Şehit Kime Denir?

şehit

Şehit, dinimizde Allah yolunda vefat etmiş Müslümanlara verilen makamdır. Kur’an‘da sıklıkla bu kimselerin kurtuluşa erdiği, ahiretteki makamlarının diğer insanlardan üstün olacağı belirtilir. Şehit; nefsini Allah’a satıp, Allah yolunda savaşandır.

Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. (Bakara, 154)

Allah yolunda hayatını feda eden kimseye şehit denir. Bu kimselere şehit denmesi ya cennete gideceklerine şehadet edildiği, yahut vefat anında bir kısım rahmet meleklerinin hazır bulunup şehadet ettiği, yahut da o kişi kendisi Cenab-ı Hakk’ın huzurunda olduğu halde rızıklandırılacağı içindir. Lügat manası ile de şehit; “şahid (hazır bulunan)” demektir. Şehadet; dinimizde fevkalade yüce bir mertebedir.” (Müslim)

“Müminlerden öyle erler vardır ki, (o gün) Allah’a verdikleri sözde durdular. Öyle ki onlardan kimi adağını yerine getirdi (şehit oldu), kimi de (şehit olmayı) bekliyor! Fakat onlar hiçbir şekilde verdikleri sözü değiştirmediler.” (Ahzab, 23)

“Öyle ise, dünya hayatını ahiret karşılığında satan o bahtiyarlar Allah yolunda savaşsınlar! Artık kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, bunun üzerine ileride ona büyük bir mükafat vereceğiz.” (Nisa, 74)

“Samimi olarak Allah’tan şehitlik dileyen kimse yatağında da ölse Allah onu şehitlerin mertebesine ulaştırır.” (Müslim)

“Boğularak ölen şehittir. Yanarak ölen şehittir. Gurbette ölen şehittir. Yılan ve benzeri haşeratın ısırmasından dolayı ölen şehittir. Karın sancısından dolayı ölen şehittir. Çöken evin altında kalan şehittir. Damdan düşüp ayağı veya boynu kırılarak ölen şehittir. Üzerine taş yuvarlanarak ölen şehittir. Meşru ölçüde kocasını kıskanan kadın Allah (cc)yolunda cihad eden gibidir. Ona bir şehit mükafatı vardır. Malı uğrunda öldürülen şehittir. Canı uğrunda öldürülen şehittir. Din kardeşini savunurken ölen şehittir. Komşusu uğrunda öldürülen şehittir. İyiliği emredip kötülüğü sakındırırken ölen şehittir. (İbn-i Asâkir)

sehitlik

“Bir Müslümanın bir hakkı zulmen elinden alınır da bu uğurda mücadele ederken öldürülürse, şehit olmuş olur.” (Müsned)

“Allah fisebilillah savaşırken arkadaşları bozguna uğrayıp geri kaçan, kendisi taşıdığı sorumluluğu bilip düşmana karşı yeniden hücuma geçen ve sonunda şehit edilen bir kişiye hoşnutluğundan hayret eder. Aziz ve Celil olan Allah melekelerine şöyle der: “Kuluma bakın! Katımdaki mükafata olan arzusu ve azabımdan korkusu sebebiyle yeniden hücuma geçti ve sonunda şehit edildi.” (Ebu Davud)

“Kişi ilim öğrenirken ölürse şehit olarak ölmüş olur.” (Bezzar)

“Size en cömert kimsenin kim olduğunu haber vereyim mi? Allah, bütün cömertlerden daha cömerttir. Ben adem oğullarının en cömert olanıyım. Benden sonra onların en cömerdi ise Allah’ın kendisine ilim verip bu ilmi yayan kimsedir. Bu kimse Kıyamet Günü tek başına bir ümmet olarak diriltilecektir. Bundan sonra en cömert olan ise şehit edilinceye kadar Allah yolunda nefsinden fedakarlıkta bulunan kişidir.” (Ebû Ya’la)

“En şerefli ölüm şehit olarak ölmektir.” (İbn-i Asakir)

“Şüphesiz ki Allah, müminlerden nefislerini ve mallarını, karşılığında Cennet hakikaten onların olmak üzere satın almıştır! (Onlar) Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (Allah tarafından onlara) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da söz verilen bu Cennet, Allah’ın kendi üzerine hak bir vaaddir. Ve Allah’dan daha çok sözünü yerine getiren kim olabilir? Öyle ise yaptığınız bu alışverişinizden dolayı sevinin! İşte büyük kurtuluş ise ancak budur!” (Tevbe, 111)

Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal’e kasem olsun; Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim.” (Buhari)

“Allah yolunda hicret edip, sonra öldürülenler veya ölenler ise, mutlaka Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hacc, 58)

“Gurbette ölmek şehitliktir.” (Kütüb-i Sitte)

“Allah’ın öyle kulları vardır ki, onları öldürülmekten korur, güzel ameller içerisinde ömürlerini uzatır. Rızıklarını güzelce verir. Onları afiyetle yaşatır, ruhlarını yataklarında huzur içerisinde aldığı halde onlara şehitlik makamını verir.” (Taberani)

“Kıyamet günü Allah katında şehitlerin efendisi Abdülmüttalib’in oğlu Hamza ile zalim bir idareciye, ayağa kalkarak ona iyiliği emredip kötülükten sakındıran ve bu yüzden o idarecinin öldürdüğü kimsedir. (Hakim)

“Emin, dürüst, Müslüman tacir Kıyamet Günü şehitlerle beraberdir.” (Kütüb-i Sitte) 

Tesbih, Tehlil, Tekbir, Tahmid ve Temcid Duası

Havkale Duası

Okunuşu:

TesbihSübhanallah

TahmidElhamdülillah

TehlilLa ilahe illallah

TekbirAllahü ekber

Temcid: La havle vela kuvvete illa billah

 

Anlamı:

“Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü Allah‘a mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah, en büyüktür, güç ve kuvvet ancak ulu ve yüce Allah ile vardır.”

Peygamberimiz, bu duayı okumanın cennet bahçelerinin meyvelerinden faydalanmak olduğunu, her harfine on sevap verileceğini ve günahlardan bağışlanılmasına vesile olacağını bildirmiştir.

 

tesbih

Hadis-i şeriflerde ise duanın faziletinden şöyle bahsedilmektedir:
En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber’dir.”
Müslim

Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin. Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir.
Taberani

Zor bir duruma düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.”
Deylemi

Şu beşini dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü ekber, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.
Taberani

Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.
İ. Ahmed

Cennet hazinesi olan, “Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.”
Ramuz

La ilahe illallah demek 99 belayı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.”
İ.Asakir

tehlil

Temcid, yani La havle ve la kuvvete illa billah, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.” Hakim

Zikirde “La ilahe illallah”dan, efdali yoktur.
Taberani

Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.
Tirmizi

Allah indinde en kıymetli söz, “Sübhanallahi ve bihamdihi”dir.
Müslim

Sübhanallah” diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. “La ilahe illallah” ve “Allahü ekber” demek de böyledir.
Beyheki

Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: “Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim.””
Müslim

Kur’an-ı Kerim’de Saklı Dualar

Dua

“Ey Rabbimiz! Bizlere dünyada ve ahirette güzellikler ihsan eyle azabından muhafaza eyle.” (Bakara, 201)

“Ey Rabbimiz! Sen bütün bunları boşuna yaratmadın. Seni bütün eksikliklerden tenzih ederiz. Bizleri ateşin azabından koru.” (Al-i İmran, 191)

“Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru.” (Al-i İmran, 147)

“Ey Rabbim! Beni o zalimler topluluğunun içinde tutma.” (Mü’minun, 94)

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kafir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 250)

“Ey Rabbimiz! Muhakkak sen, kimi ateşe sokarsan onu cezalandırırsın. Zalimler için yardımcı yoktur.” (Al-i İmran, 192)

“Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 286)

“Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul et, muhakkak sen, işiten ve bilensin.” (Bakara, 127)

“Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kafir topluma karşı bize yardım et.” (Araf, 155)

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al.” (Araf, 126)

Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.” (Hud, 47)

“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrahim, 38)

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizleri affetmezsen ve bizlere acımazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Araf, 123)

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim, 40)

“Bu hastalık gerçekten beni sarıverdi. Sen ise merhametlilerin en merhametli olanısın.” (Enbiya, 83)

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.” (Enbiya, 87)

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim, 41)

“Rabbim! Gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra, 80)

“Seni tenzih ederim ey Rabbim! Tövbe edip sana yöneldim ve iman edenlerin ilkiyim ben.” (Araf, 143)

kuran dua

“Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi affet. Bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” (Araf, 151)

“Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz sana yöneldik.” (Araf, 156)
“Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” (Kehf, 10)

“Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” (Taha, 25-26-27-28)

“Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” (Enbiya, 89)

“Ey Rabbim! Benim ilmimi artır.” (Taha, 114)

“Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.” (Mü’minün, 97)

“Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minün, 98)

“Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Mü’minün, 109)

“Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Ey Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 128-129)

“Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir. Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.” (Furkan, 65-66)

“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” (Furkan, 74)

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” (Şuara, 83-84-85)

“Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et.” (Ankebut, 30)

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr, 10)

“Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.” (Mümtehine, 4)

“Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Mümtehine, 5)

“Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter.” (Tahrim, 8 )

“Ey Rabbim! Katından bana temiz bir zürriyet ver. Şüphesiz sen duaları işitensin.” (Al-i İmran, 38)

“Ey Rabbim! Kavmimin beni yalanlamasına karşı bana yardım et.” (Müminun, 26)

“Ey Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirilenlerin en hayırlısısın.” (Müminun, 29)

“Ey Rabbim! Ben ancak kendim ve kardeşimle baş edebilirim. Bizimle fasık toplumun arasını ayır.” (Maide, 25)

“Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!. Ve bizi kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar.” (Yunus, 85-86)

“Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen’den bir belge olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” (Maide, 114)

“Biz Allah’a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak ile hüküm ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.” (Araf, 88-89)

“Ya Rabbi! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize rahmet bağışla, sen çok bağışlayansın. Ey Rabbimiz! Kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları muhakkak sen toplayacaksın. Allah verdiği sözden kesinlikle geri dönmez.” (Al-i İmran, 8-9)

“Ey Rabbimiz! Biz iman ettik. İşlediğimiz günahları bağışla ve bizleri ateşin azabından koru.” (Al-i İmran, 16)

“Ya Rabbi! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür. Ya Rabbi! Elçilerine vaad ettiklerini bize ver, kıyamet gününde bizi hor ve aşağılık kılma. Sen kesinlikle vaadinden dönmezsin.” (Al-i İmran, 193-194)

“Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şehirden bizi çıkar. Katından bize bir veli ve bir yardımcı gönder.” (Nisa, 75)

“Ey Rabbim! Bana mülkü sen verdin. Rüyaların yorumunu sen öğrettin. Yerin ve göklerin yaratıcısı sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihlere kavuştur.” (Yusuf, 101)

“Ey Rabbim! Beni ve ailemi kavmimin yapmakta oldukları şeyden kurtar.” (Şuara, 169)

“Ey Rabbim! Bana, ana ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat.” (Neml, 19)

“Allah’ım! Onu ve zürriyyetini kovulmuş şeytandan senin sığınmana veriyorum.” (Al-i İmran, 36)

“Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna; sapıkların ve gazaba uğrayanların yoluna değil.” (Fatiha, 6-7)

“Ey Rabbim! Bu beldeyi, güvenli bir belde yap. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut. Ey Rabbim! Çünkü putlar, kendilerine tapan birçok insanın sapmasına sebep oldular. Kim bana uyarsa şüphesiz ki, o benim dinimdendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz ki sen, af ve merhameti bol olansın. Ey Rabbimiz! Soyundan bazılarını, muharrem ve mukaddes evinin yanındaki çorak, zıraata elverişsiz vadiye, namazı kılsınlar diye yerleştirdim. Ey Rabbim! İnsanların kalplerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki, şükretsinler. Ey Rabbimiz! Hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da çok iyi bilirsin. Yerde ve gökte, hiç bir şey Allah’tan gizli kalmaz.” (İbrahim, 35-38)

İslam Dininde Kadın

islam-kadın

Kadın, şefkat,  iffet ve nezaketiyle üstün değerlere sahip müstesna bir varlıktır. Cenab-ı Hakk’ın cemalinden gelen bir parıltıyla güzelleşen kadın, kendine mahsus değerinin yanında, bir eş ve bir anne olması sebebiyle yuvanın da direği konumundadır. Yuva onunla ayakta durur ve bu küçük mekanda hayata hazırlanan çocuklar da onun terbiyesinde yetişirler. İyi yetişmiş bir eş ve anne olarak kadın, yuvanın baş aktörüdür ve içinde bulunduğu toplumun da mimarıdır. Kadına esas değerini veren, onu mualla tahtına oturtan İslam dinidir. Ne İslam’dan önce ne de ondan sonra kadına gerçek değerini veren ikinci bir sistem ve din göstermek mümkün değildir. Bunun şahidi, İslam’dan önce ve sonraki tarihte kadının değişik coğrafya ve sistemlerdeki halidir. Bazı coğrafyalarda o, bir köle veya şehevi varlık olarak alınıp satılmış, istismar edilmiş, kimi yerlerde de içinde  cin var denilerek aşağılanmış ve toplumun dışına itilmiştir. Kimi yerlerde ona isim dahi verilmemiş ve numaralarla çağırılmış; bir başka alemde ise o, çocuk yapma makinesi olarak görülmüştür. Bazı sistemlerde o, kendisine  hürriyet verilmesi bahanesiyle yuvasından çıkarılıp sokağa atılmış,  reklam malzemesi olarak kullanılıp ekonomik çıkarlara alet edilmiş, bazı ülkelerde ise erkeğin terakkisine engel olan bir şeytan olarak görülmüştür. Arap toplumunun bazı yerlerinde kız çocuğa sahip olanlar büyük bir ayıp işlemiş hissine kapılmışlar ve kızlarını diri diri toprağa gömmüşlerdir. Cahiliyenin türlü türlüsünün yaşandığı son bir iki asır içinde ise demokrasi ve hürriyeti  temsil ettiğini söyleyen ülkelerde de kadın, daha yakın zamana kadar, içinde ruh var mı yok mu tartışmasına maruz kalmıştır. 20. yüzyılın meşhur yazarlarından bazıları kadını, erkeği alçaltan aşağılık bir varlık olarak görmüşlerdir. Bu yüzdendir ki kadın haklarının savunulduğu iddia edilen pek çok memlekette, hayatın değişik sahalarında ve özellikle de çok önemli mevkilerde kadının erkekler kadar yer almadığı bir gerçektir.

Sonuç itibarıyla kadın, İslam’ın dışındaki dairelerde hep  ifrat ve tefritlerin, yani aşırı uç değerlendirmelerin ağında kıvranıp durmuş ve bir türlü yerini ve huzurunu bulamamıştır. Kadına gerçek huzuru bahşeden ancak İslam olmuştur. Başta Kur’an: “Erkeklerin kadınlar üzerinde bazı hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” fermanıyla, kadını layık olduğu konumuna yükseltmiştir. Kadınlarla iyi geçinme hakkında: “Onlarla hoşça, güzelce geçinin. Şayet onlardan hoşlanmayacak olursanız, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur.” buyrularak erkekler, kadınlar hakkında hayra yönlendirilmişlerdir. Ayrıca: “O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de sizin onlarla, onların da sizinle huzur ve sükuna ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesidir. Bunda da düşünen kimseler için ibretler vardır.” beyanıyla, aile müessesesinin oluşmasında kadının da erkek kadar değerli ve önemli olduğu vurgulanmış ve onun bu önemi ayette, sevgi ve merhamet açısından verilmiştir.

İnsanlığın iftihar tablosu Peygamber Efendimiz ise Veda Hutbesi’nde: “Kadınlar hususunda Allah’tan korkun. Siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız.” buyurarak erkekleri kadınlar konusunda ikaz etmiştir. İslam’da kadın, yaşama, mal sahibi olup malında tasarrufta bulunma, kanun karşısında adaletle muamele görme,  evlenme ve aile kurma, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı gibi konuların hepsinde erkekle aynı haklara sahiptir. Ayrıca, erkek gibi onun da malı, canı, ırzı teminat altındadır ve bunları ihlal edenler için ağır cezalar söz konusudur. İslam kadına inanç ve düşünce hürriyeti vermiştir. Bu meyanda çok rahatlıkla bir genç kız Peygamber Efendimiz’e gelerek, kendisini zorla evlendirmek isteyen babasını, bir başka kadın ise kendisini boşayan kocasını şikayet edebilmiştir. Yine bu manada Peygamberimiz ve sahabe-i kiram efendilerimiz, kadınlarla istişarede bulunmuş, isabetli gördüklerinde onların fikirleri istikametinde hareket etmişlerdir. İlim öğrenme ve öğretme, ibadet etme, mukaddes kitabı alıp okuma gibi hususlarda da kadın hürdür. Mesela pek çok sahabe ve onlardan sonra gelen tabiin nesli, Hazret-i Aişe validemizden  ilim öğrenmişlerdir.

Kadınların vakit namazlarıyla Cuma ve bayram namazlarında camiye gelmelerine izin verilmiş, bu konuda kocalarının kendilerine mani olmamaları istenmiştir. Kadının kendi özelliklerine uygun şartlarda çalışmasına izin verilmiş fakat erkeklerin yapabileceği ve kendisine ağır gelecek işlerde çalışmasına izin verilmemiş, bunlardan muaf tutulmuştur. Savaşa çıkma, askerlik yapma, erkeklerin yapabileceği ağır işlerde çalışma, yakınlarının geçimini temin etme gibi hususlar, kadının yapmaya zorlanamayacağı işler türündendir. Kadın erkeğe, erkek de kadına eş olarak yaratılmıştır. İkisi birbirini tamamlayan unsurlardır. Havadaki azot ve oksijeni değer olarak birbirinden ayırmak nasıl imkansızsa, kadın ve erkeği birbirinden ayrı görmek ve bunları birbiriyle yarıştırmak da o derece imkân haricidir ve her ikisine de saygısızlıktır. Erkeğin kendine ait yapısı ve özellikleri olduğu gibi kadının da kendine ait  fıtrat ve mahiyeti vardır. Mesela kadın erkekten daha şefkatlidir. Bu konuda erkek ona yetişemez fakat cesarette de erkek öndedir ve kadın, onunla bu mevzuda boy ölçüşemez. Bu iki husus bir araya gelerek bir yuva kuracak ve ikisi birbirini tamamlayacaktır. Bazılarının kadına noksanlık isnad ediyormuş gibi gördükleri bazı ayet ve hadisler ise tam aksine, kadının kendisine ait yeri ve konumunu belirlemekte ve erkeğe hak ve vazifelerini hatırlatmaktadır. Mesela erkeklerin  kavvam (yönetici) olduğunu belirten ayet erkeğe, bazı özellikleri ve ekonomik yönden mükellefiyeti açısından bir görev ve mesuliyet yüklemektedir. Yani erkek, özellikleri itibarıyla çalışacak, para kazanacak, evinin geçimini temin edecek, evini koruyup kollayacak ve yuvasında söz kesen, noktayı koyan bir konumda duracaktır.

Nitekim her sistemde bir söz kesen vardır. Bu manada erkek, evinin reisidir. Ancak bu reislik, mesuliyeti olan ve hizmet endeksli bir reisliktir yoksa serbest güç kullanma yetkisi veren bir idarecilik değildir. İslam, ne bazılarının yaptığı gibi kadını ilahlaştırmakta, ne de bazılarının yaptığı üzere onu sefil bir varlık olarak görmektedir. Aksine onu öncelikle bir insan, sonra bir eş, bir anne ve toplumun önemli bir dinamiği olarak ele almakta, böylece o aziz varlığı esas oturması gereken tahta oturtmaktadır. Kur’an, hadis-i şerifler, Peygamber Efendimizin mübarek hayatı ve on dört asırlık İslam tarihi buna şahittir.

 

Kaynak: Kadın ve Aile İlmihali 

İtikaf Nedir?

itikaf

İTİKAF

İtikaf, bir mescidde veya mescid hükmündeki bir yerde ibadet amacıyla bir süre vakit geçirmek demektir. İtikaf yapan kimseye “Mutekif” denir.

İtikaf yapan biri, bütün vakitlerini ibadete, namaza ayırmış demektir. İtikaf çok şerefli bir ibadet olup, Allah Teala’nın mabedine sığınıştır. Kendini dış dünyadan uzaklaştırıp, dünyayı değil ahireti dert etmektir.

İtikaf, ilahi huzurda boyun büküp, “Ya Rabbi, günahlarımla kapına geldim, kusurumu bildim, sana yöneldim, bağışlanmadıkça beni buradan çıkarma” demektir. İtikaf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, ilahi feyiz ve yardımlara nail olur.

Peygamber Efendimiz, Medine’ye geldikten sonra vefatına kadar her ramazan ayının son gününde itikafa girerdi.

 

İTİKAFIN ÇEŞİTLERİ

1-Vacip İtikaf

Adak suretiyle yapılan itikaf vaciptir. En az bir gündür, gündüz oruçla geçirilir.

2-Sünnet İtikaf

Ramazan ayının son on gününde yapılan itikaf sünnetir.

3-Müstehap İtikaf

Vacip ve sünnet olan itikaflar dışında yapılanlardır. Belirli bir vakit ya da süresi yoktur.

 

İTİKAFIN ŞARTLARI

1-İtikafa giren kimse Müslüman, akıl sağlığı yerinde ve temiz olmalıdır. İtikaf sırasında mescidde ihtilam olan kimse, dışarı çıkarak gusül abdesti alır ve yeniden itikafa devam edebilir. Temyiz yaşındaki iyiyi kötüyü ayırt edebilecek durumdaki çocuğun itikafı da geçerli olur.

2-İtikafa niyet edilmiş olmalıdır. Niyetsiz olursa geçersiz olur. Kalp ile niyet etmek yeterlidir.

3-İtikaf beş vakit namazın kılındığı bir mescidde veya mescid hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar kendi evlerinde mescid edinecekleri bir odada itikafta bulunabilirler.

4Vacip itikafta, itikaf yapan oruçlu olmalıdır. Sünnet olan itikaf zaten ramazan ayı içerisinde olduğundan oruçlu olunacaktır. Müstehap itikafta oruç şart değildir.

 

itikaf

İTİKAFI BOZAN ŞEYLER

1-Cinsi münasebette bulunmak

İster kasten, ister unutarak olsun cinsi münasebet itikafı bozar. İnzal olması şart değildir. İtikaf yapan kimse için, zevcesi ile cinsi münasebet haramdır. Cinsi münasebet dışındaki hareketlerde inzal olmadıkça itikaf bozulmaz. İtikaf halinde uykuda ihtilam olmak da itikafı bozmaz.

2-Özürsüz olarak mescidden çıkmak

İtikaf yapan kimse özürsüz olarak mescidden bir süre çıkacak olursa itikafı bozulur. Sünnet veya müstehap itikafta bir özür bulunsun ya da bulunmasın dışarı çıkmak itikafı bozmaz. Ancak çıkma sebebi dini, zaruri veya tabii ihtiyaçlar içinse bu geçerlidir. Örneğin itikaf yaptığı mescidde Cuma namazı kılınmıyorsa, Cuma namazı kılmak için başka mescide gitmek dini bir özürdür.

3-Hastalık hali

İtikaf sırasında birkaç gün baygınlık veya akıl hastalığı arız olursa itikafı bozulur. İyileşince devam eder. Vacip itikafta kaza yapmak gerekir. Nafile itikaf için tercihe bağlı olarak kaza gerekmez.

itikaf-sünneti