Kevser Suresi

Mekke döneminde inmiştir ve 3 ayettir. Kevser çok hayır, bereket anlamına gelir. Cennette Hz. Muhammed’e mahsus bir havuzun da adıdır. Kur’an’daki sıraya göre 108, iniş sırasına göre 15. suredir ve 30. cüzde yer alır. Kur’an-ı Kerim’in en kısa suresidir.

V7fRE_1517317307_7417

Okunuşu

Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim.

1- İnna a’tayna ke’l-kevser.

2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar.

3- İnne şani’eke huve’l-ebter

Anlamı

-Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1-Şüphesiz biz sana Kevseri verdik.

2-O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

3-Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.(*)

*Efendimiz’ in (s.a.v.) erkek çocuklarından Kasım vefat edince, müşriklerden As b. Vail kendisine “sonu yok, nesli kesik” demiştir. Bu sözlerden dolayı üzülmüş olan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) kevser, yani bitip tükenmez nimetler verildiği müjdelenerek üzüntüsü giderilmiş, müşriklerin bu konudaki dedikoduları reddedilmiş ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yüceliği gösterilmiştir.

Kevser suresinde, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) dünya ve ahirette verilen nimetlerden bahsedilmektedir. Hz. Peygamber’e Allah’a kulluk etmesi ve kurban kesmesi emredilmektedir. Ayrıca ona düşmanlık edenler kınanmaktadır.

Hz. Enes (ra)’ın rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kevser hakkında şöyle buyurmuştur: “Bu, Allah’ın bana Cennet’te verdiği bir nehirdir. Onun toprağı misktir, suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.”

Esma-ül Hüsna “El-Müheymin”

EL-MÜHEYMİN: Bütün varlıkları gözetleyen, koruyan, ilmi ve kontrolü altında tutan, himaye eden, şahit, emin ve hakim anlamına gelmektedir. El-Müheymin isminin Ebced değeri 145’tir. Kullar bu ismi şeriften nasiplerini, yaratılanlara merhametli olmakla ve yumuşak bir huy elde etmekle alırlar. Bunu kazanabilmek için huyları düzeltmeye çalışmalı, kötü alışkanlıklardan kurtulmak için çabalamalıdır. “Ya Müheymin” zikri, rivayete göre Hazreti Yunus’un (a.s) zikridir; balığın karnından bu zikre devam ederek kurtulmuştur.

El-Müheymin İsminin Faziletleri

Bu zikre devam eden düşmanlarından emin olur ve dileklerine nail olur.

Güzelce gusül abdesti alıp temizlendikten sonra –abdest bozucu bir hal meydana gelmeden-  bu ismi şerifi yüz defa zikreden kimsenin izzet ve şerefi artar, dilekleri yerine gelir.

Bu ismi zikretmeyi alışkanlık haline getirenler unutkanlık sorunlarından kurtulur.

Her gün 145 kere “Ya Müheymin celle celalühü” zikrine devam eden kimse kötülüklerden korunur ve herkes tarafından sevilir.

Bu ismi şerifi belirtilen miktarda zikreden kimse her şeyden önce manevi duyguları ve melekeleri kuvvet kazanacağı için rakiplerine üstünlük sağlar. Karşısındaki kişiler için güven telkin eder ve sözlerine güvenilir.

Huşu içinde sakin bir yerde 100 kere El-Müheymin ismi şerifini okumak kişinin kalbini nurlandırır.

Bu isim yatsı namazı sonrasında 145 kez okunduktan sonra hiç konuşmadan sağ tarafına yatılarak uyunursa, kişiye rüyasında olacaklar haber verilir.

El-Müheymin Esmasının Geçtiği Kur’an Ayetleri

“O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”(Hadid,4)

“Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.”(Büruc,8-9)

“Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkar edilir mi? Halbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkar edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.”(Ra’d,33)

“(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.”(Maide,48)

“O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.”(Haşr,23)

“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.”(Mücadele,7)

Fatiha Suresi

Fatiha Suresi, Mekke döneminde inmiştir. Yedi ayetten oluşur. Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olduğu için “başlangıç” anlamına gelen “Fatiha” adını almıştır. Kur’an’ın içerdiği esaslar öz olarak Fatiha’da vardır. Fatiha Suresi, eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.

fatiha1_7

Okunuşu

1- Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim.

2- Elhamdulillahi Rabbi’l-alemin.

3- Er-Rahmani’r-Rahim.

4- Maliki yevmi’d-din.

5- İyyake na’budu ve iyyake neste’in.

6- İhdine’s-sırata’l-mustakim.

7- Sırata’l-lezine en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdubi aleyhim ve le’d-dallin.

Anlamı

1-Bismillahirrahmanirrahim

2-4 Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah’a mahsustur.

5-(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

6-7 Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

Fatiha Suresi Bizlere Ne Anlatıyor?

Kur’an-ı Kerim’in bilgi, irşad ve talimatla ilgili bütün muhtevası “bilinmesi ve inanılması gerekenler” ve “yapılması gerekenler” diye ikiye ayrılabilir. Birincisinde Allah, peygamberlik, gayb alemi hakkında bilgiler, öğütler, misaller, hikmetler ve kıssalar vardır. İkincisinde ise ibadetler, hayat düzeni gibi ameli, ahlaki hükümler ve öğretiler vardır. Fatiha suresi bütün bunları ya sözü veya özüyle ihtiva etmektedir ya da bu konularda aklın önünü açarak ona ışık tutmaktadır.

“Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki       Allah’a mahsustur.”

Hamd şuurunu taşıyan bir mü’min, mü’minlik kıvamında belli bir noktaya gelmiş demektir. Çünkü Rabbimiz insanın çok az şükreden bir varlık olduğunu farklı ayetlerde ifade ediyor. Dolayısı ile hamd ve şükür bilincinde olmak mümin için güzel bir seviyedir. 3.ayette geçen “Rahman ve Rahim” Rabbimizin bu dünyada bütün yaratılanlara rahmeti ve şefkatini ifade ediyor. Mümin Rabbinin bu sıfatlarının farkına vararak ümit içinde olmalıdır. 4. Ayette geçen “hesap ve ceza gününün maliki” ifadesi bir korku ve teslimiyeti ifade etmektedir. İnsanın evladından, eşinden kaçtığı ve herkesin kendi derdine düştüğü mahşer anında tek söz sahibi olan Allah’tır ve bu dehşetli günün azabından korunmak için Allah’a sığınmanın tek yolu O’na ibadetle yaklaşmak ve O’ndan yardım istemektir.

“(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”

Mümin bu ayet-i kerimeyi söyleyerek acizliğini itiraf eder ve Rabbinden bir hidayet talebinde bulunur. Çünkü artık bir kulluk şuuruna ermiştir.

“Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”

Mümin “gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil” diyerek gidilmemesi gereken kendisini cehenneme götürecek bu yoldan Rabbine sığınmaktadır. Her namazda Fatiha Suresi’nin ayetleri arasında dolaşan mümin aslında Rabbine karşı ümit ve korku duyguları arasında gidip gelmektedir. Müminin Allah’ın rahmet ve gazabı karşısında içinde olması gereken bu durum bize Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)’nın ruh halini hatırlatır.

 

Üç Ayların Fazileti

Allah (c.c.) bizler için rahmeti bol olan günler ve aylar bahşetmiştir. Nasıl ki günler arasında Cuma günü faziletli bir gün ise, üç aylar olarak bildiğimiz Receb, Şaban ve Ramazan ayları da mübarek aylardır. Receb ayı girince Peygamberimiz (s.a.v.) “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a ulaştır.” diye dua ederdi. Recep ayında, Regaip ve Mirac; Şaban ayında Berat; Ramazan ayında ise Kadir Gecesi gibi dört ayrı gece bulunmaktadır. Bu gecelere halk arasında kandil geceleri de denir. Kandil anlayışı Peygamber Efendimizin zamanında yoktu. Hicri üçüncü asırda genelde tasavvufi çevreler tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Osmanlı da ise ilk kez 2. Selim zamanından itibaren minarelerde kandillerin yakılmaya başlanması ile birlikte Kandil olarak anılmaya başlanmış ve görkemli törenlerle kutlanmaya başlanmıştır.

Bu mübarek aylarda kefaret ve kaza borcu olanlar oruçlarını tutabilirler. Üç aylarda namazları kaçırmamaya, nafile ve kaza orucu tutmaya, zikir ve duaları çoğaltmaya, Kur’an okumaya, tövbeleri yenilemeye, nefis muhasebesi yapmaya özen göstermeliyiz. Bu aylar dua ve tövbelerimizin kabul edilme ümidinin daha fazla olduğu aylardır.

Bu ayların Müslümanlarca değerli olmasının sebeplerinden birisi de Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu aylar hakkında verdiği haberlerdir. Efendimiz(s.a.v.); “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurmuştur.

RECEB AYI: Receb kelimesi herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak manalarına gelir. Bir ayet-i kerime meali:

“Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmet edilen] aylardır.” [Tevbe 36]

Cahiliye devrinde Araplar, putları için bu ayda kurban keserlerdi. Araplar arasında mukaddes bilinen Receb ayı, haram aylardan biridir. Receb ayı, birbirini takip eden bu üç aydan (haram olan diğer aylar)hemen sonra gelmediği ve yedinci sırada olduğu için Recebü’l ferd adı da verilmiştir. Recep ayı, içinde iki kandil gecesi bulunmasından dolayı faziletli bir aydır. Kim recep ayının bir gününü oruç tutarak geçirirse Allah’ın rızasını kazanmış olur. Allah’ın gazabı ondan uzaklaşır ve cehennem kapılarından birisi ona kapanır.

Regaip Kandili

Regaip; kelime olarak herhangi bir şeyi istemek, arzulamak ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaip Kandili’ dir. Müslümanlar için Cuma gecesi ayrıca kıymetlidir. Bu iki önemli gece bir araya gelince daha kıymetli olur. Allah Teala bu gecede Müminlere ihsanlar ve ikramlar yapar.

Miraç Kandili

Recep ayının içinde bulanan bir başka gece de bereketin coştuğu mübarek Miraç Gecesidir. Allah Teala’nın sevgili kulu ve rasulü Hz. Muhammed (s.a.v.)’i; Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürdüğü ve oradan da kendi huzuruna yükselttiği bir gecedir.

Miraçta, Efendimize (s.a.v.)’e şu üç şey verildi:  1) Beş vakit namaz 2) Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresulü) 3) Bu ümmetten Allah’a şirk koşmayan kimselerin günahlarının bağışlanacağı müjdesi. 

ŞABAN AYI: Şaban ayının Araplar arasındaki eski adı ‘Azil’ dir.  Şaban ayının en önemli hususiyetlerinden birisi de, Berat gecesinin bu ayın on beşinci gecesine tesadüf etmesidir. Aişe annemiz buyuruyor ki:“Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.” [Buhari]

Berat Kandili

Günahlardan kurtulmak, ilahi affa ulaşmak için Allah’ın biz Müslümanlara lütfettiği kıymetli bir gecedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Şaban ayının 15. gecesi olduğunda o geceyi ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece güneşin batışından fecre kadar (olan sürede) dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘Tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim! Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim! Şifa isteyen yok mu, şifa vereyim! Başka isteği olan yok mu, ona da istediğini vereyim.” buyurur.

  • Anne ve babasını incitenler,
  • Büyücüler,
  • Başkalarına kin besleyenler,
  • İçki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar.

 

RAMAZAN AYI: Kur’an ve oruç ayı olup, içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini de barındırır. Peygamberimiz s.a.v. ’in “Ümmetimin ayıdır” diye bahsettiği, iyilik, tövbe, istiğfar ve sabır ayıdır. Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teala, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.”

Ramazan Ayının Özellikleri

  • Kur’an-ı Kerim’de ismi açık olarak geçen tek ay Ramazan ayıdır. Bütün insanlığı huzura ve saadete kavuşturmak için gönderilen Kur’an-ı Kerim bu ayda inmeye başlamıştır.
  • Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi Ramazan Ayındadır.
  • İslam’ın beş esasından biri olan oruç bu aya tahsis edilmiştir.
  • Teravih namazı da bu aya mahsus ibadetlerimizdendir.

Kadir Gecesi

Ramazan ayı içinde kutlanan ve “bin aydan daha hayırlı olduğu” Kur’an-ı Kerimde açıklanan bir gecedir. Kadir kelime olarak; değer, kıymet ve itibar anlamlarına gelir. Bu gece melekler Allah’ın emriyle yeryüzüne iner ve Müslümanlara dua ederler. Kadir Gecesi, Allah katında kıymeti pek yüksek bir gecedir. Ramazan ayı içinde gizlenmiştir bu nedenle hangi günün Kadir Gecesi olduğu tam olarak belli değildir. Peygamberimiz onu tek sayılı günler içinde, mesela Ramazan’ın üçü, yedisi, yirmi yedisinde aramamızı söylemiştir. Alimlerimizin büyük bir kısmı Ramazan’ın 27. gecesi Kadir Gecesi’dir demişlerdir.

Çocuklarda Din Eğitimi

İslam’da din eğitimi eş seçimiyle birlikte başlar. Bu eğitimi eş seçimiyle başlatan din alimleri, uygun bir eş seçilmediği takdirde çocuğun temel okulu olan evde taşların hiçbir zaman yerli yerine oturmayacağını haklı olarak öne sürerler. Günümüzde de uzmanlar, çocuğun 0-7 yaş arasındaki eğitiminin asla ihmal edilmemesi gerektiğini belirtmektedirler. “El kadar çocuk ne anlar” anlayışı çok yanlış bir düşüncedir. Çocukların dini eğitiminde her yaşın ayrı bir önemi vardır fakat okul öncesi dönem en önemli dönemdir. Eğitimin süreç içerisinde gerçekleşen bir olgu olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Onları yetiştirirken daima beklemeli ve basit alıştırmaları bıkmadan, usanmadan tekrarlamalısınız.

İki yaşındaki çocuklarda özellikle dil alanında büyük gelişmeler yaşanır. Bu yaşta çocuklara dini hikayeler okumak ve dinletmek, Kur’an-ı Kerim ve güzel sözler dinlemesini sağlamak yaşına uygun bir uygulama olacaktır. Bu yaşta “la ilahe illallah” yani kelime-i tevhidi çocuklara ezberletebiliriz. Peygamberimiz ; “-Çocuklarınıza ilk öğreteceğiniz kelime, «La ilahe illallah» olsun!” buyurmuşlardır.

Üç yaşın başlarındaki çocuklar dengesiz, kararsız ve isyankardır. Büyüklerin sözlerini dinlemez, hatta tersini yaparlar. Kısıtlandığı zaman ise öfkelenir, çevresinden yardım istemez ve işlerini kendi başlarına yapmaya çalışırlar. Bundan dolayı çocuklara bir takım dini içerikli bilgileri zorla verme, ibadet kalıplarını öğretme gibi çabalar içine girerek çocukla inatlaşmamak gerekir. Aksi takdirde çocuk, bu konularda ömür boyu olumsuz bakış açısına sahip olabilir. Üç yaşın sonuna doğru çocuklar artık sakin bir döneme girerler. Bu yaş çocuğu çok soru sorar, “neden” ve “niçin” gibi sorularla konuyu irdeler. Ona basit ve anlaşılır, kısa cevaplar vermekle yetinin. Bu yaşta çocuğun sinir sistemi hazır olmadığı için ona uzun dualar ve sureler ile bazı bilgileri zorla ezberletme gibi davranışlardan kaçınmak gerekir. Bu süreçte çocuğun arada bir anne-babayla beraber namaz ibadetini yerine getirmesine müsaade edilmelidir fakat istemiyorsa zorlanmamalıdır.

Dört-altı yaş döneminde çocuklar, özellikle kainatın düzeni ve Allah hakkında çok soru sorar. Dört yaş, çocuğun en çok araştırmacı olduğu dönemlerden birisidir. Her şeyi öğrenmek ister. Bu yaşta çocuğa seveceği, hoşuna giden hikayelerden bol bol okuyup anlatabilirsiniz. Dini temaları, hikaye ve masal diliyle işlemek daha faydalı olacaktır. Bunun için dini hikayeler ve seçilmiş masallardan yararlanabilirsiniz. Ayrıca dört-altı yaş döneminde çocuklar, anne ve babalarını taklit ederler. Onların yanında namaz kılarak ve dua ederek görmelerini sağlamak çok önemlidir.

Altı yaşında (bazen beş buçuk yaşında) çocuk üç yaşlarında olduğu gibi tekrar olumsuz davranışlar göstermeye başlar. Her zaman birinci ve en iyi olmak ister. Bu dönemde çocuk mantıksal düşünmeyi öğrenmeye başlamıştır. Bu dönemde çocuğa bol bol dini hikayeler okumalı, bununla kalmayarak onları hafızasında tutmasını sağlamalı ve sorular sorarak zihnini çalıştırmayı öğretmelisiniz. Çocuklar her ne kadar üç-dört yaşında sorgulamaya başlasalar da beş-altı yaşlarından itibaren çocuğun sorduğu sorular gelişigüzel sorulan sorular değil, dinlenmek ve cevaplarını öğrenmek içindir ki bu da çocuğun kendisine verilenleri almaya hazır olduğu manasına gelir. Bu sebeple özellikle beş-altı yaşlarında sorulan soruları ciddiye almalı ve gerektiği gibi cevaplamalısınız.

Altı-yedi yaşlarına kadar bütün pedagogların anlaştıkları nokta bu dönemin bilgi öğretme ve ezberletme zamanı olmadığı, sevdirme ve benimsetme zamanı olduğudur. Bu nedenle bu yaş çocuklarına iman esaslarının ayrıntılarını ve bir takım bilgileri öğretmek asıl amacınız olmamalıdır. Allah sevgisi, Peygamber sevgisi kazandırmak bu dönem için yeterli olacaktır.

Din Eğitimi Verilirken Yapılan Hatalar

Çocuklar insana benzettikleri Allah tasavvurları ile konuştukları zaman onları günaha girdiklerini söyleyip uyarmak çok gereksizdir. Bu bir geçiş sürecidir ve böyle kalmayacaktır.

Ahiret konusu çocukların iyi anlayabileceği bir konu olmadığı için bu konularda çok hassas olup, dikkatli bilgilendirme yapmamız gerekir. Cehennemi anlatmak, çocukların kaygılarını artırır ve aslında sorumlu olmadıkları için bu bilgiye ihtiyaçları da yoktur. Cenneti çok abartılı anlatmamak gerekir. Örneğin;çok sevdiğini kaybeden bir çocuğa: “-O cennete gitti, orada seni bekliyor!” diye anlattığımız zaman ona kavuşmak için hemen ölmeyi isteyebilir.Bu nedenle, çocuklara verilen bilgilerin, onların dünyasında nelere sebep olduğunu düşünmek ve anlamak gerekir.

“Günah” kavramı da çocuklara anlatılırken dikkat edilmesi gereken kavramlardan biridir. Özellikle bu kavram çocuklar üzerinden anlatılmamalıdır. Yaramazlıkları hiçbir zaman günah olarak değerlendirilmemelidir.

Meleklere iman konusu anlatılırken meleklerin onları takip ettiklerini söylemek çocukları tedirgin eder. Takip edilme duygusu onlar için iyi bir anlam ifade etmez.