Kuran Mucizeleri 3 Beyin Bölgeleri

“Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkar perçeminden yakalarız.” (Alak,15-16)

Ayette perçem olarak bahsedilen kelime alın olarak da çevrilebilir. prefrontal-600x600Beynin alın bölgesi olan ön lobu tam anlamıyla insanı insan yapan bölümdür. Yapılan araştırmalar ön lobda bir bozukluk olması veya faaliyet olmaması durumunda insanlarda davranış bozuklukları meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Çünkü beynin ön lobundaki hareket azlığı nedeniyle pişmanlık, suçluluk, korku gibi insani duygular yaşanmaz ve ön lobun bu farklı işleyişi, kişileri şiddete yönlendirir. Nitekim acımasızca cinayet işleyen katiller, teröristler ve diktatörler gibi kişilerin beyinlerinin ön lobunun normal insanlarınkinden farklı çalıştığı, PET gibi görüntüleme teknikleriyle belirlenmiştir. Dolayısıyla alın bölgesinin insanın yalanla doğruyu ayırt etmede kullandığı bölge olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Görüldüğü üzere Alak Suresi’nde geçen “yalancı günahkar olan alın” ifadesi ile bilim adamlarının bu açıklamaları büyük bir paralellik göstermektedir. Yaklaşık son altmış yıl içinde keşfedilen bu gibi bilimsel gerçekleri Allah, 1400 yıl önce indirilen Kuran-ı  Kerim‘de bizlere haber vermektedir.

Esma-ül Hüsna “El-Kabıd”

EL-KABID: Lütuf ve hikmetleriyle kullarına vermiş olduğu maddi manevi rızkları sıkan, tutan, daraltan, zorlaştıran anlamlarına gelir. Zikir adedi 903‘tür. Zikir günü perşembe, zikir vakitleri ise sabah gün doğduğu vakit ve ikindinin son vaktidir.

Kabıd isminin etkisini birçok yerde görebilirsiniz: Sıkışan trafikte, öğrenilmeye çalışılan bir meselenin anlaşılamamasında, mahsullerin bir felaket ile helak olmasında, toprağın kuraklaşıp ekinlerin bitmemesinde, işlerin kesat gitmesinde, hayatın insanlara zorlaşmasında ve diğer bütün sıkıntı ve zorluk hallerinde tecelli eder.

El-Kabıd Esmasının Faziletleri

Her gün 903 kere ve özellikle de Perşembe günü zikir saatinde zikrine devam edenin dostu ve ahbabı çok olur.

Bu ismi şerifi 4 gün boyunca ara vermeden 903 defa ‘Ya Kabıd’ diye çekmeye devam eden bir kulu Allahu Teala düşmanın şerrinden korur ve onu huzura ve feraha kavuşturur.

Günlük bu ismi şerifi 903 defa ‘Ya Kabıd’ diyerek zikrine devam edenlerin bütün sıkıntıları üzerinden kalkar, kalbi temizlenip arınır. İnsanların karşısında heybetli olur.

Günlük bu esmasının zikrine ‘Ya Kabıd’ ya da ‘El-Kabıd’ olarak zikrine devam eden bir kimsenin arkadaş, dost ve seveni çok olur.

El-Kabıd Esmasının Geçtiği Ayetler

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”  (Bakara,155)

“Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” (Bakara,156)

“Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara,245)

“De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (Ali İmran,26)

“De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe,39)

“Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Zümer,42)

Hz. Muhammed(s.a.v)’in Sofra Adabı

Peygamber Efendimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da bizlere örnek olmaktadır. Peygamberimizin yeme-içme ve sofra adabını sizler için maddeler halinde hazırladık.

  • Yemeğe besmele ile başlayıp kısa bir yemek duası ile bitirirdi.
  • Bazı yemekleri daha çok sevse de, hiçbir yemek için “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdı. Yemeklerde kusur bulmaz,canı çekerse yerdi, çekmezse bırakırdı.
  • Yemeğe başlamadan önce ve yemekten sonra ellerini yıkardı.
  • Yemek yerken sağa, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi.
  • Soğan, sarımsak gibi kokusu başkalarını rahatsız eden yiyecekleri yedikten sonra toplum içine girmeyi hoş karşılamazdı.
  • Yemek esnasında yemek yeme seslerinin duyulmaması için aşırıya kaçmadan konuşup sohbet ederdi.
  • Ortaya konan yemeğin kendi önüne gelen kısmından yerdi.
  • Lokmasını yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmaz, ağzında lokma ile konuşmazdı.
  • Yemeklerin ve suyun içine üflemezdi.
  • Sağ eliyle yer, ağzından bir şey çıkarmak gerektiğinde yüzünü sofradan çevirerek sol eli ile alırdı.
  • Sofra sahibiyse, utanmamaları için herkes yeyip bitirmedikçe sofradan el çekmez ve kalkmazdı.
  • İsraf etmez, lokmasını ve aldığı yemeği bitirirdi.
  • Yatarken açık kapların üstlerini örterdi.
  • Ayakta bir şey yeyip içmezdi.
  • Çok sıcak yemek yemezdi.
  • Günde iki kere yemek yer,yemeklerde aşırıya kaçmazdı.
  • Tamamen acıkmadan sofraya oturmaz, oturunca da tam olarak doymadan kalkardı. Midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya ayrılmasını, diğer üçte birinin ise boş bırakılmasını tavsiye etmiştir.
  • Birlikte yemek yemenin bereketli olduğunu söylerdi.
  • Tabağında kalan yemeği sünnetleyerek temizlerdi.
  • Lokmasını yere düşürdüğü zaman onu alıp bulaşan kısmını silip yerdi.
  • İçki ve benzeri haramların bulunduğu sofralara oturmazdı.
  • Yemek yerken başkalarına bakmazdı.

Hucurat Suresi 11.Ayet

Sure, adını dördüncü ayette geçen “Hucurat”kelimesinden almıştır.Hucurat “odalar” anlamına gelir. Buradaki odalardan kasıt Hz. Peygamber’in aile efradıyla birlikte ikamet ettiği odalardır. Surede başlıca, müminlerin, gerek Hz. Peygambere karşı, gerek kendi aralarında uymaları gereken bazı görgü ve ahlak kuralları konu edilmektedir.

Screenshot_1

Ya eyyuha-lleżine amenu la yesḣar kavmun min kavmin ‘asa en yekunü ḣayran minhum vela nisaun min nisa-in ‘asa en yekunne ḣayran minhun(ne)(s) vela telmizu enfusekum vela tenabezu bil-elkab(i)(s) bi/se-l-ismu-lfusuku ba’de-l-iman(i)(c) vemen lem yetub feula-ike humu-zzalimun

Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Tefsir

Bir kimse, toplum içinde yükselen değerlere göre –bu değerleri ölçü olarak alanlar bakımından– ikinci sınıf, “değersiz ve önemsiz” görülebilir, ama evrensel değerler ve konumuzla ilgili olarak da dini ve manevi değerler söz konusu olduğunda aynı şahıs önemli ve değerli olabilir; hele Allah nezdinde kimin nasıl değerlendirildiğini yanılgısız bilmek mümkün değildir. İnsanları küçümseyenler, alay edenler, aşağılayıcı, küçümseyici lakaplar takanlar işin bir de bu yönünü düşünmelidirler.Ayette dikkat çekilen, toplumların birbirleriyle alay etmesi, kendi medeniyetlerini üstün görmesi, diğer insanları küçümsemesi Kur’an ahlakının yaşanmamasının birer sonucudur.

Birbirinizi karalamayın” şeklinde tercüme ettiğimiz cümlenin karşılığı, “Kendinizi karalamayın” şeklindedir. Müminlerin kardeş olduğu ilan edildikten sonra birinin diğerini karalaması, kişinin kendini karalaması gibi kabul edilmiştir. Mealdeki “karalama”nın Arapça karşılığı “lemz”dir. Bu kelimenin anlamı ise “el ve dil ile, kaş göz işaretiyle bir kimseyi karalamak, küçük düşürmek, şeref ve haysiyetine leke sürmek”tir. Allah’a iman edenler böyle bir haksızlığı, öz kardeşleri gibi olan dindaşları bir yana düşmanlarına bile yapamazlar. Öte yandan ayette, kadınların da birbirleriyle alay etmesi yasaklanmıştır. Özellikle kadınların birbirlerine karşı alaycı sözler sarf etmeleri, iğneleyici konuşmalar yapmaları cahiliye toplumlarında daha sık rastlanan davranışlardandır. Hatta bu davranışlar öyle “alışılmış” olaylardır ki, iki kadın arasında geçen bu tarz bir diyalog çok makul karşılanabilir. Oysa Kuran’da insanların birbirlerine sıkıntı verici, taciz edici davranışlar göstermeleri çirkin bir ahlak olarak tanımlanmıştır.Ashaptan bazılarının, günahkar iken tövbe etmiş, Hristiyan veya Yahudi iken Müslüman olmuş kimseleri eski aidiyetleriyle nitelemeleri ve anmaları, bu cümlenin nüzul sebebi olarak zikredilmiştir. Tövbe sabıkayı sildiği için bir kimseyi eski haliyle anmanın hem din hem de ahlak yönünden tutarsızlığı, anlamsızlığı açıktır.

Çocuklarla İlgili 7 Hadis

Çocuklarımızın maddi ve manevi eğitiminde üzerimize birçok görev düşmektedir. Peygamber Efendimiz hadislerinde bizlere çocuk eğitimi ve terbiyesi hakkında bilgiler vermektedir.

  1. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyururlar: “İlk söz olarak çocuklarınıza güzel bir şekilde «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ: La ilahe illallah» demeyi öğretiniz!”
  2. Çocukların terbiyesi hususunda bir diğer hadis-i şerifte:  “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.” buyrulmuştur.
  3. Çocuklara isim koyma konusunda ise Peygamber (s.a.v) şöyle buyururlar: “Siz kıyamet günü, kendi isimleriniz ve babalarınızın ismi ile çağrılacaksınız. Öyle ise, isimlerinizi güzel kılın.”
  4. Bir diğer husus olan akika kurbanı hakkında Hz. Aişe (r.a.)’den şöyle rivayet edilmektedir: “Resul-i Ekrem (asm) bize erkek çocuklar için iki, kız çocukları için bir koyun (akika) olarak kurban etmemizi emretti.”
  5. Çocuklarınıza sevginizi gösterin! Aişe (r.a) şöyle dedi: Çölde yaşayan bedevilerden bir grup Resulullah (s.a.v)’ ın huzuruna geldiler ve – Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Peygamberimiz – “Evet” buyurdu. Onlar – Fakat biz, Allah’a yemin ederiz ki, onları öpmüyoruz, dediler. Resulullah (s.a.v) – “Allah sizin kalplerinizden merhamet duygusunu çıkarıp almışsa, ben ne yapabilirim ki!” buyurdu.
  6. Bir başka hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın!”
  7. “Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin:
  • Peygamber sevgisi,
  • Ehl-i Beyt sevgisi ve
  • Kur’an kıraati

Çünkü hamele-i Kur’an (yani Kur’an hafızları) hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde peygamberler ve asfiya (yani safaya ermiş olan Allah dostları) ile birlikte Arş’ın gölgesindedir.”