Miraç Gecesi

Miraç Gecesi

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesi‘dir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullah’ın  şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle anlatılmış ve varlığı inkar edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu ilahi yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksaya kadarki safha Kur’an’da şöyle anlatılır:

Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.”
(İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksadan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip ta İlahi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Suresi’nde şöyle anlatılır:

O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehada gördü. Ki, onun yanında Me’va Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.”
(Necm Suresi, 7-18)

Miraç Gecesi Nasıl Oldu

Miraç nasıl oldu?

Miraç, Receb ayının 27. gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselam’ın rehberliğinde Peygamber Efendimiz‘in Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa’ya, oradan semaya, yüce alemlere, ilahi huzura yükselmesidir.

Peygamberimiz Mescid-i Haram’dan (Mekke’den), Mescid-i Aksa’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekat namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksa’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamberimiz burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.

Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekat namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraç’a yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya, Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.

Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkan ile vücub ortası (kainatın bittiği yer) Sidretü’l-münteha’ya geldiler. Peygamberimiz orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra her gün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti.

Hz. Cebrail’in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekandan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.

Peygamberimiz neden Miraç’a çıktı?

Cenab-ı Hakkın kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz’i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kainatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi’racin batıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi…

Miraç ile Gelen Hediyeler

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin Miraç asansörleri olacaktır.

İkincisi: “Amenerrasûlü” diye bilinen ayetleri getirmiştir. (Bakara, 2/285–286)

Üçüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiştir.

Dördüncüsü: İyi amele niyetlenen kişiye (onu yapamasa bile) bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye (onu yapmadığı müddetçe) hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.

Bir diğer hediye de, Miraç Gecesi Allah ile karşılıklı selamlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et–Tahiyyatü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’racda Allah ile Habibi arasındaki o kutsi sohbeti hatırlatmakta ve benzeri bir mükalemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.

Mirac Gecesi

 

 

 

 
Kaynak:konyakuranakademisi.com/arsiv_/mirac-gecesi.html

Faziletli Dualar

Dua etmek

Hz. Fatıma Annemizin Duası

Hz. Muhammed kızı Fatıma’ya şöyle demiştir:

“Ey Fatıma! Sana yapacağım şu tavsiyeyi dinlemekten seni ne men edebilir ki?

‘Ey Hayy ve Kayyum olan Allah! Senin rahmetine sığınarak seni çağırıyorum. Beni, göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsime havale etme. Durumun tamamını benim için ıslah et.’ ”

dua-eden-kadın

Hz. Ebubekir’in Duası

Resulullah Hz. Ebubekir’e şöyle dua etmesini öğretmiştir:

“Ey Allah’ım! Peygamberin Muhammed’in hürmetine, dostun İbrahim’in hürmetine, kurtardığın (veya seninle konuşan) kulun Musa hürmetine, kelime ve ruhundan olan İsa hürmetine, Musa’nın Tevrat’ı, İsa’nın İncil’i, Davut’un Zebur’u ve Muhammed’in Furkan’ı hürmetine, kullarına gönderdiğin bütün vahiylerin hürmetine, yerine getirdiğin bütün kaza ve kaderin hürmetine, senden isteyip dileğine erişen kullarının hürmetine, fakir yaptığın zenginin, zengin yaptığın fakirin hürmetine veya hidayet ettiğin sapığın hürmetine ihtiyacımı senden istiyorum. Beni mahrum eyleme.

Musa’ya inzal buyurduğun isminin hürmetine, kullarının rızıklarını dağıtmakta rolü olan büyük isminin hürmetine, yeryüzünün karar bulması için, üzerine koyup da onda muvazeneyi temin eden isminin hürmetine, göklerin üzerine konup onların istiklale kavuşmasını temin eden isminin hürmetine, dağların üzerine koydurup onlarda is­tikrarı temin ettiren isminin hürmetine, o ismin ki, arşın onunla ayakta durmaktadır, işte onun hürmetine, senin Tuhur, Tahir, Tahhar, Samed ve Vitr isimlerinin hürmeti­ni, o mübarek ismin ki, kitabında senin nezdinde apaçık nurdan inzal buyrulmuştur, onun hürmetine.

O ismin ki, gündüzün üzerine onu koymuş, gündüzün nurlanmasına vesile olmuştur. Gecenin üzerine onu koy­muş, gecenin kararmasına vesile olmuştur, onun hürmeti­ne, senin azamet ve kibriyanın, kerim zatının hürmetine, senden bana Kuran’la onun bilgisini ihsan buyurmanı ister ve o bilgiyi etimle, kanımla, kulağımla, gözümle ayrılmaz bir şekilde karıştırmanı senden dilerim ve bütün bunların hürmetine senden isterim ki, kuvvet ve kudretinle benim vücudumu kendi yolunda çalıştırasın. Çünkü günahtan

dönüş ve ibadete yöneliş, ancak senin kuvvetin ve kudretinledir. Ey rahmet edenlerin en rahmet edicisi olan Al­lah!”

dua

Büreyde el-Eslemi’nin Duası

Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber Büreyde’ye şöy­le buyurmuştu:

“Ben sana birkaç kelime öğreteyim ki, Allahüteala kim için hayrı irade ederse bu kelimeleri ona öğretir ve o keli­meleri ebediyen unutturmaz!”

Büreyde: “Evet ya Resulullah! O kelimeleri bana öğret!” dedi.

Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu:

“Ey Allah’ım! Ben zayıfım. Razı olduğun sahada beni kuvvetlendir, zafiyetimi gider. Benim alnımdan tutup beni hayra doğru götür. Rızamın en son noktasını İslam dini olarak kıl. Ey Allah’ım! Ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelilim, beni izzete kavuştur. Ben fakirim, beni zengin et, ey rahmet edenlerin en rahmet edeni Allah!”

Kubeyse bin Muharik’in Duası

Hz. Peygamber Kubeyse’nin bir gün kendisine “Ey Allah’ın resulü! Benim yaşım hayli ilerlemiştir. Ben daha önce yaptığım birçok şeyi şimdi yapmaktan acizim. Bu ba­kımdan Allah nezdinde bana fayda verici birkaç kelime öğret ki, onunla kusurlarımı telafi edeyim” demesi üzerine şöyle buyurmuştur:

“Dünyan için bir şeyler öğrenmek istiyorsan, sabah namazını kıldıktan sonra üç defa şu duayı oku:

‘Allah her eksiklikten münezzehtir. Onun hamdına bürünerek bunu ikrar ediyoruz. Yüce olan Allah, her türlü eksikliklerden münezzehtir. Günahtan dönüş ve itaat ancak azim ve yüce olan Allah’ın kuvvet ve kudretiyle olur.’

Ey Kubeyse! Sen bu duayı okuduğun zaman üzüntünden, cüzamdan, cilt hastalığından ve felçten emin olursun. Ahiretin için ise şöyle söyle:

‘Ey Allah’ım! Beni, nezdinden gelen hidayete erdir. Faziletini üzerime oluk gibi yağdır. Rahmetinden benim üzerime saç! Bereketinden benim üzerime indir!’

Ey Kubeyse! İyi bil ki! Bir kul, bu söylediklerimi tam manasıyla yerine getirerek kıyamet gününde huzura gelirse bunları hiç terk etmemek şartıyla cennetin dört kapısı onun için açılır. İstediği kapıdan içeri girebilir!”

mekke-dua

Ebu Derda’nın Duası

Ebu Derda’ya “Evin yanıyor!” denildi. Gerçekten de Ebu Derda’nın mahallesi yanıyordu. Ebu Derda “Allahüteala benim evimi yakmaz!” dedi. Kendisine üç defa evinin yandığı söylendiği halde onun cevabı aynı oldu:

“Allah benim evimi yakmaz!”

Sonra kendisine biri gelip dedi ki: “Ey Ebu Derda! Ateş senin evine yaklaşırken söndü.”

Ebu Derda “Ben öyle olacağını biliyordum” diye karşılık verdi.

Cemaatten biri “Sen bunu nasıl biliyordun? Bu sözlerinin hangisinin daha acayip olduğunu anlayamıyoruz” dedi.

Bunun üzerine Ebu Derda şöyle dedi:

“Hz. Peygamber şöyle demişti: ‘Kim bu sözleri veya gündüz söylerse ona hiçbir şey zarar vermez.’ Bende o sözleri söylemiştim.”

O sözler şunlardır:

“Ey Allah’ım! Benim Rabb’im ancak sensin. Senden başka ilah yoktur. Ancak sana tevekkül ediyorum, arşın sahibi sensin. Günahtan dönüş ve ibadete ancak azim ve yüce olan Allah’ın kuvvetiyledir. Allah neyi dilerse o olmuştur. Neyi dilememişse o olmamıştır. Muhakkak Allah her şeye kadirdir. Muhakkak Allah ilmiyle her şeyi ihata etmiştir ve her şeyi adet olarak buyurmuştur.

Ey Allah’ım! Nefsimin şerrinden ve perçemi kudretinde bulunan her mahlukun şerrinden sana sığınırım. Muhakkak Rabb’imin yolu dosdoğrudur!”

 

Regaip Kandili

Regaip kelimesi arapçadır ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. Reğa-be kelimesinin anlamı, herhangi bir şeyi arzulamak, istemek, ona doğru meyletmek ve onu elde etmek için uğraşmak demektir. Reğib kelimesi ise reğabe’den türemiştir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen anlamlarını taşır. Reğibe’nin çoğulu ise “Reğaip” dir.

Regaip Kandili

Receb ayının ilk cuma gecesine Regaip Kandili olarak bilinir. Bu geceye Regaip ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha faziletli olur. Allah, bu gecede müminlere ragibetler yani ihsanlar, ikramlar yapar. Bu geceye hürmet edenleri, geceyi ibadetle dolu dolu geçirenleri affeder. Bu gece yapılan dualar kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere sayısız sevaplar bahşedilir. Regaip Kandili’ni ibadetle geçirmeli, namaz kılmalı, Kur’an-ı Kerim okuyup, tesbih çekip, tövbe istiğfar etmelidir. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ibadetlerle ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak oldukça faziletlidir.
Peygamberimizin Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam sevapları var.

Din adamları kitaplarında şöyle yazmışlar: “Bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tövbe etmek gibi güzel ve hayırlı şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şaban ise bakım ayıdır. Ramazan ayı ise biçim ayıdır, yani mahsulün alındığı aydır.” demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin başlangıcı olmuş oluyor. Bu yüzden “Receb ayı tövbe ayıdır.” demişler.

Şaban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükafatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Regaip Kandili

Receb-i Şerif Duaları
10 Gün Subhanallahil Hayyi’l-Kayyûm
10 Gün Subhanallahil Ehadi’s-Samed
10 Gün Subhanallahil Gafuru’r-Rahîm

Bu duaları günde en az yüzer defa okunmanın fazileti oldukça fazladır.

 

Receb Ayında Yapılan İbadetler

Receb ayının ilk gecesini ibadetle geçiren sabaha bağışlanmış olarak çıkar. Recebin ilk gününün orucu üç senenin günahlarına, ikinci günü iki senenin günahlarına, üçüncü günü bir senenin günahlarına kefarettir. Sonraki her gün bir aylık bağışlamadır. Recebi ilk gününü oruçlu geçiren kimseden cehennem gökle yer arası kadar uzaklaşır.

 

Regaip Kandili Namazı

Recebin ilk cuması öğle ile ikindi arası 4 rekat namaz vardır. Her rekatta 1 Fatiha Suresi, 7 Ayetel-kürsi Suresi, 5 Felak Suresi, 5 Nas Suresi, 5 İhlas Suresi okunur. Selam verince “ La havle vela guvvete illa billahil aliyyil azimil kebiril müteali.” zikri okunur. Sonunda “Estağfirullahe ve etübü ileyhi” diye 10 kez tövbe edilir.

Regaip Kandili

Peygamber Efendimizin Okuduğu Dua

Efendimiz Hz. Muhammed, üç aylara geldiğinde diğer günlere nazaran ibadetlerini daha da artırıp ve sık sık şu duayı okuyordu: “Allahümme bârik lena fî recebe ve şa’bân ve belliğna ramazan.” Duanın anlamı şu şekildedir, “Allah’ım Recep ve Şaban ayını bize bereketli kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”

Kandiller geçidi olarak adlandırılan, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerinin de içinde bulunduğu 3 aylar, kendimizi denetleme ve değerlendirmenin, taat, ibadet ve şükürlerimizi artırmanın, bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın bir vesilesidir. Regaip Kandili, müminlerin mağfiret mevsimi 3 aylara rağbet etmeleri ve onun taşıdığı manalardan, değerlerden istifade etmeleri gerektiğine dair mesaj yüklü bir gecedir.

 

 

Kutlu Doğum Haftası

Kutlu Doğum Haftası

Peygamber Efendimizin dünyaya gelişi olan Mevlid-i Nebevi yani Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi, asırlardır milletimiz tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı, önceleri bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimiz Hz. Muhammed‘in doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

Kutlu Doğum Haftası
Kutlu Doğum Haftası

Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve beraberlik içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenektir. Hafta dolayısıyla yapılacak programlar belirlenirken gözetilen amaç hep bu olmuştur.  Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hala milletimizin gönlünde yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır. Yüzyıllardır görülmüştür ki Türk Milleti inançlıdır, hoşgörülüdür, dini inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir. Mevlid ile anlamı kazanan kültür atmosferi, bu geleneğin devamıdır. Unutulmamalıdır ki, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamberdir. Çünkü O, tam bir kargaşa ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmiştir. İnsanlık O’nun getirdiği yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın erkek Allah’ın huzurunda eşit olmanın hazzını tatmıştır.

Kutlu Doğum
İslam medeniyeti Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinden kaynaklanan, evrensel ahlak ilkeleri ve insan hakları ile ilmi anlayış üzerine bina edilmiştir. Zira İslam Medeniyetinin esası, İslam dininin hikmet ve adaleti üzerine kurulmuş olduğundan, ilmi ve irfanı öğretmiş, zulmü ve zoru yasaklayarak, haksızlıklara karşı koymayı hedef almıştır. Şurası bir gerçektir ki Cenab-ı Hak, insanın kendisi ile olan ilişkisini iman ve ibadete bağladığı halde, insanın diğer insanlar ve eşya ile ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına bağlamıştır. Kamil bir insan, bu ilişkilerini yerli yerince ve dengeli bir biçimde yapan kişidir. İşte Hz. Muhammed, bunu sağlayan ve bize örnek olan insandır.

“Kutlu Doğum Haftası” hepimize mübarek olsun.

Peygamber Sıfatları

hz. Muhammed

Kur’an-ı Kerim‘de belirtildiği gibi peygamberler de birer insandır. Onlar da diğer herkes gibi yiyip içerler, gezerler, evlenerek çocuk sahibi olurlar, has­ta olur ve ölürler. İlahi emir ve yasaklar konusunda peygamberler de diğer insanlar gibidirler. Fakat onlar her hareketleriyle Allah‘ın biz insanlar için seçtiği kulları ve elçileridir. İnsanlar için birer örnek olduklarının bilinci içindedirler. Bu sebeple her durumda, mutlulukta, refah içindeyken, fakirken veya sıkıntıdayken bile Allah’a şükrederler. Kötü huylardan hiçbiri onlarda bulunmaz. Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulun­ması gereklidir. Bunlara vacip sıfatlar denir. Bu sıfatlar:

Tebliğ 

Tebliğ, bildirmek demektir. Peygamberler Allah’tan aldıkları emir ve yasakları ümmetlerine eksiksiz iletirler. İnsanlara bildirdiklerinde, açıkladıklarında hiçbir eksik veya fazlalık yoktur. Bir kimsenin hatırı için kendilerinden bir ilave veya değişiklik yapmazlar. Tebliğ ettikleri  bütün konularda sadıktırlar, aldıkları  emirleri  eksiksiz  ve  fazlasız  tebliğ  ederler. Tebliğin karşıtı olan gizlemek “kitman” peygamberler hakkında düşünülemez. “Ey peygamber, Rabbinden sana indiri­leni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah’ın elçiliğini tebliğ etmemiş olursun” (Maide 5,67)  ayetinde bu sıfattan söz etmektedir.

KuranıKerim

Sıdk

Sıdk, doğru olmak, doğru davranmak demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır. Sözlerinde, işlerinde ve her türlü davranışlarında doğru ve dürüst davranırlar. Onlar asla yalan söylemezler, söyledikleri her şeyde sadıktırlar. Oldu dedikleri olmuştur, olacak dedikleri zamanı gelince mutlaka olacaktır. Allah’tan kullarına ulaştırdıkları her emir ve yasak haktır, doğrudur. Eğer yalan söyleyecek olsalardı kendi­lerine inananların güven duygusunu kaybederlerdi. O zaman da peygam­ber olarak gönderilmelerindeki amaç gerçekleşmemiş olurdu. Sıdkın zıt anlamlısı olan yalan söylemek “kizb”, peygamberler hakkında düşünülemez. Bütün peygamberler, peygamberlikten önce de sonra da yani hiçbir zaman ve koşulda yalan söylememişlerdir ve dürüst yaşamışlardır.

Emanet

Peygamberlerin bu sıfatının anlamı güvenilir olmak demektir. Peygamberlerin hepsi son  derece  emin ve güvenilir kişilerdir. Emanete asla hainlik etmezler. Hepimizin bildiği gibi,  Allah’ın  Resulü  Hz. Muhammed  henüz  kendisine  peygamberlik  gelmeden, insanlar  arasında  güvenirliği,  güzel huyu ve ahlakı ile tanındığı için kendisine “Muhammed-ül Emin” yani ”Güvenilir Muhammed” adı verilmiştir. Peygamberler  bu  derece  üstün  ve  güzel  ahlaka  sahiptirler. Bu konuda bir ayette şöyle buyrulur: “Bir peygamber için emanete hıyanet yaraşmaz…” (Al-i İmran 3,161) Emanet sıfatının zıt anlamlısı olan hıyanetin onlar için düşünül­mesi imkansızdır.

hacerul-esved-kabe-hakemligi
Hz. Muhammed ve Kabe Hakemliği

İsmet 

Günah işlememek, günahtan korunmuş olmaktır ismet. Peygamberler gizli ve açık hiçbir şekilde günah işlemezler. Allah peygamberleri, peygamberlikten önce ve sonra küfürden,  büyük günahlardan ve haklarında kıymet düşürücü günahlardan korumuştur. Peygamberler hayatlarının hiçbir döneminde şirk ve küfür sayılan günah işlemedikleri gibi özellikle peygamberlikten sonra da günah işlememiş­lerdir. İnsan olmaları sebebiyle günah olmayan birtakım hataları bulunabilir. Ancak onların bu hatası yüce Allah’ın kendilerini uyarmasıyla derhal düzeltilir. Peygamberler örnek ve önder kişiler oldukları için, konumlarını zedeleyecek davranışlardan da uzaktırlar.

Fetanet

Peygamberlerin akıllı ve yüksek zekaya sahip olmaları demektir. Bunun karşıtı ahmaklık peygamberlikle bağdaştırılamaz. İnsanlar arasında aşağı olan bir kimseden peygamber olmamıştır. Peygamberler zeki ve akıllı olmasalardı hitap ettikleri kişileri ikna edemezler, toplumsal dönüşüm ve düzeni sağlayamazlardı.

Adalet

Peygamberler adildirler, hiçbir zulüm ve haksızlık yapmazlar. Bir başkası için adaletten asla ayrılmazlar. İnsanlar içinde her hükmü ve her yaptığı doğru olan kişiler peygamberlerdir. Hakemlikte, insanlar arasındaki karmaşaları çözer, en doğru hükmü verirler.

namaz-kabe

Emnül-azl

Peygamberlikten hiçbir zaman atılmazlar. Dünyada ve ahir hayatta hep peygamber olarak kalırlar.

Cesaret

Peygamberler en cesur insanlardır.  Asla  düşmanlardan ve kafirlerden  korkmaz  ve  kaçmazlar.  Sahabeler,  savaşının  en  çok  şiddetlendiği  zamanlarda  Hz. Muhammed’in  arkasına  sığındıklarını  söylerlerdi.  Bu  da  peygamberlerin  ne  kadar  cesur  olduklarının ispatıdır.

İffet

Gelmiş geçmiş tüm peygamberler namuslu ve şerefli kimselerdir. En ufak yüz kızartıcı, utanç verici bir olay  yaşamazlar ve kimsenin namusuna da asla kötü gözle bakmazlar. Tüm yaşamları ahlak değerleri çerçevesinde geçmiştir.