Esma-ül Hüsna “El Kuddüs”

el-Kuddûs esmasının sözlük anlamı, hatadan, gafletten, her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh; pak, temiz olan, bütün kemal sıfatları üzerinde toplamış olan ve ne kadar övülürse övülsün tüm övgülerin üstünde olan demektir.

Haşr sûresi (59), 23: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik (mülkünde istediği gibi tasarruf eden)tir, Kuddûs (her noksanlıktan münezzeh olan)dür, Selam (her kusurdan ve âfetten sâlim olan)dır, Müheymin (her zaman gözetip, koruyan)dir, Aziz (kudreti daima üstün gelen)dir, Cebbâr (dilediğini yaptıran)dır, Mütekebbir (büyüklük ve yücelik kendisine mahsûs olan)dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından münezzehdir.”

Makro ve mikro alemde, görebildiğimiz ve göremediğimiz her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah, kâinatı akıllara durgunluk verecek bir intizam ile yaratmıştır. İlim sahibi her insan, bu muhteşem nizam ile alemin sürekliliğini müşahede eder. Alem, adeta, muhteşem bir orkestra gibi işlemekte, etrafa yayılan musiki, her nesneyi sarmakta, mest etmektedir! Her olay, bir kanun çerçevesinde cereyan ederek, sebep-sonuç ilişkileri ile insanoğluna bu kainat sarayının sahibini anlatmaktadır.

Bu dünya fabrikasının O Yüce Mühendisi, her şeyi öylesine güzel işler hale getirmiştir ki, bir taraftan “üretim” yapılmakta, diğer taraftan da “atıklar” olağanüstü mekanizmalar ile temizlenmektedir.

Etrafını, tefekkür ile seyreden her göz, doğadaki temizliği fark eder. Hayvanlar âleminde, yarattığı her canlıya temizliği öğretmiştir Kuddûs olan Yaratan! Kimi yalanarak, kimi binbir metotla yıkanarak, kimi de kendinden küçük yaratıkları âdeta “temizlikçi” gibi kullanarak vücutlarını tertemiz tutarlar.
Yeşil her ağaç, tabiatın ciğerleri hükmünde soluk alıp verirken, havadaki “oksijen ve karbondioksit” dengesini düzenler ve havayı temizler.

el-Kuddûs’tür O!

Bu muhteşem düzen, Kuddûs isminin tecellileri ile olur dostlar! Çevre kirliliğinin bütün sebebi, bu düzeni kendi lehine bozmaya çalışan insanoğludur!

Beşerin “bulaşık eli” karışmamak şartıyla, doğadaki bu harika dengenin bozulması mümkün değildir.

Allah’ın Kuddûs ismini tefekkür eden her insan, secdelere kapanır, çevreyi ve doğal dengeleri korumak için elinden geleni yapar. Müslüman bilir ki, o kainat ile aynı inancı paylaşmakta, O Yüce Yaradan’a farklı boyutlarda kulluk etmektedir.

İnsanlar ve ağaçlar kıyamdadır.

Hayvanlar rukûdadır.

Sular ve yerdekiler secde halindedir.

O, Zât-ı Mukaddes (cc), toprağı yaratmış, Kuddûs isminin tecellisi ile ona, içine aldığı her şeyi sevgiyle kucaklayıp, öğütüp, temizleme emri vermiştir.

el-Kuddûs olanın emriyle ‘çöp’ gömersiniz toprağa, ‘gül’ biter onun bağrından! Settâr isminin tecellilerini de sergiler toprak, bakana dostlar! Örter, tüm çirkinlikleri…

Seyretmeyi bilene, ölümü sevdirir toprak! Ana kucağı gibi, bağrını açar insana ve haşre kadar ağırlar her gelen misafirini, “kabir” adlı bekleme salonlarında.

O Kuddûs olan Sâni-i Zü’l-celâl, suyu yaratmıştır ve her şeyin bileşimine bu mucizeyi yerleştirmiş, suyu adeta “hayat” kılmıştır. Ve ona da temizleme gücü vermiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.):
“Sizden birinizin kapısı önünden bir ırmak geçse, günde beş defa o ırmakta yıkansa bedeninde kir kalır mı? Kalmaz. İşte su nasıl kiri giderirse, namaz da günahları öyle giderir” (İbn Mâce, İkâme, 193; Ahmed b. Hanbel, I, 72; Müslim, Mesâcid, 283.)

Sen, Yüce Rabbim, kulunu, sular ile maddi kirlerden arıtan, namaz ile de manevi kirlerden temizleyensin!

Tövbe kapılarını ecele dek açık tutup, gözyaşlarıyla yıkanan ruhları Tevvâb isminle sarmalayansın!

Her türlü noksanlıktan uzak, pak ve temiz olansın!

Hata bizden, gaflet bizden, af ve mağfiret Senden Rabbim!

İnsan unutkandır, yanılır, yanlışlara düşer. Her konuda acz içindedir. Yeri gelir, bir minicik virüse yenilir, yataklara düşer… Uykusuz, susuz, aç kalamaz, yalnız hiç yaşayamaz!

Ama Sen, Yüce Rabbim!
Sen, Allah’sın, Senden başka ilâh yok!
Sen, dirisin, ölümsüzsün!
Seni uyku ve uyuklama tutmaz!
Göklerde ve yerde ne varsa her şeyin sahibisin!
İlmin her şeyi kuşatmıştır,
Sen en Yüce olansın, Alîm’sin, Mütekebbir’sin!
Seyyiâtımızı, hasenâta çevirerek,
Bize, Kuddûs isminle muamele et Allah’ım!
Temizle bizi Allah’ım! Âmin.

 

 

Kaynak: www.esmaulhusna.net

Umre Seyahatinde Gezilecek Yerler

arafat11.ARAFAT

Mekke’nin güney doğusuna düşer. Şehir merkezine 20 km. uzaklıkta, 11 km² alanı kapsayan düz bir ovadır. Batı  tarafında Nemire mescidi, doğusunda ise; Rahmet tepesi bulunmaktadır. Günahların tamamen affolunduğu yeryüzündeki tek mekan burasıdır. İbrahim (a.s.) burada haccın nasıl yapılacağını,  Cebrail (a.s) dan öğrenmiştir. Cennetten indikten  yaklaşık 300 yıl   sonra; Adem (a.s) Havva annemizle burada buluşmuş, “ hac ARAFAT’tır..” hadisinde beyan edilen mekan burası olmuştur. Burada beklemek; Haccın en önemli farzlarından birisidir. Hac mevsiminde  ( zilhicce’nin 9. günü ) buraya gelinir, akşam ezanına -güneş batıncaya- kadar durulur, günahlardan arındıktan, şeytan kudurtulduktan sonra, annelerimizden doğduğumuz gün kadar temiz olarak Müzdelife’ ye doğru hareket edilir.

serv dağı22. SEVR DAĞI

Mekke’nin güneyinde, Harem-i Şerife yaklaşık 4 km. uzaklıkta, 500 m. yükseklikte bir dağdır. Sevgili Peygamberimiz (a.s) Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken en yakın dostu  Hz. Ebubekir  ile beraber bu dağdaki bir mağarada üç gece kaldıktan sonra  Kızıl Deniz sahil yolunu kullanarak Medine’ye varmışlardır..

Allah ( c.c.) mağarada kaldıkları süre zarfında hep onların yanında olmuş, ta diplerine kadar geldikleri halde, müşriklere onları göstermemiştir.. Bu durum Kuran-ı Kerim’de şöylece zikredilmiştir..

“ Eğer siz o elçi’ye yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kafirler, onu Mekke’den çıkardıkları zaman sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına: “ üzülme, çünkü Allah bizim ile beraberdir, diyordu. Allah onun yüreğine sükunet ve kuvvet indirmişti ve onu sizin bilmediğiniz askerlerle desteklemişti..” ( tevbe : 40)

Ziyaret esnasında, birçok  hacı ya da umrecimiz bu dağa çıkmayı arzulasa da, bizler ancak güneş’siz zamanlarda ve genç yaşta gidenlere, grup harici çıkmalarını tavsiye ediyoruz..

 

müzdelife 3 3.MÜZDELİFE

Arafat ile Mina arasındaki 12 km²lik alana Müzdelife denmektedir. Arafat’tan ayrılan hacıların ilk uğradığı mekan burasıdır. Akşam ve yatsı namazları burada birleştirilerek cem’i tehir usulü ile eda edilir. Sabah namazına kadar geceyi ibadet, dua – yakarış ve istirahat ile geçiren hacılar, sabah namazını müteakip Müzdelife vakfesini de eda ettikten sonra  topladıkları taşlarla Mina’ya doğru hareket ederler..

mina54.MİNA

Bayramın birinci günü Müzdelife’den ayrılan hacılar,  Mina’ya gelerek vacip olan şeytan taşlama eylemini gerçekleştirirler ve akabinde  seçtikleri hac nev’ine göre ya hemen ya da “ kurban kesildi ”  haberini aldıktan sonra, tıraş olarak ihramlarından çıkarlar.. Küçük – orta – büyük şeytan’lar  buradadır.  Bayramın ikinci ve üçüncü günleri de buraya gelinerek taşlama eylemi gerçekleştirilir.  Geceleri bu mekanda konaklamak sünnettir.. Burada izdihama sebep olacak bütün fiil ve hareketlerden kaçınılması elzemdir..  Şeytana pas vermeden buraları terk edebilene ne mutlu.

akabe5.AKABE ( BİAT YERİ )

Mina sınırları içinde kalan bu mekan, Sevgili Efendimiz’e ( a.s ) nübüvvet gönderildikten sonra, – hicretten önce – Medineli Müslümanlarla iki kere gizlice buluşup anlaşma yaptığı( biat/söz aldığı) yerdir. Burada yapılan anlaşmalar neticesinde gönül rahatlığı ile Medine’ye hicret edilebilmiş ve dünya tarihine damgasını vuran “ümmet kardeşliği” sistemi böylece başlamıştır. Buraya gelip ilk anlaşmayı yapanlar ve onların aileleri “ ensar” namıyla anılmaya başlamışlar ve bu durum onların şimdiki torunları olan Medineliler için de etkisini sürdüren bir onur ve asalet payesi olmuştur..

hira6.HİRA MAĞARASI

300 metre yüksekliğinde, kütle kayalardan oluşan, Beytullah’a 5 km. uzaklıkta olan bir dağdır. Nur’un indiği yer manasına bu ismi almıştır. Peygamberlik gelmeden  önce; yüce Nebi (a.s), özellikle – ramazan ayında –  bu dağda bulunan Hira mağarasına çıkar, uzlete çekilirdi. Alak suresi diye bildiğimiz surenin “ oku !..” diye başlayan ilk ayetleri, Sevgili Peygamberimiz ( a.s ) bu mağarada iken nazil olmuştur. Ziyaret esnasında, birçok  hacı ya da umrecimiz bu dağa çıkmayı arzulasa da, bizler ancak güneş’siz zamanlarda ve genç yaşta olanlara, sadece  grup harici oldukları zaman tavsiye ediyoruz.

cennetül mualla 7.CENNETÜL MUALLA

Sevgililer Sevgilisi’nin ( a.s ) tek GÜL’ ü bu kabristanı şereflendirmektedir.  Annemiz Hz Hatice (r.a.).. Peygamber Efendimiz’in ( a.s) dedesi Abdulmuttalip, koruyucu amcası Ebu Talip, oğulları Kasım ve Abdullah da burada yatan diğer yakınlarıdır.. Ayrıca bir çok sahabe, İslam büyüğü alimler ve uzaktan yakından dünyanın bir tarafından gelen kutlulanmış  Müslümanlar da burada yatmaktadırlar.. Yürüyerek gidilip ziyaret edilebilecek bir mesafede bulunan bu kabristan; Cennet’ül Baki’den  sonra derece bakımından ikinci sırada gelir..  Kapalı çarşı istikameti takip edilerek ulaşılır.. 1,5 km kadar bir uzaklığa sahiptir.

cin mescidi8. CİN MESCİDİ

Taif seferinden dönerken yolda istirahat edilen Nahle Vadisi’nde dinledikleri Kur’an ayetlerinden etkilenerek Müslüman olan cinlerden bir grup, daha sonra Cennet’ül Mualla yakınlarındaki bu mekanda Sevgili Peygamberimizden (a.s.) vaaz dinlemişler ve bu hadisenin hatırasına buraya yapılan mescit; Cin Mescidi ismiyle anıla gelmiştir. Cennet’ül Mualla yolu üzerindedir.. Yürüyerek ziyaret edilebilir uzaklıktadır.

peygamberimizin doğduğu ev9. PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU YER

Şu anda Mekke Kütüphanesi olarak kullanılan mekan, ziyaretçilere açık değildir. Aziz Peygamberimiz ( a.s ) miladi 20 Nisan 571 yılında,( 12 Rebiulevvel- pazartesi günü) bu yapının yerinde bulunan evde dünyayı şereflendirmiştir.. Medine’ye hicret edinceye kadar burada hayatını sürdürmüş, Nur dağında aldığı kutlu emanet’in ilk heyecanını, annemiz Hz.Hatice’nin kollarında bu evde atmaya çalışmış, Müddessir suresinin “ ey örtüsüne bürünüp yatan!..” ayeti nazil olduğunda bu evin odasında yatıp bürünmüş, hüzün yılında eşini kaybedince bu evin çatısı başına çöker gibi olmuş, hicret edip gideceği gece yeğeni Hz. Ali bu evde O’nun nurlandırdığı yatakta yatmış, islamın nuru bütün dünyaya buradan yayılmaya başlamıştır..  Haremi Şerif’in  Babu’s selam tarafından çıkılınca karşımızda görebileceğimiz bir mesafededir.

hudeybiye10- HUDEYBİYE

Hicretten sonra başta sevgili Peygamberimiz (a.s) olmak üzere Ensar ve Muhacirler Kabe’ye varıp yüz sürmek, Allah’a olan yakınlıklarını bir daha yenilemek için Mekke’ye gitmeyi arzu ettiler. Ancak müşrikler memleketlerinden kovdukları müslümanların Mekke’ye ziyaret için bile olsa girmelerine asla müsaade etmeyerek bu duruma şiddetle karşı çıktılar. Gayeleri Müslümanlara müsaade ederek insanların önünde küçük düşmemekti. 13 Mart 628 tarihinde Medine’den yola çıkan müslümanlar Hudeybiye’ye gelince bir işaret olarak yüce Peygamberimizin (a.s) devesi yere çöktü ve ne yapıldıysa hareket etmedi.

Müşrikler Müslümanları Mekke’ye sokmamakta kararlı idiler. Peygamber Efendimiz de (a.s) dönmemekte kararlı idi. Sonunda Hudeybiye Anlaşması olarak bilinen anlaşma imza edildi. Buna göre;

1-Müslümanlarla müşrikler on yıl süreyle savaşmayacaklar, birbirlerine saldırmayacaklardı.

2- Müslümanlar bu yıl Kabe’yi ziyaretten vazgeçerek geri dönecekler, ancak gelecek yıl umre yapacaklar, müşriklerin boşaltacağı Mekke’de üç gün kalacaklar ve yanlarında yolcu kılıçlarından başka silah taşımayacaklardı.

3- Mekke’den birisi müslüman olarak Medine’ye sığındığı zaman iade edilecek; fakat Medine’den Mekke’ye sığınanlar iade edilmeyecekti.

4- Arap kabileleri istedikleri tarafla anlaşma yapmakta serbest olacaklardı. Hudeybiye anlaşmasının bütün şartları görünüşte müslümanların aleyhine idi. Bu nedenle müslümanlar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.

Yenilgi gibi algılanan bu anlaşma neticesinde Allah Mekke’nin ve Hayber’in fethedileceği müjdesini Fetih suresi ile bildirdi. Anlaşma akabinde yaşanan iki yıl içinde 19 yılda ulaşılan müslüman sayısının iki misline varıldı. Anlaşma gereği müşriklere iade edilen Ebu Cendel ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği hadiseler üzerine iki yıl sonunda müşrikler kendileri gelerek anlaşmanın fesih edilmesini istediler. Bu anlaşma  Uhut’ta, Bedir’de, Hendek’te yok edilmeye çalışılan Medine İslam Devleti’nin müşrikler tarafından ilk defa resmi olarak tanınması manasına da geliyordu ve Müslümanlar için aslında büyük bir başarıydı.

cidde11- CİDDE

Ülkenin ana giriş kapısı olan bu şehir, sahil şehri olma özelliği ile klasik bir görüntü arz etse de deniz içindeki camisi, Hz.Havva annemizin kabrinin bulunması, kısas yapılan camii ve çok büyük ticaret merkezlerinin varlığı ile görülmeye değer bir konuma sahiptir.

Umre Ne Zaman Yapılır?

umre

fft99_mf2890159Umre’nin kelime anlamı ziyaret etmektir. Müslümanların Kabe’ye ziyaret amacıyla gitmelerine umre denir. Ziyaret şekli Hac’ca benzer. Fakat Hac gibi Zilhicce ayında olması şart değildir. Dini terim olarak Umre, “Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kabe’yi tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmak”tır.

Umre, küçük hacdır. Umre yapmak sünnettir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Arefe ve onu izleyen kurban bayramı günleri olmak üzere yılda beş günün dışında her zaman umre yapılır.Sadece Hac’cın farz olduğu Arife günü ve 4 gün süren Kurban Bayramı’yla birlikte toplam 5 gün Umre ziyaret etmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler Hac ibadetinin yapıldığı günlerdir.

Umrenin Farzları Nelerdir?

 İhram ve tavaf. Bunlardan ihram şart; tavaf, rükündür.

Umrenin Vacipleri Nelerdir?

Sa’y ile tıraş olup ihramdan çıkmaktır.

Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir.

Umreye Ne Zaman gidilir?

Öğrenciler ve öğretmenler için  okulların kapalı olduğu sömestre tatili yada yaz tatili umreye gitmek için en uygun zamandır.Tabi çocuklarıyla Umre ziyareti yapacak yetişkinler içinde okulların kapalı olduğu zamanlar uygundur.

Çalışan kesim için ise iş yerlerinden aldıkları senelik izinlerini  Umre ziyareti yapmak için kullanabilirler.

Ramazan bayramının hafta sonu tatiliyle birleşmesiyle oluşan tatil de Umre ziyaretini yapmak için kaçırılmaz bir fırsattır.

Umre’nin Ramazan ayında yapılması daha faziletlidir. Peygamberimiz “Ramazan ayında yapılan umre, hacca denktir.” buyurmuştur.

Esma-ül Hüsna “El Melik”

Bütün Kainatın Tek Sahibi ve mutlak hükümdarı

El Melik, tüm kainatın sahibi, tek ve mutlak hükümdarı anlamlarını taşır. Kuran’ı Kerim’de geçen Allah’ın 99 güzel isminden biridir. Bütün varlıkların gerçek sahibi ve onların tek hükümdarı olmak demektir. Allah’ın mülkü olan kainatta, Allah dilediği gibi tasarruf edebilir. Maddi ve manevi olmak üzere her açıdan güçlü olmak, emir sahibi olmak, insanlara söz dinletebilmek için insanların tarafından okunur. Bu isim Allah’tan her şeyi istemek için biz kullara bir fırsattır. Allah‘a yapılacak dualar, ondan istenecek her şey insanlara kul olduğunu hatırlatır, izzet ihsan eder.

İdarecilerin, devlet büyüklerinin gönlünü kazanmak için, güç ve iktidara sahip olmak için, kendini kabul ettirmek için bu zikre devam edilmelidir.Bu ismi sürekli olarak zikreden kişiler herkes tarafından aranılan, sözü dinlenen kişiler haline gelirler.Güneşin tepeden meylettiği anda yani zeval vaktinde bu ismi 100 kez okuyan, dünyadaki dertlerinden, kederlerinden kurtulur. Sabah namazının ardından 121 defa Ya Melik ismini zikreden fakirlikten, yokluktan kurtulur. Bu ismi her gün okumaya devam edenler ilim ve marifet sahibi olurlar.

Kur’an’da Zulüm

Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. (Nur, 50)

Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükafat verir. (Nisâ, 40)

Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. (Nisâ, 153)

(İlah edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse ona büyük bir azap tattırırız. (Furkan, 19)

İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır. (Neml, 52)

Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. (Neml, 85)

Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. (Ankebut, 14)

Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Bakara, 85)

And olsun, Mûsa size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilah edinmiştiniz. (Bakara, 92)

Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. (Bakara, 191)

Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır. 2. Sure (Bakara, 193)

Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır. (Bakara Suresi,217)

İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz ayetlerdir. Allah, alemlere hiç zulüm etmek istemez. (Al-i İmran, 108)

Yahudilerin yaptıkları zulüm ve bir çok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık.İçlerinden inkar edenlere de acı bir azap hazırladık. (Nisa, 160)

Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’raf, 23)

Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir. (Ra’d, 6)

Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. (Nahl, 61)

Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hakim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen mutlaka hüsrana uğramıştır. (Taha, 111)

Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman, 13)

Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir. (Mü’min, 17)