İstanbul Camileri

Sultanahmet Camii (Sultanahmet, İstanbul)

17.yy da Sultan I.Ahmet tarafından yaptırılan Sultanahmet Camii, tarihi yarımadada muhteşem mimarisi ve 6 minaresi ile şüphesiz İstanbul’un ve dünyanın en güzel mimari yapılarından ve camilerinden birisidir.

Sultanahmet meydanının ve tarihi yarımadanın en görkemli ve her yerden görünen camisi olan Sultanahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında 14 yaşında padişah olan I.Ahmet tarafından Sinan ekolünden gelen Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Muhteşem İznik çinileri ile süslü olan Sultanahmet Camii’ne mavi çinilerinden dolayı “Mavi Camii” de denilmektedir.

Dünyadaki tek 6 minareli camii olma özelliğine sahip Sultanahmet Camii, 16 şerefeli, 23.5 metre çapındaki ana kubbe üzerinde ve 5 metre çapındaki ayakları üzerinde yükselmektedir.

Sultanahmet Camii
Sultanahmet Camii

Süleymaniye Camii (Tarihi Yarımada, İstanbul)

Kanuni Sultan Süleyman’ın onuruna Mimar Sinan tarafından 1550-1557 yılları arasında yapılan Süleymaniye Camii de muhteşem mimarisi ve İstanbul’a hakim konumu ile ziyaretçilerin büyülemektedir.

Klasik Osmanlı mimarisinin en önemli örnekleri arasında sayılır. Mimar Sinan, “Kalfalık dönemi eserim” dediği Süleymaniye Camii’nin içerisindeki akustiği farklı teknikler kullanarak mükemmel hale getirmiştir. 53 metre yüksekliğinde, 26.5 metre çapındaki merkezi kubbeyi, fil ayağı denilen dört büyük paye taşır.

Süleymaniye Camii
Süleymaniye Camii

Eyüp Sultan Camii (Eyüp, Haliç, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Eyüp Sultan Camii, Haliç’in kuzey ucunda Eyüp’te bulunmaktadır. Aynı zamanda İslamiyet’i ilk kabul edenlerden ve Arapların İstanbul’u kuşatması sırasında şehit olan Hz. Eyyubu El-Ensari’nin gömüldüğü yerdedir. dönem içerisinde Fatih Sultan Mehmet’in emriyle buraya bir türbe, yanına da bir cami yapılmıştır.

1458 yılında yapılan ilk cami yıkılmış ve bugünkü cami Sultan III. Selim zamanında 1798-1800 yılları arasında yaptırılmıştır. Eyüp Sultan Camii ve etrafındaki Pierre Loti tepesi çok sayıda ziyaretçi akınına uğramaktadır. Aynı zamanda önemli İstanbul camileri yer almaktadır.

Eyüp Sultan Camii
Eyüp Sultan Camii

Fatih Camii (Fatih, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Fatih Camii, 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olup Fatih semtinde bulunmaktadır. Bünyesinde medrese, hastane, kütüphane, kervansaray ve hamam barındırmaktadır.

Aynı zamanda önemli İstanbul camileri arasında yer almaktadır.

Fatih Camii
Fatih Camii

Ortaköy Camii, Büyük Mecidiye Camii (Ortaköy, İstanbul)

Ortaköy Camii, İstanbul’un en güzel camilerinden birisidir. Esas adı Büyük Mecidiye Camii’dir.

Ortaköy semtinde İstanbul Boğazına nazır bir konumda bulunan ve 19.yy da Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Ortaköy Camii, en popüler İstanbul fotoğraflarında da yer almaktadır.

Aynı zamanda önemli İstanbul camileri arasında yer almaktadır.

Ortaköy Camii
Ortaköy Camii

Rüstem Paşa Camii

(Haliç, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Eminönü semtinde bulunan ve 1561 yılında Mimar Sinan tarafından yapılan Rüstem Paşa Camii mimari yapısı ve İznik çinileri ile Osmanlı döneminin şaheserleri arasında ve aynı zamanda önemli İstanbul camileri arasında yer almaktadır.

Rüstem Paşa Camii
Rüstem Paşa Camii

 

Beyazıt Camii (Beyazıt, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Tarihi Yarımadada Beyazıt meydanının hemen yanında bulunan Beyazıt Camii, 1505 yılında Sultan II.Beyazıt tarafından yaptırılmış olup önemli İstanbul camileri yer almaktadır.

Döneminde Beyazıt Külliyesi olarak yaptırılan bölgede camii, medrese, hamam, mutfak, kervansaray ve konaklama yeri bulunmaktaydı. Bunlardan mutfak ve kervansaray halen İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Dönemin medresesi ise Türk Hat Sanatları Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Beyazıt Camii
Beyazıt Camii

Şehzade Mehmet Camii (Fatih, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Beyazıt semtinde bulunan Şehzade Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmet’in anısına 1544-1548 yılları arasında yaptırılmıştır.

Şehzade Mehmet’in türbesi de Caminin bahçesinde bulunmaktadır.

Şehzade Camii
Şehzade Camii

Kalenderhane Camii (Fatih, Tarihi Yarımada, İstanbul)

Fatih Beyazıt arasında 12.yy Bozdoğan Su Kemeri yakınında bulunan Kalenderhane Camii, Osmanlı döneminde dervişler için yaptırılmış güzel camilerden birisi ve aynı zamanda önemli İstanbul camileri arasında yer almaktadır.

Kalenderhane Camii
Kalenderhane Camii

Sokullu Mehmet Paşa Camii, Küçük Ayasofya (Tarihi Yarımada, İstanbul)

1557 yılında Mimar Sinan tarafından yapılan Sokullu Mehmet Paşa Camii, tarihi yarımadaya hakim bir konumda Küçük Ayasofya semtinde bulunmaktadır.

Sokollu Mehmet Paşa Camii
Sokollu Mehmet Paşa Camii

Gece Vaktinden İstifade Etmek

Gece Namazı

cami-dua

Kalp ehli için gecenin sükunetinden daha feyizli bir zaman olamaz. Geceleri belli miktarda uyanık geçirerek onun feyz ve bereketinden is­tifade etmek gereklidir. Bu hususta ayetlerde şöyle buyrulur:

O muttaki kimseler, geceleri namaz kılmak ve istiğfar etmek için yanlarını yataklarından kaldırırlar… Rablerine, azabından korkarak ve rahmetini umarak dua ederler (muratlarını isterler, yalvarırlar). Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına infak ederler.” (Secde 32/16)

Gecenin bir kısmında O’na secde et! Gecenin uzun bir bölü­münde de 0nu teşbih et!” (İnsan 76/25-26)

Cenab-ı Hakk’ın geceye verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar, sayısızdır. Bu hususta Rabbimizin: “Geceye ve gecenin içinde olan şeylere andolsun ki...” (Duha 93/2); “Sükuna erdiği zaman geceye andolsun ki…” (Duha 93/2) ve “Kararmaya yüz tuttuğun­da geceye; ağarmaya başladığında sabaha andolsun!” (Tekvir 81/17-18) şeklinde kasem buyurmasındaki sır, idrakimize ve gönlümüze nice hakikatleri seyrettirmek için açılan ilahi bir penceredir.

Olgunluğa erişmiş müminler için geceler, derunundaki sükunet ve feyz dolayısıyla müstesna bir ganimettir. Bu ganimetin kıymetini layıkıyla bilenler -bilhassa gece yarısından sonra- bütün mahlukatın istirahate çekilerek alemi derin bir sükunetin kapladığı hengamda, dua, ibadet ve Hakk’a yanık ilticaların kabulü için Rablerine teveccüh etmenin feyizli zeminini bulurlar. Gece ve seherleri uyanık geçirmek hususunda Cenab-ı Hak. kendisinden sakındıkları için ilahi nimetlere mazhar olacaklarını beyan ile medhettiği o bahtiyar kullan hakkında şöyle buyurur:

Onlar geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.(Zariyat 51/17 18)

Diğer bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

(Ey peygamber-i ekber!) O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor ve secde edenler arasında dolaşmanı da… (Şuara 26/218-219)

Gece namazı ve teşbihleri, yar ile buluşup sohbet etme ma­hiyetini taşır. Herkes uyurken uyanık olmak, Mevla-yı Müteal’in rahmet iklimine girerek, mağfiret, muhabbet ve marifet meclisine dahil olan müstesna kullarından olmak demektir.

Eğer bir mümin, geceyi gayeli kullanabilir ve zikrin ruhaniyetinden nasip alabilirse gecesi gündüzünden manen daha aydınlık ve hayırlı olur. Lakin gayesiz ve uykuya mahkum olarak geçirilen bir gece ise taşa, de­nize ve çöle yağan yağmur gibi semeresiz ve telafisi zor bir kayıptır.

Seherde başlayan tevhidin ruhaniyeti günlerimizi ve gönüllerimizi ihata ederse son nefesimiz yani dünyadaki her şeye büyük veda demek olan ölüm de, kelime-i tevhidin ruhaniyeti ile inşallah bir “şeb-i arus’ a dönüşür.

Bütün bir geceyi uykuyla geçirmeyip arada bir kalkmanın insan vü­cudu ve sıhhati için ehemmiyeti de tıbbi bir gerçektir. Hakikaten uzun bir uykudan uyananlar baş ağrısından muzdarip olurlar. Bu, uyurken ne­fes alıp vermenin yavaşlaması ve beynin kafi miktarda oksijenle beslenememesinin bir neticesidir. Uykuyu bölenler, fiili hareketlerle nefes alıp vermeyi normalleştirdiklerinden, az bir uykuya rağmen yatakların­dan daha zinde kalkarlar. Diğer taraftan bilhassa ihtiyarlarda ölümler daha ziyade sabaha karşı vaki olur. Bundan dolayı doktorlar, seher vaktine “ölüm saati” adını verirler. Bunun sebebi uykunun en derin ol­duğu saatte kalbin çalışmasının yavaşlamasıdır. Bu saatte uyananlar -üs­telik bir de soğuk suyla abdest alırlarsa- bütün vücut fonksiyonlarını normalleştirmiş olurlar. Dinin emirleri bu gibi dünyevi faydalar için ol­mayıp Allah’a kulluğu gerçekleştirmek maksadıyla vaz olunmuşlarsa da onların her birinde böyle dünyevi faydalar da mevcuttur. Namaz, oruç vs. ibadetler içinde böyle sayısız dünyevi hikmetler ve menfaatler vardır. Fakat tabiatı ile bunlar o ibadetlerin varlık sebebi değil, birer yan tesiri mesabesindedirler.

Regaip Kandili

Regaip kelimesi arapçadır ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. Reğa-be kelimesinin anlamı, herhangi bir şeyi arzulamak, istemek, ona doğru meyletmek ve onu elde etmek için uğraşmak demektir. Reğib kelimesi ise reğabe’den türemiştir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen anlamlarını taşır. Reğibe’nin çoğulu ise “Reğaip” dir.

Regaip Kandili

Receb ayının ilk cuma gecesine Regaip Kandili olarak bilinir. Bu geceye Regaip ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha faziletli olur. Allah, bu gecede müminlere ragibetler yani ihsanlar, ikramlar yapar. Bu geceye hürmet edenleri, geceyi ibadetle dolu dolu geçirenleri affeder. Bu gece yapılan dualar kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere sayısız sevaplar bahşedilir. Regaip Kandili’ni ibadetle geçirmeli, namaz kılmalı, Kur’an-ı Kerim okuyup, tesbih çekip, tövbe istiğfar etmelidir. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ibadetlerle ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak oldukça faziletlidir.
Peygamberimizin Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam sevapları var.

Din adamları kitaplarında şöyle yazmışlar: “Bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tövbe etmek gibi güzel ve hayırlı şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şaban ise bakım ayıdır. Ramazan ayı ise biçim ayıdır, yani mahsulün alındığı aydır.” demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin başlangıcı olmuş oluyor. Bu yüzden “Receb ayı tövbe ayıdır.” demişler.

Şaban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükafatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Regaip Kandili

Receb-i Şerif Duaları
10 Gün Subhanallahil Hayyi’l-Kayyûm
10 Gün Subhanallahil Ehadi’s-Samed
10 Gün Subhanallahil Gafuru’r-Rahîm

Bu duaları günde en az yüzer defa okunmanın fazileti oldukça fazladır.

 

Receb Ayında Yapılan İbadetler

Receb ayının ilk gecesini ibadetle geçiren sabaha bağışlanmış olarak çıkar. Recebin ilk gününün orucu üç senenin günahlarına, ikinci günü iki senenin günahlarına, üçüncü günü bir senenin günahlarına kefarettir. Sonraki her gün bir aylık bağışlamadır. Recebi ilk gününü oruçlu geçiren kimseden cehennem gökle yer arası kadar uzaklaşır.

 

Regaip Kandili Namazı

Recebin ilk cuması öğle ile ikindi arası 4 rekat namaz vardır. Her rekatta 1 Fatiha Suresi, 7 Ayetel-kürsi Suresi, 5 Felak Suresi, 5 Nas Suresi, 5 İhlas Suresi okunur. Selam verince “ La havle vela guvvete illa billahil aliyyil azimil kebiril müteali.” zikri okunur. Sonunda “Estağfirullahe ve etübü ileyhi” diye 10 kez tövbe edilir.

Regaip Kandili

Peygamber Efendimizin Okuduğu Dua

Efendimiz Hz. Muhammed, üç aylara geldiğinde diğer günlere nazaran ibadetlerini daha da artırıp ve sık sık şu duayı okuyordu: “Allahümme bârik lena fî recebe ve şa’bân ve belliğna ramazan.” Duanın anlamı şu şekildedir, “Allah’ım Recep ve Şaban ayını bize bereketli kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”

Kandiller geçidi olarak adlandırılan, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerinin de içinde bulunduğu 3 aylar, kendimizi denetleme ve değerlendirmenin, taat, ibadet ve şükürlerimizi artırmanın, bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın bir vesilesidir. Regaip Kandili, müminlerin mağfiret mevsimi 3 aylara rağbet etmeleri ve onun taşıdığı manalardan, değerlerden istifade etmeleri gerektiğine dair mesaj yüklü bir gecedir.

 

 

Namaz Yalnızlığa Çaredir

Kabe'de Namaz
Kabe’de Namaz

Namaz kılmak insanın yalnızlık hissine kapılmasının önüne geçer. İnsanların birbirinden isteyerek veya istemeyerek uzaklaştıkları, günlük hayat koşuşturmasının giderek arttığı bugünkü medeniyetin olumsuz bir etkisi de yalnızlık hissidir. Namaz ferden veya cemaat ile kılındığı zaman her iki durumda da insanların yalnızlık hissini günde en az 5 defa giderebilmektedir.

Çünkü namaz, yalnız kılındığında insanı Allah’ın huzuruna götürmekle, insana yalnız olmadığını hatırlatmaktadır. Cemaatle kılındığı zaman da insanı yine hem Allah ile karşı karşıya getirmekte hem de diğer insanlarla bir araya getirerek yalnız olunmadığını vurgulamaktadır.

Psikiyatristlerin tavsiyesi derdimizi anlatacağımız kişiyi dikkatlice seçmemiz üzerinedir. Çünkü herkese dertlerimizden bahsetmemiz mümkün değildir. Sıkıntılarımızı paylaşacağımız kişinin mesleği, yaşı, cinsiyeti önemli değildir. Önemli olan bizi anlayan, dinleyen ve yardım eden biri olduğunu hissetmemizdir.

Bu durumda işiten, gören ve her işin sahibi olan Allah, hiç düşünmeden sığınabileceğimiz yegane limandır. Peygamber Efendimiz bir sıkıntıyla yüz yüze geldiğinde namaza sığınırdı. Bir iş, Allah Resulü’nü tedirgin ettiği zaman namaza yönelir ve müezzini Bilal Efendimize de ezanı kastederek “Bizi rahatlar ey Bilal!” derdi. Bu sözleriyle Efendimiz namazın insanı rahatlattığını, sıkıntılarını, kederini, yalnızlığını Allah’a açarak, O’na yalvararak giderebileceğini belirtmiştir.

Kolin adında, sonradan Müslüman olan bir İngiliz, gemi ile Mağrip’teki Tanca şehrine sefer yaptığında büyük bir fırtına kopar. Gemi batma tehlikesi ile karşı karşıya gelir. Yolcular eşyalarını denize atmaya, kaçışmaya başlarlar. Herkes korku, endişe ve çaresizlikten dolayı ne yapacağını şaşırır. Tam o sırada, Müslümanlar tek saf haline durarak tekbir, kelime-i şahadet ve tespih getirirler.

namaz-kılmak

Kolin onlardan birine yaklaşarak ne yaptıklarını sorar. Müslüman adam cevap verir: “Allah’a namaz kılıp, dua ediyoruz.” Kolin tekrar sorar: “bu geminin batmaya yüz tutması sizi endişelendirmiyor mu?” Müslüman cevap olarak “Hayır” der. “Biz öyle bir Allah’a namaz kılıyoruz ki bütün iş yalnız O’nun kudreti iledir; isterse diriltir, isterse öldürür.” O korkutucu anda bile Müslümanların kendilerini Allah’ın yanında hissetmelerinden etkilenen Kolin, daha sonra İslam’ı tetkik eder. Bu hadise neticede onun hidayete ulaşmasına vesile olur.

Göğsü daralan, gönlü muzdarip olan, kendini yalnız hisseden kimselerin saadeti namazda gizlidir.

Tesbih, Tehlil, Tekbir, Tahmid ve Temcid Duası

Havkale Duası

Okunuşu:

TesbihSübhanallah

TahmidElhamdülillah

TehlilLa ilahe illallah

TekbirAllahü ekber

Temcid: La havle vela kuvvete illa billah

 

Anlamı:

“Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü Allah‘a mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah, en büyüktür, güç ve kuvvet ancak ulu ve yüce Allah ile vardır.”

Peygamberimiz, bu duayı okumanın cennet bahçelerinin meyvelerinden faydalanmak olduğunu, her harfine on sevap verileceğini ve günahlardan bağışlanılmasına vesile olacağını bildirmiştir.

 

tesbih

Hadis-i şeriflerde ise duanın faziletinden şöyle bahsedilmektedir:
En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber’dir.”
Müslim

Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin. Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir.
Taberani

Zor bir duruma düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.”
Deylemi

Şu beşini dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü ekber, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.
Taberani

Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.
İ. Ahmed

Cennet hazinesi olan, “Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.”
Ramuz

La ilahe illallah demek 99 belayı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.”
İ.Asakir

tehlil

Temcid, yani La havle ve la kuvvete illa billah, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.” Hakim

Zikirde “La ilahe illallah”dan, efdali yoktur.
Taberani

Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.
Tirmizi

Allah indinde en kıymetli söz, “Sübhanallahi ve bihamdihi”dir.
Müslim

Sübhanallah” diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. “La ilahe illallah” ve “Allahü ekber” demek de böyledir.
Beyheki

Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: “Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim.””
Müslim