Namazın Tarihi

Kur’ân-ı Kerîm’den hemen bütün ilahi dinlerde namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Adem, Nuh ve İbrahim’den sonra namazı terk eden nesillerin geleceği, Hz. Zekeriyya’nın namaz kıldığı, Hz. İsa’nın beşikteki mucizevi konuşmasında namaz vecibesine atıfta bulunduğu, Hz. İbrahim’in yanı sıra Lut, İshak ve Ya‘kub’a namaz emrinin vahyedildiği, Hz. İsmail’in halkına / ailesine namazı emrettiği, Hz. Lokman’ın oğluna namazı hakkıyla kılmasını öğütlediği, Hz. İbrahim’in namazı yalnız Allah rızası için kıldığını söylediği, kendisini ve neslini namazı dosdoğru kılan kullarından eylemesi için dua ettiği, Hz. Musa’ya Allah’ı anmak üzere namaz kılmasının emredildiği ifade edilmekte, Allah’ın İsrailoğulları’ndan yerine getirme sözü aldığı görevler arasında namazın da yer aldığı görülmektedir. Yine Ashab-ı Kehf kıssası anlatılırken mescid kelimesinin zikredilmesinden o dönemde namaz ibadetinin var olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.

Kabe'de Namaz

Hadis ve tarih eserlerinden, İslam öncesi Hicaz-Arap toplumunda Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği tevhid dininin etkilerinin ve bazı ibadet türlerinin şekil ve mahiyet değiştirerek de olsa devam ettiği, Ebû Zer el-Gıfârî ve Zeyd b. Amr b. Nüfeyl gibi bu dine tabi olup Hanif diye isimlendirilen kimselerin Kabe’ye yönelerek namaz kıldıkları anlaşılmakta, buna karşılık Cahiliye Arapları arasında muayyen bir namaz şeklinin bulunduğu bilinmemektedir. “Onların (müşrikler) salatı ıslık çalmak ve alkışlamaktan ibarettir” mealindeki ayette geçen “salat” kelimesi, daha çok müşriklerin Müslümanların Kabe’deki ibadetlerine karşı ibadet görüntüsü verdikleri bir engelleme hareketi olarak yorumlanmıştır. İbn Abbas’ın bir açıklamasına dayandırılan bir yoruma göre ise Kureyş kabilesinin ıslık çalıp el çırparak Kabe’yi tavaf etme şeklinde bir ibadetleri vardı.

Kaynaklarda, İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren namaz ibadetinin mevcut olduğu ve beş vakit namaz farz kılınmadan önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılındığı belirtilmektedir. Kur’an’daki bazı ayetlerin bu iki vakit namaza işaret ettiği görüşünde olanlar da vardır. Vahyin başlangıç döneminde bazı kaynaklara göre Müddessir Suresinin 1-3. ayetleri nazil olunca, Cebrail, Hz. Peygamber’i Mekke’nin yakınlarındaki bir vadiye götürmüş, orada fışkıran su ile önce kendisi, sonra Resul-i Ekrem abdest almış, ardından Resulullah’a namaz kıldırmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber sevinçli bir şekilde eve gelmiş, Hz. Hatice’nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde onunla birlikte abdest alıp iki rek‘at namaz kılmışlardır. Üç yıl kadar süren gizli davet ve daha sonraki açık davet döneminde Resul-i Ekrem evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhalığı sırasında Harem’de namaz kılmıştır. Zaman zaman Hz. Ali’yi de yanına alarak Mekke dışındaki vadilerde akşam namazını kıldığı ve hava karardıktan sonra döndüğü nakledilir. İlk Müslümanlar da Mekke içinde gizli yer bulamadıklarında şehir dışına çıkıp ıssız yerlerde ve zaman zaman mescid haline getirdikleri Erkam adlı sahabinin evinde namaz kılmışlardır.

cemaat namazı

Bazı rivayetlere göre, “Namazda yüksek sesle okuma!” mealindeki ayet gizli namaz dönemiyle ilgili olup Hz. Peygamber’in ashabıyla namaz kılarken ayetleri yüksek sesle okuduğu için müşriklerin Kur’an’a hakaret etmeleri üzerine inmiş, Resul-i Ekrem’in sesini alçaltması, fakat yanında bulunanların duyamayacağı kadar da gizli okumaması istenmiştir. Bu iki vakit namazın dışında Müzzemmil Suresinin ilk ayetleriyle gece namazına kalkılması ve bunun belli bir vakit içinde eda edilmesi emredilmişken aynı surenin 20. ayetinde, Allah Teala’nın bu hususta yaşanan zorluğu bildiği ve müminleri bağışladığı haber verilmiştir.

Bu ayetin Medine’de indiği rivayet edildiği gibi ayetten çıkan sonuç hakkında farklı yorumlar da vardır. İslamiyette bugün bilinen şekliyle beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl kadar önce Mi‘rac Gecesi‘nde farz kılınmıştır. Hadis mecmualarında yer alan bilgilerden namazların önce ikişer rek‘at olarak farz kılındığı, hicretten kısa bir süre sonra öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzlarının dörder rek‘ata çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

 

Kaynak: namaz.diyanet.gov.tr

Umre Nedir, Nasıl Yapılır?

Umre, hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihram ile yapılan, tavaf ve sa’y yapmak ve saç kazımak veya kesmektir. Umrenin farzı ikidir. İhram ve tavaf. İhram umrenin şartı, tavaf ise rüknüdür. Sa’y ve tıraş olmak ise vaciptir.

 

umre

Umre Nasıl Yapılır?
1-
Mikat sınırlarının birinde ihrama girilir ve niyet edilir.

2- Telbiye, tekbir, tehlil salevat-ı şerife okunarak Harem-i şerife girilir. Niyet edilip umre tavafı yapılır.
Tavaf esnasında iztiba ve ilk üç şavtta remel de yapılır.

3- Tavaf namazından sonra Mes’aya gidilerek umrenin sa’yi yapılır.

4- Tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece umre tamamlanmış olur.
Umrede Arafat, Mina, Müzdelife’deki menasik, kudum ve veda tavafı yoktur.

İhrama Girilen Yerler:
Mekke’ye mikat sınırları dışındaki yerlerden gelenler yolları üzerindeki mikatlardan birinde ihrama girerler. Mekke’de bulunulduğu esnada umre yapmak istenirse, Mekkeliler gibi, Harem Bölgesi dışına çıkılarak ihrama girilir.

Umre Farz Mıdır?
İmam-ı Rabbani buyuruyor ki: Umreye gitmek farz ve vacip değildir, nafile ibadettir. Nafile ibadeti yapmak, bir farzın terkine veya bir haram işlemeye sebep olursa, ibadet olmaktan çıkar, günah işlemek olur. (1/124)

Umrenin Zamanı Var Mıdır?
Umre için belirli bir vakit yoktur, her zaman yapılabilir. Ramazanda yapılması daha faziletlidir.

Fil Vak’ası

Fil Vakası

Fil-Vakası

Peygamber Efendimizin doğmasına yaklaşık iki ay varken Mekke’de bir olay yaşandı. Bu olaya Fil Vak’ası denir. O dönemde insanlar Mekke’ye gelir, Kabe’yi ziyaret ederlerdi. Yemen’de, Habeşistan Krallığına bağlı Hristiyan bir vali olan Ebrehe, Arapların her sene Hac amacıyla Mekke’ye gitmelerini istemiyordu. Buna engel olmak için Bizans İmparatorunun da yardımı ile Sana’da büyük bir kilise yaptırdı. Adını da ‘Kulleys’ koydu.

Okumaya devam et

Mekke’nin Fethi

mekke-Fethi

Kabe

Mekke,  dinimizde büyük yeri olan kutsal bir şehirdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed burada doğmuş, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim burada indirilmeye başlanmış ve kıblemiz Kabe de yine bu şehirde yer almaktadır. Kur’an’da “Şehirlerin Anası” sıfatıyla anılır. Günümüzde her yıl milyonlarca Müslümanın ziyaret ettiği kenttir.

Okumaya devam et

Kabe Nasıl Tavaf Edilir?

Kabe'nin Kapısı

Kabe’nin Kapısı

Umre‘nin ziyaret etmek manasına geldiğini biliyoruz. Biz de 2014’de Temettü Haccına niyet ettiğimiz için öncelikle ihramlı olarak umre yaptık. 29 Eylül Pazartesi öğle namazından önce yaptığımız umrenin ilk şavtının görüntülerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz.

Gelelim tavaf ve şartlarına: Tavafın 3 şartı bulunuyor.

1) Niyet etmek

2) Tavafı Kabe’nin etrafında saat yönünün tersine dönerek yapmak

3) Tavafa başladıktan sonra 7 şavtı tamamlamak.

Okumaya devam et