İnşirah Suresi

بسم الله الرحمن الرحيم (‘) أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (‘) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (‘) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (‘) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (‘) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (‘) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا(‘) فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ (‘) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

Okunuşu:

Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Elem neşrah leke sadrek
2- Ve vada’na ‘anke vizreke
3- Elleziy enkada zahreke
4- Ve refa’na leke zikreke
5- Feinne me’al’usri yüsren
6- İnne me’al’usri yüsren
7- Feiza ferağte fensab
8- Ve ila rabbike ferğab

Anlamı:

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

1- Senin için bağrını açmadık mı?
2- İndirmedik mi senden o yükünü?
3- O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü?
4- Senin şanını yüceltmedik mi?
5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.
6- Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!
7- O halde boş kaldığında yine kalk yorul!
8- Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O’na doğrul!

Faziletleri:

Bunalımda olanların, başı daralanların, kalp sıkıntısını gidermek isteyenlerin selamete çıkması, her türlü sıkıntıya karşı ümit var olmaları açısından motivasyon kaynağıdır.
6. Ayette de belirtildiği üzere, bir zorlukla karşılaşan kimseye iki kolaylık birden verileceği ifade edilmiştir. Bu da Allah(c.c)’ın rahmet nazarının ne kadar geniş olduğunun göstergesidir. Kulun sıkıntısı ne kadar büyük olursa olsun, kalpleri elinde bulunduran ve istediği gibi evirip çeviren Allah(c.c), dünya imtihanında kendisini terk etmeyip sabreden kullarına bu sabırlarının mükâfatı olarak iki kolaylık birden vereceğini müjdelemiştir. O halde kul, geçici dünya sıkıntılarına karşı sabretmeli, zorluklar karşısında isyankar olup ahiretini üç günlük dünya sıkıntısı için heba etmemelidir. Hz. Peygamber de bununla alakalı olarak,

‘’Elem neşrah leke’yi okuyan kimse bana gelip de sıkıntımı alan kimse gibidir’’ buyurmuşlardır.
Günde 79 defa okunması gerektiği rivayet edilmiş ve 5 vakit namazdan sonra okunması tavsiye edilmiştir.
* Bu sureyi okuyan kimsenin rızkı kolaylaşır.
Rızkı veren yüce Yaradanımız olduğu için kişi, emek sarf ettikten sonra tevekkül niyetiyle bu sureyi okur faydasını da rabbinden umarsa hayırlı rızık kapıları kendisine Allah’ın izniyle açılacaktır.
Her gün 7 defa okunması gerektiği rivayet edilmiştir.
Muradlarına ermek isteyen kimselerin isteklerinin kabulüne mazhar olur.
Duada ısrarcı olmak önemlidir. Kişi, muradının gerçekleşmesi için samimiyetle duasında ısrar eder ve İnşirah Suresini her namazdan sonra okursa ‘’Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır’’ ayetinin tecellisini Allah’ın izniyle görecektir.
Manevi anlamda ilerlemek isteyenlerin, elde etmiş olduğu ilmi muhafaza etmek isteyenlerin günde 79 defa okumaları gerekir.
Allah’ın izni ile kalp ve göğüsle ilgili hastalıklara şifa verir.
Burada da değinmek isterim ki;
Kişi, tedbirini almadan sadece kavli dua yapmak suretiyle Allah’tan yardım istememelidir. Dua ve surelerin tesiri, kişinin tedbirini almasından sonra kendisini hissettirecektir. Eğer fiili duayı yapmadan sadece kavli dua ile hareket edilecek olsaydı, bunu önce Resulullah’ın hayatında görürdük.
Bu sureyi okuyanda vesvese, korku, evham ve endişe de yok olur.
* Ezber kabiliyeti olmayan ya da unutkan olan kimseler için de hafıza kuvvetlendiricidir.
Bununla alakalı olarak bir kısım ulema, ezber sorunu yaşayanların İnşirah Suresi ayetlerini kâğıda yazıp zemzem suyunda yazıları silininceye kadar beklettikten sonra içmesini ezber kabiliyetinin açılması için çok faydalı görmüştür.
Bu sureyi okuyan kişinin üzerinden çalışma ve ibadet yapma tembelliği kalkar.
Sonuç olarak ise şunları söyleyebilirim; İnşirah Suresi ile rahatlamak, ferahlamak isteyen bir Müslüman, hayata bakış açısını gözden geçirerek bu surenin faydalarını yemek tarifi niteliğinde değil de uygulamaya geçirilmesi gereken tefekkür ayetleri olarak görmelidir.

Afere Günü Okunacak Dualar

Arefe günü içinde İhlas Suresi’nin sürekli okunması gerektiği vurgulanıyor.

İhlas Suresi’nin Arapça okunuşu:

“Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.”

İhlas Suresi’nin Türkçe çevirisi:

“De ki; O Allah bir tektir. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat O, hiçbir şeye muhtaç değildir). (O)Doğurmadı ve doğurulmadı. O’na bir denk de olmadı.”

Arefe gününün faziletine binaen Resulullah Sallallahü aleyhi ve Sellem buyurdular ki ‘ Arefe gününde oruç tutmak, geçmiş ve gelecekten birer senenin küçük günahına kefaret olur. Aşure günü orucu ise yalnız geçmiş olan bir senelik günaha kefaret olur.’

Arefe bayramı ve geceleri mümkünse 1001 kere ‘Estagfirullahe’l-azime be etubü ileyh’ İstigfar etmeli ve tesbih namazı kılmalıdır.

Resulullah (s.a.v) Arefe günü şu duayı okurdu:

‘Allahümmec’al fi kalbi Nuran ve fi besari nuran’ Allah’ım Kalbimi ve gözümü nurlandır. Allah’ım göğsüme genişlik ver ve işimi kolaylaştır. Her kim bu duayı okursa büyük mükâfata nail olur.

Arefe Günü Zikirleri

Arefe günü bu duaları ve zikirleri çokça okumalıyız.

1. Bismillahirrahmanirrahim.Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.

2. La ilahe illellahü vahdehü la şerike leh, Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey`in kadir.

3. Allahümme salli ala Muhammedin ve enzilhül muk`adel mükarrebe ındeke yevmel kıyameh.

4. La ilahe illellahü vahdehü la şerike leh, Lehül mülkü ve lehül hamdü biyedihil hâyrû vehüve alâ külli şey’in kadîr.

Ayrıca Tevriye, arefe gününden bir önceki güne denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle, buyurmuştur:

“Tevriye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.”

Bayram Namazı Nasıl Kılınır?

cemaatle-namaz

Bayram namazı şöyle kılınır:

İmam, “Allâhü ekber” diyerek tekbir alır ve ellerini bağlar. Cemaat de aynı şekilde tekbir getirip ellerini bağlar. İmam ve cemaat içlerinden “Sübhâneke” duasını okur. Sonra imam ve cemaat, “Allâhü ekber” diyerek tekbir alır, eller kulaklar hizasına kadar kaldırılıp yana bırakılır. Sonra aynı şekilde “Allâhü ekber” diyerek bir tekbir daha alınır ve eller yine yana bırakılır. Üçüncü kere “Allâhü ekber” diyerek tekbir alınır ve bu sefer eller bağlanır. Tekbirler arasında üç defa “sübhanellâhil-azîm” diyecek kadar beklenir. Bundan sonra cemaat susup bekler.

İmam, gizlice eûzü-besmele çeker, Fatiha ve bir sureyi sesli olarak okur, sonra rukû ve secdeler yapılır ve ikinci rekâta kalkılır. İkinci rekatta imam, gizlice besmele çeker ve “Fatiha” ve “bir sure”yi sesli olarak okur. Ardından imam ve cemaat, “Allâhü ekber” diyerek tekbir alır, eller kulaklar hizasına kadar kaldırılıp yana bırakılır. Peşinden aynı şekilde “Allâhü ekber” diyerek bir tekbir daha getirilip eller yine yana bırakılır. Sonra “Allâhü ekber” diyerek üçüncü bir tekbir daha alınır ve eller yine yana salınır. İlk rekâtta olduğu gibi ikinci rekâtta da tekbirler arasında “sübhânellahil-azîm” diyecek kadar beklenir. Üçüncü tekbirin akabinde “Allâhü ekber” diyerek rukûa varılır. Tıpkı birinci rekâtta olduğu gibi rukû ve secdeler tamamlanır.

İkinci secdeden sonra oturulur. “Tahiyyât”, “Salli” “Bârik”, “Rabbenâ Âtinâ” ve “Rabbenağfirlî” duaları okunur. Sağa ve sola selama verilerek namazdan çıkılır.
Buna göre bayram namazlarının her iki rekâtında, diğer namazlara göre fazladan üçer tekbir getirilmiş olur ki bunlara “zevâid tekbirleri” denir. Bu tekbirleri getirmek
vaciptir.

Şafiî Mezhebine göre her iki rekâtta da Fatiha suresinden önce olmak üzere, birinci rekâtta yedi, ikinci rekâtta beş tekbir alınır. Selam verildikten sonra imam-hatip minbere çıkar ve oturmadan bir hutbe okur.  Bu hutbe iki kısımdan oluşur.

Cuma namazında hutbe okumak cumanın geçerli olmasının şart iken bayram namazında sünnettir. Yine hutbe cuma namazında namazdan önce, bayram namazında ise namazdan sonra okunur. İmam-hatip, bayram hutbelerinde genel olarak bayramın
birleştirici özelliğinden bahseder. İslam kardeşliği, yardımlaşma gibi konulara değinir. Ayrıca, Ramazan Bayramı hutbesinde, zekat ve sadaka ibadetleri; Kurban Bayramı hutbesinde ise Kurban ibadeti ve teşrik tekbirleri hakkında bilgiler verir.

Gücü yeten kimse namaza yürüyerek gider ve giderken yolda tekbir getirir; güler yüzlü ve sevinçli bir tavır sergiler. Peygamberimiz (s.a.s.) böyle yapmıştır. (Tirmizî, “Salât”, 384)

Dua ile Kanatlanmak

Allah’a güven, Allah’a inanmakla olur. Kişiyi olgun yapan Allah sevgisidir. Vicdan akıyla, pak yürekle kaynayan Allah sevgisi ve Allah’a iman, yüce bir iman duygusu içinde gelişir.

Bu imanı geliştiren duygular ise, Allah sevgisinde toplanır. Allah sevgisi, yüce imanı; iman ise Allah’a güveni sağlar. Dua, kulu Allah’a bağlayan bir köprüdür. Allah’a yalvarma ve duanın coşkun hisleri içinde insanın vicdanı yıkanır. Temiz bir gönül, ak bir vicdan gölgesinde kul Allah’ına yaklaşır. İşte bu ulu güven dua ile sağlamlaşır. Kulda saklı kutlu duygular, Yaradan’a dua ile ulaştırılır. Bu duygudan mahrum kalan kişiler ruhen kör bir halde yaşar. Manevî gücü filizlenmemiş insanlar yalnız maddî güçleriyle bir başarıya ulaşamazlar. Dua, kişinin Allah’a güveninin manevî tomurcuğudur. Dua, ruhun Allah katına yükselişidir. Dua, manevî hamlelerin parlayan ışığıdır. Gerçek dua, Allah’a yönelişin coşkun bir ruh hâlidir.

Dua kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” manasındaki da’vet ve da’va kelimeleri gibi mastar olup, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vaki olan talep ve niyaz” anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca Allah’a isim olarak sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. İslâm literatüründe ise Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesini ifade eder.

Cenabı Allah Kur’anı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 60) Bu ayeti kerimeye göre, Allah’a dua etmek aynı zamanda ibadettir. Peygamber Efendimiz de bir defasında, “Dua ibadetin ta kendisidir.” (Ebû Davud; Kitabu’d Dua, 1479; Tirmizî, 3247) buyurup, sonra bu ayeti kerimeyi okumuştur. Yine Rasûlü Ekrem, “Dua ibadetin iliği ve özüdür.” ve “Allah’ın fazlı ve kereminden isteyiniz çünkü, istenilmesinden hoşlanır” buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimizin, diğer peygamberlerin meşhur duaları ve tavsiye ettikleri evrad mahiyetli dualar vardır. Hz. Davud (a.s.)’u, Peygamberimiz, insanların en âbidi (yani çok ve ihlaslı ibadet edeni) olarak tavsif ederek, dualarının arasında şu duanın olduğunu buyurmuşlardır: “Allah‘ım! Senden sevgini ve Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah‘ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl.” (Tirmizî, Daavat, 74, (3485)

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin kendisine has müstecap bir duası vardır. Onunla Allah‘a dua ede gelmiştir. Fakat ben duamı ahirette ümmetime şefaat etmek için saklıyorum.” 

Allah katında duaları makbul olan sevgili kulları, dostları yani evliyaullah duaya çok önem vermiştir. Çünkü onların fiiliyatları Allah’ın himayesindedir. Çünkü bir kutsî hadiste Allah Teâlâ; “Ben kulumu sevince onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. (Onun bütün azalarını taatimle meşgul ederim; o, Benim rızam dışında görmez, işitmez ve adım atmaz)” buyurmuştur.

Tasavvufta dua genellikle sözle (lisanı kal), bazen da susularak (lisanı hâl) yapılır. Sözle yapılan duanın gönülden ve samimi olması şarttır. Dualarda Allah, ulaşılmak istenen bir sevgili olarak görüldüğünden perdelerden ve hicrandan yakınılır, vuslat ve müşahede talep edilir. Tasavvuf edebiyatında “habib, mahbub, mâşuk, yar, can, cânan” denilince daima Allah anlaşılır. İlâhî aşk ağırlık kazanınca dualar da böyle bir muhtevaya ulaşmıştır. Sûfiler, Allah ile kulları arasında bazısı zulmetten, bir kısmı nurdan birtakım perdelerin bulunduğuna, bu perdelerin O’nun bütün güzellikleriyle temaşa edilmesine engel olduğuna inanır ve dualarında bu perdelerin kalkmasını isterler. Serî us-Sakatî, “Allahım! Bana nasıl azap edersen et, yeter ki perdelenmiş olma zilletine dûçar etme.”  şeklinde dua ederdi. Allah’tan af, mağfiret, cehennemden kurtulma, cennete girmeyi istemek, sûfilerin dualarında yer alırsa da onlar daha çok ilâhî rızaya ermek, Allah’ın sevgisini kazanmak ve O’nu temaşa etme mutluluğuna ermek için dua eder, bazen bu hususu kuvvetle vurgulamak için ilâhî azaba bile katlanmaya hazır olduklarını ifade ederler. Rabia el-Adeviyye’nin, “Allahım! Dünya nimetlerini düşmanlarına, ahiret nimetlerini dostlarına ver, buna Sen kadirsin.” Bayezidi Bistami’nin, “Allahım! Senden sadece Seni istiyorum.” şeklinde yakarması bu tür dualara örnektir. Sûfilerin dualarında naz ve diğergamlık gibi unsurlar da önemli bir yer tutar. Rabia elAdeviyye’nin, “Allahım! Bana azap edersen O’nu sevdim, bana bunu yaptı derim. Ya Rab! Ya namaz kılarken kalp huzuru ver veya kalp huzuru olmadan kıldığım namazları kabul et.” demesi bu tür bir duadır. Bayezidi Bistami’nin, “Ya Rab! Bedenimi cehenneme at ve onu o kadar büyüt ki, cehennemde başkasına yer kalmasın.” demesi de diğergamlık ve şefkat ifade eden dualara örnektir.

  1. yy. velilerinden Şeyh Hamidi Veli (Somuncu Baba) her türlü varlıktan sıyrılarak, Allah’a teslim olup manzum olarak şöyle niyaz etmektedir:

Senden doldu iki cihan

Oldum zuhurundan nihan

Ger bulmayam seni ayan

Ya Rab nola hâlüm benim

 

Dilde kanaat olmaya

Zühd ile taat olmaya

Senden hidayet olmaya

Ya Rab nola hâlüm benim

(Gülseren, Mehmet / Adıgüzel, Yüksel / Cengiz, M Ali, Somuncu Baba, s. 2, Ankara, 1965)

Bu ilâhiyi okuduğumuz zaman Peygamber Efendimizin şu dualarını hatırlıyoruz: “Allah’ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilâh yoktur, günahım için affını dilerim, rahmetini talep ederim. Allah’ım! İlmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lütfet. Sen lütfedenlerin en cömerdisin.” (Ebû Davud; Edeb, 108, (5061)) “Allah’ım! Huşu duymaz kalpten Sana sığınırım, kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım, doymak bilmeyen nefisten, faydası olmayan ilimden Sana sığınırım.” (Tirmizî, Daavat. 69. (3478))

Müslümanlar üzerine vacip olan bir dua şekli de salâtı selâmdır. Salât, lügat olarak dua, tebrik, ta’zim manalarına gelir. İslâm dini Resûlullaha salât okumayı, kulluğun ızharında mühim ve müesser bir vasıta kılmıştır. En makbul bir dua olan salât, bütün dualarımızın da makbul olması için başlangıç şartı kabul edilmiştir. Dualarımızın başında, ortasında ve sonunda salâvat okunmalıdır. Resûlüllaha salâtu selâm okumak bizzat Rabbül Aleminin emridir: “Şüphesiz ki, Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salât (ve tekrim) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle de selâm verin.” (Ahzab, 56) Peygamberimiz de, “Kim bana bir kere salât okursa, Allah da ona on salât okur ve on günahını affeder, (mertebesini) on derece yükseltir.” (Nesaî, Sehv, 55) buyuruyor. Delillerini Kur’an ve sünnetten alan tasavvuf büyükleri salâtü selâm okumayı tavsiye etmişler ve Adet hâline getirmişlerdir. Ebû Hureyre (r.a.)’den Nebî (s.a.s.)’in: “Vallahi ben, günde yetmiş defadan çok muhakkak istiğfar ve tevbe ederim.“ Buyurduğunu işittim dediği rivayet olunmuştur. (Sahihi Buhârî Muhtasarı, Tecridi Sarih Terc., 12/335) Her türlü sıkıntı zamanında kusurlarımızdan istiğfar ederek arınmak ve her maksudumuzun husulü için Rabbimize müracaat etmek gerektir.

Musa Tektaş

(Diyanet Avrupa Dergi,Kasım 2004)

Kur’anî Dualar

 

Dua, seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak, Allah’tan hayır talep etmek, kendisiyle Allah’a çağırılan söz anlamlarına gelmektedir. (el-Mu’cemu’l-Vasit, I/286-287)

Dua, din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddi ve manevi isteklerini O’na arz etmesi demektir. (Dini Kavramlar Sözlüğü, dua md., s. 128)

Kul, Rabbini övmek, O’na teşekkür etmek ve saygısını belirtmek ister. Aynı zamanda hâlini Allah’a arz etmeyi, dilek ve temennilerini O’na sunmayı ve O’ndan kendisine yardım etmesini arzu eder. Acaba kul Rabbine nasıl teşekkür edecek ve hâlini O’na nasıl arz edecektir‡ Bunun için bir iletişim aracı yok mudur‡ Evet, vardır(Bakara, 186); “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16); “Rabbiniz şöyle dedi(Mü’min, 60)

Sevgili Peygamberimiz de bizleri dua etmeye teşvik etmiş ve ümit aşılamıştır(Tirmizi, Daavat, 105)

İnsanın görevi Rabbine ibadet etmektir. Allah, bizlere dua ve ibadetimize göre değer atfeder(Furkan, 77)

“Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi, Daavat, 1) Bu özün en güzel örneklerini Kur’an-ı Kerim’de bulmaktayız. Bu örneklerden bir kısmını size sunmak istiyoruz(Fatiha, 1-7)

Malum olduğu üzere, Adem ile Havva’ya Yüce Allah cennette kalmalarını ama “Şu ağaca yaklaşmayın!” emriyle bir ağaca yaklaşmamalarını emir buyurmuş, fakat onlar, şeytanın kendilerine verdiği vesvese ile o ağaca yaklaşmışlardı. Bu sebeple yeryüzüne indirildiler ve yıllarca pişmanlık içinde yaşadılar ve Allah’a şöyle yalvardılar(A’raf, 23)

Rabbimiz, Kur’an’da başta Peygamberimiz olmak üzere bizlere çeşitli dua örnekleri sunmuş, bu cümleden olmak üzere Peygamberimize şöyle söylemesini emir buyurmuştur(Al-i İmran, 26-27)

Kur’an, peygamberler ve onlara iman edenlerin dualarını da zikretmiş ve onları bize örnek olarak sunmuştur(Bakara, 285-286); “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter.” (Tahrim, 8)

Hz. Nuh (a.s)’un Duası

“Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” (Şu’ara, 118)

Hz. İbrahim ve İsmail’in Kâbe’nin Temellerini Yükselttikleri Esnada Yaptıkları Duaları

“Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin. Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.” (Bakara, 127-128)

Hz. İbrahim (a.s.)’in Hacer Annemizi ve Oğlu İsmail’i Mekke’ye Bıraktığı Esnada Yaptıkları Dua

“Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim, 35, 40, 41)

Hz. İbrahim ve Onunla Beraber İman Edenlerin Duaları

“Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Mümtehine, 4-5)

Hz. İbrahim (a.s.)’in Diğer Bir Duası

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle. (Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma! O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka. (Şu’ara, 83-89)

İbrahim (a.s.)’in Evlat Talebi İçin İlticası

“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.” (Saffat, 100)

Zekeriya (a.s.)’nın Evlat Talebi İçin İlticası

“Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” (Al-i İmran, 38); “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.” (Enbiya, 89)

Lut (a.s.)’un Duası

“Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” (Şu’ara, 169)

Hz. Yusuf (a.s.)’un Duası

“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yusuf, 101)

Hz. Musa (a.s.)’nın Duası

“Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” (Taha, 25-28)

Süleyman (a.s.)’nın Duası

“Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 19)

Hz. Yunus (a.s.)’un Tövbesi

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.” (Enbiya, 87)

Hz. İsa (a.s.)’nın Rızık Duası

“Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın.” (Maide, 114)

İşimizi sağlam bir şekilde yaptıktan sonra Allah’a tevekkül etmek ve sonucu Allah’tan beklemek gerekir. Rabbimiz tevekkülü emretmiş, peygamberler ve iman edenlerin tevekkül örneklerini bize sunmuştur(Al-i İmran, 173); “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce arşın sahibidir” (Tevbe, 129); “Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum.” (Hud, 88)

Kur’an-ı Hakim’de, peygamberlerin dualarının yanında meleklerin dua örnekleri de bulunmaktadır.

Arşı Taşıyanlar ve Onun Çevresinde Bulunanlar (Melekler)ın Duaları

“Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru. Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır.” (Mü’min, 7-9)

Tesbih, Rabbimizin emridir. (Mürselat, 26) Rabbimiz meleklerin tesbihini bize örnek olarak sunmuştur

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara, 32)

Kur’an’da Rabbimizin bize talim buyurduğu dualar ve peygamberlerin duaları yanında başka güzel dua örneklerini de görüyoruzHz. Meryem’in Duası

“Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap.” (Tahrim, 11)

Allah Dostlarının Duaları

“Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et.” (Âl-i İmran, 147)

Akıl Sahiplerinin Duaları

“Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al. Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.” (Âl-i İmran, 193,194)

Rahman’ın Kullarının Duaları

“Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir.”; “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle!” (Furkan, 65, 74)

Mü’minlerin Kendilerinden Önce Gelen Kardeşlerine Duası

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr, 10)

Evladın Ana-Babaya Duası

“Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsra, 24)

Talut’un Askerlerinin Duası

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 250)

Evden Çıkıp Bir Yere Giderken Okunacak Dua

“Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra, 80)

İlmin Artması İçin Yapılacak Dua

“Rabbim! İlmimi arttır.” (Taha, 114)

Nakil Vasıtalarına Binince Okunacak Dua

“Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.” (Zuhruf, 13-14)

İnsan şeytandan, kötülüklerden ve zararlı şeylerden korunmak ister. Bunun için Rabbimiz, Peygamberimize ve onun şahsında bize istiaze (sığınma talebi) duaları talim buyurmuştur.

“Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minun, 97-98).

Felak Suresi

De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Nas Suresi

De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”

“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” (Âl-i İmran, 8)

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 201)

Mehmet Kapukaya

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı