Ramazanda İbadet ve İyilik

Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik

Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

“Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları af olur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren amirler de af olur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.”

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü Tealanın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir. İbadetlerimizin sevabını yok eder.

Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek lazımdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!” [Beyheki]

“Nerede, ne halde bulunursan bulun, Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!” 
[Tirmizi]
Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!” [Şir’a]

“Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.” 
[Buhari]

“Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü Tealaya saygıdandır.” 
[Buhari]

“Bir Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü Tealaya ikram etmiş gibidir.” 
[Taberani]

“Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü Teala, ona gençleri hürmet ettirir.” 
[Şir’a]

Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik

İnsanlara iyilik etmek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

“İnsanların hepsi Allah’ın ıyali [ev halkı] gibidir. Allahü Tealanın en çok sevdiği kimse, Onun ıyaline [insanlara] en faydalı olandır. Allahü Tealanın en buğzettiği kimse de Onun ıyaline iyilik etmeyendir.” [Bezzar]

“Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.” 
[Deylemi]

“En iyi kimse, kendisinden hep iyilik beklenendir.” 
[Tirmizi]

“İyilik etmek ömrü uzatır.” 
[Taberani]

“Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.”
[Ebu Davud]

Zekatın Hikmetleri -II-

zekat

Allah İçin Verilecek Mallar

Kişinin en çok sevdiği ve nefsinin kendisi için ayırıp tercih ettiği en iyi maldan zekat/sadaka vermesi daha fazilet­lidir. Böylece yüce mevlasının emrettiği gibi onun için ola­nı tercih etmiş olur. Allah Teala, kendisi için infak edenle­rin halini bir misalle şöyle anlatmıştır: “Kazandığınız şeyle­rin helal olanlarından infak ediniz. Size verilse gözü­nüzü yummadan almayacağınız kötü malı hayır diye infak etmeye kalkışmayın.”

Yani malınızın değersiz olanlarını ayırıp Allah için vermeye kalkışmayın; öyle ki bu mal sizden birine verilmiş ol­sa onu ancak istemeyerek ve verenden utanarak alır. Nef­sinizin güzel bulmadığı yahut ileri için biriktirmeyi kötü gör­düğü yahut başkasından dolayı aldığı veyahut birine he­diye etmeyi güzel görmediği değersiz malları, zekat ve sa­daka olarak Allah için vermeye kalkışmayın. Böyle yapar­sanız, nefsini veya senin gibi bir kimseyi yüce rabbine ter­cih etmiş olursun. Bu, kötü edeptendir. Kötü edep ile hiçbir ibadet yerine gelmiş olmaz.

Hz. Enes’in (r.a) rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Harama bulaşmadan kazandığı maldan infak eden kula müjdeler olsun. ”

Veren ile Alanın Duası

Bir fakire sadaka verdiğin zaman sana dua ederse aynı şekilde sen de onun için dua et. Böyle yaparsan, senin duan onun duasına karşılık olur. Böylece verdiğin sadakanın sevabı sana kalmış olur. Aksi halde onun duası senin yaptığın iyiliğe karşılık olur. Alimler bu durumdan sakınırlardı. Ayrıca bu, tevazuya daha yakın bir davranıştır.

Aslında sen fakire ulaştırdığın hayırdan dolayı dua ve teşekkür gibi bir karşılığı hak etmiş değilsin; çünkü sen yü­ce Allah tarafından sana farz kılınan bir ibadeti yapmakta­sın veya yüce Rabbinin o kimseye takdir ettiği rızkını ulaş­tırmaktasın.

Hz. Aişe ve Ümmü Seleme (r.a) bir fakire herhangi bir yardım gönderdiklerinde zekatı götüren elçiye, fakirin yap­tığı duayı aklında tutmasını söylerlerdi. Sonra kendileri ay­nı duayı o fakir için yaparlardı ve “Sadakamızın sevabının bize kalması için böyle yapıyoruz” derlerdi. Hz. Ömer ve oğlu Abdullah da böyle yapardı.

Kendisine bir hayır yaptığın fakirden sana dua etmesi­ni beklemen ya da ondan bunu istemen uygun değildir. Ay­rıca ona yaptığın iyilikten dolayı seni hayırla anmasını ve övmesini de istememelisin. Çünkü bunlar sadaka ve hay­rın sevabını noksanlaştırır. Bu beklenti sende ileri seviye­ye ulaşır ve kalbinde kuvvetlenirse amelini iptal eder.

Her ne kadar fakirin sana dua etmesi veya kendisine yaptığın iyiliğe karşılık seni hayırla anma görevi varsa da, o bununla Allah’ın kendisine emrettiğini yapmakta ve O’na kulluk etmektedir. Dolayısıyla sen, sana yapacağı teşek­kürü onun üzerindeki bir hakkın olarak görmemelisin.

mekke-dua

Güzel Edepli Olmak

Fakire herhangi bir iyilik yaptığın zaman, bunu güzel edeple, yumuşaklıkla, lütuf ile, tatlı sözlerle ve alçak gönül­lülükle yap. Edep sahibi kimseler bir fakire herhangi bir şey vermek istediklerinde ellerini açarak verirlerdi. Bunu, faki­rin elinin kendi ellerinin üstünde olması ve böylece onun kendilerinden daha üstün olduğunu göstermek için yapar­lardı. Bazıları da verecekleri şeyi fakirin önüne veya yere koyup bunu kabul etmesini isterlerdi. Böylece bir bakıma kendileri isteyici duruma gelirlerdi. Fakiri yüceltmek için, ona verdikleri şeyi elleriyle uzatarak vermezlerdi. Bu du­rum kulun rabbini yakınen tanıdığını ve ibadetinde güzel edep içerisinde olduğunu gösterir.

Kim yaptığı iyiliğin karşılığı olarak fakirin kendisini öv­mesini isterse bu övgü onun amelinden elde edeceği payı­dır ve böylece yaptığı hayrın sevabı yok olur. Hatta, Allah için yaptığı bir amelde ve Allah’ın onun eliyle kuluna gön­derdiği bir rızıkta fakirin kendisini övmesini istediğinden dolayı günah bile kazanır. Bundan kendisini kurtaran kim­senin hali ne kadar güzel olur.

Edep

İyiliğe Teşekkür Etmek

Fakirin kendisine iyilik yapan kimseye bir teşekkür ola­rak özel dualar etmesi müstehaptır. Bunu bir edepten ve mevlasının ahlakı ile ahlaklanmak için yapmalıdır. Çünkü Cenab-ı Hak o kimseyi hayır için bir sebep ve iyilik için bir vasıta yapmıştır. Allah Teala verme işinde kulunu bir vası­ta olarak görmekte ve bundan dolayı kulunu övmektedir.

Böyle yapmak, insanlara bir teşekkür, onlar için dua ve güzel övgüde bulunmaktır. Kendisine bir şey vermedikleri zaman onları kötülememesi de bir çeşit teşekkürdür. Hayır sahibinin verdiğini alırken onları ayıplamamak da teşekkü­rün ayrı bir şeklidir.

Bu söylediklerimizi, şu hadis-i şeriften anlıyoruz: “Ken­disine iyilik yapan insanlara teşekkür etmeyen kimse, Al­lah Teala’ya şükretmiş olmaz..”

İnsanlara teşekkürde, hayra vasıta yapılan şeyleri ka­bul etmek, nimetin ortaya konulmasında güzel edeple mu­amele etmek ve nimet veren yüce Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak mevcuttur. Çünkü Allah insanlara nimetlerini ihsan etmiş, sonra onlara bir ikram olarak şükürlerine bol sevap­la karşılık vermiştir.

Bir haberde şöyle rivayet edilmiştir: “Yakın sahibi kullar, kendilerine verilen bir nimette önce Allah’ın elini (rahmeti­ni) müşahede edip O’na şükreder. Sonra bu iyiliği yapan müttaki kimselere teşekkür ederler. Çünkü yüce mevla on­ları fakir için bir hamd sebebi ve onun rızkı için bir vasıta yapmıştır.”

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Kim iyilik ederse onun iyiliğine benzer bir iyilikle karşılık veriniz. Eğer buna imkanınız olmazsa, iyiliğine karşılık olduğuna kanaat getirinceye kadar hayır sahibine dua ediniz.”

İnfaktan dolayı Allah’a şükretmek ise, o malın hiçbir şe­riki olmadan Allah’tan geldiğine kesin olarak inanmak ve o mal ile Allah’a ibadet etmeye çalışmakla olur.

Hayır Yapmak İçin Tercih Edilecekler

Sadaka/zekat verirken, halini gizleyen, halk tarafından bilinmemeyi tercih eden, ona buna halini açıp şikayet et­meyen dindar ve maneviyat ehli kimseleri arayıp bulmak daha faziletlidir. Bunlar, durumları Kur’an’da anla­tılan kimselerdir. Onlar, fakirliklerinden, geçim darlığından yahut kalbini ıslahla meşgul olduğundan veyahut da imka­nı olmadığından yer yüzünden ticaret için gezip dolaşamadığından kendisini ahiret yoluna adamış, devamlı ibadet ve taat ile meşgul olan kimselerdir. Ayet onların sıfatlarını şöyle anlatır: “Onların iffetlerinden dolayı cahiller kendileri­ni zengin zanneder. ”

O halde yaptığın iyiliği, bu vasıfları veya bir kısmını ta­şıyanlara yapmaya gayret et. Böyle yaparsan, amelin te­miz, yaptığın işler de karşılık bulmaya layık olur. İyiliğin ve hayrın en faziletli olanı, fakir kardeşlerine yaptığın iyiliktir.

Hz. Ali’nin (r.a) şöyle dediği nakledilmiştir: “İhtiyaç sahi­bi bir kardeşime 1 dirhem sadaka vererek hukukunu gö­zetmem, bana, başkasına 20 dirhem sadaka vermekten daha sevimlidir. Kardeşime 20 dirhem sadaka vererek iyi­lik yapmam, başkasına, 100 dirhem sadaka vermekten da­ha sevimlidir. Yine kardeşime 100 dirhem sadaka ver­mem, benim için bir köle azat etmekten daha sevimlidir.”

Çünkü Allah Teala, yakın dostları akrabaların arasında zikretmiştir. Buna göre akrabaya verilen zekatın yabancı­lara verilen zekata üstünlüğü, yabancıları bırakıp da yakın akrabaya sadaka vermenin fazileti gibidir. Zira akrabalık bağından sonra en güçlü bağ din kardeşliği bağıdır.

Seleften biri şöyle demiştir: “Amellerin en faziletlisi, kardeşlik hukukunu devam ettirmektir.”

Zekatın Hikmetleri -I-

zekat

Hayırda Acele Etmek

Bir kimse, zekat kendisine farz olur olmaz ilk vaktinde zekatını vermelidir. Zekatın senesi dolup farz olmadan ön­ce verilmesi daha faziletlidir. Bu, özellikle zekatın verilme­si gereken bir yeri bulunca yapılmalıdır. Mesela, Allah yo­lunda cihad eden bir gazi, vakti gelmiş fakat ödenemeyen bir borç, bir cihad, ihtiyaç içine düşmüş fazilet sahibi bir fa­kir yahut garip bir yolcu ve benzeri ihtiyaç sahipleri görül­düğünde bu kimselere vaktinden evvel zekatını vermek, bunu güzel bir fırsat görüp hemen değerlendirmek daha faziletli ve daha bereketlidir. Böyle davranmak, hayırlı işle­re koşmak, iyilik ve takvada yardımlaşmak olur. O ayrıca, yapılması emredilen şeyin yanı sıra nafile bir hayır yap­maktır.

İnsan, başına gelecek kötü durumlardan emin olamaz. Çünkü hayrı geciktirmekte birçok afet mevcuttur. Dünyanın nice felaket ye sıkıntıları vardır. Nefis durmadan hal değiştirir. Kalp devamlı değişim içindedir; bunun için fırsat ele geçer geçmez hayrı yerine getirmelidir.

namaz ve zekat

Zekat veren kimse, zekat vermede yılbaşı olarak rama­zan veya zilhicce aylarından birini belirlerse, bu daha fazi­letlidir. Çünkü bu iki ayın birçok fazileti ve hususiyeti vardır.

Yüce Allah ramazan ayını Kur’an’ın indirilmesine tahsis etmiş ve onda bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi‘ni koymuştur. Ramazan ayında zekatın verileceği en faziletli günler son on günüdür. Zilhicce ayının en faziletli günleri ise ilk on günüdür.

Takva ehlinden bazıları, zekatın her sene bir ay öne almak suretiyle verilmesini ve sene başından sonraya bırakılmamasını münasip görmüşlerdir. Çünkü bir kimse zekatını her yıl belirli bir ayda verirse, gelecek seneki aynı ay aslında on üçüncü ay olur. Bu da zekatın geç verilmesi demektir.

Alimler şöyle demişlerdir: “Bir kimse, bu yıl zekatını receb ayında verirse, gelecek yıl zekatını cemaziyelahir ayında vermelidir. Böylece bir seneyi geçirmemiş olur. Bu­na göre, bu yıl zekatını ramazan ayında veren bir kimse, gelecek yıl şaban ayında vermeli ki, seneye bir şey ekle­memiş olsun. Bu şekilde hareket etmesi daha güzeldir.

Kalp Huzuru ve İhlas

Zekatı gönül hoşluğu ve kalp huzuru ile Rabbi için ihlaslı bir şekilde, sırf O’nun rızasını isteyerek, gösteriş ve riya yapmaksızın, yapmacık hal ve tavırlara girmeksizin vermelidir. Kul, verdiği zekatı, Allah’tan başkasının bilmesini istememelidir. Zekatı verirken, Allah’tan başkasından bir şey beklememeli, onu vermediğinde ise O’ndan başkasın­dan korkmamalıdır. Devamlı Allah Teala’ya nazar etmeli, O’nun bu hayırda kendisine İhsan ettiği güzel yardımını yakînen tanımalıdır.

Tevazu

Zekat veren kimse zekatını verdiği fakirin kendisinden daha hayırlı olduğuna itikad etmeli; kalbinde onu noksan görmemeli ve onu küçük düşürmemelidir. Zengin kimse, fakirin kendisinden daha hayırlı olduğunu bilmelidir. Çünkü fakir, onun için manevi bir temizlik, yükselme, yücelme ve ebedi ahiret yurdunda manevi derece elde etme sebebi yapılmıştır. Kendisi ise, fakir için bir hizmetçi ve onun dün­yasını ihya etmekle görevli bir memur yapılmıştır.

Gösteriş ve Minnetten Uzak Durmak

Müslüman zekatını fakire gizli olarak vermeli, verdiğinin zekat olduğunu kendisine söylememelidir. Allah Teala’nın, “Sadakalarınızı minnet ederek/başa kakarak ve fakire ezi­yet yaparak iptal etmeyiniz(Nisa,53)  ayetinin tefsirinde şöyle denmiştir: “Minnet, zekatı verdiğin kimseye ‘bu zekattır’ di­ye söylemen; eziyet ise verdiğin zekatı başkalarına açıklamandır.”

Süfyan-ı Sevri (rah) demiştir ki: “Kim yaptığı hayrı başa kakarsa sadakası/zekatı fasid olur.” Ona, “Başa kakmak nasıl olur?” diye sorulunca şu cevabı vermiştir: “Yaptığın hayrın zekat olduğunu zikretmen veya başkaları yanında ondan bahsetmen o kimseyi minnet altına sokmandır.”

Başka biri de şöyle demiştir: “Minnet, verdiğin şeye kar­şılık olarak hayır yaptığın kimseyi çalıştırmak istemendir. Eziyet ise fakirliğinden dolayı onu ayıplamandır.”

Yine denilmiştir ki: “Minnet, kendisine hayır yaptığın kimseye karşı kibirlenmek, eziyet ise onu azarlamak ve bir şey istediği için kendisini kınamaktır.”

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: Sadakanın en faziletlisi insanın şartlarını zorlayarak bir fakire gizlice ver­diği sadakadır.

Alimlerden biri şöyle demiştir: “Üç şey iyiliğin hazinelerindendir. Onlardan biri de zekatın gizli olarak verilmesi­dir.” Bu söz bize müsned bir hadis olarak da rivayet edildi.

Zekatı gizlice vermek insanın dini için daha selametlidir. Bunun afeti daha azdır ve amel bakımından da daha temizdir.

Bize ulaşan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Allah, yap­tığı hayrı halka duyurmak için, gösteriş yaparak ve minnet ederek hayır yapanın hayrını kabul etmez.”

Görüldüğü gibi hadis-i şerifte Allah Resûlü (s.a.v), min­net ile halka duyurmayı bir arada zikretmiştir. Aynı şekilde halka duyurma ile riyayı da bir arada zikretmiş ve bütün bunlarla amelin reddedileceğini bildirmiştir.

Hayrını işittirme derdinde olan, yaptığı amellerini kendi­sini görmeyenler duysun diye ondan bahseden kimsedir.

Onun bu davranışı, amelinde gösteriş yerine geçer. Ame­lin iptal edilmesinde her ikisi de eşittir. Çünkü onlar iman­daki yakînin zafiyetinden kaynaklanır.

Halk duysun diye amel eden kimse, kendisini mevlasının bilmesiyle yetinmemiş, aynı şekilde riya için hareket eden riyakar da O’nun görmesiyle yetinmeyip başkalarını O’na ortak etmiştir. Hadiste, yaptığı hayrı başa kakan kim­se de bunlara dahil etmiştir. Çünkü başa kakmada hem yaptığını duyurma hem de riya/gösteriş vardır. Şöyle ki:

Hayır ve ibadet yapan kimse, yaptığı ameli zikrederek onu başkalarına duyurmuş olur veya gizlice yaptığı iyilikte kendi nefsini görüp onunla övünür. Onu açığa vurduğu zaman, amel gizli olmaktan çıkar, açıktan yapılmış amel ola­rak yazılır. Onu halkın içinde bahsettiği zaman ise, gizli ve açık ameli silinir, yerine gösteriş yazılır.

Eğer ihlasla verilen bir sadaka ve zekatın açıklanma­sında, onun gizli olarak verilmesinin sevabını kaçırmaktan başka bir şey olmasaydı, bu bile amel için büyük bir nok­sanlık olurdu.

Şöyle bir rivayet edilmiştir: “Gizli olarak verilen sadaka, açıktan verilen sadakadan yetmiş kat daha fazilet­lidir.” Bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur: “Yedi sı­nıf insan vardır ki Allah Teala’nın arşının gölgesinden baş­ka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah on­ları kendi gölgesinde gölgelendirir. Onlardan biri de, sağ elinin verdiği sadakayı sol elinin farketmeyeceği kadar giz­li veren kimsedir.“ Hadisin diğer bir lafzında ise, “Sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen kimse” diye geçmektedir. Bu aslında gizli tutulmasında mübalağa ifade eden bir ifade şeklidir.

Eğer verdiğin sadakayı gerçek manada nefsinden gizle­mek mümkün olmuyorsa, hiç değilse onda nefsini gizle. Öyle ki kendisine zekat verdiğin kimse senin verdiğini bil­mesin. Bu, ihlastan bir makamdır. Vermede elini görür ve kendini ortaya koyarsan, hiç olmazsa zekat verdiğin kimse­ye karşı nefsini gizle. Böyle yapmak, sadık olanların halidir.

zekat

 

İhlaslı Kulların Örnek Halleri

İhlas sahibi insanlardan biri, vereceği şeyi fakirin önüne veya yoluna bırakır yahut görüp alabileceği şekilde onun oturduğu yere koyardı. Fakir onları alır, fakat sahibinin kim olduğunu bilmezdi. Diğer biri de vereceği şeyi fakirin cebi­ne o uyurken gizlice koyardı. Ben böyle yapan bir kimseyi gördüm.

Zekatını başkaları vasıtasıyla fakire vererek durumunu gizlemeye çalışan Müslümanların sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Bir hadiste şöyle rivayete edilmiştir: “Gizli sa­daka veya gece verilen sadaka rabbin gazabını söndü­rür.“

Yüce Allah zekatın gizli olarak verilmesinin daha fazilet­li olduğunu haber vermiştir. Fazileti yanında bu sadaka gü­nahlara kefaret olur. Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Sa­dakayı gizli olarak fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Bu günahlarınıza kefaret olur.”

Bir fakir, fakirliğini açıkça söyler, istemek için elini açar, iffet ve şerefini koruma yerine dilenmeyi ve zilleti tercih ederse, bu durumda senin de ona yapacağın iyiliği açıklamanda bir mahzur yoktur. Eğer, sünnete uyarak, ya da bu konuda başkalarına örnek olup sana uyulsun niyetiyle ze­katını açıktan verir, diğer insanlar için de bir teşvik olması­nı düşünürsen bu güzeldir. Böylece diğer Müslümanların da zekat vermede seninle yarışması temin etmiş olursun. Bu ayrıca, fakirleri doyurmak için teşvik etmeye girer. Allah Teala bizleri buna teşvik etmiştir.

“Size verdiğimiz rızıklardan açıktan ve gizli olarak intak ediniz.” (Müzzemmil, 20) ayeti hakkında şunlar söylenmiştir: Gizli olarak verilecek şey, nafile sadakalar; açıktan verilecek ise farz kılınan zekattır.

“Malınızın zekatını veriniz ve Allah için karz-ı hasende bulunun/güzelinden borç verin” (Hud,88) ayeti hakkında da şöyle denmiştir: “Karz-ı hasen nafile cinsinden olan ibadetlerdir.” “O helal maldır” diyenler de olmuştur.

Allah Teala bir ayette şöyle buyurmuştur: “Zekatlarınızı açıktan verirseniz o ne güzeldir.” (Bakara,271)

Görüldüğü gibi burada sadakayı açıktan verenler methedilmiştir. Ancak bu durum, açıkça isteyen, elini açıp di­lenen insanlara karşı açıktan verildiği zaman güzel olur. Nitekim ayette, “Eğer onu fakirlere gizli olarak verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” (Bakara,267) buyrulmuştur.