Duhan Suresi Faziletleri

Duhan Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 44. suresidir. Mekke devrinin sonlarında indirildiğine inanılmakta olup 59 ayettir. Sure, adını 10. ayetinde geçen ve duman anlamına gelen duhan kelimesinden alır.

Kur’ân-ı Kerim, Allah tarafından Cebrâil (a.s) vasıtasıyla 23 senelik zaman dilimi içerisinde indirilmiş olan ve okunmasıyla tilavet olunan son mûciz kelâm’dır. Kur’an, Allah tarafından bize gönderilen son kitabın adıdır. Kur’ân, Allah tarafından, Cebrâil aracılığıyla kendisine dışarıdan bir müdahale olmadan indirilmiş, üzerinde herhangi bir kuşkuya yer bulunmayan son kutsal metindir. Gönderildiği toplumun dili dikkate alınarak Arapça olarak yirmi üç senelik bir zaman dilimi içerisinde peyderpey indirilmiş bir hikmet kaynağıdır. Onun bir benzeri bu güne kadar getirilememiştir ve bundan sonra da asla getirilemeyecektir.

Duhan Suresi’nin başlıca konusu, Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu gecenin önemi ve değeridir. Kur’an-ı Kerim’i gönderen Allah’ın birliği ve büyüklüğü, Firavun ve kavmi ile Tübba gibi geçmiş kavimlerin peygamberlere karşı takındıkları tavır ve peygamberlerin tevhid mücadelesi, peygamberlere inanmayanları dünyada ve ahirette bekleyen akıbet, kıyamet, yeniden dirilme, cennet ve cehennemden de bahsedilmiştir.

DUHAN SURESİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1.Hâ mîm.

2.Vel kitâbil mubîn(mubîni).

3.İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâraketin innâ kunnâ munzirîn(munzirîne).
4.Fihâ yufraku kullu emrin hakîm(hakîmin).

5.Emren min indinâ innâ kunnâ mursilîn(mursilîne).

6.Rahmeten min rabbike, innehu huves semîul alîm(alîmu).

7.Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinîn(mûkinîne).

8.Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumîtu, rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).

9.Bel hum fî şekkin yel’abûn(yel’abûne).

10.Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).

11.Yagşân nâse, hâzâ azâbun elîm(elîmun).

12.Rabbenâkşif annâl azâbe innâ mu’minûn(mu’minûne).

13.Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).

14.Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).

15.İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).

16.Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûn(muntekimûne).

17.Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum resûlun kerîm(kerîmun).

18.En eddû ileyye ibâdallâhi, innî lekum resûlun emîn(emînun).

19.Ve en lâ ta’lû alâllâhi, innî âtîkum bi sultânin mubîn(mubînin).

20.Ve innî uztu bi rabbî ve rabbikum en tercumûni.

21.Ve in lem tu’minû lî fa’tezilûni.

22.Fe deâ rabbehû enne hâulâi kavmun mucrimûn(mucrimûne).

23.Fe esri bi ibâdî leylen innekum muttebeûn(muttebeûne).

24.Vetrukil bahra rahvâ(rahven), innehum cundun mugrakûn(mugrakûne).

25.Kem terakû min cennâtin ve uyûn(uyûnin).

26.Ve zurûin ve makâmin kerîm(kerîmin).

27.Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîn(fâkihîne).

28.Kezâlike ve evrasnâhâ kavmen âharîn(âharîne).

29.Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne).

30.Ve lekad necceynâ benî isrâîle minel azâbil muhîn(muhîni).

31.Min fir’avn(fir’avne), innehu kâne âliyen minel musrifîn(musrifîne).

32.Ve lekadihternâhum alâ ilmin alâl âlemîn(âlemîne).

33.Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâun mubîn(mubînun).

34.İnne hâulâi le yekûlûn(yekûlûne).

35.İn hiye illâ mevtetunâl ûlâ ve mâ nahnu bi munşerîn(munşerîne).

36.Fe’tû bi âbâinâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

37.E hum hayrun em kavmu tubbein vellezîne min kablihim, ehleknâhum innehum kânû mucrimîn(mucrimîne).

38.Ve mâ halaknâs semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ lâibîn(lâibîne).

39.Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı ve lâkinne ekserahum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

40.İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaîn(ecmaîne).

41.Yevme lâ yugnî mevlen an mevlen şey’en ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

42.İllâ men rahimallâhu, innehu huvel azîzur rahîm(rahîmu).

43.İnne şeceratez zakkûm(zakkûmi).

44.Taâmul esîm(esîmi).

45.Kel muhli, yaglî fîl butûn(butûni).

46.Ke galyil hamîm(hamîmi).

47.Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîm(cahîmi).

48.Summe subbû fevka ra’sihî min azâbil hamîm(hamîmi).

49.Zuk, inneke entel azîzul kerîm(kerîmu).

50.İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûn(temterûne).

51.İnnel muttakîne fî makâmin emîn(emînin).

52.Fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).

53.Yelbesûne min sundusin ve istebrakın mutekâbilîn(mutekâbilîne).

54.Kezâlike ve zevvecnâhum bi hûrin în(înin).

55.Yed’ûne fîhâ bi kulli fâkihetin âminîn(âminîne).

56.Lâ yezûkûne fîhâl mevte illâl mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîm(cahîmi).

57.Fadlen min rabbike zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).

58.Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).

59.Fertekib innehum murtekıbûn(murtekibûne)

DUHAN SURESİ TÜRKÇE MEALİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.Hâ Mîm.

2,3.Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

4,5,6,7. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

8.O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

9.Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

10.Göğün açık bir dumangetireceği günü bekle.

11.(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

12.İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.
13.Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

14.Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.

15.Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.

16.Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

17.Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti.

18.O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.”

19.“Allah’a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.”

20.“Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”

21.“Bana inanmadınızsa benden uzak durun.”

22.Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi.

23.Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”

24.“Denizi açık hâlde bırak.” Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

25.Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

26.Nice ekinler, nice güzel konaklar!

27.Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

28.İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

29.Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

30,31.Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

32.Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.
33.Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.

34,35. Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”

36.“Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.”

37.Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

38.Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.
39.Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

40.Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.

41.O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.

42.Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.

43,44.Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.

45,46.O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

47.(Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”

48.“Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”

49.(Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”

50.“İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”

51.Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.

52.Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

53.İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

54.İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

55.Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.

56.Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.

57.Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.

58.(Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.

59.Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.

DUHAN SURESİ FAZİLETLERİ

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Her kim cuma gecesi Duhan Suresini, ona inanarak ve onun doğru olduğunu kabul ederek okursa, sabaha bağışlanmış olarak ulaşır.”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Kim cuma gecesi Duhan Suresini okursa, o, sabaha bağışlanmış olarak ulaşır ve (ahirette) iri gözlü hurilerle evlendirilir!”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Cuma akşamı Duhan Suresi’ni okuyanın geçmiş günahları bağışlanır.”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Bir gece içerisinde Duhan Suresi’ni okuyanın geçmiş günahları affedilir.”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Bir gece içerisinde (bir rivayette ise Cuma gecesinde) Duhan Suresi’ni okuyana sabaha kadar 70.000 melek istiğfar eder (okuyan kimsenin günahlarının affedilmesi için Allah’a dua ederler).”

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

“Her kim Duhan Suresi’ni Cuma günü yahut gecesi okursa, Allah’u Teala o kimse için cennette bir köşk bina eder.”

Bu sureyi her gün okuyan, kıyamet gününün korku ve dehşetinden korunur. Dünya hayatında da herkes tarafından sevilir.

Mahkemede kendisi hakkında yalancı şahitler tutulup, mahkum ettiririlmek istenen kişi, Duhan Suresi’nin 51-59. ayetlerini beyaz bir bez üzerine yazıp üzerinde taşımalıdır.

Nazar Nedir? Batıl inanç mıdır?

Çevremizde pek çok kez bazı kişilerin bizi etkilediğine inanmış ve kötü bir enerji yaydığını düşünmüşüzdür. Kimi zaman bu enerjinin etkisiyle kendimizi halsiz, yorgun hissettiğimiz muhakkak olmuştur. Bu kötü enerji olarak belirttiğimiz durum halk arasında nazar olarak bilinmektedir. Çoğu kişinin etkilendiği ve oldukça kendisini mutsuz hissettiği bir kavramdır.

Nazar haktır. Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Büyük bir etkiye sahiptir. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir ettiği bilinmektedir.

İnsan özellikle kıskançlıkla ve kötü niyetle, yani kem gözle bir şeye baktığı zaman daha çabuk zarar verebilir. Bu yüzden kişinin beğendiği bir şeye ısrarla bakması halinde ona, “Allah dilemezse hiçbir şey olmaz.” manasına gelen “MaşaAllah” veya “Allah’ın bereketi üzerine olsun.” manasına gelen “BarekAllah” demesi tavsiye edilmiştir.

Nazar, bir başka deyişle göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçek olduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gereken hususları da ortaya koymaktadır. Nazar, bazı kimselerin zannettiği gibi batıl bir inanç değil, hak ve gerçektir.

Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un İbn Abbas’tan rivayet ettikleri bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Göz değmesi haktır. Eğer kaderi delip geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu.”

NAZAR BONCUĞU KULLANILMALI MI?

Göz değmesinin temelinde yatan esas sebep kişinin kıskançlık duygusudur. Bu duygunun, baktığı kimseye yansıması ve onu tesir altında bırakmasıdır. Nazar boncuğu takmakla bu kıskançlık dolu bakışların tesirinin azaltılması, imrenilerek bakılan kişiye veya cansız bir varlığa yoğunlaşan dikkatin dağıtılması, başka yöne çevrilmesi amaçlanmaktadır.
Fakat Peygamberimiz (s.a.s) nazarlık kullanmayı hoş karşılamamış, bu gibi şeyleri üzerlerine asan kimselerin beyatlerini kabul etmemiştir.

Nazardan korunmak için en sağlıklı yol dua etmektir. Allah’a güvenmek ve sığınmaktır. Hz. Aişe validemizden rivayet edilen bir hadiste Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sav) şöyle buyurmuştur:

“Göz değmesinden Allah’a sığının.”

Nakledilen hadise göre hareket etmek gerekir. Nazar boncuğu, öküz boynuzu, at nalı, sarımsak vs. gibi, halk arasında yaygın olan batıl inançlara itibar edilmemelidir. Bunların hepsi yasaklanmıştır.

Allah’ın bereketi üzerinize olsun…

İslamda Yardımlaşma

İslamiyet bir yardımlaşma dinidir.

İslamiyet’ten önce de sonra da hiç bir din ve fikir sistemi onun kadar bu konuya eğilmemiş, yardım anlayışı ve bu anlayışın uygulanışını bu kadar geniş boyutlara ulaştıramamıştır.
Yardımlaşma, toplum halinde yaşamanın doğal bir sonucudur. Hem başkaları ile yaşamak, hem yardıma ihtiyaç duymamak imkansızdır. Bunun için İslâmiyet yardımlaşmayı, bütün maddi ve manevi hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dini ahlaki bir görev olarak ortaya koymuştur. Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde bu konuya temas edilerek, müslümanlar yardımlaşmaya teşvik edilmiştir. Aynı zamanda Hz. Muhammed (Sav) müslümanlara yardım etmelerini öğütlemiştir. Çünkü yardım ettikleri insanlar zor durumlarını aştıklarında kendileri de yardımlaşmanın tadına vardığı için yardım etmeye çalışırlar.

Zekat, sadaka gibi yardımlar müslümanların aralarında birlik ve beraberliğin yaşandığının kanıtıdır. Sınıf farkının aşılmasına etkendir. Bu hususta müslümanların yardımlaşması sayesinde yardıma muhtaç kimselerin ihtiyaçları giderilir. Bu gibi yardımlar sayesinde muhtaç kimselerin yanlış hallerde bulunması önlenmiş olur. Örneğin yoksul bir adamın hırsızlık yaparak haram işlenmesinden kaçınmasına sebep olabilirler. İnsanlar arasında sevgi ve muhabbet bağı kurulur. İnsanlar toplumda kötülerin yanında iyilerinde olduğunun bilincine varır.

Resûlullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”
Bunun üzerine birisi:
“Ey Allah’ın Resûlü! Eğer mazlum ise yardım ederim, ancak zalimse ona nasıl yardım edeceğim?” dedi.
Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:
“Onu zulümden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun. İşte bu ona yapacağın yardımdır.”

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Bilmez misiniz ki, göklerin ve yerin saltanatı Allah’ındır ve sizin için Allah’tan başka bir dost ve yardımcı yoktur”
Bakara, 2/107

“Göklerin ve yerin mülkü (bütün hazineleri) Allah’ındır. Allah, her şeye hakkiyle kâdirdir”
Ali İmran, 3/189

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır”
Bakara, 2/116, 255

Bu ve benzeri pek çok ayetten de anlaşılacağı gibi evrende gördüğümüz her şeyin gerçek sahibi Allah Teala’dır. Fakat, Cenab-ı Hak, yerde ve gökte bulunan bütün varlıkların, yüce katından bir lütuf ve bağışlama olarak, insanların hizmetine verildiğini başka ayet-i kerimelerde beyan buyurmuştur:

“Bir de göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini (Allah) kendi katından sizin hizmetinize bağışladı. Şüphesiz ki bunda, düşünecek bir kavim için ibretler vardır”

Casiye, 45/13

Varlığın gerçek sahibi olan Allah Teala, bunu, kullarından dilediğine verir dilediğinden alacağını da şöyle açıklamıştır:

Râsûlüm, Şöyle de: Ey mülkün sahibi Allahım! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın; dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır, senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kâdirsin”

Ali İmran, 3/26

Ayrıca, Allah Teala kendilerine mal ve mülk verdiği insanları başıboş bırakmamış, onlara malları ile ilgili bazı sorumluluklar yüklemiş ve görevler vermiştir.

“Onların mallarında dilencinin ve (iffetinden dolayı durumunu açıklamayan) yoksulun bir hakkı vardır.”

Zariyât, 51/19

Zekât gibi miktarı belirli yardımlaşma hükümleri gelmeden önce, sahabe yoksullar için ne kadar harcayacaklarını bilmiyorlardı.

Muaz b. Cebel ile Sa’lebe, Hz. Peygamber’e:

“Hizmetçilerimiz ve akrabalarımız var. Bunlara malımızdan ne kadar harcayalım?” diye sordu.

Bunun üzerine şu ayet indi:

“Ey Muhammed, sana, ne kadar infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyacınızdan arta kalanını verin”

Bakara,219

Zekât farz kılınmadan önce, kazanç sahipleri, bu ayete göre, her günkü kazançlarından kendilerine yetecek kadarını alır, gerisini sadaka olarak dağıtırdı. Altın, gümüş gibi nakit parası olanlar, bir yıllık geçimini ayırır, geri kalanını Allah yolunda harcarlardı.

Kur’an-ı Kerîm’in pek çok ayetinde, varlıklı mü’minlere “Allah yolunda infak” etmeleri emir ve tavsiyesinde bulunulmuş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür.

Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helâl ve iyisinden Allah yolunda harcayın”

Bakara, 267

Müslümanlar yalnızca maddi olarak değil manevi olarak da birbirleriyle yardımlaşma dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

Bir insanın, bizzat kendisine ve aile bireylerine karşı görevlerini yerine getirmesi bir iyiliktir. Komşusu ile olan ilişkilerinde kırıcı olmaması, ona her konuda yardım elini uzatması bir iyiliktir.

Bir yoksulun, bir yetimin yedirilip-giydirilmesi ve barındırılması nasıl maddî iyilikse, güler yüz ve tatlı sözle gönüllerinin alınması, sevgi ile başlarının okşanması da bir iyiliktir. Üzgün ve dertli birini teselli etmek, bildiklerini bir başkasına öğretmek, çevredekilere doğru yolu göstermek, hasta, yaşlı ve kimsesizleri ziyaret etmek bir iyiliktir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bize şu yedi şeyi emretti:

•Hastayı ziyaret etmek.

•Cenazeyi (kabre kadar) takip etmek.

•Aksırana Allah’tan rahmet dilemek.

•Zayıfa yardım etmek.

•Mazluma yardım etmek.

•Selamı yaymak ve yemin edenin yeminini tasdik etmek.

Dua ve Sevgi ile…

Rızık

Rızık, Yüce Allah’ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şeydir. Bu tanıma göre rızık, helal olan şeyleri kapsadığı gibi, haram olanları da kapsamaktadır. İnsana faydası olan maddi ve manevi her şey rızktır. Rızkı yaratan ve veren yüce Allah’tır. İnsan çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur. Allah da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allah’ın rızık veren olması, kullarına tembellik yapmak çalışmamak, yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olmak lüksünü vermez. Kazanç için, helal ve Allah’ın rızasının bulunduğu yollardan gerekli girişimde bulunmak kuldan, rızkı yaratmak ise Allah’tandır. Haram olan şeyler de kul için rızık sayılır. Fakat Allah’ın haram rızka rızası bulunmamaktadır.

“Artık Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin…”

İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın rızkı da bellidir. Rızık hiç değişmez. Azalmaz ve çoğalmaz. Herkes kendi rızkını yer. Bir kimse başkasının rızkını yiyemeyeceği gibi, başka biri de onun rızkını yiyemez.

Hadis-i Şerif’te buyuruldu ki:

‘Hiçbir nefis rızkını tastamam almadıkça ölmez. Öyleyse Allah’tan sakının da rızkınızı güzel ve meşru yollardan arayın.”

Bir kul rızkını helal yoldan ararsa, yaradılışından beri belli olan rızkına kavuşur. Bu rızık, ona bereketli olur. Bu çalışmaları için de sevap kazanır. Fakat rızkını meşru olmayan haram yollardan, Allahın yasak ettiği yerlerde ararsa, yine yaradılışından beri belli olan o rızka kavuşur. Fakat, bu rızık ona hayır getirmez ve bereketsiz olur. Rızkına kavuşmak için kazandığı günahlar da, onu felaketlere, kötü bir yaşantıya sürükler.

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vâde belirlemiştir.”

Ayette belirtildiği gibi Allah’a güvenerek, isyan etmeden, sabırla hareket etmeliyiz. Nefes alan her canlının bir yerde kendisini bekleyen bir rızkı olduğunu unutmamalıyız. Umutsuzluğa kapılmamalıyız. Bu dünyada rızkı için endişenen kimse boşuna endişelenmektedir. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir.
Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir.

Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaz ile müsafeha edince buyurdu ki:
-Ya Muaz, ellerin nasırlaşmış.
-Evet ya Resulallah, kazma elimde toprakla meşgul oluyor ve bu sayede çoluk çocuğumun nafakasını kazanıyorum.
Fahr-i kâinat efendimiz, Hazret-i Muaz’ı öpüp buyurdu ki:
Bu eli cehennem yakmaz.

Görüldüğü gibi bir Müslümanın iyi niyetle çalışması ibadettir. Fakat kafirin ve her haramı işleyen kimsenin çalışması ibadet olmaz. Namaza ne lüzum var, çalışmak da ibadettir demek çok yanlıştır. Böyle söyleyen kafir olur. Namaz kılan, haramlardan kaçan kimsenin iyi niyetle çalışması ibadettir.

Hadis-i Şerifte vurgulandığı gibi:

“İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.”

Başka bir Hadis-i Şerifte “Sabah uykusu rızka manidir” denmiştir. Allah maddi rızıkları kullarına sabah namazından sonra dağıtır. Yani Allah-u Teala rızıkları, fecir ile güneşin doğacağı vakitler arasında verir. Bu sebeple sabah namazında ettiğimiz dualar çok makbuldür.
Manevi rızıkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmeliyiz.

Unutmamalıyız ki, Allah, kuluna bir rızık dilediği zaman, ona ulaşabileceği yolları da açar.

Dinimizde Sabır

Sabır, olacak bir şeyi beklerken mevcut koşullara dayanabilme, kendini tutma, beklerken olumsuz düşünmeme anlamlarına gelir. Kısaca kendini tutma, tahammül, katlanma, dayanma gücü ya da dayanç olarak da ifade edilir.

Sabır üç çeşittir. En önemlisi günah işlememeye sabırdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

Sabır üç çeşittir:
•Belaya, musibete sabır,
•Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır,
•Günah işlememek için sabır.

Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir.
Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel bir davranıştır. Sabır, Peygamber sünnetidir. Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız mümkün olmaz. Çünkü, “İman nedir?” diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, “Sabırdır” buyurdu.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette Allahü Teala sabretmenin faziletini biz kullarına anlatmıştır. Yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlere verilecek sevaplar bildirilmiştir.

”Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”

Bakara Suresi, 153. Ayet

Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru dürüst ibadet edemez. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Her hayra ski:\n“Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyenabırla ulaşılır.

“Hak Teala, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden cennete koyar.

Bazı sıkıntılar vardır ki, insanın irade gücünü aşar. Mesela yakınlarının veya kendi başına gelen felaketler ya da doğal afetler gibi. Bunlar insanın doğal yapısına uymayan olaylardır ve maddi yıkımlar yanında manevi yıkımlara da yol açabilir. Ya da bir savaş ortamı içinde karşı karşıya kalınabilecek yokluklar, işkenceler ve ölüm korkusu insanın irade gücünü yok edebilir. İşte bu gibi durumlarda insanın iradesini kaybetmesini önleyen, çektiği acılara rağmen Allah`a isyan etmeden mücadelesine devam edebilmesini ve ayakta kalabilmesini sağlayan güç, sabırdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.”

Biri, “Ey Allah’ın Resulü, malım gitti, param gitti, vücudum hasta oldu” dedi.
Hz.Peygamber (sav) O’na buyurdu ki:

“Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayanda hayır yoktur. Çünkü Allahü Teâlâ’nın sevdiği kul, belaya maruz kalır.”

Mazlumların, sabredenlerin yardımcısı Allah’tır. Allahü Teala, kimsenin hakkını kimsede koymaz. Sabredenlere sayısız mükafat verir. sevgiliden -Allahü Teala ’dan-gelen her şeyi, gülerek, sevinerek karşılamak lazımdır. Ondan gelenlerin hepsi tatlı gelmelidir. Sevgilinin sert davranması, aşağılaması, ikram, ihsan ve yükseltmek gibi olmalıdır. Hatta, kendi nefsinin böyle isteklerinden daha tatlı olmalıdır. Seven böyle olmazsa, sevgisi tam olmaz. Hatta, seviyorum demesi, yalancılık olur.

Allahü Teala, Hadis-i Kudside buyuruyor ki:

“Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın.”

Bizim için mutlaka hayırlı olduğuna inandığımız sabır, bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Allah’ın dinini tebliğ ederken hepsi çeşitli sıkıntılara uğramış, kendilerine eziyet edilmiş, yurtlarından çıkarılmış. Hükümdarlar tarafından zindana atılmış ama onlar daima sabretmişlerdir.

Her müslümana düşen görev, kurtuluşun sabırda olduğunu düşünerek, Allah’tan sabır dilemek ve sabırlı olmaktır.