Esma-ül Hüsna “El-Alim”

EL-ALİM: Alim, “bilgi sahibi”, “çok bilen” anlamına gelmektedir. Büyük- küçük, gizli veya açık, kalpten geçen veya sözde, dilde olan, dışa vurulan veya vurulmayan her şeyi en ince ayrıntısına kadar hakkıyla bilendir. Ebced değeri ve zikir sayısı 150‘dir. Zikir saati ise güneş doğarken ve ikindi sonrası, gece okumalarında tam gece yarısıdır.

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hucurat,18)

El-Alim Esmasının Faziletleri

5 vakit namazdan sonra 150 kere “Ya Alim celle celalühu” zikrine devam eden sanat ve mesleğinde her zaman başarılı olur.

Kim sabah ve akşamları “Bismillahillezi la yedurru measmihi şey’ün fil ardi ve la fis-sema’ ve hüves-semiul alim.” diye 3’er kez okusa, bütün bela ve musibetlerden Allah’ın izni ile korunur.

Her gün bir bardak suya 150 kere ” Ya Alim celle celalühu ” dedikten sonra içenin ezberleme kabiliyeti artar.

Namazlarının sonunda 100’er defa “Ya alimel gaybi veş-şehadeh” şeklinde okuyanların kalp gözleri açılır.

“Ya allamel guyübi fe la şey e yefutuhü min ılmihi ve la yeudüh” diye bu esmayı okumaya devam edenlerin unutkanlıkları gider, hafızaları güçlenir, ezber güçleri artar.

El-Alim Esmasının Geçtiği Ayetler

“Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?” (Enam,53)

“Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.” (Enam,117)

“Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.” (Enam,119)

“Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nur,41)

“Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.” (Bakara,32)

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Ali İmran,92)

“Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.” (Nisa,45)

“O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen alemi de bilendir. O, Rahman’dır, Rahim’dir.” (Haşr,22)

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.” (Fatır,38)

 

 

Kuran Mucizeleri 2 Denizlerin Karışmaması

Denizlerin “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, sularının karışmadığı gerçeği okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir.

Screenshot_1

Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız bilim adamı Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır:

“Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. Çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz’in kendine has tuzluluğu ve yoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor. Sonra Atlas Okyanusundaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz’den tamamen farklı olduğunu gördük. Halbuki Cebeli Tarık Boğazında birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysaki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık. Çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendep Boğazı’nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik.”

Kaptan Cousteau’yu şaşırtan bu durum Kur’an‘da on dört asır önceden şu ayetlerle belirtilmiştir;

“O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.” (Furkan,53)

“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman,19-20)

Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu hadisenin Kur’an da ifade edilmesi Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ve Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu bizlere en açık şekilde gösterir.

11 Ayette Kurban İbadeti

Kurban, Kur’an-ı Kerim, Sünnet ve icma ile sabit bir ibadettir. Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller mevcuttur. Hz.Aişe (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul olunur. Bu sebeple kestiğiniz kurbanlardan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.”

Kurban ile ilgili ayetler de mevcuttur. Bunlar;

“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara,196)

“Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.” (Saffat,107)

“(Ey Muhammed!) Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.” (Maide,27)

“Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Ka’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki adil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.” (Maide,95)

“Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı, hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.” (Maide,97)

“Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hac,28)

“Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” (Hac,34)

“Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” (Hac,36)

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” (Hac,37)

“Onlar, inkar edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkar edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.” (Fetih,25)

“O halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.” (Kevser,2)

Ezan Duası

Ezan okunduğu zaman dinlemek, içinden tekrar etmek ve bitince ezan duası yapmak sünnettir. Ezan duası Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in bizlere öğrettiği bir duadır ve şöyle buyurmuştur: “Her kim ezanı işittiğinde ardından dua ederse kıyamet gününde benim şefaatim ona vacib olur.”

Sehl bin Sa’d’dan (r.a) rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İki dua var ki, bunlar geri çevrilmezler: Ezan zamanında yapılan dua ve insanların birbirine girdiği şiddetli savaş anında…” 

Screenshot_1

Okunuşu

“Allahumme Rebbe hazihi’d-da’veti’t-tamme. Vesselatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refiate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke la tuhlifu’l-miad.”

Anlamı

 “Ey bu tam davetin ve kılınmak üzere olan bu namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ihsan et. Bir de kendisine va’d ettiğin Makam-ı Mahmûd’u verip oraya ulaştır, muhakkak ki Sen vaadinden dönmezsin.”

Hz. İdris’in Hayatı

Hz. İdris’in (a.s) Babil taraflarında doğduğu rivayet edilir. Hz. Adem’in (a.s) altıncı kuşaktan torunudur.Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet’tir. İslam alimlerinin belirttiğine göre, İdris’in asıl adı “Uhnuh”dur fakat Kur’an-ı Kerim’de İdris diye bildirilmiştir. İdris (a.s) ‘a Peygamberlik gelmeden önce de ibadetle meşgul olur, salih kimselerle beraber bulunur, geçimini el emeğiyle kendi sağlardı. İnsanlık tarihinde ilk defa terzilik mesleği İdris (a.s) ile başlamıştır. İdris (a.s) beyaz tenli, uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü, kaba sakallı, iri kemikli, güzel yüzlü idi. Yürürken, adımını, kısa atar, önüne bakardı. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı. Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.

Hz. İdris’in içinde yaşadığı toplum, Kabil soyundan gelmekteydi. Şit’in (a.s) gösterdiği yoldan ayrılmışlar, kulluk vazifesini terk etmişlerdi. Her türlü haram ve kötülüğü, helal sayarak işliyorlardı. Doğru yoldan ayrılan bu kavme İdris aleyhisselam peygamber olarak gönderildi. Cebrail (a.s) Hz.İdris’e dört defa gelmiştir. Kendisine otuz sayfa nazil olmuştur. Bu sayfalarda Allah’ın emir ve yasakları bildirilmiş, İdris(a.s) ise bu emir ve yasakları cemaatine iletmiştir. Onun şeriatında; “Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, meleklere, peygamberlere ve ahir zamanda gelecek olan son peygambere inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, domuz, köpek ve eşek eti yememek, aklı gideren maddelerden sakınmak” emredilmiştir. İdris aleyhisselam, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, Hz. Muhammed(s.a.v) ‘in vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nuh Tufanını bütün ayrıntılarıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mucizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itaat etmiş, pek çoğu ise karşı gelmiştir. Bunun üzerine yaşamış olduğu Babil’den Mısır’a hicret etti.

astronomi-nedir-astronominin-dogusuAllah Teala ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasip etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dine davet etmiştir. Savaş aletleri yapıp, kafirlerle cihat etmiştir.İnsanlara şehir kurma sanatını ve idarecilik ilmini öğretmiştir. Yüz kadar şehir kurmuş, bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Reha şehridir. Her millet de öğrendikleri bu şartlara göre kendi bölgelerinde pek çok şehirler kurmuştur.İnsanlara hikmet ve matematik dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla ilgili ince ve derin meselelerden bahsetti. Allahü Teala ona göklerin birleşimini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla ilgili derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesap ilmini öğretti. Hz. İdris kavmine yazı yazmayı, dikiş dikmeyi öğretti.

Kur’an-ı Kerim’de İdris peygamberden iki yerde doğrudan bahsedilmektedir. “Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.Onu yüce bir makama yükselttik.” (Meryem,56-57) Bu olaydan hadislerde şu şekilde bahsedilir;Peygamberimiz (s.a.v) Miraca çıktığı zaman, Hazret-i İdris’i dördüncü kat semada gördüğünü bildirmiştir.

“İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.” (Enbiya,85-86)