Ramazanda İbadet ve İyilik

Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik

Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

“Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları af olur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren amirler de af olur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.”

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü Tealanın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir. İbadetlerimizin sevabını yok eder.

Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek lazımdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!” [Beyheki]

“Nerede, ne halde bulunursan bulun, Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!” 
[Tirmizi]
Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!” [Şir’a]

“Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.” 
[Buhari]

“Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü Tealaya saygıdandır.” 
[Buhari]

“Bir Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü Tealaya ikram etmiş gibidir.” 
[Taberani]

“Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü Teala, ona gençleri hürmet ettirir.” 
[Şir’a]

Ramazanda İbadet ve İyilik
Ramazanda İbadet ve İyilik

İnsanlara iyilik etmek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

“İnsanların hepsi Allah’ın ıyali [ev halkı] gibidir. Allahü Tealanın en çok sevdiği kimse, Onun ıyaline [insanlara] en faydalı olandır. Allahü Tealanın en buğzettiği kimse de Onun ıyaline iyilik etmeyendir.” [Bezzar]

“Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.” 
[Deylemi]

“En iyi kimse, kendisinden hep iyilik beklenendir.” 
[Tirmizi]

“İyilik etmek ömrü uzatır.” 
[Taberani]

“Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.”
[Ebu Davud]

Ramazan

Ramazan

Bu konuda İmam-ı Rabbani buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları af olur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca hayır yapana da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Ramazan

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren amirler de af olur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah Efendimiz, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü Tealanın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Kur’an-ı Kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı Şerif’te, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah Efendimiz bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, ”Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü Teala” duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman af olur, azat olur. Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır.

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, “Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.” buyruldu. (Tirmizi)
(Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
“Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü Teala, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir Gecesi’nin) hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.” (Nesai)

“Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü Tealadan bekleyerek oruç tutanın günahları af olur.” (Buhari)

“Ramazan orucunu tutup ölen kimse, cennete girer.” (Deylemi)

“Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.” (Nesai)

“Ramazan bereket ayıdır. Allahü Teala bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.” (Taberani)

“Ramazan-ı Şerif ayı geldiği zaman, Allahü Teala meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.” (Deylemi)

“Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.” (Taberani)

“Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.” (Ebu Nuaym)

“Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları af olur.” (Nesai)

dua
“Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.” (İ.Mansur)

“Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” (İbni Ebiddünya)

“Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluştur.” (İ.Ebiddünya)

“İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.” (Müslim)

“Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.” (İbni Nasr)

“Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.” (Deylemi)

“Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Birisi size sataşırsa, ona “Ben oruçluyum” deyin.” (Buhari)

“Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.” (Hakim)

“Allahü Tealanın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.”(Taberani)

“Allah yolunda bir gün oruç tutanın yüzünü, Allahü Teala yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.”(Müslim)

“Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” (Müslim)

“Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.” (Deylemi)

“Oruçlu iken ölen cennete girer.” (Bezzar)

“Oruç tutan, namaz kılan kimse, mükafatını kıyamette aklı kadar alır.” (Hatib)

namaz
“Oruç şehveti keser.” (İ. Ahmed)
Allahü Teala, bu mübarek ayda O’nun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Amin.

Hz. Muhammed’in Mucizeleri

hzmuhammed

Hz. Muhammed’in hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin evliyasında hasıl olan kerametler, hep O’nun mucizeleridir. Çünkü, kerametler, O’na tabi olanlarda, O’nun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır.
Hz .Muhammed’in mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:
Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır.
İkincisi, bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.
Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

Mucizelerden bazıları:

– Hz . Muhammed’in mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir.

kuran dua

– En büyük mucizelerinden birisi de Miraç mucizesidir.

– Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Hz .Muhammed elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kafirlerinin elebaşıları yanına gelip, “Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır.” dediler. Hz .Muhammed herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allah, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kafirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.

Bu mucize ile ilgili ayet-i kerimenin meali şöyle:
Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve eskiden beri devam ede gelen bir sihir derler.
Kamer 1,2

Ay yarılması

– Hz .Muhammed, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazası’nda ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

– Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, “Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim.” sesi işitildi.

– Medine’de, Mescid-i Nebevi’de dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulallah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı.” buyurdu.

– Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allah’ı tesbih ettikleri çok görülmüştür.

– Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. “Dünyaya gelmek ister misin?” buyurdu. “Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi.” dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.

– Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü Teala’ya dua et, gözlerim açılsın dedi. “Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed’i araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed Aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!” duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

– Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul Aleyhisselam, tebessüm etti ve “Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!” buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

– Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulallah’a haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. “Alacaklılarını çağır, gelsinler!” buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.

– Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, “Ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz? Acaba günahım nedir?” dedi. “Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü Teala’nın hediyene verdiği berekettir.” buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulallah’a haber verdiler. “Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi.” buyurdu.

– Resulallah’ın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu mucizesi üç kısımdır:

Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kafirlerin, katı kalpli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.
İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.
Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir.

İkinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı:

– İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Resulallah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alış-veriş yapma, Müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kabe-i Muazzama’ya asmışlardı. Her şeye kadir olan Allahü Teala Arza denilen bir çeşit kurdu o vesikaya musallat etti. Yazılı bulunan Allahü Teala’nın ismi ile ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi. Allahü bu hali Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber Efendimize bildirdi. Peygamber Efendimiz de bu hali amcası Ebu Talibe anlattı. Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hali kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler. Herkes toplanarak Kabe’ye geldiler. Ahdnameyi Kabe’den indirerek açtılar ve Resulallah’ın buyurduğu gibi, “Bismikellahümme” ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.

– Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma’ya, “Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın.” buyurdu. Altı ay sonra Hz. Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi.

Hazreti Fatıma
– Acem Padişahı Kisra’nın ve Rum Padişahı Kayser’in memleketlerinin Müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

– Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hazret-i Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler.

– Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir.
Hazret-i Ali buyuruyor ki:

Resulallah beni Yemen’e kadı olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, “Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!” buyurdu. Bundan sonra bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

-Resulallah Efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

 

 

 

Kaynak: Mir’at-ı Kainat

Amel

AMEL

Sözlükte “iş, çaba, fiil ve çalışma” gibi manalara gelen amel kelimesi, Kur’an’da Rağıb’ın ifadesiyle, “Canlı varlıktan kasıt ve niyete bağlı olarak sadır olan her bir şey” anlamında kullanılmıştır. Bu itibarla Arapça fi‘l kelimesinden daha özeldir. Zira fiilde kasıt ve niyet şartı aranmaz. Bu sebepledir ki hayvana nisbet edilen fiil­lerin hiçbirine amel denilmemiştir. İyi veya kötü, sadece insanın maksatlı fiillerine amel adı verilmiştir.

dua

Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre Allah Teala, yerleri ve gökleri, bu ikisi arasındaki nimetleri, hayatı ve ölümü insanlardan hangisinin daha güzel amel ortaya koyacağını denemek için yaratmıştır. Kur’an çoğu kez, imanın ardından salih amele yer vermiş ve böylece insanı başarı ve mutluluğa götürecek imanın, salih amellerle bütünleşmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Izutsu’nun, “Salih ameller, davranış yoluyla dışa yansıyan imandır” şeklindeki tespiti bir anlamda bu birlikteliğin derecesini ifade etmektedir. Amel ile iman arasındaki ilişki, tarih boyunca tartışılmış ise de hiç kimse, amelin imandan tümüyle bağımsız olduğunu söylememiştir.

Kur’an’da amelle ilgili çok sayıda ayet göstermek mümkündür. İlahi iradenin sınırsızlığını ve hiçbir şeyle mukayyed olmaması gerçeğini göz ardı etmemek şartıyla diyebiliriz ki mükafat ve cezada yegane ölçü, amelin kemmiyet ve keyfiyetidir. Kur’an’a göre hiç bir amel, asla so­nuçsuz bırakılmayacaktır. Nitekim şu ayetler bu gerçeği en güzel bir şe­kilde ifade eder:

Şu bir gerçek ki, yapılan iyi ya da kötü amel, bir hardal tanesi ağırlığınca bir şey de olsa, bir kayanın içinde, yahut göklerin derinliğinde veya yerkürenin derinliklerinde bulunsa Allah onu yine de ortaya çıkarır. Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilen (latif) ve her şeyden haberdar (habir) olandır.” (Lokman 31/16).

Kim zerre miktar hayır ameli işlese onu görür ve kim de bir zerre miktar kötülük işlese onu görür.” (ez-Zilzal 99/7-8)

Yukarıda da ifade edildiği gibi amelin ortaya çıkması için öncelikle iradenin oluşması gerekmektedir. Arapça’da irade ( kelimesi, “istemek, arzulamak, emretmek, tercih etmek ve hayvanı otlatmak için salı­vermek” gibi manalarda kullanılmıştır. İradeyi, “emel, ihtiyaç ve arzu­nun toplamından oluşan bir kuvvet” şeklinde açıklayan Rağıb el-İsfehani, bu kelimenin, “Nefsin, bir şey hakkında yapıp-yapmama şeklin­deki verdiği bir karardan hareketle o şeye karşı harekete geçmesi” du­rumuna ad olduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte bazen nefsin sade­ce “bir şeyi yapmak ya da yapmamak yönündeki temayülü”ne irade dendiği gibi bazen de “bir şeyin yapılması ya da yapılmaması kararı”na irade adı verilmiştir. Nitekim kavram, Allah’a izafe edilince “hükmet­mek” anlamı taşır. Yerine göre “emir ve kasıt” manasında kullanıldığı da olmuştur. Esasen irade meselesi dini olduğu kadar felsefi ve psiko­lojik bir kavram olarak da hakkında sürekli tartışmaların yapıldığı önem­li bir konudur.

İradede bir şeyi yapma veya yapmama tercihi söz konusu olduğuna göre tercih ettirici sebep, ister Cebriyye ve Eş’ariyye mezhebi mensup­larının söylediği gibi doğrudan Allah Teala olsun, isterse Mûtezile ve Maturidilerin ifade ettiği gibi kula Allah tarafından verilmiş güç ve istitaattan kaynaklanan idrak, duygu ve bilgi gibi bazı hususiyetler ol­sun netice itibariyle, iradenin kalpte oluşması gerçeğine işaret et­mektedir. Zira Kur’an’a göre kalp, bir taraftan Allah’ın insana yönelik birçok tasarrufunda odak nokta konu­munda olduğu gibi diğer taraftan da insanın idrak, duygu ve ilim ma­hallidir. Binaenaleyh kalp, amelin menşei diyebileceğimiz iradenin oluştuğu yerdir. İradenin ameli işlemeye yönelik güçlü talebine ve­ya niyet adı verilmiştir. Azim ve kasd arasındaki fark şudur: Azim, bazen gelecekte yapılabilecek işlere de taalluk ederken, kasd, hemen yapılacak amellere yöneliktir. Bununla birlikte kasd, azim ve ni­yet kavramları arasında herhangi bir farkın olmadığını söyleyenler de vardır.

İradeye dayalı ameller, tezahür ettiği yer itibariyle iki kısımda değer­lendirilmiştir:

Zahiri (bedeni) ameller: İnsanın bedeni veya uzuvlarıyla yaptığı iş ve eylemlere bu isim verilmiştir. Namaz, oruç, Hac, zekat ve cihad gibi ameller bu kısma girer.

Birlik Ve Beraberlik

Batıni (kalbi) ameller: Zahirde görünmeyen duygu, düşünce ve inançla ilgili amellerdir. Mesela iman, inkar, tefekkür, tezekkür, sevgi ve korku gibi ameller bu çeşit amellerdir. Mutasavvıfların hal ve makam dedikleri hususlar genellikle bu kısma dahildir.

Batıni amellerin oluşmasında kalbin merkeziyeti açıktır. Zahiri amellerin meydana gelişinde kalbin merkez oluşu ise daha ziyade irade vası­tasıyla amelin doğuşuna sebep olması yönüyledir.

Kalp, amellerin oluşmasında merkezi bir fonksiyona sahip olduğu gi­bi onların değerlendirilmesinde de aynı şekilde esaslı bir role sahiptir. Amelin salih ya da kötü (fasid) olmasında diğer bir ifadeyle Allah katın­da kabul edilip edilmemesinde kalbin fonksiyonu büyüktür. Kalbin amele bu yöndeki etkisi, genellikle niyet kavramıyla ortaya konmuştur. Niyetle ilgili yapılan bazı tanımlar:

-Niyet, kalbin, yapmak istediği bir amele meyletmesidir.

-Niyetle irade aynı şeydir.

-Niyet, ameli yalnız Allah için işlemek demek olan ihlasla beraber olan iradedir.

-Kalbin ameline niyet denir.

-Niyet, yakın ya da uzak bir menfaati elde etmek veya bir zararı gi­dermek için kalbin o şeye doğru harekete geçmesidir.

Niyet şu üç unsuru ihtiva etmek zorundadır:

  1. Yapılacak şeyi tasarlamak,
  2. Onu yapmayı istemek,
  3. Bu istekte ka­rarlı olmak.

Kur’an, insanın amellerine yön veren iradenin (niyetin) önemini şu ifadelerle vurgular:

Kim dünya menfaatini isterse kendisine ondan veririz, kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz.”(Al-i İmran 3/145)

Hz. Peygamberin şu sözleri de amel-niyet ilişkisini en güzel bir şekilde ortaya koyar:

Yapılan ameller niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resulü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resulü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmış­sa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”