Namaz Vakitlerinin Anlamları

 

 Allah’ın her emir ve yasağının sayısız hikmeti olduğu gibi namazların belli vakitlerde kılınmasının da elbette birçok hikmeti vardır. Kur’an-ı Kerim’de namaz vakitleriyle ilgili pek çok ayet yer almaktadır.

(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür. (Hud Suresi 114)

Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın. (İsra Suresi 78-79)

Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.” (Taha Suresi 130)

Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. (Rum Suresi 17-18)

 

Sabah Namazı

Yeni bir başlangıç

Sabah namazı vakti; bizim anne karnına düştüğümüz anı, kainatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Sabah vakti aydınlıkla birlikte yeni bir güne başlar adeta yeniden doğarız. İnsan sabahleyin çeşitli faaliyetlere başlamak için gerekli vücut zindeliğine kavuşmuş halde uyanır. Bizlere yine O’nun bize verdiği rızkları kazanabilmemiz için bu canlılık ve zindeliği de veren  şüphesiz Allahu Teala`dır. Bu nedenle O’nun verdiği nimetlere ve sıhhate şükür için, sabah namazını kılmakla mükellef tutulmuşuzdur.

Rivayet edildiğine göre sabah namazının fazileti ile ilgili Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin. (Müslim, Mesâcid 261-262)

 

Öğle Namazı

Gençlik ve Cehennem

Öğle vakti günün en sıcak zamanı olduğu için yazın en sıcak dönemine, insanda ise gençlik çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bizlere mahşer gününü hatırlatır. Öğle vakti işlerimizin en yoğun olduğu andır. İnsan, o vakitte günlük işlerin yoğunluğundan dolayı adeta boğulacak duruma gelir. Tam da bu anda hem  bu sıkıntılardan biraz olsun uzaklaşmak, hem de günün o saatine kadar Rabbimizin bize verdiği nimetlere şükürde bulunmak amacıyla namaza koşar ve bizi sıkıntıya sokan dünya işlerinden sıyrılarak bir nefes alma fırsatı buluruz.

Ebu Hureyre(r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu:

 

Sıcak (öğle vakti) şiddetlendiği zaman, onu namazla serinletin. Muhakkak ki, sıcaklığın şiddeti, cehennemin nefes almasından ileri gelir. Öyle ki, cehennem ateşi Rabbine ‘Ya Rabbi! Bir kısmım bir kısmımı yedi.’ diyerek şikayette bulundu. Bunun üzerine Allah, nefesin biri kışta, biri de yazda olmak üzere (yılda) iki nefes almasına izin verdi. İşte sizin gördüğünüz en şiddetli sıcak ve en şiddetli soğuk bundan (bu iki nefesten meydana gelmekte)dır. (Buharî, Mevakît, 9; Müslim, Mesacid, 185, 186, 187)

 

İkindi Namazı

İhtiyarlık ve sonbahar

İkindi vakti, güneşin batmaya meylettiği zamandır. Aynı zamanda insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. İkindi vakti geldiğinde az sonra güneşin batacağını ve birkaç saat sonra yeryüzündeki her şeyin karanlıkta kaybolacağını düşünürüz. Tam ümitsizliğe düşeceğimiz böyle bir zamanda kulaklarımızda ezan sesi yankılanır ve tek sığınılacak kapının Rabb’imiz olduğunu fark ederiz.

Ebu Züheyr Umare İbni Ruveybe (r.a) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi:

Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir.”  (Müslim, Mesâcid 213-214)

Peygamber efendimiz bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmiştir.

 

Akşam Namazı

Ölüm ve kıyamet

Akşam vakti sonbaharın sonunda varlıkların ölmesini, insanın vefatını ve kıyameti hatırlatır. Artık gün batmış, güneşten geriye yalnızca bir kızıllık kalmıştır. Bu vakit yirmi dört saatlik bir günün ölümüyle birlikte bizim ölümümüzden de haber verir. Güneşin batmasıyla birlikte doğan her şeyin bir gün batacak olduğu gerçeğini hatırlarız. Bu düşünceler içinde kalbimize teselli vermek ve ruhumuzu huzura kavuşturmak için akşam namazına koşarız.

Ebu Atıyye dedi ki; ben ve Mesruk, Aişe (r.a)’nın yanına gittik.

Mesruk ona:

-“Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor. dedi.

Bunun üzerine Aişe (r.a):

Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir? diye sordu.

Mesruk da:

– (İbni Mes’ud’u kastederek) Abdullah’tır. cevabını verdi.

Bunun üzerine Aişe (r.a):

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de öyle yapardı.” dedi.(Müslim, Sıyâm 49-50)

 

Yatsı Namazı

Büyük karanlık

Yatsı vakti güneşe ait hiçbir izin kalmadığı zamandır. Artık arkada bırakılan bir günün varlığı hakkında bize fikir verecek hiçbir şey yoktur. Akşam vakti izini bir kızıllık halinde şafağa bırakmıştı, o kızıllık da gidince her şey gitmiş ve bitmiş olmaktadır. Yatsı vakti bizlere her şeyin bitip tükendiğini ve kabirde her türlü ışıktan mahrum kalacağımızı hatırlatır. Bu vakitten sonra artık uyku alemine geçeriz. Hem yarı ölüm olarak adlandırılan hem de huzur ve dinlenme zamanı sayılan bu aleme geçmeden önce güne şükürle başladığımız gibi yine bir şükürle son vermek, gün içerisinde yaptıklarımızdan dolayı Allah’ın affına sığınmak için yatsı namazını kılarız.

Ebu Hüreyre (r.a) ‘den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v)şöyle buyurdu:

Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur.  İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi. (Buhârî, Mevâkît 20)

Kainatın Sevgilisi: Hz. Muhammed (SAV)

Sevgi dediğimiz hisler  duyguların en güçlüsüdür. Allah aşkı, Resulüllah sevgisi, insanımızın dini hayatını zenginleştiren ve ayakta tutan başlıca unsurdur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) dünya üzerinde ve tarihinde yaşamış, en çok sevilen kişi sıfatına sahiptir. O, insanların en yücesi ve de en sevgilisidir. Efendimiz, Allahu Teala’nın kainatı onun yüzü suyu hürmetine yarattım dediği, iftihar kaynağıdır.

Öyle ki, Allah-u Teala Hz. Peygamber’e Habibim hitabını uygun görmüştür.

O, her bakımdan üstün özelliklere sahiptir. Evet “Muhammed bir beşerdir, ama her insan gibi bir beşer değildir.

“O, taşların arasında bir yakut gibidir.”

Hz. Peygamber’e iman etmek farzdır. Hz. Peygamber (s.a.v)’e iman etmek İslâm’ın erkanından birisi, imanın da şartlarından bir şarttır. Bundan dolayı her müslümanın O’nun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna şehâdet etmesi, O’nun Rabbinden getirdiği her şeyi tasdik etmesi ve O’ndan gelen bütün sözleri ve fiilleri kabul ederek, O’nu hayatında kendisine örnek alması gerekir.

Hiç şüphesiz ki; Allah sevgisinden sonra sevgiye en lâyık olan Hz. Muhammed (s.a.v)’dir.

Zira Yüce Allah bir ayet-i kerimede Hz.Peygamber (s.a.v)’e hitaben şöyle buyurmaktadır:

“(Ey habibim!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

Ümmetinin çokça sevdiği kainatın sevgilisi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed de ümmetinin sevgisini karşılıksız bırakmamıştır. Ashabını ve müminleri çok sevmiştir. Ümmeti için gözyaşı döktüğü de olmuştur.

“Şanım hakkı için, size kendinizden öyle (izzetli) bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. Size düşkündür, mü’minlere karşı çok şefkatli merhametlidir.” (Tevbe 128)

O, ümmetinin hidayeti için kendini feda edecek kadar haris (hırslı) bir peygamberdir. Arapçada ‘hırs’ kelimesi şiddetli tutkuyu ve bir şeyi elde etmek için duyulan aşırı isteği ifade etmektedir. İslâm’a karşı hareket edenler için bile bu kadar üzülen bir elçinin, kendi ümmetine muhabbeti yüce Rabbimiz (cc) tarafından övülmüştür.

Peygamberimiz (s.a.s), Allah Teala tarafından Esmaü’l-Hüsna’dan olan “raûf” ve “rahim” isimleriyle nitelen¬dirilmiştir. Rauf “çok şefkatli”, Rahîm “çok merhametli” demektir. Yüce Allah’ın kendi sıfatlarından ikisiyle Resûlü’nü anması, Efendimizin Allah katında ne kadar değerli olduğunun işaretidir. İman edenlerin bu dünyada sıkıntıya düşmeleri O’na ağır gelmiş, işkenceler altında eziyet çekmelerine karşı çaresiz kalması O’nu üzmüştür. Ancak Efendimiz ümmetini rahatlatacak çareleri Allah’ın izniyle her zaman bulabilmiştir.

“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”

Ahzâb Suresi, 56. Ayet

Peygamberimize salat-ü selam birçok şekilde getirilebilir.

•Allahümme salli alâ Muhammed
•Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed
•Sallallahü aleyhi ve sellem
•Essalâtü vesselâmü aleyke ya Rasulallah

 

Hümeze Suresi, Manası ve Faziletleri

Hümeze Suresi, Mekke döneminde inmiştir. Sure, 9 ayettir. Hümeze, kelime manası ile insanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse demektir. Bu sure, Allah-u Teala’nın, dedikodu yaparak insanların aleyhine konuşanların, insanları kötüleyen, alay eden ve kalp kıranların büyük bir azap göreceklerini açıkça belirttiği mukaddes bir suredir. Hümeze suresi, dünya malına dalıp ahiret hayatını unutanları da büyük bir azap beklediğini hatırlatan bir suredir.

HÜMEZE SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU


وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۙ ﴿1﴾ اَلَّذ۪ي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۙ ﴿2﴾ يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ ﴿3﴾ كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِۘ ﴿4﴾ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحُطَمَةُۜ ﴿5﴾ نَارُ اللّٰهِ الْمُوقَدَةُۙ ﴿6﴾ اَلَّت۪ي تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْـِٔدَةِۜ ﴿7﴾ اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌۙ ﴿8﴾ ف۪ي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ ﴿9﴾

HÜMEZE SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU

Bismillahirrahmanirrahim

1- Veylül li külli hümezetil lümezeh
2- Ellezıcemea malev ve addedeh
3- Yahsebü enne malehu ahledeh
4- Kella le yümbezenne fil hutameh
5- Ve ma edrake mel hutameh
6- Narullahil mukadeh
7- Elleti tettaliu alel ef’ideh
8- İnneha aleyhim mü’sadeh
9- Fi amedim mümeddedeh

HÜMEZE SURESİ MANASI

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle.

1- Veyl o insanları çekiştirip kaş göz işaretleriyle alay edenlerin bütününe
2- Ve bir mal toplayıp hep onu sayana!
3- Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır.
4- Hayır, andolsun ki, o Hutame’ye (cehenneme) atılacaktır!
5- Bildin mi Hutame nedir?
6- Allah’ın, tutuşturulmuş ateşidir
7- Ki, gönüllerin ta üstüne çıkar!
8- O (ateş), onların üstüne kapatılacaktır mutlaka,
9- Uzatılmış sütunlar içinde olarak.

FAZİLETLERİ

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) buyurdu ki:

“Her kim Hümeze suresini okursa, Allah’u Teala, Muhammed ve Ashabı ile alay edenlerin sayısınca kendisine on hasene verir.”

•Hümeze suresinin nazar değmiş bir kimseye 7 kez okunması nazarı ortadan kaldırır.

•Hümeze suresini iftiraya uğrayan kişi 21 defa okursa iftiradan kurtulur.

Allah’a Teslimiyet’in Örneği: Hz. İsmail (a.s)

Hz. İbrahim (as)’in Hacer’den olan büyük oğludur. Hacer, Mısır’ın zorba hükümdarının Sare’ye hediye ettiği köle bir cariye idi. Sare’de, belki ondan bir çocuk verir ümidiyle onu, kocası Hz. İbrâhîm (a.s)’a vermişti. Hacer Hatun İsmail’İ dünyaya getirdiğinde Hz. İbrahim (a.s) o sırada 87 yaşında idi.

Buna, Yüce Allah’ın şu ayeti de işaret etmektedir:

“İhtiyar olduğum halde bana İsmail’i ve İshâk’ı bahşeden Allah’a hamd olsun! Şüphesiz ki Rabbim, Yapılan duayı işitendir.”

İsmail (as), Kur’an-ı Kerim’de adı zikredilen peygamberlerdendir. İsminin manası “Allah’a itaat eden”dir. İbranice karşılığı İsmuyel’dir. Araplar İsmail demişlerdir.

Kendisine “Allah’ın kurbanı” anlamına “Zebihatullah” da denir.

HZ. İSMAİL’İN ALLAH’A TESLİMİYETİ

Hz. İsmail (a.s) genç bir delikanlı olduğu zamanda, Hz İbrahim (a.s) uyurken rüya gördü ve rüyasında bir ses:

“Ey İbrahim, Allah oğlun İsmail’i kurban etmeni istiyor.” dedi.

Bu rüya üzerine Hz. İbrahim (a.s) korku içinde uyandı. Rüyanın Allah’ın emri mi yoksa şeytandan mi olduğuna emin olamıyordu. Aynı rüyayı üç gece de görünce İsmail’in kurban edilmesinin Allah’ın emri olduğuna emin oldu. Fakat çekinceleri vardı. Ya itiraz ederlerse? diye düşünüyordu. Bundan Hz. İsmail’e bahsetmek istiyordu. Yine bir sabah, Hz. İbrahim oğluna ip ve bıçak almasını, birlikte oduna gideceklerini söyledi. Baba oğul yanlarına ip bıçak ve balta alarak yola koyuldular. Mina mevkiine gelince, Hz. İbrahim gördüğü rüyayı yavaş yavaş oğluna anlatmaya başladı. Allah tarafından imtihana tabi tutulduklarını anlatmaya çalışıyordu. Hz. İsmail’de babasının anlattıklarından sonra, en ufak bir korku ve telaş, olmamıştı.
Hz. Ismail tevekkül etti ve şöyle dedi:

“Babacığım, hiç endişelenme. Her ne ile emrolundu isen onu yap. Allah’ın izni ile beni sabreden biri olarak göreceksin.”

Hz. İbrahim oğluyla hem gurur duyuyordu hem de çok duygulanmıştı. Hz. İbrahim, bıçağı görüp ürkmemesi için biricik oğlu İsmail’in gözlerini bağladı. Tam bismillah deyip keseceği anda bıçak kesmedi. Hz. İsmail (a.s) babasının onu yüzükoyun yere yatırmasını istedi. Çünkü babasının ona kıyamadığını, babalık hisleriyle davrandığını düşünüyordu. Hz ibrahim, yeniden bıçağı indirecekken durdu. O esnada bir ses duyuldu.

“Ey İbrahim, Allah’a ne kadar bağlı bir kul olduğunu ispatladın. Dur artık İsmail’i kesmene lüzum yok.”

Hz. İbrahim başını kaldırıp, sesin geldiği yere yani yukarı bakınca, elinde kurbanlık bir koç ile Hz Cebrail aleyhisselâmı gördü.

“Ey İbrahim bu koç kırk senedir cennette beslenmektedir. Şimdi oglun İsmail’in yerine onu kurban etmen için yeryüzüne gönderildi.”

Hz. İbrahim sevinç içinde oğlunun gözlerini çözdükten sonra, koçu alıp kurban etti ve Allahü teâlâya şükretti. Bu olay Hz. İbrahim’in Allah’a itaatini, Hz. İsmail’in de hem Allah’ın emrine hem de babasına teslimiyetini gösteren çok güzel bir örnektir. O günden kıyamete kadar kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi yâd edilecektir.

HZ. İSMAİLİN PEYGAMBERLİĞİ

Hz. İbrahim (as)’in Mekke’ye yaptığı bir sefer sırasında Allah tarafından Kâbe’yi yapması emredildi. Oğlu İsmail (as) ile birlikte Kâbe’yi yaptılar. Allah Hz. İsmail’e peygamberlik verdi. Hz. İsmail (a.s) Yemen’den gelen Cürhümi kabîlesine Peygamber oldu. Hz. İsmail (a.s.) onları elli yıİ İslam’a davet etti. Bazıları iman etti, bazıları ise küfr ve inat etti. Fakat iman edenler pek azdı. Hz. İsmail aleyhisselam sabır göstererek üzerine düşen tüm görevleri yapmaya devam etti.

“İsmâîl’i, İdrîs’i ve Zülkifl’i de (hatırla). Hepsi de sabredenlerdendi.”

Hz. İsmâîl (a.s), 137 yaşındayken Mekke’de vefat etti ve Kabe’nin yanında bulunan Hicr’deki annesi Hacer’in kabrinin yanına gömüldü.

HZ. İSMAİL’İN MUCİZELERİ

• Kısır koyunların O’nun duasının bereketiyle süt vermesi,
• Koyunlarının yünlerinin ipek gibi olması,
• Dikenli araziyi yeşillik haline getirmesi,
• Dua etmesi ile yanındaki kumların un haline gelmesi,
• Zemzemin onun vesîlesiyle çıkması ve kıyamete kadar devam edecek olması.

Ahlak ile İlgili Temel Bilgiler

  • Ahlak nedir?
    Ahlak; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır:
    1. Güzel ahlak
    2. Kötü ahlak
  • Güzel ahlak neye denir?
    Allah’ın ve Resulü’nün emir ve tavsiye ettiği, diğer insanların da yapılmasından hoşlandığı güzel söz ve davranışlara güzel ahlak denir. Büyüklere saygı göstermek, güler yüzlü olmak, doğru konuşmak, canlılara merhamet etmek gibi.
  • Güzel ahlak, bireye neler kazandırır?
    1. Kişiyi Allah’a yaklaştırır.
    2. Kendi iç huzurunu sağlayıp toplumdaki saygınlığını artırır.
    3. Aile yapısını güçlendirir.
    4. Bu dünyada kazandırdıklarının yanı sıra ahiret kazancı da sağlar.
  • Güzel ahlak, topluma neler kazandırır?
    1. Toplumda huzuru ve barışı sağlar.
    2. Toplumu saygın kılar.
  • Kötü ahlak neye denir?
    Allah’ın yasak ettiği, Peygamber Efendimiz’in razı olmadığı, insanların zarar gördüğü kötü işlere, çirkin söz ve davranışlara kötü ahlak denir. Yalan söylemek ve hırsızlık yapmak gibi.
  • En güzel ahlak sahibi kimdir?
    En güzel ahlak örneğimiz Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ dir.
  • Peygamber Efendimiz’in güzel ahlakından beş tanesini sayınız.
    1. Yalan söylemezdi.
    2. Çok cömertti.
    3. Merhametliydi.
    4. Alçakgönüllüydü.
    5. Bütün insanları, bilhassa çocukları çok severdi.
  • Ahlakî vazifelerimiz kaça ayrılır?
    1. Allah’a ibadet etmek.
    2. Allah’ın yarattıklarına şefkat ve merhamet göstermek.
  • Allah’a karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak.
    2. İbadet vazifelerimizi yerine getirmek.
    3. Emirlerine uygun hareket edip yasak ettiği şeylerden sakınmak.
    4. Allah sevgisini her şeyden üstün tutmak.
    5. O’nun adını saygı ile anmak.
    6. Verdiği nimetlere şükretmek.
  • Peygamberimiz’e karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. O’nun son peygamber olduğuna inanmak.
    2. O’nu çok sevmek; ismi anıldığında salavat-ı şerife okumak.
    3. Sünnetlerini uygulamak.
    4. Güzel ahlakını kendimize örnek almak.
  • Salavat-ı şerife nasıl okunur?
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
  • Kur’an’ı Kerime karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Kur’an-ı Kerim’in son kitap olduğuna inanmak.
    2. Usûlüne uygun olarak okumak.
    3. Manasını anlamaya çalışmak.
    4. Okurken ve dinlerken son derece saygılı olmak.
    5. İçindeki emirleri yapmak, yasaklardan sakınmak.
  • Annemize ve babamıza karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Onlara karşı güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak.
    2. Allah’a isyana davet etmedikleri sürece emirlerini dinlemek.
    3. Yaşlandıklarında bakımlarını üstlenmek.
    4. Öldüklerinde onları rahmetle anmak.
  • Bedenimize karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Dengeli ve helalinden beslenmek.
    2. Sağlığımızı korumak.
    3. Temiz olmak.
  • Ruhumuza karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Ruhumuzu yanlış inançlardan temizlemek.
    2. Faydalı bilgilerle donatmak.
    3. Kötü düşünce ve huylardan arındırmak.
    4. Güzel huylarla süslemek.
  • Anne ve babaların çocuklara karşı vazifeleri nelerdir?
    1. Onlara güzel bir isim vermek.
    2. Onları ruh ve beden yönünden sağlıklı yetiştirmek ve onlara haram yedirmemek.
    3. İyi bir eğitim verip örnek bir insan olarak yetiştirmek.
    4. Onlara sevgi ile yaklaşmak ve adaletli davranmak.
  • Eşlerin birbirlerine karşı vazifeleri nelerdir?
    1. Her konuda birbirlerine yardımcı olmalıdırlar.
    2. Kazançlarını israf etmemelidirler.
    3. Çocukların eğitim ve öğretimiyle birlikte ilgilenmelidirler.
    4. Saygıda ve sevgide kusur etmeyip birbirlerine karşı nazik ve yumuşak olmalıdırlar.
  • Hısım ve akrabalara karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Zaman zaman ziyaretlerine gidip hal ve hatırlarını sormak.
    2. Yardıma muhtaç olanlara yardım etmek.
    3. Sıkıntılı anlarında yanlarında olmak.
  • Komşularımıza karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Selamlaşmak.
    2. İyi geçinmek.
    3. Haklarını gözetmek.
    4. İyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak.
  • Bir Müslüman diğer bir Müslüman’ın öldüğünü duyduğu zaman ne söyler?
    “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn= Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz!” ve “Allah rahmet etsin!” der.
  • Bir Müslüman diğer bir Müslüman’ın hapşırdığını duyduğu zaman ne demelidir?
    Hapşıran: Elhamdülillah (Allah’a hamd olsun)
    Duyan: Yerhamükellah (Allah sana rahmetiyle muamele etsin)
    Hapşıran: Yehdîna ve yehdîkümüllah (Allah bizi ve sizi doğruya iletsin).
  • Müslüman olmayanlara karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Onlarla insanî ilişkiler içerisinde yaşamak.
    2. Mal ve canlarına zarar vermemek.
    3. Onlara dinimizi ve kültürümüzü güzel bir şekilde tanıtmak.
    4. Hak ve özgürlüklerine saygılı olmak.
  • Vatanımıza karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Vatanımızı sevip iç ve dış düşmanlara karşı korumalıyız.
    2. Vatanımızın gelişmesi için çok çalışmalıyız.
    3. Yıkıcı ve bölücü davranışlara karşı uyanık olmalıyız.
    4. Kamu mallarını korumalıyız.
  • Şehit kime denir?
    Allah yolunda; din, vatan ve millet uğrunda savaşırken ölenlere denir.
  • Gazi kime denir?
    Allah yolunda; din, vatan ve millet uğrunda savaşıp sağ kalanlara denir.
  • Topluma karşı vazifelerimiz nelerdir?
    1. Başkalarının kutsal değerlerine saygılı olmak.
    2. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermek.
    3. Kendisi için istediğini başkası için de istemek.
    4. Kamu mallarını korumak, toplu taşıma araçlarına zarar vermemek; cami, okul, park, bahçe ve benzeri ortak kullanım alanlarını kirletmemek vb.
  • Hayvanlara, bitkilere ve doğal çevreye karşı vazifelerimiz neferdir?
    1. Hayvanlara eziyet etmemek, onları korumak.
    2. Doğal güzellikleri korumak; onlara zarar veren, kötü görünüm sergileyen şeyleri ortadan kaldırmak.
    3. Çöpleri sokaklara, yerlere rastgele atmamak ve tükürmemek.
    4. Bu kurallara uymayanları uyarmak ve eğitmek.
  • İslam ahlakına uyan Müslümanlar’da hangi özellikler bulunur?
    1. İman esaslarına inandığı gibi yaşar.
    2. Anne ve babasına saygı gösterir.
    3. Müslümanlar’ı kardeş bilir.
    4. Eliyle ve diliyle kimseyi incitmez.
    5. İyi insanlarla arkadaşlık yapar.
    6. Sigara, alkol ve uyuşturucu gibi zararlı maddeleri kullanmaz.