarak ve ihtiyaç miktarınca ihlalini de belli bir müsamaha ile karşılamıştır. Ancak zaruret ve ihtiyacın tayin ve takdirinde ferdi kanaatlerden ziyade şer‘i ölçülerin esas olacağı açıktır. Şunu da belirtmek gerekir ki, bir hususun şari tarafından açıkça ve doğrudan haram kılınması ile dolaylı olarak yasaklanması arasında ince bir fark bulunduğu gibi, bir işin naslar tarafından ilke olarak haram kılınması ile İslam bilginlerinin bir fiili o yasağın kapsamında kabul etmeleri arasında da belli ölçüde fark vardır. Ancak bu konuda fertlerin bireysel ve sübjektif tercih ve değerlendirmelere göre davranmalarının da isabetli bir yol olmadığı, fertleri mesuliyetten kurtarmayacağı, bu konunun İslam hukuk disiplini içerisinde belli bir ilmi ve idari otoriteye bağlanmasının gerekliliği de açıktır. Kanunlaştırmanın ve merkezi ortak otoritenin bulunmadığı dönemlerde bu düzenlemeyi fıkıh mezhepleri belli ölçüde başarmış, şer‘i yasakların sınırını çizip muhtevasını belirlemede devirlerinin şartlarına göre bazı ölçüler geliştirmişlerdir.
Hile ve dolaylı yollar gayri meşru olanı helal kılmaz. Bilgisizlik bu konuda mazeret olmadığı gibi kişinin niyetinin iyi olması da çoğu zaman yeterli değildir. Vasıtaların da gayeler gibi meşru olması gerekir. Haramın adını değiştirmek, çoğunluğun o işi yapıyor olması ölçü alınarak meşru görmek de kişiyi mesuliyetten kurtarmaz. Haramdan ve harama yol açan vasıtalardan kaçınmak gerektiği gibi, haram şüphesi taşıyan işlerden ve kazançlardan da uzak durmak gerekir. Hz. Peygamber’in şu hadisi bu konuda ihtiyat ve takva sahipleri için güzel bir ölçü vermektedir: “Helal apaçık belli, haram da apaçık bellidir. Bunların arasında, halktan birçoğunun helal mi haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Dinini ve namusunu korumak için bunları yapmayan kurtuluştadır. Bunlardan bazısını yapan kimse ise haram işlemeye çok yaklaşmış olur. Nitekim korunun etrafında hayvanlarını otlatan kimse de koruya dalma tehlikesi ile burun buruna gelmiş olur. Dikkat ederseniz her hükümdarın bir korusu vardır. Allah’ın korusu da haram kıldığı şeylerdir” (Buhari, “Büyu‘”, 2, Müslim, “Müsakat”, 20). Samimi bir Müslüman, harici şartlar, toplumun kötü gidişatı ne olursa olsun her yer ve zamanda dosdoğru olan, dinin ahkamını uygulayan, güvenilen ve inanılan bir kimse olmak, istikameti ve hayatı ile İslam’ın tebliğcisi ve iyi örneği olmak zorundadır.