Çocuklarda Din Eğitimi

İslam’da din eğitimi eş seçimiyle birlikte başlar. Bu eğitimi eş seçimiyle başlatan din alimleri, uygun bir eş seçilmediği takdirde çocuğun temel okulu olan evde taşların hiçbir zaman yerli yerine oturmayacağını haklı olarak öne sürerler. Günümüzde de uzmanlar, çocuğun 0-7 yaş arasındaki eğitiminin asla ihmal edilmemesi gerektiğini belirtmektedirler. “El kadar çocuk ne anlar” anlayışı çok yanlış bir düşüncedir. Çocukların dini eğitiminde her yaşın ayrı bir önemi vardır fakat okul öncesi dönem en önemli dönemdir. Eğitimin süreç içerisinde gerçekleşen bir olgu olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Onları yetiştirirken daima beklemeli ve basit alıştırmaları bıkmadan, usanmadan tekrarlamalısınız.

İki yaşındaki çocuklarda özellikle dil alanında büyük gelişmeler yaşanır. Bu yaşta çocuklara dini hikayeler okumak ve dinletmek, Kur’an-ı Kerim ve güzel sözler dinlemesini sağlamak yaşına uygun bir uygulama olacaktır. Bu yaşta “la ilahe illallah” yani kelime-i tevhidi çocuklara ezberletebiliriz. Peygamberimiz ; “-Çocuklarınıza ilk öğreteceğiniz kelime, «La ilahe illallah» olsun!” buyurmuşlardır.

Üç yaşın başlarındaki çocuklar dengesiz, kararsız ve isyankardır. Büyüklerin sözlerini dinlemez, hatta tersini yaparlar. Kısıtlandığı zaman ise öfkelenir, çevresinden yardım istemez ve işlerini kendi başlarına yapmaya çalışırlar. Bundan dolayı çocuklara bir takım dini içerikli bilgileri zorla verme, ibadet kalıplarını öğretme gibi çabalar içine girerek çocukla inatlaşmamak gerekir. Aksi takdirde çocuk, bu konularda ömür boyu olumsuz bakış açısına sahip olabilir. Üç yaşın sonuna doğru çocuklar artık sakin bir döneme girerler. Bu yaş çocuğu çok soru sorar, “neden” ve “niçin” gibi sorularla konuyu irdeler. Ona basit ve anlaşılır, kısa cevaplar vermekle yetinin. Bu yaşta çocuğun sinir sistemi hazır olmadığı için ona uzun dualar ve sureler ile bazı bilgileri zorla ezberletme gibi davranışlardan kaçınmak gerekir. Bu süreçte çocuğun arada bir anne-babayla beraber namaz ibadetini yerine getirmesine müsaade edilmelidir fakat istemiyorsa zorlanmamalıdır.

Dört-altı yaş döneminde çocuklar, özellikle kainatın düzeni ve Allah hakkında çok soru sorar. Dört yaş, çocuğun en çok araştırmacı olduğu dönemlerden birisidir. Her şeyi öğrenmek ister. Bu yaşta çocuğa seveceği, hoşuna giden hikayelerden bol bol okuyup anlatabilirsiniz. Dini temaları, hikaye ve masal diliyle işlemek daha faydalı olacaktır. Bunun için dini hikayeler ve seçilmiş masallardan yararlanabilirsiniz. Ayrıca dört-altı yaş döneminde çocuklar, anne ve babalarını taklit ederler. Onların yanında namaz kılarak ve dua ederek görmelerini sağlamak çok önemlidir.

Altı yaşında (bazen beş buçuk yaşında) çocuk üç yaşlarında olduğu gibi tekrar olumsuz davranışlar göstermeye başlar. Her zaman birinci ve en iyi olmak ister. Bu dönemde çocuk mantıksal düşünmeyi öğrenmeye başlamıştır. Bu dönemde çocuğa bol bol dini hikayeler okumalı, bununla kalmayarak onları hafızasında tutmasını sağlamalı ve sorular sorarak zihnini çalıştırmayı öğretmelisiniz. Çocuklar her ne kadar üç-dört yaşında sorgulamaya başlasalar da beş-altı yaşlarından itibaren çocuğun sorduğu sorular gelişigüzel sorulan sorular değil, dinlenmek ve cevaplarını öğrenmek içindir ki bu da çocuğun kendisine verilenleri almaya hazır olduğu manasına gelir. Bu sebeple özellikle beş-altı yaşlarında sorulan soruları ciddiye almalı ve gerektiği gibi cevaplamalısınız.

Altı-yedi yaşlarına kadar bütün pedagogların anlaştıkları nokta bu dönemin bilgi öğretme ve ezberletme zamanı olmadığı, sevdirme ve benimsetme zamanı olduğudur. Bu nedenle bu yaş çocuklarına iman esaslarının ayrıntılarını ve bir takım bilgileri öğretmek asıl amacınız olmamalıdır. Allah sevgisi, Peygamber sevgisi kazandırmak bu dönem için yeterli olacaktır.

Din Eğitimi Verilirken Yapılan Hatalar

Çocuklar insana benzettikleri Allah tasavvurları ile konuştukları zaman onları günaha girdiklerini söyleyip uyarmak çok gereksizdir. Bu bir geçiş sürecidir ve böyle kalmayacaktır.

Ahiret konusu çocukların iyi anlayabileceği bir konu olmadığı için bu konularda çok hassas olup, dikkatli bilgilendirme yapmamız gerekir. Cehennemi anlatmak, çocukların kaygılarını artırır ve aslında sorumlu olmadıkları için bu bilgiye ihtiyaçları da yoktur. Cenneti çok abartılı anlatmamak gerekir. Örneğin;çok sevdiğini kaybeden bir çocuğa: “-O cennete gitti, orada seni bekliyor!” diye anlattığımız zaman ona kavuşmak için hemen ölmeyi isteyebilir.Bu nedenle, çocuklara verilen bilgilerin, onların dünyasında nelere sebep olduğunu düşünmek ve anlamak gerekir.

“Günah” kavramı da çocuklara anlatılırken dikkat edilmesi gereken kavramlardan biridir. Özellikle bu kavram çocuklar üzerinden anlatılmamalıdır. Yaramazlıkları hiçbir zaman günah olarak değerlendirilmemelidir.

Meleklere iman konusu anlatılırken meleklerin onları takip ettiklerini söylemek çocukları tedirgin eder. Takip edilme duygusu onlar için iyi bir anlam ifade etmez.

Hz. Fatıma’nın Hayatı

Hz. Fatıma, İslamiyet’in gelmesinden yaklaşık bir yıl önce Sünni inanışına göre 606, Şiʿa’ya göre 614 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Fatıma, “sütten kesilmiş” anlamına gelmektedir. Hz.Fatıma (r.a), Peygamber babasının engin sevgisi ve bol şefkati altında büyüdü. Babasındaki merhameti ve güzel ahlakı, annesindeki asaleti ve cömertliği gördü. Hz. Fatıma hassas ruhlu, zayıf yapılı idi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlak sahibiydi. Üstün bir zekası vardı ve son derece alçak gönüllüydü.  Çok az konuşurdu. Cömertti, ev işlerinde maharetli ve becerikliydi. Hz. Peygamber kızına o kadar şefkatli idi ki onu ellerinden ve yüzünden öperdi. Halbuki o toplumda bir babanın kızının elinden öpmesi bir yana erkek çocuklar bile öpülmezdi, ayıptı. “Benim on çocuğum var daha bir kez öpmüş değilim” diyen insanların yaşadığı bir toplumda kadını diri diri gömülmekten eli öpülen bir konuma yükselten de yine Hz. Peygamber’in getirdiği İslam’dı. Hz. Fatıma babasının İslam uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığını ve o yolda fedakarlığın en güzel örneklerini bizzat yaşayarak öğrendi. Bir gün yine yolda giderken azgın bir müşrik, efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attı. Üstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü. Nur topu yavrucuğu Fatıma, kapıyı açınca babasını tanıyamadı ve ağlamaya başladı. Ablaları da ağlıyordu. Peygamber efendimiz ise kendilerine gülümsüyordu: “Zararı yok, su ile temizlenir” diyordu. Böylece nur parçası yavrularını sukunete kavuşturmaya çalışıyordu. Fakat küçük Fatıma ise hıçkırıklarını tutamıyordu. Onu susturabilmek için: “Ağlama kızım. Yüce Allah, babanı koruyacaktır.” buyurdu ve bu şekilde onun korku ve endişelerini gidermeye gayret etti.

Hz. Fatıma’nın çocukluğu bu şekilde Kureyş’in zulüm, baskı ve ambargoları altında geçti. Daha henüz ömrünün baharını yaşarken annesini kaybetti. Mekke’de Müslümanlara eza ve cefalar arttı. İşkenceler dayanılmaz hal aldı. Bunun üzerine babasına hicret izni verildi. Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi de Medine’ye hicret etti.

Hz. Fatıma’nın doğumundan önce Muhammed’in muhalifleri, onun son oğlunun da öldüğünü görünce, Muhammed’in soyunu sürdürecek kimse kalmadığı için yolunun bu yüzden mahvolacağı yönünde propaganda başlatmışlardı Bu propagandaya Kevser Suresi ile cevaρ verilmiştir: “Şüphesiz biz sana bol hayır (bereketli nesil) vermişiz. Öyleyse Rabbin iςin namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” Muhammed’in soyu, Fatıma ve eşi Ali’nin çocukları yoluyla devam etmiştir, çünkü Muhammed’in vefatından sonra hayatta kalan tek çocuğu Fatıma’dır.  Küçük yaşından itibaren, babasının her işine koşturması, onu bir anne gibi koruyup kollaması sebebiyle, babası Muhammed ona; ‘Ümmü Ebiha’ yani “Babasının Annesi” lakabını vermiştir.

Fatıma, Peygamber efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi. Artık büyümüş ve evlenecek yaşa gelmişti. Bu sebepten Peygamber’e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erişebilmek için ashab-ı kiramın büyüklerinden dahi talepler gelmişti. Önce Hz. Ebu Bekir (r.a.) sonra Hz. Ömer (r.a.)’den talepler geldi. Efendimiz bu yakın dostlarına: “Fatıma hakkında Allah Teala’nın emrini bekleyelim.” buyurmuştu. Bu haberler Medine’de yayılınca Ebu Talib ailesi Hz. Ali’yi bu konuda acele davranması için uyardı. Fakat o: “Ebu Bekir ve Ömer’den sonra bana verirler mi?” diye çekindiğini söyledi.  İkna ederek onu istemeye razı ettiler. Evliliği ile ilgili olarak Hz. Ali (r.a.) kendisi şöyle anlatır: Resul-i Ekrem (s.a.) Efendimiz’i, Ümmü Seleme (r.a) annemizin evinde buldum. Kapıyı çaldım ve selam verdim, içeri buyur ettiler. Efendimiz bana yanında yer gösterdi. Bende edepli, mahcup ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum. Halimi anlayan Efendimiz “Ya Ali! Öyle zannederim ki bir muradın var.”buyurdu. Bende: “Ya Rasulallah! Anam-babam sana feda olsun. Senin bereketinle sırat-ı müstakimi bulduk. Hayatımın sermayesi sensin. Nice zamandır ona cüret edip söyleyemedim.” diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve: “Herhalde Fatıma’yı istemeye geldin.” buyurdu Ben de: “Evet” dedim. Bunun üzerine: “Fatıma’ya mehir olarak verebileceğin neyin var?” diye sordu. Ben de: “Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var.” dedim. Efendimiz: “Kılıcın sana lazımdır. Deven bineğindir. Zırhını sat Ya Ali!” buyurdu ve sözüne devamla: “Hak Teala kendi katında Fatıma’yı sana nikahladı. Senden önce melek gelip, bana bu hali haber verdi.” dedi. Efendimiz, zırh parasının bir miktarını alıp düğün için gerekli  ihtiyaçları, çeyizleri almak için Hz. Ebubekir’e uzattı. Paranın kalan kısmını da müminlerin annesi Ümmü Seleme’ye (r.a.) emanet olarak gönderdi. Hz. Ebubekir, Selman ve Bilal (r.a.) yardımcıları ile birlikte çarşıya çıkıp çeyizlik eşyaları ve diğer ihtiyaçları temin ettiler. Çeyiz olarak alınan eşyalar şunlardı: 1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastık, 3 adet minder, 2 döşek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapılmış su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim,  2 adet Yemen işi üzerleri gümüşle işlenmiş elbise, 2 adet el değirmeni, 1 meşin su bardağı, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yaprağından örülmüş sedir.

Günler geçiyor düğün günü yaklaşıyordu. Efendimiz, Ümmü Seleme annemizle Ümmü Eymen’den Fatıma’yı (r.a) giydirip kuşatmalarını istedi. Bir deve getirilip süslendi ve Hz. Fatıma bindirildi. Yuları Selman-ı Farisi’nin (r.a.) eline verildi. Huzur ve neşe içerisinde Hz. Ali’nin evine getirildi. Böylece Hz. Fatıma şanına yakışan bir sadelik içinde gelin oldu. Bu mesut düğün hicretin 2. yılının Zilhicce ayında yapıldı. Peygamber efendimiz düğün gecesi abdest aldı ve Hz. Ali’yi çağırdı. Abdest suyundan göğsüne ve iki omuzunun arasına serpti. Sonra Hz. Fatıma’ya da aynı şekilde davrandı ve: “Allahümme barik fima ve barik lehüma fi neslihima= Allah’ım bu evliliği mübarek kıl! Onlara ve nesillerine mübarek kıl.” buyurdu ve: “Ey Allah’ım ! Fatıma ve zürriyeti hakkında kovulmuş şeytandan sana sığınırım.” diye dua etti. Hz. Ali için de aynı duayı tekrar ederek: “Allah’ın ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanına.” buyurdu. Yeni gelin ve damada bu duaları yaptıktan sonra onların arasındaki muhabbeti kuvvetlendirmek için kızına: “Vallahi Ey Fatıma! Ben seni, ailemin en hayırlısına nikahladım! Allah hakkı için erin iyi erdir. Sahabenin evvelidir. İslam’ın büyüğüdür. İlim de en derinidir. İmamların kadısı, İslam’ın kahramanıdır. Zinhar ona isyan eyleme ve emrine muhalefet etme!” diye nasihatte bulundu. Damadına da: “Ey Ali, Fatıma’nın hakkına riayet eyle! Onu hoş tut. O benden bir parçadır. Eğer onu üzersen, beni üzmüş olursun.” buyurdu. Her ikisini de Allah’a emanet ederek oradan ayrıldı. Fatıma, Ali bin Ebu Talib ile olan evliliğinde, ikisi kız, üçü oğlan olmak üzere beş çocuk sahibi olmuştur. Çocuklarının isimleri;

Muhsin bin Ali, Hasan bin Ali, Hüseyin bin Ali, Zeyneb bint Ali, Ümmügülsüm bint Ali’ dir.

Hz. Fatıma (a.s)’ın ibadetine gelince, birçok geceleri ibadetle geçirdiği söylenir. Her namazdan sonra okunması sünnet olan, Resulullah tarafından bir hediye olarak öğretilen Fatımat’üz-Zehra Tesbihatı (34 defa Allah-u Ekber, 33 defa Elhamdulillah, 33 defa Sübhanallah ) ibadetteki yüce makamına bir işarettir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) ömrü 18 sene gibi kısa bir süre olmasına rağmen ilimdeki makamı o dereceye varmıştır ki Kur’an’ın tefsiriyle ilgili buyrukları Hz. Ali (a.s) tarafından kaleme alınmış ve bu yolla meydana gelen kitap Ehl-i Beyt İmamlarının ilmi kaynaklarından biri olmuştur. Böylece o sonradan gelen imamlar için de bir muallime sayılmıştır.

Hz.Fatıma (s.a) Resulullah (s.a.v)’den sonra çok kısa bir süre yaşamıştır. Bu süre bazı kaynaklara göre, altı ay bazısına göre de 95 veya 100 gündür. Medine’de vefat etmiş ve vasiyeti üzerine geceleyin gizlice defnedilmiştir ve mezarı hala bilinmemektedir.

Hz. Fatıma’nın Sözleri

“Ey Allahım! Baba ve anamı ve boynumda hakkı olan herkesi en iyi mükafatınla benden taraf mükafatlandır. Ey Allah’ım benim durumumu yaratılış gayem uğrunda uğraşmak için müsait kıl, senin üstlendiğin (rızık) için çalışmakla meşgul eyleme, ben senden mağfiret diliyorum, öyleyse beni azaba uğratma; ben sana yalvarıyorum, beni mahrum bırakma.”

“Allah, şarap içmeyi, pislik ve kötülükleri önlemek için haram kılmıştır.”

“Siz ey Allah’ın kulları! O’nun emir ve nehiylerinin muhatabı sizsiniz. Din ve vahyi taşıyanlar (ahkamı kendinizde uygulamak için) Allah’ın eminleri ve onu diğer milletlere ulaştıracak elçileri sizsiniz.”

“Allah, zekatı nefsin temizlenmesi ve rızkın artması için farz kıldı.”

“Allah’ım! Beni verdiğin rızıkla kanı eyle, yaşattığın sürece ayıplarımı ört ve bana afiyet nasib eyle, ölümüm gelip çattığında bağışla beni ve bana rahmeyle, mukadder etmediğin şeyi elde etmek için boşuna uğraşmakla beni yorma, bana mukadder kıldığına da ulaşmayı kolaylaştır.”

“Babam Hz. Muhammed (sav) insanların hidayeti için kıyam etti, onları sapıklıktan kurtardı, körlükten çıkarıp basiret verdi onlara; sağlam bir dine hidayet etti, doğru yolu gösterdi onlara.”

“Allah, orucu ihlasın sağlamlaşması için farz kıldı.”

“Allah’ım! Nefsimi bana küçük göster ve kendi makamını benim nazarımda büyült, itaatini, senin rızana uygun amel etmeyi ve senin gazabına sebep olan işten uzak durmayı bana ilham eyle, ey rahmeti bütün rahmedenlerden daha çok olan.”

“Allah, anne babaya iyilik yapmayı ilahi gazaptan korunma vesilesi kıldı.”

“Allah’ın kitabı. Kendisine uyanı Allah’ın rızasına götürür. O’na kulak vereni kurtuluşa sevk eder. O kitapla Allah’ın aydın hüccetlerine, açıklanmış farzlarına, yasaklanmış haramlarına, belli nişanelerine, yeterli delillerine, övülmüş erdemlerine, hibe olan ruhsatlarına ve yazılı şeriatlarına ulaşılır.”

 

 

 

 

 

 

 

Esma-ül Hüsna “El-Mümin”

EL-MÜMİN:Mümin kelime olarak inanan anlamına gelir. Bu mana kullar içindir. Allah için olan mana ise gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve ferahlık bahşeden demektir.El-Mümin esmasının ebced değeri 136’dır. Güneş doğarken ilk saatlerde, ikindi namazı sonrası, gece okumalarında ise tam gece yarısı okunması daha iyidir.

İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki:

El-Mü’min ismi, dostlarını azaptan, kullarını zulümden emin kılan demektir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah onları korkudan emin kılandır) buyurmuştur. (Kureyş 5)

El-Mümin isminin faziletleri

Özel istek ve ihtiyaçları bulunan kimse her gün “136” defa 43 gün boyunca “Ya Mü’min” esmasının zikrine devam etmeli ve sonra isteyeceğini Allah’tan istemelidir.

Düşmanına karşı üstün gelmek ve onu etkisi altına almak isteyen kişi her gün bu esmayı 136 defa “Ya Mü’min” diyerek çekmelidir.

Her gün sabah namazından sonra 267 defa “Ya Mü’min” esmasını okuyan kimse sıkıntıya düşmez, kimseye muhtaç olmaz. Diline yalan girmez, küfür denilen kötü ve çirkin sözlerden korunur.

El-Mü’min esmasının zikrine devam eden kimsenin dünya ve ahiret işleri dengeli bir şekilde yoluna girer.

5 vakit namazdan sonra bu esmayı 137 kere “Ya Mü’min celle celalühu” diyerek zikre devam edenlerin imanları kuvvetlenir, her türlü evham ve kötü alışkanlıklardan kurtulmuş olur.

Mümin İsminin Geçtiği Kur’an Ayetleri

“İnanmak-iman etmek” anlamında “mü’min” kelimesinin geçtiği bazı ayetler şöyledir:

“Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Taha/75)

“Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra/19)

“Hiç mü’min fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.” (Secde/18)

“Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.” (Taha/112)

“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (Nahl/97)

“Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, ayetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.

………Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.

………İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.” (Enfal/2-3-4)

İlk Ezan

Ezan, İslam’ın sembolü olup aynı zamanda sünnettir. Ezan aracılığıyla insanlara hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allah’ın eşsiz büyüklüğü, Hz. Muhammed(s.a.v.)’in O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.

Medine’ye hicretten sonra Mescid-i Nebevi dediğimiz Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu mescid inşa edilmiş ve bu mescid tamamlanınca namaz cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Namaz vakti girdiğinde de Hz. Bilal-i Habeşi,”Hayye ale’s salah” yani  “Haydi namaza” diyerek sahabeleri namaza çağırmıştır. İnsanlar çoğaldıkça Hz. Muhammed (s.a.v.) herkes tarafından bilinecek olan bir şeyle namaz vaktinin duyurulması gerektiğini ashabıyla istişare etmiştir. Kimisi; “Namaz vakti geldiği zaman bir sancak dikelim, Müslümanlar onu gördüklerinde birbirlerine haber versinler.” dedi fakat Peygamber Efendimiz bu teklifi beğenmedi. Yahudi borusu çalınması teklif edildi, onu da beğenmedi: “Bu, Yahudilerin aletidir.” buyurdu. Çan çalınmasından bahsedildi. Peygamber Efendimiz: “O da Hıristiyanların işidir.” buyurdu.

Peygamberimizin derdiyle dertlenen Abdullah bin Zeyd (r.a.) bir gün uykusunda iken kendisine ezan lütfedildi. Hemen Resulullah’ın yanına giderek:

“Ben uyku ile uyanıklık arasında iken biri gelip bana ezanı öğretti.” dedi.  Bunun üzerine peygamberimiz bu rüyayı hak bir rüya olarak kabul edip “Kalk rüyada öğrenmiş olduğunu Bilal’e öğret. O bunları söyleyerek ezan okusun. Zira o, sesçe senden daha gür” diye buyurmuştur. Hz. Bilal, Medine’nin en yüksek yerine çıkarak öğrendiklerini okuduğu sırada evinde olan ve ezanı duyan Hz. Ömerin de aynı rüyayı gördüğünü peygamberimize söylemesi üzerine peygamberimiz “Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu” demiştir. Böylece ezan, vacib derecesinde kuvvetli bir sünnet oldu.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğini aynen tekrarlayın. Sonra bana salat ü selam getirin. Zira kim bana salat ü selam getirirse Allah da ona on misliyle rahmet eder. Sonra benim için Vesile’yi taleb edin. O, cennette bir makamdır ki, mutlaka Allah’ın kullarından birinin olacaktır. Ona erişecek kimse olmayı ümid ediyorum. Kim benim için Allah’tan Vesile’yi taleb ederse, şefaatim kendisine vacib olur.” (Müslim, Salat, 11; Ebu Davud, Salat, 36/523)

Esma-ül Hüsna “Es-Selam”

 

ES-SELAM: Kullarını selamete güvene çıkaran, cennetteki mümin kullarına selam veren O’dur. Es-selam esmasının ebced değeri 131’dir. İnsanlar selamlaşma sırasında Allah’ın bu ismiyle selamlaşırlar. Es-selam ismi şerifinin zikir vakitleri sabah gün doğduğu vakit ve ikindinin son vaktidir. Bu ismi şerif zikir saati olan vakitlerde ve her vakitte ‘Es-Selam – Ya-Selam’ diyerek okunur.

 Es-selam İsminin Faziletleri

Es-selam ismi şerifini devamlı okuyan kimse her türlü felaketten korunur, Allah’ın himayesine girer ve koruma altına alınmış olur.

Her namazın arkasından “Ya Selam” isminin zikrine devam eden kimse adalet ve selamete ulaşır, emniyet ve güvende hisseder, Allah böyle kimseleri her türlü zulümden ve kötülükten korur.

“Ya Selam” ismi şerifi, eceli henüz gelmemiş bir hastaya her gün 131 defa okunursa hastalık kısa bir süre içerisinde iyileşir ve hasta sağlığına kavuşur.

Cuma ezanı okunduğu sırada “Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Selamün kavlen min Rabbi’n-Rahim ” okuyup ardından 17161 kere “Ya Selam” ismini zikredenin dileği hayırlı bir vakitte gerçekleşir.

Her türlü sıkıntı ve dertten selamete çıkmak için ve korkulardan korunmak için her gün 131 defa “es-Selam” diyerek zikretmek gerekir.

Bekar bir kimse günde 131 defa ‘Ya Selam’ ismini zikre devam ettiği takdirde ona hayırlı bir vakitte evlilik nasip olur. Evli olan bir kimse okursa eğer bir ömür mutlu bir evlilik sürer.

 Selam İsmi Geçen Kur’an Ayetleri

“Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
Nisa- 86

“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”
Ahzab-56

“Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin.”
Nur-61

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip ( izin alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır.”
Nur, 24/27

“O öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tapılacak yoktur. Öyle melik ki, mukaddestir, selamete erdirendir, güven verendir, görüp gözetendir, onurludur, dilediğini ister istemez zorla yaptırandır, her hususta büyüklüğünü gösterendir, Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir.”
Haşr-23

“Ayetlerimizi iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: ” Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tevbe eder, kendini düzeltirse ( bilmiş olun ki) o, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
En’am, 6/54

“Allah selam yurduna (cennete) çağırıyor ve dilediğine de bir doğru yola hidayet buyuruyor.”
Yunus-25

“Sabretmenizden dolayı size selam olsun. Dar-ı dünyanın ( dünya yurdunun) akıbeti ( sonucu) ne güzel.”
Ra’d-24

“Orada onların duaları, “Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allahım!” karşılıklı iyi dilekleri de “selam” şeklinde olacaktır. Ve duaları, “Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun” diyerek son bulur.”
Yunus- 10

“İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri ‘selam!’ dır.”
İbrahim – 23