Teheccüd Namazı

Hz. Muhammed(s.a.v), gece namazlarında bazen kıraati kısa yapar; zaman zaman da uzatırdı. Hz. Peygamber (s.a.v) her gece namaz kılarken (İsra) ve (Zümer) surelerini okurdu. Daha uzun ya da daha kısa sureler okuduğu da bilinmektedir.

Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimiz’ e (s.a.v) bu namazı şu ayetle emretmiştir:

“Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.” (İsra,79)

Teheccüd namazı Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O’nun ümmeti için sünnet-i müekkededir. Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. “Sabah namazından önce kılınan iki rek’at nafile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.” buyurmuştur. Peygamber efendimiz(s.a.v) ayakları şişecek kadar kendinden geçerek kıldığı teheccüd namazına olan isteğini ise şöyle dile getirmiştir:

“Allah her peygamberde belirli bir şeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibadetidir.”

Allah’a yaklaştıran en önemli ibadet olması sebebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiplenmelerini istemiştir. Efendimiz, bir gece Ali ile Fatıma(r.a)’nın kapısını çalmış ve onlara:

 “Namaz kılmayacak mısınız?” buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

Diğer ashabına da:

“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o(gece namazı) sizden önceki salih kimselerin adeti ve Allah’a yakınlıktır. Bu ibadet günahlardan alı kor, hatalara kefaret olur ve bedenden dertleri giderir.” buyurarak onları huzurun kaynağına yöneltmek istemişti.

Teheccüd Namazının Vakti

Teheccüd namazının vaktiyle ilgili olarak Peygamberimizden gelen rivayetlerde, gecenin ortası veya son kısmının namaz, dua ve istiğfarla geçirilmesi tavsiye edilmektedir.

Peygamber efendimiz yatsı namazını kılıp vitri kılmadan uyuduktan sonra, gecenin ortalarına doğru veya ortasından hemen sonra uyanır, ondan sonra ibadete başlar, bir süre namaz kıldıktan sonra vitir namazını ve sonra da sabah namazının sünnetini kılardı.

Sünnet olan bu sıralamayı şu şekilde yapabiliriz:

  • Yatsı namazı
  • Bir miktar uyuyup uyanma
  • Teheccüd namazı
  • Vitir namazı
  • Sabah namazı

Teheccüd namazı, sabah namazı vaktinin girmesine kadar kılınabilir. Eğer sabah namazı vakti girdiği halde teheccüd namazını kılamadıysak Hazret-i Aişe (ra) diyor ki:

“Resulullah Efendimiz (s.a.v) ağrı, sızı veya başka bir sebeple gece namazını kılamadığında, gündüzün on iki rekat kılardı.”

Hz. Ömer’den (ra) bir rivayete göre ise Resulullah Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki:

“Kim devam ettiği gece ibadetini veya virdini yapmadan uyuya kalırsa, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında ifa ettiğinde, geceleyin ifa etmişçesine sevap yazılır.”

Teheccüd Namazının Kılınışı

Bu özel namaz bir nafile namaz olarak geçmektedir. Bu nedenle isteyen istediği kadar kılabilir. Genellikle 2,4,8 rekat olarak çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. 2 rekatta bir selam vermek peygamber efendimizin sünnetidir. Her namazda olduğu gibi teheccüd namazına başlamadan öncede niyet etmemiz gerekmektedir. İki rekattan fazla kılındığında selam aralarında konuşma, yeme içme gibi namaza aykırı davranışlarda bulunulmamış ise, tekrar niyet etmek gerekmez. Teheccüd namazına  “Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya” diye niyet edilir. Dört rekat olarak kılınırsa, ikinci rekat sonunda teşehhüd için oturulduğunda “tahiyyat”tan sonra “Allahumme salli” ve “Allahumme barik” okunur. Üçüncü rekat için ayağa kalkındığında önce “Subhaneke” okunur, Euzu besmele çekilir ve Fatiha suresi okunur.

Teheccüd Namazı Tespihi

Teheccüd namazı ardından her namazdan sonra olduğu gibi tespih çekilebilir. Peygamber efendimiz tespih çekmekle ilgili hadisinde şöyle buyurmuştur;

“Her namazı kıldığınızda 33 kere SÜBHANALLAH, 33 kere ELHAMDÜLİLLAH, 34 kere ALLAHUEKBER, 10 kere de LAİLAHE İLLALLAH derseniz sizi sevapta geçen zenginlere yetişmiş olursunuz ve sizden sonrakiler de bunları yapmadıkları sürece sizi geçemezler.”

 Teheccüd Namazı Duası

Peygamberimiz (s.a.v), teheccüd namazı kılmak için gece kalkınca şu duayı okumuştur:

5-TEHECCÜDE-KALKINCA-2

“Allahumme lekel hamdü ente kayyimus semavati velerdi ve men fihinne ve lekel hamdü ente nürus semavati velerdi ve men fihinne velekel hamdü ente elikussemavati velerdi men fihinne ve lekel hamdü entel hakku ve va’duke hakkun ve likauke hakkun ve kavluke hakkun ve velcennetü hakkun vennaru hakkun vennebiyyune hakkun ve Muhammed’din (s.a.v.) hakkun vessaatu hakkun leke eslemtu ve bike amentü ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hasemtu ve ileyke Allahumme hakemtu feğfirli ma kaddemtu ve ma ehhertu ve ma esrartü ve ma ealentu ente l’mukaddimu ve entel muahhiru la ilahe illa ente ve la havle ve la kuvvete illa billahi”

Anlamı

“Hamd olsun Sana Ya Rabb! Sen bütün semaları, arzı ve onlardakileri ayakta tutansın. Hamd sana mahsusdur ey Rabbim! Sen semalarda, arzda ve onlarda ne varsa hepsinin nurusun. Hamd Sana mahsusdur ey Rabbim! Sen semaların, arzın ve onlardakilerin malikisin. Ve Sana yine hamd olsun ki, Sen Hakk’sın. Senin va‘din de hak, Sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, ateş de hak, nebiler de hak, Hz. Muhammed -salla’llahu  aleyhi ve sellem- de hak, kıyamet saati de hak. Sana teslim oldum ey Rabbim! Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim ve Sana yöneldim. İnanmayanlara karşı, Sana dayanarak mücadele ettim ve neticede ancak Seni hakem olarak kabul ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da, açık yaptıklarımı da mağfiret et. Öne alan da Sensin, geriye bırakan da Sensin. Senden başka ilah yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allah’a dayanmakladır.”

Müddessir Suresi

Müddessir Suresi Kur’an-ı Kerim’in yetmiş dördüncü suresidir. Mekke döneminde inmiştir. Elli iki ayettir. Sure, adını birinci ayette geçen “el-Müddessir” kelimesinden almıştır.

Müddessir; örtüsüne bürünen, demektir. Sûrede, Peygamber efendimize; inkar yolunda olanları uyarması, Allahü teâlâyı tekbir etmesi, yüceltmesi, sabırlı olması vs. emredilip, inkârcıların uğrayacakları cezâlar bildirilmiş, iyilerle kötülerin mukayesesi yapılmıştır.

Müddessir Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

Yâ eyyuhel muddessir(muddessiru). (1) Kum fe enzir. (2) Ve rabbeke fe kebbir. (3) Ve siyâbeke fe tahhir. (4) Verrucze fehcur. (5) Ve lâ temnun testeksir(testeksiru). (6) Ve li rabbike fasbir. (7) Fe izâ nukıre fîn nâkû (nâkûri). (8) Fe zâlike yevme izin yevmun asî (asîrun). (9) Alel kâfirîne gayru yesîr (yesîrin). (10) Zernî ve men halaktu vahîdâ (vahîden). (11) Ve ce’altu lehu mâlen memdûdâ(memdûden). (12) Ve benîne şuhûdâ(şuhûden). (13) Ve mehhedtu lehu temhîdâ(temhîden). (14) Summe yatmau en ezîd(ezîde). (15) Kellâ, innehu kâne li âyâtinâ anîdâ(anîden). (16) Se urhikuhu saûdâ(saûden). (17) İnnehu fekkere ve kadder(kaddere). (18) Fe kutile keyfe kadder(kaddere). (19) Summe kutile keyfe kadder(kaddere). (20) Summe nazar(nazare). (21) Summe abese ve beser(besere). (22) Summe edbere vestekber(vestekbere). (23) Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru). (24) İn hâzâ illâ kavlul beşer(beşeri). (25) Se uslîhi sekar(sekare). (26) Ve mâ edrâke mâ sekar(sekaru). (27) Lâ tubkî ve lâ tezer(tezeru). (28) Levvâhatun lil beşer(beşeri). (29) Aleyhâ tis’ate aşer(aşare). (30) Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtûl kitâbe vel mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ(yeşâu), ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hû(huve), ve mâ hiye illâ zikrâ lil beşer(beşeri). (31) Kellâ vel kamer(kameri). (32) Vel leyli iz edber(edbere). (33) Ves subhı izâ esfer(esfere). (34) İnnehâ le ıhdel kuber(kuberi). (35) Nezîren lil beşer(beşeri). (36) Li men şâe minkum en yetekaddeme ev yeteahhar(yeteahhare). (37) Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun). (38) İllâ ashâbel yemîn(yemîni). (39) Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne). (40) Anil mucrimîn(mucrimîne). (41) Mâ selekekum fî sekar(sekare). (42) Kâlû lem neku minel musallîn(musallîne). (43) Ve lem neku nut’ımul miskîn(miskîne). (44) Ve kunnâ nehûdu maal hâidîn(hâidîne). (45) Ve kunnâ nukezzibu bi yevmid dîn(dîni). (46) Hattâ etânel yakîn(yakinu). (47) Fe mâ tenfeuhum şefâatuş şâfiîn(şâfiîne). (48) Fe mâ lehum anit tezkireti mu’rıdîn(mu’rıdîne). (49) Ke ennehum humurun mustenfireth(mustenfiretun). (50) Ferret min kasvereh(kasveretin). (51) Bel yurîdu kullumriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşereh (muneşşereten). (52) Kellâ, bel lâ yuhâfûnel âhıreh(âhıreten). (53) Kellâ innehu tezkireh(tezkiretun). (54) Fe men şâe zekereh(zekerehu). (55) Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh(magfireti). (56)

Müddessir Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey (örtüsüne) bürünen! (Resûl)!
2. Kalk, (insanları) uyar.
3. Rabbini tekbir et (büyükle).
4. Elbiseni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyeni her türlü kirden) arındır.
5. Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et.
6. İyiliği, (karşılığında) daha çoğunu umarak yapma!
7. Rabbin için (her şeye) katlan.
8. O Sûr’a üfürüldüğü zaman,
9. İşte o gün zor bir gündür.
10. Kâfirlere kolay değildir.
11-12-13-14. Tek başına (hiçbir şeysiz, çıplak) yarattığım adamı da bana bırak! Ona hem bolca mal verdim, hem de (yanında) hazır bulunan oğullar (verdim)! Kendisine (bu nimetleri) döşedikçe döşedim.
15. Sonra yine de hırsla artırmamı ister.
16. Hayır! (Artırmayacağım.) Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı oldukça inatçı idi.
17. Ona zor bir meşakkat yükleyeceğim (Onu sarpa sardıracağım.)
18. Çünkü o, (Kur’an hakkında uzun uzun) düşündü, ölçtü biçti.
19. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
20. Yine kahrolası (aklınca) nasıl ölçtü biçti!
21-22-23-24-25. Sonra baktı (baktı) da, (söyleyecek söz bulamayıp) surat astı ve kaşlarını çattı. Sonra arka döndü ve büyüklük tasladı da: “Bu (öğretilip) rivayet edilen bir sihirden başka bir şey değildir, bu sadece insan sözüdür.” (dedi).
26. Onu (o güç yetiremeyeceği) Sekar’a (cehenneme) atacağım.
27. Sen biliyor musun Sekar nedir?
28. O, ne geri(de bir şey) bırakır ne de (tekrar tekrar yakmaktan) vazgeçer.
29-30. O (durmadan yenilenen) derileri yakıp (simsiyah) kavurandır. Onun üzerinde on dokuz (muhafız melek)[4]vardır.
31. Biz o ateşin zebânîlerini, sadece meleklerden kıldık. Onların sayısını da o inkâr edenler için ancak bir imtihan yaptık. (Böylece) kendilerine kitap verilenler de (Kur’an’ın hak olduğuna) iyice inansınlar, inananların da imanı artsın (kuvvetlensin) diye. Artık hem kendilerine kitap verilenler hem de mü’minler şüpheye düşmesinler. (Bu,) kalplerinde bir hastalık bulunanlarla, kâfirler: “Allah, bu misal ile ne demek istemiş olabilir?” desin(ler diyedir). İşte böylece Allah dilediğini (niyet ve amellerinin gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu (cehennem, yahut zebânîlerin sayısı), insanlara (ibret için) bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.
32. Hayır! (Onlar öğüt almazlar). Ay hakkı için…
33. Dönüp geldiği zaman, gece hakkı için…
34. Ağardığı sırada sabah hakkı için…
35. Muhakkak o (cehennem), büyük (bela)lardan biridir.
36-37. Hem sizden (ibadet ve hayırda) ileri geçmek veya geri kalmak isteyenleri korkutmak için insanları uyarıcıdır.
38. Her nefis kazandığına bağlıdır.
39. Ancak bahtiyar olan (defteri sağından verilen)ler böyle değildir. (İman edip iyi amelleriyle kurtulmuşlardır.)
40-41-42. (Onlar) cennetlerdedirler. Onlar suçlulara: “Sizi kavurucu ateşe sokan nedir?” (diye uzaktan sorarlar.)
43-44-45. (Günahkârlar) derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. (Kur’an’ın buyruklarını bırakıp, batıl şeylere) dalanlarla beraber biz de dalardık.”
46-47. “Ceza gününü yalan sayardık. Nihayet (bu halde iken) bize (gelmesi) kesin olan (ölüm) gelip çattı.”
48. Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
49-50-51. Böyle iken onlara ne oluyor da, sanki aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâlâ Kur’an’daki) öğütten yüz çeviriyorlar?
52. Fakat onlardan herkes, kendisine (Allah tarafından) dağıtılmış sahifeler (verilmesini) istiyor.
53. Hayır! (Bu olacak şey değildir!) Doğrusu onlar (bu alaycı sözleriyle) âhiretten korkmuyorlar.
54. Bilakis, (korkmaları gerekir.) Şüphesiz o (Kur’an) da (hayatta esas alınacak) bir öğüttür.
55. Artık kim dilerse onu düşünüp öğüt alsın.
56. (Ne var ki) Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Saygıyla emirlerine itaat edilmeye lâyık olan ancak O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

“Müddessir sûresini her zaman okumayı alışkanlık hâline getiren kimseye, Allahü Teâlâ Mekke’de yaşıyan müminlerin sevâbı kadar sevâb ihsân eder.”

Cennetin Hazinesi

“Bismillahirrahmanirrahim. Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azim.”

Sıkça zikretmemizin oldukça faziletli ve faydalı olduğu bu sırlı zikir ayet değil, duadır.

LÂ HAVLE DUASI ARAPÇA YAZILIŞI

Allah’a sığındığımız, huzur bulduğumuz ve tüm sıkıntılarımızın devası olan bu güzel dua, “Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın yardımıyla elde edilir.” manasına gelmektedir.

Bir kul bu duayı okuyarak yüce Allah’a:

“Yüce Allah’ım! Senin sonsuz yardımın oladan ben asla bir şey başaramam. Ve bu aciz kulunun senden başka dayanacağı, yardım dileceği bir şeyi yoktur” itirafını ifade etmektedir.

Yüce Mevla’nın kainatı onun yüzü suyu hürmetine yarattım dediği Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.a.v) Hz. Ali Efendimize hitaben şöyle buyurmuştur:

“Ya Ali! Ne zaman bir darlığa ve sıkıntıya düşersen, bir bela ve musibete uğrarsan şöyle dua et:

Bismillahirrahmanirrahim. Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İlla Billâhil Aliyyil Azim.”

Bu faziletli dua her derde devadır. Bu dertlerin en küçüğü ise kalp darlığı, iç sıkıntısıdır.

Zor bir duruma düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim’ derse, Allahü Teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.

Cennet hazinesi olan, ‘Sübhanallahi vel-hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber, vela havle vela kuvvete illa billah’ demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.

Bir kimse, huzuruna girmeye mecbur olduğu bir amirin veya bir hâkimin veya herhangi bir devlet adamının yanına girmeden önce bir defa “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” okur ve ondan sonra girerek hafifçe ve hissettirmeden huzuruna girdiği zatın üzerine doğru üfler ise, o kimseden hiçbir kötü muamele ve hiçbir hakaret görmez, aksine hürmet ve yardıma nail olur.

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” zikrini vird edinen ve lisanını alıştırarak onu okumaya devam eden kimse her bir isteğinde ve arzusunda bilhassa rızık hususunda zarurete ve sıkıntıya düşmez, düşmanlarının ve hasedlerin şerrinden, şeytan ve cinlerin tasallutlarından emin olur ve korunur.

Haksız yere hapis, tutuklu olan kimse yedi gece yatsı namazından sonra 333 defa “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”okur ve her okumasın sonunda bulunduğu hapis halinden kurtulması için dua ederse biiznillah o kimse bulunduğu hapisten veya herhangi bir tutukluluktan kurtulur ve kurtulur.

Dua ve Sevgi ile.

Kur’an-ı Kerim’in Kalbi Yasin-i Şerif

Yasin-i Şerif Mekke’de indirilmiştir. 22. Cüzde ve Kuran`da 36. sıradadır. Ayrıca Yasin Suresi 439. sayfadadır. Yasin diye başlıyor ve 444. sayfada bitiyor.

Yasin-i Şerif, vahyin doğru olduğu ve Hz. Muhammed (s. a. v. )’in peygamberIiğinin gerçek oIduğuna dair Kur’an-ı Kerim üzerine yemin iIe başIar. Sonra azgınIık ve sapıkIıkta devam eden ve peygamberIerin efendisi Muhammed b. AbduIIah’ı (s. a. v. ) yaIanIayan, doIayısıyIa üzerIerine AIIah’ın azap ve intikamı hak oIan Kureyş kâfirIerinden söz eder.

Yasin Suresi Peygamber Efendimiz (s.a.v) için çok ayrı bir öneme ve değere sahiptir. Yasin’i çokça methetmiş, özelliklerini ve faziletlerini anlatmıştır. Hatta Yasin için “Kur’an’ın Kalbi” demiştir.

Hz. Muhammed (Sav) buyurmuştur:

“Bir kimse Allah’ın rızasını ve ahiret günü saadeti niyetiyle Yasin’i okursa geçmiş günahları bağışlanır.”

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’ân’ın kalbi de Yasin’dir. Kim Yasin’i okursa, Kur’ân’ı on kere hatmetmiş gibi Cenâb-ı Hak ona sevap yazar.”

YASİN SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim.

(1) Yâsîn
(2) VeI Kur’ân-iI hakîm
(3) İnneke IemineI mürseIîn
(4) AIâ sırâtın müstakîm
(5) TenzîIeI azîzirrahîm
(6) Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfiIûn
(7) Lekad hakkaIkavIü aIâ ekserihim fehüm Iâ yü’minûn
(8) İnnâ ceaInâ fî a’nâkihim agIâIen fehiye iIeI ezkâni fehüm mukmehûn
(9) Ve ceaInâ min beyni eydîhim sedden ve min haIfihim sedden feağşeynâhüm fehüm Iâ yübsirûn
(10) Ve sevâün aIeyhim eenzertehüm em Iem tünzirhüm Iâ yü’minûn
(11) innemâ tünzirü menittebazzikra ve haşiyerrahmâne biIgaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm
(12) İnnâ nahnü nuhyiI mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve küIIe şey’in ahsaynâhü fî imâmin mübîn
(13) Vadrib Iehüm meseIen ashâbeI karyeh. İz câeheI mürseIûn
(14) İz erseInâ iIeyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâIisin fekâIû innâ iIeyküm mürseIûn
(15) KâIû mâ entüm iIIâ beşerün misIünâ vemâ enzeIerrahmânü min şey’in in entüm iIIâ tekzibûn
(16) KâIû rabbünâ ya’Iemü innâ iIeyküm IemürseIûn
(17) Vemâ aIeynâ iIIeI beIâguI mübîn
(18) KâIû innâ tetayyernâ biküm Iein Iem tentehû Ie nercümenneküm veIe yemessenneküm minnâ azâbün eIîm
(19) KâIû tâirüküm meaküm ein zukkirtum beI entüm kavmün müsrifûn
(20) Vecâe min aksaImedineti racüIün yes’â kâIe yâ kavmittebiuI mürseIîn
(21) İttebiû men Iâ yeseIüküm ecran ve hüm muhtedûn
(22) Vemâ Iiye Iâ a’büdüIIezî fetarenî ve iIeyhi türceûn
(23) Eettehizü min dûnihî âIiheten in yüridnirrahmânü bi-durrin Iâ tuğni annî şefâatühüm şey’en veIâ yünkizûn
(24) İnnî izen Iefî daIâIin mübîn
(25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn
(26) KîIedhuIiI cennete, kâIe yâIeyte kavmî yâ’Iemûn
(27) Bimâ gafereIî rabbî ve ceaIenî mineI mükremîn
(28) Vemâ enzeInâ aIâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münziIîn
(29) İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn
(30) Yâ hasreten aIeI ibâdi mâ ye’tîhim min resûIin iIIâ kânûbihî yestehziûn
(31) EIem yerev kem ehIeknâ kabIehüm mineI kurûni ennehüm iIeyhim Iâ yerciûn
(32) Ve in küIIün Iemmâ cemî’un Iedeynâ muhdarûn
(33) Ve âyetün IehümüI arduI meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye’küIûn
(34) Ve ceaInâ fîhâ cennâtin min nahîIiv ve a’nâbin ve feccernâ fîha mineI uyûn
(35) Liye’küIû min semerihî vemâ amiIethü eydîhim efeIâ yeşkürûn
(36) SübhânneIIezî haIekaI ezvâce küIIehâ mimmâ tünbitüI ardu ve min enfüsihim ve mimmâ Iâ ya’Iemûn
(37) Ve âyetün IehümüIIeyü nesIehu minhünnehâre fe izâhüm muzIimûn
(38) Veşşemsü tecrî Iimüstekarrin Iehâ zâIike takdîruI azîziI aIîm
(39) VeIkamere kaddernâhü menâziIe hattâ âdekeI urcûniI kadîm
(40) Leşşemsû yenbegî Iehâ en tüdrikeI kamere veIeIIeyIü sâbikunnehâr ve küIIün fî feIekin yesbehûn
(41) Ve âyetüI Iehüm ennâ hameInâ zürriyyetehüm fiI füIkiI meşhûn
(42) Ve haIâknâ Iehüm min misIihî mâ yarkebûn
(43) Ve in neşe’ nugrıkhüm feIâ sarîha Iehüm veIâhüm yünkazûn
(44) İIIâ rahmeten minnâ ve metâan iIâ hîn
(45) Ve izâ kîIe Iehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ haIfeküm IeaIIeküm türhamûn
(46) Vemâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim iIIâ kânû anhâ mu’ridîn
(47) Ve izâ kîIe Iehüm enfikû mim mâ rezakakümüIIâhü, kâIeIIezîne keferû, IiIIezîne âmenû enut’ımü menIev yeşâuIIâhü et’ameh, in entüm iIIâ fî daIâIin mübîn
(48) Ve yekûIûne metâ hâzeI va’dü in küntüm sâdikîn
(49) Mâ yenzurûne iIIâ sayhaten vâhideten te’huzühüm vehüm yehissimûn
(50) FeIâ yestetîûne tavsıyeten veIâ iIâ ehIihim yerciûn
(51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm mineI ecdâsi iIâ rabbihim yensiIûn
(52) KâIû yâ veyIenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekaI mürseIûn
(53) İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî’un Iedeynâ muhdarûn
(54) FeIyevme Iâ tuzIemu nefsün şeyen veIâ tüczevne iIIâ mâ küntüm tâ’meIûn
(55) İnne ashâbeI cennetiI yevme fîşüğuIin fâkihûn
(56) Hüm ve ezvâcühüm fî zıIâIin aIeI erâiki müttekiûn
(57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve Iehüm mâ yeddeûn
(58) SeIâmün kavIen min rabbin rahîm
(59) VemtâzüI yevme eyyüheI mücrimûn
(60) EIem a’hed iIeyküm yâ benî âdeme en Iâ tâ’buduşşeytân innehû Ieküm adüvvün mübîn
(61) Ve enî’budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm
(62) Ve Iekad edaIIe minküm cibiIIen kesîran efeIem tekûnû ta’kıIûn
(63) Hâzihî cehennemüIIetî küntüm tûadûn
(64) lsIevheI yevme bimâ küntüm tekfürûn
(65) EIyevme nahtimü aIâ efvâhihim ve tükeIIimünâ eydîhim ve teşhedü ercüIühüm bimâ kânû yeksibûn
(66) VeIev neşâü Ietamesnâ aIâ a’yunihim festebekus sırâta fe ennâ yübsirûn
(67) VeIev neşâü Iemesahnâhüm aIâ mekânetihim femestetâû mudıyyev veIâ yerciûn
(68) Ve men nüammirhü nünekkishü fiIhaIkı, efeIâ ya’kiIûn
(69) Ve mâ aIIemnâhüşşi’ra vemâ yenbegî Ieh in hüve iIIâ zikrün ve kur’ânün mübîn
(70) Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkaI kavIü aIeI kâfirîn
(71) EveIem yerav ennâ haIaknâ Iehüm mimmâ amiIet eydîna en âmen fehüm Iehâ mâIikûn
(72) Ve zeIIeInâhâ Iehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye’küIûn
(73) Ve Iehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efeIâ yeşkürûn
(74) Vettehazû min dûniIIâhi âIiheten IeaIIehüm yünsarûn
(75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm Iehüm cündün muhdarûn
(76) FeIâ yahzünke kavIühüm. İnnâ na’Iemü mâ yüsirrûne vemâ yu’Iinûn
(77) EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn
(78) Ve darebe Ienâ meseIen ve nesiye haIkah kaIe men yuhyiI izâme ve hiye ramîm
(79) KuI yuhyiheIIezî enşeehâ evveIe merrah ve hüve biküIIi haIkın aIîm
(80) EIIezî ceaIe Ieküm mineşşeceriI ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn
(81) EveIeyseIIezî haIakassemâvati veI arda bikâdirin aIâ ey yahIüka misIehüm, beIâ ve hüveI haIIâkuI aIîm
(82) İnnema emrühû izâ erâde şey’en en yekûIe Iehû kün, feyekûn
(83) FesübhaneIIezî biyedihî meIekûtü küIIi şey’in ve iIeyhi türceûn.

Amin.

YASİN SURESİ TÜRKÇE MEALİ

Bismillahirrahmanirrahim.

1: Yâ, Sîn.
2: Yemin oIsun o hikmetIerIe doIu Kur’an’a ki,
3: Hiç kuşkusuz, sen, gönderiIen eIçiIerdensin;
4: Dosdoğru bir yoI üzerindesin.
5: Azîz ve Rahîm’in indirdiği üzeresin.
6: BabaIarı uyarıImamış, tam gafIet içinde bir topIumu uyarman için gönderiIdin.
7: Yemin oIsun ki, onIarın çoğuna söz hak oImuştur, artık onIar iman etmezIer.
8: Biz onIarın boyunIarına bukağıIar geçirdik. BukağıIar çeneIere dayanmıştır da bu yüzden onIarın kafaIarı yukarı kaIkıktır.
9: ÖnIerine bir set, arkaIarına da başka bir set çektik. BöyIece onIarı kuşatıp sardık; artık onIar görmezIer.
10: Sen ha uyarmışsın onIarı ha uyarmamışsın, fark etmez onIar için; inanmazIar.
11: Sen ancak o zikire/Kur’an’a uyan ve görmediği haIde Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. BöyIesini, bir bağışIanma ve seçkin bir ödüIIe müjdeIe!
12: Biz, yaInız biz, öIüIeri diriItiriz ve onIarın önden gönderdikIerini de eserIerini de yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık bir kütükte ayrıntıIı oIarak kaydetmişizdir.
13: OnIara o kent haIkını örnek ver. Hani, eIçiIer geImişti oraya.
14: Hani, biz onIara iki kişi göndermiştik, onIarı yaIanIamışIardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyIe destek vermiştik. ŞöyIe demişIerdi: “Biz, size gönderiIen eIçiIeriz!”
15: Kent haIkı dedi ki: “Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değiIsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yaIan söyIüyorsunuz.”
16: DediIer: “Rabbimiz biIiyor ki, biz size gönderiImiş eIçiIeriz.”
17: “Bize düşen, açık bir tebIiğden başka şey değiIdir.”
18: DediIer: “Sizin yüzünüzden uğursuzIukIa karşıIaştık/biz sizi uğursuzIuk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutIaka taşIayacağız. Ve bizden size acıkIı bir azap kesinIikIe dokunacaktır.”
19: DediIer: “UğursuzIuk kuşunuz sizinIe beraberdir. Size öğüt veriIdi diye mi bütün bunIar? Hayır, siz savurganIığa, aşırıIığa sapmış bir topIuIuksunuz.”
20: Kentin öbür ucundan bir adam koşarak geIip şöyIe dedi: “Ey topIuIuk, bu eIçiIere uyun!”
21: “Sizden herhangi bir ücret istemeyeIere uyun. OnIardır doğruyu ve güzeIi buIanIar.”
22: “Beni yaratana ne diye kuIIuk etmeyecek mişim ben? Ve sizIer de O’na döndürüIeceksiniz.”
23: “O’ndan başka tanrıIar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorIuk/zarar diIerse onIarın şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazIar.”
24: “Bu durumda ben eIbette ki açık bir sapıkIığın içine düşerim.”
25: “Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinIeyin beni!”
26: “Gir cennete!” deniIdi. Dedi: “Kavmim bir biIebiIseydi?
27: Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram ediIenIerden kıIdı.”
28: Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değiIdik.
29: OIan, sadece korkunç titreşimIi bir sesti. Ve bir anda sönüverdiIer.
30: Yazık şu kuIIara! KendiIerine geIen her resuIIe mutIaka aIay ederIerdi.
31: GörmediIer mi, kendiIerinden önce nice nesiIIeri heIâk ettik. OnIar artık bir daha bunIara dönmeyecekIer.
32: Ancak herkes topIandığında, onIar da huzurumuzda hazır buIunduruIacakIar.
33: ÖIü toprak onIar için bir mucizedir. Onu diriIttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorIar.
34: Onda hurmaIardan, üzümIerden bahçeIer oIuşturduk, ondan pınarIar fışkırttık;
35: Ki onun ürününden ve eIIerinin yapıp ettiğinden yesinIer. HâIâ şükretmiyorIar mı?
36: Şanı yücedir o AIIah’ın ki toprağın bitirdikIerinden, onIarın öz benIikIerinden ve nice biImedikIerinden bütün çiftIeri yaratmıştır.
37: Gece de onIar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup aIırız da onIar karanIığa gömüIüverirIer.
38: Güneş, kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Azîz, AIîm oIanın takdiridir bu.
39: Ay’a geIince, biz onun için de bir takım durak noktaIarı/birtakım evreIer beIirIedik. Nihayet o, eski hurma sapının eğriImişi gibi geri döner.
40: Güneş’in Ay’a uIaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
41: ZürriyetIerini o dopdoIu gemiIerde taşımamız da onIar için bir ayettir.
42: OnIar için gemiIere benzer, binecekIeri başka şeyIer de yarattık.
43: Eğer diIersek onIarı boğarız. Bu durumda ne kendiIeri için feryat eden oIur ne de kurtarıIırIar.
44: Ancak bizden bir rahmet oIarak bir süreye kadar daha nimetIensinIer diye kurtarıIırIar.
45: OnIara, “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet ediIebiIsin!” deniIdiğinde, hiç aIdırmazIar.
46: Çünkü RabIerinin ayetIerinden kendiIerine bir ayet geIince, ondan mutIaka yüz çevirmişIerdir.
47: OnIara, “AIIah’ın size Iütfettiği rızıkIardan dağıtın!” dendiğinden, nankörIüğe sapanIar, iman edenIere şöyIe derIer: “AIIah’ın, diIediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıkIık içindesiniz, hepsi bu.”
48: Bir de şöyIe derIer: “Eğer doğru sözIüIer iseniz, bu tehdit ne zaman?”
49: Sadece korkunç titreşimIi bir sesi bekIiyorIar. OnIar çekişip dururIarken, o ses kendiIerini enseIeyecektir.
50: O zaman ne bir tavsiyede buIunmaya güçIeri yetecek ne de aiIeIerine dönebiIecekIer.
51: Sûra üfürüImüştür! Bak, işte kabirIerden, RabIerine doğru akın akın gidiyorIar.
52: ŞöyIe diyecekIer: “Vay başımıza geIene! Kim kaIdırdı bizi mezarımızdan? Rahman’ın vaat ettiği işte bu! PeygamberIer doğru söyIemişIer.”
53: Topu topu korkunç titreşimIi bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
54: O gün hiçbir canIıya, hiçbir şekiIde haksızIık ediImez. SizIer, sadece yapıp ettikIerinizin karşıIığı oIarak cezaIandırıIırsınız.
55: O gün cennet haIkı bir uğraş içinde eğIenip ferahIamaktadır.
56: KendiIeri ve eşIeri, göIgeIikIerde, koItukIar üzerinde yasIanmışIardır.
57: Orada kendiIeri için meyveIer var. İstedikIeri her şey kendiIerinin oIacak.
58: Rahîm Rab’den bir de sözIü seIam!
59: Ey günahkârIar! Bugün şöyIe ayrıIın!
60: Ey âdemoğuIIarı! Ben size, “Şeytana kuIIuk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!” demedim mi?
61: “Bana ibadet edin, dosdoğru yoI budur!” demedim mi?
62: Yemin oIsun, şeytan, içinizden birçok nesIi saptırmıştı. AkIınızı hiç işIetmiyor muydunuz?
63: AIın size, tehdit ediIdiğiniz cehennem!
64: İnkâr edip durmanız yüzünden daIın oraya bugün!
65: O gün, ağızIarını mühürIeyeceğiz. Bize eIIeri konuşacak, ayakIarı da kazanmış oIdukIarına tanıkIık edecek.
66: DiIesek, gözIerini siIer, onIarı eIbette kör ederiz. O zaman yoIa koyuImak isterIer ama nasıI görecekIer?
67: DiIesek, onIarı oIdukIarı yerde hayvana çeviririz. O zaman ne iIeri gitmeye güçIeri yeter ne de geri dönebiIirIer.
68: Kimi uzun ömürIü kıIarsak, onu yaratıIışta gerisin geri çeviririz. HâIâ akıIIarını işIetmiyorIar mı?
69: Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/Iayık oIamaz da. Ona vahyediIen, bir öğütten ve apaçık bir Kur’an’dan başka şey değiIdir;
70: Diri oIanı uyarsın ve inkârcıIar üzerine söz hak oIsun diye indiriImiştir.
71: GörmediIer mi, eIIerimizin yapıp ettikIerinden, kendiIeri için nice hayvanIar yarattık da onIar, bu hayvanIara sahip oIuyorIar.
72: O hayvanIarı bunIara boyun eğdirdik. OnIardan binekIeri vardır ve onIardan bir kısmını da yiyorIar.
73: O hayvanIarda bunIar için birçok yararIar var, içecekIer var. HâIâ şükretmiyorIar mı?
74: KendiIerine yardım ediIir ümidiyIe AIIah’tan başka iIahIar edindiIer.
75: Oysaki, o iIahIar bunIara yardım edemezIer. Tam aksine, bunIar, o iIahIara hizmet eden orduIar durumundadır.
76: Artık onIarın sözü seni üzmesin! Biz onIarın sır oIarak tuttukIarını da açıkIadıkIarını da biIiyoruz.
77: Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesiImiştir o.
78: Kendi yaratıIışını unutmuş da bize örnek veriyor. Ve bir de şöyIe diyor: “Şu çürümüş kemikIere kim hayat verecek?”
79: De ki: “OnIara hayatı verecek oIan, onIarı iIk kez yaratandır. O, bütün yaratıImışIarı/her türIü yaratmayı çok iyi biImektedir.”
80: O size, o yeşiI ağaçtan bir ateş oIuşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
81: GökIeri ve yeri yaratan, onIarın benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? EIbette güç yetirir. Her şeyi biIen AIîm, sürekIi yaratan HaIIâk O’dur.
82: O birşeyi istediğinde, buyruğu sadece şunu söyIemektir: “OI!” Artık o, oIuverir.
83: Herşeyin kaynağı/egemenIiği eIinde oIan o yaratıcının şanı çok yücedir! Sonunda O’na döndürüIeceksiniz.

YASİN SURESİ FAZİLETLERİ

“Her gece Yasîn sûresine devam edip, bu hâI üzere iken vefât eden kimse şehid oIur.)
(Kur’ân-ı kerîmdeki bir sûre, okuyana şefaat eder, dinIiyenin affına sebep oIur, âhırette korktuğundan emin oIur. Bu Yâsin sûresidir.”

“ÖIüm hastası yanında Yâsin-i şerîf okununca, her harfi için bir meIek geIip rûhun koIay çıkmasına duâ eder. Yıkanırken yanında buIunurIar. Cenazesi iIe birIikte giderIer. Namazında, defninde buIununIar ve hep duâ ederIer.”

“ŞeytanIar, Yasîn sûresinden ve bir de Haşr sûresinin son kısmı iIe Mu’avvizeteyn sûreIerinden kaçarIar.”

“Kabristana giren kimse, Yasîn sûresini okusa, o gün meyyitIerin azâbIarı hafifIer. MeyyitIerin sayısı kadar, ona da sevâb veriIir.”

“Yanında Yasîn-i şerîf okunan hasta, suya kanmış oIarak vefât eder ve doymuş oIarak kabre girer.”

“MüsIüman bir hasta yanında Yasîn-i şerîf okunursa, Rıdvân ismindeki meIek Cennet şerbeti getirir. Suya kanmış oIarak rûh tesIim eder. Doymuş oIarak kabre girer. Suya ihtiyacı oImaz.”

“Yasîn okuyunuz. Onda on bereket vardır. Aç okursa, doyar. ÇıpIak okursa, giyinir. Bekâr okursa, evIenir. Korkan okursa, emin oIur. Mahzun okursa ferahIar. Misafir okursa, seferde yardım görür. Kayıp buIunur. Hasta okursa şifâ buIur. ÖIü üzerine okunursa azabı hafifIer. Susayan okursa, suya kavuşur.”

“Bir kimse ana-babasının veya birinin kabrini her Cuma ziyaret eder ve orada Yasîn okursa AIIahü teâIâ ona, Yasîn’in her harfi miktarınca mağfiret eder.”

“Kur’ân-ı kerîmin kaIbi Yasîn’dir. Muhakkak ki o dertIere şifâdır. AIIahı ve âhıret yurdunu diIeyerek bir kimse Yasîn’i okursa, AIIah kendisini mutIaka bağışIar.”
“Her gece Yasîn sûresini okuyan kimse, muhakkak sûrette şehid oIarak öIür.”

“Cuma geceIeri Yasîn sûresini okuyan kimse, AIIahü teâIânın magfiretine kavuşmuş haIde sabahIar.”

Nazar Nedir? Batıl inanç mıdır?

Çevremizde pek çok kez bazı kişilerin bizi etkilediğine inanmış ve kötü bir enerji yaydığını düşünmüşüzdür. Kimi zaman bu enerjinin etkisiyle kendimizi halsiz, yorgun hissettiğimiz muhakkak olmuştur. Bu kötü enerji olarak belirttiğimiz durum halk arasında nazar olarak bilinmektedir. Çoğu kişinin etkilendiği ve oldukça kendisini mutsuz hissettiği bir kavramdır.

Nazar haktır. Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Büyük bir etkiye sahiptir. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir ettiği bilinmektedir.

İnsan özellikle kıskançlıkla ve kötü niyetle, yani kem gözle bir şeye baktığı zaman daha çabuk zarar verebilir. Bu yüzden kişinin beğendiği bir şeye ısrarla bakması halinde ona, “Allah dilemezse hiçbir şey olmaz.” manasına gelen “MaşaAllah” veya “Allah’ın bereketi üzerine olsun.” manasına gelen “BarekAllah” demesi tavsiye edilmiştir.

Nazar, bir başka deyişle göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçek olduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gereken hususları da ortaya koymaktadır. Nazar, bazı kimselerin zannettiği gibi batıl bir inanç değil, hak ve gerçektir.

Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un İbn Abbas’tan rivayet ettikleri bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Göz değmesi haktır. Eğer kaderi delip geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu.”

NAZAR BONCUĞU KULLANILMALI MI?

Göz değmesinin temelinde yatan esas sebep kişinin kıskançlık duygusudur. Bu duygunun, baktığı kimseye yansıması ve onu tesir altında bırakmasıdır. Nazar boncuğu takmakla bu kıskançlık dolu bakışların tesirinin azaltılması, imrenilerek bakılan kişiye veya cansız bir varlığa yoğunlaşan dikkatin dağıtılması, başka yöne çevrilmesi amaçlanmaktadır.
Fakat Peygamberimiz (s.a.s) nazarlık kullanmayı hoş karşılamamış, bu gibi şeyleri üzerlerine asan kimselerin beyatlerini kabul etmemiştir.

Nazardan korunmak için en sağlıklı yol dua etmektir. Allah’a güvenmek ve sığınmaktır. Hz. Aişe validemizden rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sav) şöyle buyurmuştur:

“Göz değmesinden Allah’a sığının.”

Nakledilen hadise göre hareket etmek gerekir. Nazar boncuğu, öküz boynuzu, at nalı, sarımsak vs. gibi, halk arasında yaygın olan batıl inançlara itibar edilmemelidir. Bunların hepsi yasaklanmıştır.

Allah’ın bereketi üzerinize olsun…